Siyaset, matematik gibi kesin sonuçlar vermez.
Bugün “olmaz” denilen, yarın “olur” olur.
“İmkânsız” görünen, bir anda mümkün hale gelir.
Kesin konuşanlar susar, sessiz kalanlar kazanır.
Kadışehri’nde yaşanan son gelişme de bir kez daha gösterdi ki;
siyasette hesap kitap tutmaz, dengeler bir anda değişir.
Çünkü bu arenada iki kere iki, her zaman dört etmez…
Siyaseti bazen Ankara’dan okumaya çalışırız…
Bazen de küçük bir ilçeden, bir beldeden, bir kasabadan.
Kadışehri siyasetine bakarak Yozgat’ın genel siyaseti okunur mu?
Aylardır ne konuşuluyordu?
“Geliyor…”
“Yok gelmiyor…”
“Gelirse biz varız…”
“Ben varken mümkün mü…”
“Vallahi billahi yok…”
“Varsa da benden bilmeyin…”
“Bunu konuşanlar partide hain…”
Liste uzar gider…
Sonuç ne oldu?
Kadışehri Belediye Başkanı Sayın Davut Karadavut, AK Parti’ye geçti.
Rozetini de bizzat Sayın Cumhurbaşkanı taktı.
Demek ki neymiş?
Siyasette iki kere iki her zaman dört etmiyormuş.
Büyük lokma yiyip, büyük konuşmamak lazımmış.
Bugün karşı çıkanların birçoğu, yarın tebrik kuyruğuna girer.
Kadışehri’ne seferler düzenlenir.
Yan yana fotoğraflar verilir.
Bu işin tabiatı böyle.
Siyaset bazen suya atılan taş gibidir.
Küçük başlar…
Ama halkalar büyüyerek yayılır.
Bu geçiş de öyledir.
Etkisi olur.
Hem getirdiği olur…
Hem götürdüğü.
Kadışehri küçük bir yer.
Orada siyaset partilerden çok kişiler üzerinden yürür.
İşte burada Sayın Şahabettin Aksoy gerçeğini görmezden gelemeyiz.
Seçimlerde aday oldu.
Ama hâlâ merkezdedir.
Ve belli ki merkezde kalmaya da devam edecek.
AK Parti’den kopacağını düşünmüyorum.
Aksine, siyasi tecrübesiyle bundan sonra daha fazla sahnede olacaktır. Bunu görmek zor değil.
Genel merkezin, milletvekillerinin ve teşkilatın da bu tabloyu doğru okuyacağına inanıyorum.
Siyasetin ilacı: zamandır, Sabırdır.
Teenni’dir.
Sessizliktir.
Aksoy ailesinin bu süreci böyle yöneteceğini düşünüyorum.
Dedikoduya…
Fitneye…
Tahrike…
Prim vermeden.
Sayın Davut Karadavut’a gelince; Artık sorumluluğu daha büyüktür.
Herkesi kucaklamak…
Kırgınlıkları onarmak…
Küskünlükleri bitirmek…
Onun görevidir.
Tecrübeli bir siyasetçidir.
Rozet sonrası Cumhurbaşkanımızla yaptığı özel görüşmede gerekli mesajları almıştır.
Bundan sonra ne yaptığı da yakından takip edilecektir.
Bu geçişlerin Yozgat siyasetine etkisi olacaktır.
Kaçınılmazdır. AK Parti’ye kırgın, küskün, incinmiş insanlar var mı? Elbette var.
Ama kopmuş değiller.
Başka bir yere de gitmemişler.
Seçmen şu an arafta.
Yani:Geri dönebilir.
Kazanılabilir.
Doğru zamanla…
Doğru dille…
Samimiyetle…
Bu da milletvekillerinin ve teşkilatların görevidir.
Yazar: Ferhat ÖZER
-
“Siyasette iki kere iki her zaman dört etmez”
-
Dijital Medyanın kalbi Şanlıurfa’da attı
Türkiye İnternet Gazeteciliği Derneği (TİGAD) öncülüğünde, Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi ile Kulis TV’nin destekleriyle 18–21 Aralık 2025 tarihleri arasında düzenlenen “Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı” kapsamında, TİGAD Yozgat İl Temsilcisi olarak Şanlıurfa programına katıldım. Hafta sonunu da içine alan bu üç günlük program, sadece mesleki anlamda değil; kültürel, tarihi ve insani yönleriyle de hafızamda iz bırakan son derece güzel bir etkinlikti.
Türkiye’nin dört bir yanından gelen, aralarında İsmail Saymaz, Nevzat Çiçek, Kemal Öztürk, Alişer Delek ve Haberler.com Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Teymur gibi ülkemizin saygın ve etkili kalemlerinin de yer aldığı yaklaşık 150 gazeteci, “Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı” vesilesiyle ülkemizin kadim şehir Şanlıurfa’da bir araya geldi. Farklı şehirlerden, gelen TİGAD İl Temsilcisi meslektaşlarımızla; gazetecilik, dijital dönüşüm ve medya etiği üzerinde geniş ve kapsamlı değerlendirmelerde yaptık.
Daha önce Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ndeki bazı illeri görme imkanım olmuştu. Ancak bu program sayesinde, “Peygamberler diyarı” olarak anılan Şanlıurfa’yı da ilk kez yakından azda olsa tanıma fırsatı buldum. “Az da olsa” diyorum; çünkü Şanlıurfa, üç günlük bir ziyaretle tam anlamıyla keşfedilebilecek bir şehir değil. Her sokağı, her taşı, her hikayesi ayrı bir tarih ve medeniyet barındırıyor. Buna rağmen, bu kısa sürede bile şehrin önemli mekanlarını görme fırsartımız oldu.
Çalıştay’ın ilk günü TİGAD Genel Başkanı Sayın Okan Geçgel’in öncülüğünde önemli ziyaretler de gerçekleştirildi. MİSİAD Genel Başkanı Ömer Ağ, TİGAD Yönetim Kurulu Üyeleri ve TİGAD Şanlıurfa İl Temsilcisi Gazeteci Mehmet Yetim’in de yer aldığı heyetle birlikte, Şanlıurfa Valisi Sayın Hasan Şıldak makamında ziyaret edildi. Aynı gün, Şanlıurfa Büyükşehir Belediye Başkanı’nın Ankara’da olması nedeniyle Başkanvekili Sayın Sait Ağan ile de bir araya gelindi. Gerçekleştirilen bu ziyaretlerde, yerel yönetimler ile dijital medyanın iş birliği, yeni medya düzeni ve yerel basının güçlendirilmesi konuları ele alındı.
Ziyaretlerin ardından akşam saatlerinde TİGAD İl Temsilcileri toplantımızı yaptık. Türkiye’nin dört bir yanından gelen temsilcilerle fikir alışverişinde bulunmak, yaşadığımız sorunları ve beklentilerimizi paylaştık. İkinci gün ise Harran Üniversitesi ev sahipliğinde, gün boyu süren “Dijital Habercilik ve Medya Çalıştayı” gerçekleştirildi.
Çalıştayın ilk oturumu, Haberler.com ve Sondakika.com Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ekrem Teymur’un moderatörlüğünde yapıldı. Oturumda söz alan İsmail Saymaz, geleneksel gazetecilikten sosyal medya gazeteciliğine geçiş sürecini, kendi deneyimleri üzerinden detaylı bir şekilde anlattı. Dijitalleşmenin gazeteciliği nasıl dönüştürdüğünü, hız, etkileşim ve sorumluluk ekseninde ele aldı.
Nevzat Çiçek ise Ortadoğu coğrafyasında gazeteci olmanın zorluklarını, sahadan çarpıcı örneklerle anlattı. Haberin sadece bir metin değil, çoğu zaman ciddi bir bedel ve cesaret gerektirdiğine dikkat çekti. Alişer Delek, dijital dünyada haberciliğin geçirdiği dönüşümü, yapay zeka destekli içerik üretimi ve veri gazeteciliği üzerinden değerlendirdi. Yapay zekanın doğru kullanıldığında gazeteciler için nasıl güçlü bir yardımcı olabileceğini teknik detaylarıyla paylaştı.
AA eski Genel Müdürü Kemal Öztürk ise ajans haberciliği ile sosyal medya arasındaki ilişkiyi, geçmişten günümüze uzanan süreci ele aldı. Avrupa ve Türkiye basınını karşılaştırarak, gazeteciliğin geldiği noktayı kapsamlı bir şekilde değerlendirdi. Oturum boyunca meslektaşlarımız konuşmacılara sorular yöneltti, konuşmacılar da son derece samimi ve net cevaplar verdi. Gerçekten dolu dolu, öğretici ve ufuk açıcı bir çalıştaydı.
Cumartesi günü ise Şanlıurfa’nın tarihi ve kültürel zenginliklerini yakından tanıma fırsatı bulduk. Rehber eşliğinde Balıklıgöl Platosu, Dergah Camisi, Gümrük Hanı ve tarihi çarşılar; Şanlıurfa Arkeoloji Müzesi, Harran Ulu Camii ve Harran Kalesi, Göbeklitepe ve Karahantepe ziyaretleri adeta zamanda yolculuk gibiydi. İnsanlık tarihinin sıfır noktası olarak kabul edilen bu mekanları yerinde görmek, anlatılanları dinlemek tarifsiz bir duyguydu. Akşam düzenlenen Urfa sıra gecesi ise katılımcıların büyük beğenisini topladı; dostlukların pekiştiği, samimi ve unutulmaz anlara sahne oldu.
Benim açımdan, oldukça verimli ve keyifli geçen bir Şanlıurfa programı oldu. Ankara’dan Mardin’e, Sivas’tan Konya’ya, Kocaeli’nden Tekirdağ’a, Rize’den Yozgat’a, diğer tüm illere kadar gelen TİGAD il temsilcisi arkadaşlarımızla birlik ve beraberlik adına çok sıcak, çok samimi bir kaynaşma yaşadık. Mesleğimizin geleceğini konuşurken, aynı zamanda gönül bağlarımızı da güçlendirdik.
Her çalıştayın farklı bir ilde gerçekleştirildiği TİGAD Çalıştay’ının 8.si Şanlıurfa’da gerçekleştirildi. Bu vesileyle; böylesine güzel ve dolu bir organizasyona öncülük eden TİGAD Genel Başkanı Sayın Okan Geçgel’e, TİGAD Şanlıurfa İl Temsilcimiz Mehmet Yetim’e, Şanlıurfa MİSİAD Genel Başkanı Ömer Ağ, emeği geçen tüm yönetim kurulu üyelerine, ev sahipliği ve destekleri için Şanlıurfa Valiliğine ve Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’ne, Harran Üniversitesi Rektörlüğüne ve katkı sunan herkese teşekkür ediyorum.
-
“Tenezül Etmem” diyen zihniyet, millete hizmet edemez
Bundan birkaç hafta önce Sayın Valimizle gerçekleştirdiğimiz bir basın toplantısına katılmıştık. Toplantı bitiminde gazetemizin Genel Yayın Yönetmeni Ömer Ertuğrul’u bırakıp başka bir noktaya geçtim. Orada karşılaştığım bazı vatandaşlar, gazeteci olduğumu bildikleri için hemen içlerini dökmeye başladılar. “Şunu da yazsanız, bunu da haber yapsanız… Hep böyle oluyor zaten” diyerek serzenişte bulundular.
Vatandaşın bu tür talepleri elbette yabancı olduğumuz şeyler değil. Ancak ben, meseleleri hemen gazetemize ve haber sitelerimize taşımadan önce diyalog yoluyla çözmeyi önemserim. O an da öyle yaptım. “Bu konuyu ilgili kurum yöneticisine iletelim, belki habere gerek kalmadan çözülür” dedim. Sohbetimiz uzadı, vatandaş içini döktü, ben notlarımı aldım.
İş yoğunluğu nedeniyle aradan birkaç gün geçti ama konuyu unutmadım. Gecikmeli de olsa bahsi geçen kurumun yöneticisini aradım. Hem sahada gördüklerimi hem de vatandaşın tepkisini kendisine aktardım. Üstelik aynı durumun ilçelerde de yaşandığını, bunun yaygın bir memnuniyetsizlik yarattığını da ifade ettim.
Fakat aldığım yanıt, doğrusu beni hayal kırıklığına uğrattı. Kurum yöneticisi, konuyu çözmeye odaklanmak yerine hem vatandaşlar hem de gazeteci meslektaşlarımız hakkında oldukça eleştirel, hatta küçümseyici ifadeler kullandı. “Sizi tenzih ederim ama ben tenezül edip o gazeteciyi aramam” dedi.
Bu sözleri duyunca şaşırdım. “Yanlış düşünüyorsunuz” diyerek geçmişte yaşanan benzer olaylardan örnekler verdim. Ancak konuşmanın sonunda bende de o yöneticiye dair olumlu bir izlenim kalmadı.
Oysa Cumhurbaşkanımız her fırsatta “vatandaş odaklı, hizmet temelli yönetim anlayışından söz ederken, bazı yöneticilerin makamlarını sahiplenmeleri ve makamdan aldıkları güçle hareket etmeleri, insani ve vicdani duygularını kaybetmeleri hem üzücü hem düşündürücüdür.
Bir gazeteci sizi bir konuda uyarıyor. Haber yapmadan, kamuoyu baskısı oluşturmadan, yalnızca bir eksikliğe dikkat çekiyor. Bu bir iyi niyet göstergesidir, yapıcı bir uyarıdır. Böyle bir durumda “teşekkür ederiz, hemen ilgilenelim” denmesi gerekirken, “ben gazeteciyi tenezül edip aramam” demek ne anlama gelir?
Bu şehirde yaşayan herkes; vali, milletvekili, gazeteci, vatandaş aynı geminin yolcusu değil mi? Bugün şehrimizi ilgilendiren bir meseleyle ilgili Sayın Valimizi, milletvekillerimizi, hatta geçmişte bakanlık yapmış değerli isimleri arasak, her biri teşekkür eder, “ilgilenelim, gereğini yapalım” der. Çünkü mesele şahıs değil, Yozgat meselesidir.
Bir yönetici, bulunduğu makamın kendisine ait olmadığını, o koltuğun yalnızca vatandaşa hizmet etmek için bir emanet olduğunu unutmamalıdır. O makama, vatandaşın işini kolaylaştırmak, sorunlara çözüm bulmak için getirilmiştir.
Benim beklentim, bir gazeteci olarak değil, bir Yozgatlı olarak da şehrimizin yöneticilerinden samimiyet, nezaket ve çözüme odaklı yaklaşım göstermeleridir. Vatandaşın sesine kulak veren, gazeteciyi düşman değil paydaş gören anlayıştır. Çünkü Yozgat hepimizin ortak paydasıdır.
Amacımız Yozgat’ımızın her alanda gelişmesi, kalkınması ve başarılı olmasıdır. Bunu da ancak birlikte hareket ederek, empati kurarak, kibri değil hizmeti merkeze alarak başarabiliriz. Unutulmamalıdır ki; Makamlar gelip geçicidir, ama yapılan hizmetler kalıcıdır. -
Tarlada bilgi yoksa harmanda bereket olmaz
Yozgat, Türkiye’nin tarım ve hayvancılık açısından önemli illerinin başında gelmektedir. Toprak bütünlüğü bakımından Türkiye’de 15. sırada yer alan ilimiz, doğuda Sivas, güneyde Kayseri, Nevşehir ve Kırşehir, batıda Kırıkkale, kuzeyde ise Amasya, Çorum ve Tokat illeriyle çevrili. İç Anadolu’nun tam kalbinde, karasal iklime sahip bir şehrimizdir.
Son yıllarda iklim değişikliği, yağış azlığı ve artan maliyetler çiftçimizin belini büküyor. Yazlar eskisinden daha sıcak, kışlar daha kurak geçiyor. Artık “yağmur duası” sadece bir gelenek değil, geçim umuduna dönüşmüş durumda. Çiftçi, sulak olmayan arazisinden yeterli verim alamıyor; masrafını bile karşılayamıyor.
Atalarımız ne güzel demiş: “Su akar, ekmek artar.” Fakat şimdi su yok, dolayısıyla ekmek de azalıyor.
Ben fırsat buldukça köyüme, Yerköy’e bağlı Orhan Köyü’ne giderim. Her gidişimde köy meydanında bir sohbet döner, “Bu yıl ne ekeceksiniz?” diye sorarım. Cevaplar genelde birbirine benzer:
“Falanca köyden biri şu tohumu ekmiş, şu kadar verim almış, biz de bu yıl onu deneyelim.”Yani her şey deneme yanılma yöntemiyle ilerliyor. Bilim yok, plan yok, sadece umut var. Bir başka köylü anlatıyor “Geçen yıl başka bir ürün ektim, tohumu bile alamadım.”
Yıllardır köylümüz bu kısır döngü içinde. Bölgemizde genelde bu şekilde ekim üretim yapılır. Babadan, dededen gördüğü yöntemlerle ekip biçiyor. Zaman değişmiş, iklim değişmiş, maliyet artmış ama üretim biçimi aynı kalmış. Çünkü “eski köy” artık aynı köy değil; toprak kuruyor, su tükeniyor, nüfus yaşlanıyor.
Kuraklık sadece tarlayı değil, umudu da yakıyor. Yer altı ve yer üstü su kaynakları alarm veriyor. Her geçen yıl bir öncekini aratır oldu. Verim düşüyor, üretim azalıyor, çiftçi toprağa küsüyor.
Oysa bu noktada en büyük görev Tarım ve Orman Müdürlüklerine düşüyor. İl ve ilçe tarım müdürlükleri köylüyü sadece genel bilgilerle değil, bölgesine uygun, iklim koşullarına özel verilerle bilgilendirmeli. “Toprağı nasıl sürecek, hangi tohumu ekecek, ne zaman gübreleyecek, kıraç araziye hangi ürün uygun?” gibi konularda çiftçiye rehberlik etmelidir.
Evet, zaman zaman “yerli ve milli ürün” denemeleri yapılıyor. Ama bu denemeler çoğu kez gösteri ekimi olmaktan öteye gitmiyor. Oysa bizim ihtiyacımız olan şey, bilgiyi tarlaya, çiftçiye indirgemek.
Atalar boşuna dememiş: “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp.” Köylüye yeni yöntemleri öğretmezsek, çiftçi kendi kaderine bırakılırsa, o da dedesinden gördüğünü yapmaya devam eder. Ama o yöntemle bu iklimde ürün almak artık mümkün değil.
Hayvancılıkta da durum farklı değil. Girdi maliyetleri el yakıyor. Yem, saman, çoban derken maliyetin altından kalkmak imkansız hale geliyor. Köyde genç nüfus kalmadı; kalanlar da yaş itibariyle üretim yapamaz durumda. Köyde ortalama yaş 60’a dayandı.
Eskiden köylü üretir, şehri beslerdi. Şimdi köylü ekmeğini, yumurtasını, peynirini şehirden alıyor. “Tarlada izi olmayanın harmanda yüzü olmaz.” Ama tarlada iz bırakacak ne genç kaldı ne su.
Köylü artık şöyle diyor:“Biz kazanamıyoruz, bari çocuklarımız şehre gitsin, asgari ücretle de olsa çalışsın.” Köy boşalıyor, tarla boş kalıyor, ahır boş kalıyor.
Artık üretimi köylü değil, büyük çiftlikler, dev seralar yapıyor. Onlar pazarı besliyor. Küçük üretici ise kenara çekilmiş, “Bizden geçti” diyor.
Bugün köylerde bağlar, bahçeler kurudu. İçme suyu dahi zor bulunuyor. Kuraklık sadece tarımı değil, yaşamı tehdit ediyor. Yarın belki de “köy” diye bir kavram kalmayacak. “Gitmesek te gelmesek te o köy bizim köyümüzdür.”diyeceğiz.
Bu konuda bir hakkı teslim etmek gerekirse o da Yozgat Ziraat Odası Başkanı İsmail Açıkgöz, Başkan Açıkgöz, her fırsatta çiftçinin sesi olmaya gayret ediyor. Üreticinin yaşadığı sıkıntıları, artan maliyetleri ve kuraklığın etkilerini her platformda dile getiriyor. Basın aracılığıyla çiftçinin feryadını kamuoyuna duyuruyor, yetkililere çağrılarda bulunuyor. -
Hayırda yarışan bir ömür: Bilal Şahin
Bu haftaki köşe yazımda, Yozgat’ımızın gönüllerde taht kurmuş, hayırda yarışmayı hayat düsturu edinmiş ismi Bilal Şahin’i siz değerli okurlarımla paylaşmak istiyorum. O, sadece Yozgat’ta değil, Türkiye’nin dört bir yanında hayırseverliğiyle adından söz ettirmiş, hizmetleriyle iz bırakmış kıymetli bir isim.
Eğitimden sağlığa, ibadethanelerden sosyal yardımlara kadar nereye dönüp baksak Bilal Şahin’in iziyle karşılaşıyoruz. Merkezde, ilçelerde, beldelerde, köylerde, her köşeye bir çivi çakmış, hizmet bırakmıştır.
Bugün Bozok Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Hastanesi’nde kurulduğundan itibaren hastaların şifa bulmasına vesile olan pek çok tıbbi cihazın arkasında onun desteği vardır. Hastane ilk kurulduğunda başhekimle sohbetimiz de defalarca dile getirmişti. “Bilal amcadan Allah razı olsun, bir dediğimizi iki etmedi.” Hastanenin hangi ihtiyacı olsa, elini taşın altına koymaktan asla geri durmadı.” diye bir hakkı teslim etmişti. Pandemi döneminde ise maske sıkıntısı yaşandığı günlerde; maske, dezenfektan, temizlik malzemeleriyle sadece Yozgat’a değil, çevre illere kadar yardımları kendi nakliye araçlarıyla gönderdi. Van depremi ve Maraş Merkezli büyük depremlerde de TIR’lar dolusu yardımları o bölgelerdeki vatandaşlarımıza ulaştırdı.
Bilal Şahin, sadece sağlıkta değil eğitim alanında yaptığı katkılar da anlatmakla bitmez. İlahiyat Fakültesi binasını üniversiteye kazandırması, imam hatip okullarına yaptığı destekler, kırsaldaki öğrencilere ulaştırılan eğitim ve giyim yardımları ile de her kesimin gönlünü kazandı.
Eğitimi bir milletin geleceği olarak gören Bilal Şahin, sadece maddi destek değil, manevi yolculuklarda da Yozgatlı vatandaşlarımızın yanında oldu. Kuru kuruya değil; Yüzlerce çalışanını, binlerce Yozgatlıyı umre ve hacca göndererek gönüllerde ayrı bir yer edindi. Herkesin hayal ettiği kutsal topraklara kavuşmasına vesile oldu.
Şimdi bazı okurlarım “E iyi de, adam zaten zengin” diyebilir. Lakin burada altını kalın kalemle çizmek gereken bir gerçek var; Zengin olmak başka, zenginliğini halkı için harcamak bambaşka bir meziyettir. Bilal Şahin’den daha zengin nice isimler var; ihalelerin peşinde koşan, her kuruşu daha da çoğaltma hırsıyla yanıp tutuşan. Ama iş gönül zenginliğine gelince, işte orada Bilal Şahin bir adım değil, birkaç adım öne çıkar.
İltifat marifete tabidir. Biz Yozgatlılar olarak, Bilal Şahin gibi bir değere ne kadar sahip çıktık, bu da ayrı bir yazı konusudur. Bugün İstanbul’daki, Yozgat’taki fabrikalarının merkez vergi dairesi hala Yozgat’tır. Bana göre bu bile tek başına “milliyetçilik” tanımı için yeterlidir. Yani lafla peynir gemisi yürümez, asıl milliyetçilik; doğduğun toprağa vefalı olmaktır.
Bilal Şahin bugün 85 yaşında. Allah’tan kendisine sağlıklı, hayırlı, uzun ömürler diliyorum. Yaş almanın getirdiği bazı sağlık sorunları olsa da maşallah hala dimdik ayakta. Geçtiğimiz hafta sonu Yerköy’e giderken ziyaret ettim. Hal hatır sorduk, sohbet ettik. Yüzünde tebessüm, gözlerinde yine o eski enerji vardı. 12 yıl önceki anımızı da paylaştım kendisi unutmuştu. Hatırlatmış oldum.
Yıl 2013’tü. Külliyede Bilal amcayla karşılaştık. Ayaküstü sohbet ederken, köyümüzün camisinin minaresinin yıkıldığını, köylülerin bu konuda ondan yardım beklediğini söyledim. Sağ olsun, çalışanlarına talimatı verdi ve minare 40 günde tamamlandı ve köyümüze hediye edildi. Köylünün cebinden 5 kuruş çıkmadan köy minaresini köy sakinlerinin ibadetine sundu. İşte Bilal Şahin böyle biridir.
Bilal amcanın, zaman zaman deli dolu çıkışları olabilir ama o, asla kin tutmaz. Biriyle gönül koysa bile, o kişi gelip bir selam verse içindeki bütün kırgınlık bir anda yok olur gider. Siniri saman alevi gibidir, parlar ama çabuk söner. Onun gönlü, koca bir memlekete yetecek kadar geniştir.
Bugün Bilal Şahin’in adı Yozgatla özdeşleşmiş kıymetli biri isimdir. Unutmayalım ki; yapılanı görmek, takdir etmek insani bir görevdir. Ne mutlu ki bu topraklarda Bilal Şahin gibi bir hayırsever yetişmiş. Allah ondan razı olsun.
-
Penceren kirliyse hayatı da kirli görürsün
İnsanın doğasında kıskanmak, üstün olma arzusu, başkasıyla kendini kıyaslama duygusu her zaman vardır. Çocuklukta kardeşini kıskanırsın. Okul çağında başarılı arkadaşlarına özenirsin; öğretmenin onu takdir ettiğinde sen de takdir edilmek istersin. İş hayatında ise başarı kazananı değil, nasıl kazandığını sorgular hale gelirsin. Ama bu duygular zamanla içimizde büyüyüp hasede, kıskançlığa dönüşürse, insanı içten içe kemiren bir kurda dönüşür.
Hasetlik, çekememezlik ne başkasına fayda sağlar ne sana. Aksine, insanın yolunu tıkar, gelişimini engeller. Başkasının mutluluğu seni mutsuz ediyorsa, orada ciddi bir iç huzur eksikliği vardır. Oysa güzel olanı görmek, iyiyi örnek almak, “Ben de çalışırsam başarabilirim” demek, kişiyi hak ettiği seviyeye ulaştırır.
Bugün toplumun önemli bir bölümü kendini başkasıyla kıyaslamanın peşinde. Ama geliriyle giderini karşılamakta zorlanan insanlar, hem ekonomik hem de psikolojik bir çıkmazın içindeler. Örneğin 20 bin TL maaş alıp, başkasının aldığı aylık 200 bin TL’lik hayatı yaşamak isteyen çok. En pahalı telefonları ile dolaşan ama cebinde dolmuş parası, bir sigara parası olmayan vatandaşlarımız da yok değil. Böyle düşüncede olan insanların ne kendine, ne ailesine, ne de çevresine bir katkısı olmaz. Atalarımız “ayağını yorganına göre uzat” diye boşuna dememiş.
Çoğu zaman insanlar başkalarının hayatını izlemekten, kendi yolunu kaybediyor. Birinin arabası, ötekinin kıyafeti, bir başkasının evi derken herkes birbirine bakıp kendi gerçeğini unutuyor. Oysa önemli olan başkasının nereye geldiği değil, senin nereye gitmek istediğindir. Bu da ancak özeleştiriyle olur. İğneyi kendimize, çuvaldızı başkasına batırmayı öğrenmek zorundayız. Gece yastığa başımızı koyduğumuzda ya da aynaya her sabah “Ben neredeyim, ne yapıyorum?” diye baktığımızda en başta başkasını değil kendimizi sorgulamalıyız.
Bir diğer önemli nokta da sevmek ve saygı göstermek meselesi. Herkes herkesi sevmek zorunda değil ama saygı göstermek zorunda. Senin sevdiğini ben sevmeyebilirim, benim sevdiğimi de sen sevmek zorunda değilsin. Sen birinin hakkında yorum yaparken unutma ki başkaları da senin hakkında mutlaka yorum yapıyordur. Benim doğrum senin doğrun olmayabilir. Bu yüzden herkes kendi penceresinden bakar dünyaya. Ama kirli camdan bakan, dışarıyı da kirli görür. Yani o zaman önce kendi penceremizi, temizlemeliyiz.
Kıskançlık insanı karamsarlığa iter. İster ki herkes kendisi gibi düşünsün, kendisinin istediği doğrultuda hareket etsin ama öyle bir dünya yok. Kimi tatlı sever, kimi ekşi. Herkesin düşüncesi başkadır. Sana güzel gelen başkasına çirkin gelebilir. Onun için kıskanmak yerine kafa yapımızı değiştirelim. -
“Aradan tam 9 yıl geçti”
15 Temmuz 2016 gecesi yaşanan o karanlık saatlerin izleri hala dün gibi taze, hala hafızalarımızda tap taze yerini koruyor. Ülkemizin kalbine saplanmak istenen hançer, milletimizin asil duruşu ve cesaretiyle kırıldı; ama o hançerin izi gönüllerde bir daha silinmemek üzere kaldı.
O gece demokrasimize kasteden ve devletimizin kılcal damarlarına kadar sızan FETÖ’cü hainler, milletimizi teslim almak, ülkemizi esir etmek istediler. Oysa unuttukları bir şey vardı; Bu millet söz konusu vatan olunca gözünü budaktan esirgemez, canını dişine takar, gerekirse göğsünü namluya siper ederdi.
15 Temmuz’un akşam saatleriydi. Ankara ve İstanbul’da yaşanan askeri hareketlilik, ilk başta bir tatbikat zannedildi. Ama kısa sürede görüldü ki, bu sıradan bir gece olmayacak. Olayların seyri değişiyor, hava puslanıyor, milletin üstüne kara bir gölge düşüyordu. Biz de gazeteci refleksiyle kameramızı, kalemimizi alıp sokağa indik. DHA Muhabiri Harun Gökçeoğlu ve İl Basın ve Halkla İlişkiler Müdürü Ferhat Açıkgöz ile birlikte Yozgat’ın kalbi olan, Cumhuriyet Meydanı’nda gözlemler yapmaya başladık.
Henüz meydan tenhaydı. Halk evindeydi ama bir tedirginlik, bir kaygı sokak aralarında gezinip duruyordu. Emniyet güçleri hazır kıta görevdeydi; çelik yelekler giyilmiş, telsizler susmuş, gözler tetikteydi. Herkes bir şeylerin farkındaydı ama kimse tam olarak neyle karşı karşıya olduğumuzu kestiremiyordu.
Derken Lise Caddesi’nden beyaz bir araç hızla geldi, Saat Kulesi yönünde aniden durdu. Genç bir delikanlı, arabanın kapısını açar açmaz yere inerek haykırmaya başladı; “Burası Yozgat! Kimse darbe yapamaz! Hadi gelin, buradayız! Demokrasi için canımız feda!”
Yüreği vatan sevgisiyle dolu bu genç, adeta milletin vicdanı olmuştu. İşte o an, bunun sıradan bir gece olmayacağını anladık. O anın ardından her şey bir anda değişmeye başladı.
Lise Caddesinde bir esnafın iş yerindeki televizyonda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Milletimizi meydanlara davet ediyorum” çağrısı dikkatimizi çekti. O çağrı Yozgat’ta da adeta bir kıvılcım oldu. 10-15 dakika içinde Cumhuriyet Meydanı insan seline dönüştü. Kadını, erkeği, genci, yaşlısı, eli ayağı tutan herkes tek yürek olmuş, devletimize sahip çıkmaya koşmuştu.
O dönem AK Parti İl Başkanı Harun Lekesiz, Belediye Başkanı Kazım Arslan ve İl Jandarma Komutanı Albay Selçuk Yıldırım, (şuan Tümgeneral ve Diyarbakır Bölge Komutanı olarak görev yapıyor) meydanda halkla buluştu. Kalabalığın coşkusu arttıkça meydan nefes almaz hale geldi. Ardından Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç geldi. Binlerce kişinin yüreğine su serpen konuşmasında demokrasiye sahip çıkmanın önemine vurgu yaptı.
Gecenin karanlığına rağmen milletin iradesi yıldız gibi parlıyordu. Tankın topun karşısında iman dolu göğüsler vardı. Kurşunlara rağmen geri adım atmayan yürekler vardı. Millet, “Ya istiklal ya ölüm” demişti bir kez daha.
O gece, sadece bir darbe girişimi püskürtülmedi. O gece milletimizin onuru, vatanımızın bağımsızlığı kurtarıldı. Bedeli ağır oldu. 252 şehit verdik. 2.740 yaralımız oldu. Ama halkımız “ölürsem şehit, kalırsam gazi” diyerek meydanlarda nöbet tuttu. Tarihin akışına yön veren o kanlı gecede, milletimizin cesareti hain planları alt üst etti.
Üzerinden 9 yıl geçse de, zaman o geceyi unutturamaz. Çünkü bu millet unutanlardan değil, unutturmayacaklardan oluşur. Bizler, o geceyi yaşayan, yazan ve anlatanlar olarak her 15 Temmuz’da bir kez daha haykıracağız; Unutmadık, unutturmayacağız! -
“Ağaç yaşken eğilir”
Belki biraz keskin olacak ama artık suyu bulandırmanın anlamı yok; son yıllarda toplum olarak ciddi bir ahlaki erozyonla karşı karşıyayız. Özellikle gençlerimize baktığımızda, hedefsiz, idealsiz, günü kurtarmaya çalışan bir neslin giderek arttığını üzülerek gözlemliyoruz. Bir neslin rotasını kaybetmesi, sadece bugünün değil, geleceğin de karanlığa sürüklenmesi demektir. “Ağaç yaşken eğilir” der atalarımız. Eğer biz bu çocukları küçük yaşlardan itibaren iyi bir eğitimle, sağlam bir karakterle yetiştirmezsek, ileride fırtınaya yakalanmış gemi gibi oradan oraya savrulmaları kaçınılmazdır.
Çocuklarımız tıpkı şekil almamış bir hamur gibidir. “Ne ekersen, onu biçersin.” Ailede ve çevrede gördükleri her davranış, onların karakter dünyasında bir iz bırakır. Küçük yaşlarda alınan her davranış, her söz, ilerideki kişiliklerinin temelini oluşturur. Bu nedenle, başta anne-babalara, ardından da öğretmenlerimize büyük sorumluluklar düşmektedir. Bugünün çocuklarını sadece okula göndermekle, karne aldırmakla görevimizi yaptığımızı düşünmek, kendi gözümüzü boyamaktan öteye geçmez. “Taş yerinde ağırdır.” Anne-baba evde, öğretmen okulda eğer işini hakkıyla yaparsa, çocuk sağlam bir temelle büyür.
Ne yazık ki günümüzde gençlerimiz, ekranlarda sürekli pompalanan sahte zenginliklere, şatafatlı hayatlara özenir hale geldi. Bu sahte hayatlar, aile bağlarını zayıflatmakta, bireyi toplumdan koparmakta, hayali bir dünyanın içine hapsetmektedir. Özellikle mafya dizileriyle gençlerimizin zihin dünyasına şiddeti çözüm olarak gösteren yapımlar, gençlerin bilinçaltına yerleştirmektedir. Bu noktada denetleyici kurumların da görevinin gereğini yerine getirmediği açıktır. “Atı alan Üsküdar’ı geçti” dedirtmeden, gereken adımların artık bir an önce atılması şarttır.
Okullarda sadece müfredat üzerinden gidilen, ezberci ve kalıplaşmış bir eğitim modeliyle mesafe alınması mümkün değildir. Öğretmenlerimiz yalnızca mesai saatini doldurmakla değil, gönül bağı kurarak öğrenciler üzerinde kalıcı etki bırakmalıdır. “Bir mıh bir nalı, bir nal bir atı, bir at bir yiğidi kurtarır.” Eğitimin her halkası kıymetlidir. Öğretmen, öğrenci ve veli üçgeni sağlam kurulmazsa, eğitimin başarıya ulaşması hayal olur.
Yozgat özelinde bakacak olursak, fiziki altyapı açısından birçok ile göre daha iyi durumda olmasına rağmen, eğitim başarı sıralamasında ne yazık ki hep gerilerdeyiz. “Bir işin başı düşünmektir.” Bu tabloyu değiştirmek istiyorsak önce oturup neden bu durumdayız sorusuna samimiyetle cevap aramalıyız. Komşumuz Kırşehir yıllardır eğitimde ilk 10’larda yer alırken, Yozgat’ın 60’lı sıralarda olması kader değildir, ihmaldir. “Komşu komşunun külüne muhtaçtır.” Biz de komşularımızdan iyi örnekleri alarak kendi eğitim sistemimizi gözden geçirmeli, yerel yönetimlerden okul idarelerine kadar herkesin elini taşın altına koyması sağlanmalıdır.
Eğer çocuklarımızın geleceğini sağlam temellere oturtmak istiyorsak, sadece konuşmakla değil, harekete geçmekle sorumluyuz. Aileden başlayarak öğretmene, okuldan medyaya kadar herkesin taşıdığı sorumluluğun bilincinde olması gerekir. “Bugünün küçükleri yarının büyükleri” olacaksa, onları şiddetle, tembellikle değil; ahlakla, bilgiyle ve sevgiyle yoğurmalıyız. Çünkü “Hamur yaşken yoğrulur” ve geleceği biz şimdiden inşa etmek zorundayız.
-
Söylem çok, üretim yok
23 Ocak 2020 tarihi, Yozgat Bozok Üniversitesi için önemli bir dönüm noktasıydı. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), üniversiteyi “Endüstriyel Kenevir” alanında Bölgesel Kalkınma Odaklı İhtisaslaşan üniversite olarak ilan etti. Bu karar, hem üniversite camiasında hem de Yozgat halkında büyük bir heyecan uyandırdı. Çünkü bu karar, sadece akademik bir prestij değil, aynı zamanda Yozgat’ın kalkınması için bir fırsattı. Ne var ki, geçen beş yıllık süreçte bu heyecan ne yazık ki yerini hayal kırıklığına bıraktı.
O dönemki Rektör Prof. Dr. Ahmet Karadağ öncülüğünde kenevir alanında çeşitli girişimlerde bulunuldu. Üretim alanları belirlendi, kenevirin endüstriyel kullanımına yönelik projelerden söz edildi, kamuoyuna çeşitli müjdeler verildi. Ancak, aradan geçen zamanda elle tutulur, sürdürülebilir, sistematik bir gelişme yaşanmadı.
Rektörlük görevine gelen Prof. Dr. Evren Yaşar da kenevir sürecini sürdürme niyetinde olduğunu ifade etti. Ancak görünen o ki, üniversite bünyesindeki ilgili akademik çalışmalar da dağınık, etkisiz ve sonuçsuz kalıyor. Şu soruları sormadan edemiyoruz: Kenevir üretim sahaları nerede? Üniversite bu konuda Tarım İl Müdürlüğü ile ortak bir üretim planı yaptı mı? Ziraat Odası ve çiftçilerle koordinasyon içinde mi? Cevaplar ya muğlak ya da hiç yok.
İşin bir diğer boyutu da yapılanların pazarlanma şekli. Geçmişte “çedeneli ekmek” gibi aslında kültürümüzde zaten var olan ürünlerin, yeni ve önemli bir buluşmuş gibi sunulması, vatandaşın aklıyla alay etmektir. “Kavurga” yüzyıllardır Anadolu’da bilinirken, çedene ile yapılan bir ekmeği sanki kenevirin ekonomik devrimiymiş gibi lanse etmek, işin ciddiyetine gölge düşürüyor.
Sabun, şampuan, deterjan gibi ürünlerin üretildiği söylendi; peki bu ürünlerin üretimi sürdürülebilir mi? Bir pazarlama planı var mı? Hangi ölçekte üretim yapılıyor, kime satılıyor? Bu sorular da yanıtsız.
En önemli eksiklik ise şudur: Üretim olmadan sanayi olmaz. Yozgat’ta yıllardır pancar üretiliyor ve iki şeker fabrikasına hammadde sağlanıyor. Bu nedenle ikinci bir şeker fabrikası kurulmuştu. Aynı mantık kenevir için de geçerlidir. Eğer kenevir ciddi anlamda ve büyük ölçekte üretilmezse, buraya ne iplik fabrikası gelir ne de tekstil tesisi kurulur. Beş yılda sadece üniversite kampüsünde 5 dekarlık alanda yapılan deneme üretimleriyle sanayi gelişemez, yatırımcı cezbedilemez.
Üniversitenin görevi sadece akademik üretimle sınırlı kalmamalı; şehrin dinamikleri ile iş birliği içinde model üretmeli, üretimi organize etmeli, bilimsel rehberlik yapmalıdır. Tarım İl Müdürlüğü, Ziraat Odası, Ticaret Borsası ve çiftçilerle omuz omuza çalışmayan bir üniversite, ne kadar ihtisaslaşmış görünse de, sahada karşılığı olmayan bir kimlikten öteye geçemez.
Beş yıldır süregelen “kenevir vizyonu”nun artık laftan çıkıp sahaya inmesi gerekiyor. Üniversite, gerçek bir stratejiyle hareket etmeli, kaynak israfı durdurulmalı, hedef odaklı bir planlama yapılmalıdır. Aksi takdirde yıllar geçse de sadece toplantı salonlarında konuşulan bir hayal olarak kalacak. Kenevir gibi çok yönlü bir bitkinin ekonomik ve stratejik gücünden faydalanmak istiyorsak, lafla değil üretimle yola çıkmalıyız.
-
Yozgat Sağlığı Emin Ellerde
Yozgat’ta sağlık alanında önemli bir atama gerçekleşti. İl Sağlık Müdürlüğü görevine, Yozgat halkının yakından tanıdığı, şehrin sağlık nabzını yakından bilen bir isim olan Dr. Mehmet Akif Karaarslan getirildi.
Mehmet Akif Karaarslan, kariyerinin her aşamasında bilgi, birikim ve liyakatiyle örnek olmuş bir hekimdir. Özellikle Yozgat Şehir Hastanesi’nde yürüttüğü Başhekim Yardımcılığı görevi boyunca gösterdiği özverili çalışmalar, kurum içindeki etkin rolü ve hasta memnuniyetine verdiği önem ile gönüllerde önemli bir yer edinmiş hasta ile hekim, yönetim ile personel arasında köprü olmayı başarmıştır.
Karaarslan’ın Yozgat’a yabancı olmayan bir isim olması, sağlık alanındaki bilgi birikimi ve daha önceki Halk Sağlığı Müdürlüğü görevinde bulunmuş olması ile de İl Sağlık Müdürlüğü görevine atanmasını isabetli bir karar haline getiriyor. Halk sağlığı konularında daha önce yürüttüğü yöneticilik görevleri, hem sahaya hem de yönetime hakimiyetini açıkça ortaya koymuştur. Sahadaki sorunları masa başından değil, bizzat yerinde gören, dinleyen ve çözüm üreten bir anlayışla çalışmıştır. Bu da Sayın Karaarslan’ın yeni görevinde ne kadar başarılı olacağına dair güçlü bir kanaat oluşturuyor.
Bu önemli atamada; başta Sağlık Bakanımız olmak üzere, Yozgat Milletvekillerimizin ve Sayın Valimizin de bu sürece katkıları ve destekleri göz ardı edilemez. Bu yüzden emeği geçen herkese teşekkür etmek gerekir. Şehri ve halkı tanıyan, kurum kültürünü bilen bir ismin bu göreve getirilmesi, Yozgat’a verilen önemin ve liyakatin ön planda tutulduğunun da güzel bir örneğidir.
Yozgat’ın sağlık alanındaki ihtiyaçları, hedefleri düşünüldüğünde, Mehmet Akif Karaarslan gibi bir ismin İl Sağlık Müdürü olması sağlık gibi doğrudan insan hayatını etkileyen bir alanda, istikrar ve ehliyetin birlikte yürüdüğü bir yönetim anlayışı, Yozgat halkı için büyük bir şanstır. Özellikle Yozgat Şehir Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Mustafa Kozan, Yerköy Şehit Korgeneral Osman Erbaş Devlet Hastanesi Başhekimi Uzm. Dr. Ali Demir, Sorgun Devlet Hastanesi Başhekimi Uz. Dr. Ümit Öztürk başta olmak üzere diğer ilçe hastaneleriyle kurulacak iletişim ve koordinasyonun, sağlık hizmetlerinde kaliteyi artıracağı da kuşkusuzdur.Dr. Mehmet Akif Karaarslan’ın, geçmiş tecrübesi ve sahaya hakimiyetiyle bu süreci doğru yöneteceği; sağlık camiası içerisinde ortak akıl ve iş birliğine dayalı bir anlayışı hakim kılacağı beklentisi güçlüdür. Sağlık gibi hayati bir alanda yürütülecek her adımın doğrudan vatandaşın yaşam kalitesine etki edeceği unutulmamalıdır. Bizler de Yozgat kamuoyu adına, atılan her olumlu çalışmayı destekleyecek; eksikliklerin takipçisi, gelişmelerin ise sözcüsü olmaya devam edeceğiz.
Şimdi önümüzde yeni bir dönem var. Vatandaşlarımızın sağlık hizmetlerine daha kolay ulaşabildiği, memnuniyetin yükseldiği, personelin mutlu ve verimli olduğu bir sistemin kurulması için önemli bir fırsat doğmuştur. Sayın Karaarslan’ın sağlık alanındaki tecrübesi, kariyerindeki başarısı ile bu süreci başarıyla yürüteceğine olan inancımız tamdır.
Bu vesileyle Yozgat Sağlık İl Müdürü Dr. Mehmet Akif Karaarslan’a yeni görevinde başarılar diliyoruz. Yolu açık olsun. -
Başkan Kandemir ile AK Parti’de yeni dönem
Yozgat’ta son aylarda en çok konuşulan konulardan biri, şüphesiz ki AK Parti Yozgat İl Başkanı’nın kim olacağıydı. Bu belirsizlik, geçtiğimiz günlerde son buldu ve Avukat Hasan Kandemir, AK Parti Yozgat İl Başkanlığı görevine getirildi. Başkan Kandemir, kongre sürecinin ardından mazbatasını alarak yeni yönetimiyle görevine başlamış oldu. Bu gelişme, Yozgat kamuoyun da Başkan Kandemir ve yönetiminin nasıl bir çalışma içerisinde olacağı ve ne gibi yenilikler getireceği sorusunu akıllara getiriyor.
İlk bakışta, Başkan Kandemir’in karşısında büyük bir beklenti var. Ancak, Yozgat ve ülkemiz gerçekleri göz önüne alındığında, bu beklentilerin nasıl karşılanacağı sorusu, önemli bir gündem maddesi. Bugün Türkiye’nin en temel sorunları arasında hayat pahalılığı ve ekonomi ilk sırada yer alırken, Başkan Kandemir’in öncülüğünde AK Parti’nin bu zorlu süreçle nasıl başa çıkacağı merak ediliyor. Bu noktada, Başkan Kandemir ve ekibinin halkla doğrudan iletişim kurarak, vatandaşların taleplerini dikkate alarak stratejiler geliştirmeleri büyük bir önem taşıyor.
Başkan Kandemir’in mazbatasını almasıyla birlikte ilçe ve belde başkanları, kurum müdürleri ve STK temsilcileri hayırlı olsun ziyaretlerinde bulundu. Bu tür ziyaretler, hem halkla kaynaşmak hem de partinin yereldeki gücünü artırmak adına oldukça kıymetli. Ancak, bu ziyaretlerin yalnızca tebrikleşme ile sınırlı kalmaması, aynı zamanda Yozgat’ın gerçek sorunlarına odaklanılması, bu sürecin verimliliğini arttıracaktır. Kandemir, bunu sadece kendisine ziyarete gelenlerden değil; Cumhuriyet Meydanı’nda zaman geçiren emeklilerden, Büyük Cami avlusundaki vatandaşlara, Fatma Teyze, Ahmet amcaya, TOKİ konutlarında yaşayanlardan, esnaf, asgari ücretle geçinen memur ve işçilere kadar, toplumun her kesiminden insanların taleplerini değerlendirerek bunlar ışığında Yozgat’a dair bir vizyon geliştirmelidir.
Cumhur İttifakı’nın 10 yıl’a yakın güçlü birlikteliği, sadece hükümetin değil, Yozgat’taki yerel yönetimlerin de güçlü bir dayanışma içinde hareket etmesine olanak tanıyor. Birçok konuda uzlaşmayı başarabilen ve birbirlerine destek veren AK Parti, MHP ve BBP birlikteliği, Yozgat’ta ve Türkiye genelinde pek çok sorunun çözülmesinde kilit rol oynamaktadır. Bugün Türkiye’de birçok evlilik ya da iş ortaklığı 3-5 yıl içinde sona ererken, Cumhur İttifakı’nın kayıtsız ve şartsız yoluna devam etmesi, ülkemiz için önemli bir güven kaynağı oluşturuyor.
Ancak, başarı sadece güçlü bir ittifakla değil, aynı zamanda güçlü bir ekiple mümkün olur. Başkan Kandemir’in başarısı da, ekibinin gücüne ve liyakatine bağlı olacaktır. Bir yönetimin başarısı, tek bir kişinin çabalarıyla sınırlı olamaz. Gerek kamu sektöründe gerekse özel sektörde, ekip çalışması ve uyum, her zaman daha verimli sonuçlar doğurur. Bu bağlamda, Başkan Kandemir, yeni yönetimini belirleyerek basınla ve kamuoyuyla paylaştı. Yönetimde yer alan isimlerin her birisi de değerli ve kendi alanlarında başarılarıyla öne çıkmış isimlerdir. Bu ekibin çalışması da Yozgat’a yapılacak hizmetlerin kalitesini belirleyecektir. Bu ekip, aynı zamanda Yozgat’ın çeşitli kesimlerini temsil eden, şehrin nabzını tutan ve sorunlarını anlayan bir kadrodur. Başkan Kandemir, halkla iç içe bir siyaset izleyerek, her bir vatandaşın sesi olmaya çalışmalı ve buna göre çalışmalar yapmalıdır. Bir yandan halkla kurulan güçlü bağlar, diğer yandan güçlü bir parti içi birliktelik, Yozgat’ın geleceği için umut verici bir tablonun oluşmasına katkı sağlayacaktır.
Bu noktada, Yozgat’a hizmette önemli bir başka faktör de AK Parti Yozgat Milletvekilleri Abdulkadir Akgül ve Süleyman Şahan’ın güçlü katkılarıdır. Aynı zamanda TESKOMB Genel Başkanı olarak görev yapan Abdulkadir Akgül, Yozgat’ın ekonomik kalkınmasına yönelik önemli projelere imza atarken, Milletvekili Süleyman Şahan da, Yozgat’ın sorunlarını her fırsatta Meclis gündemine taşıması, Bakanlarla olan samimi diyaloğu ile şehrin taleplerini güçlü bir şekilde dile getirmektedir. Başkan Kandemir’in, bu iki isim ile uyumlu bir şekilde çalışması demek Yozgat’ın kalkınması ve gelişmesi adına büyük bir avantaj olacak demektir. Bunun için gereken tek şey, birlik beraberlik içerisinde; ortak akıl ve gayretle çalışmaktır. Bu vesile ile bende Başkan Kandemir’e ve ekibine başarılar diliyorum.
-
Kamu ‘da devamlılık esastır
Günümüz Türkiye’sinde kamu kurumlarında, sistemin getirdiği çeşitli sorunlarla karşılaşmak artık olağan bir durum haline geldi. Bu sorunların çözümüne katkı sağlamak amacıyla zaman zaman haber yaparak, zaman zaman da il yöneticilerini, siyasileri, bilgilendirerek kamu adına üzerimize düşeni yapmaya gayret ediyoruz.
Geçtiğimiz günlerde Yozgat Valisi Sayın Mehmet Ali Özkan’ı makamında ziyaret ettim. Sayın Valimiz, her zamanki gibi naif ve kibar tavrıyla karşıladı ve Yozgat özelinde bir süre sohbet etme fırsatı bulduk. İl genelinde yetkili mülki amir olarak görev yapan Sayın Valimiz, ildeki birçok kurum ve binlerce personelin yönetiminden sorumludur. Ancak, valinin her şeyden haberdar olması elbette ki mümkün değildir. Vali Özkan, kendisine iletilen veya bizzat gözlemlediği aksaklıkların üzerine giderek çözüm üreten bir devlet adamı olarak öne çıkıyor.
Kamu kurumları ve makamlar, kimsenin şahsi mülkü değildir. Bu, devletimizin en üst kademesinden en alt kademesine kadar böyle olmalıdır. Devlet yönetiminde devamlılık esastır; bu nedenle makam sahiplerinin kişisel egolarını ve hırslarını bir kenara bırakarak, işlerinin gereğini yerine getirmesi gerekir. Bazı kurumların başarısında ve hizmet kalitesinde, müdürlerin rolü yadsınamaz bir gerçektir. Liyakat sahibi yöneticiler, sadece görevlerinin gereğini yerine getirmekle kalmaz, aynı zamanda karşılaştıkları zorlukları aşarak, ekiplerini en verimli şekilde yönetirler. Bu yöneticiler, kurumlarının içindeki uyumu sağlayarak ve personel eksikliğine rağmen etkili liderlik sergileyerek, hizmet kalitesini en üst seviyeye çıkarmak için çaba gösterirler. Yöneticilerin asıl sınavı, işte bu zor zamanlarda ortaya çıkar. Liyakat sahibi bir yönetici, karar alma süreçlerinde inisiyatif alabilen, çevresine güven veren ve zorluklar karşısında çözüm üretebilen bir kişidir.
Ancak, bazı kurumlarda müdürlerin etrafındakiler üzerinde etkili olduğu, hatta bazen müdür yerine karar alır gibi hareket eden kişilere rastlamak mümkün. Oysa herkes işinin hakkını verse, personeline ve vatandaşa gerçek anlamda yardımcı olsa, sistem kendiliğinden düzgün işler. Bu durum yalnızca kamu kurumlarında değil, sivil toplum kuruluşlarında (STK) da geçerlidir. Öyle ki, bazı kişiler tesadüfen bir sendikada üye olmuş ve kendisi veya yakını sendika başkanı gibi hareket ederek çevresine ve çalıştığı ortama bu durumu empoze etmeye çalışmaktadır.
Bu sorunlar çözülmeyecek mi? Elbette çözülecek. Ancak bu, siyasiler ve il yöneticilerinin, bu tür yanlış davranışlar içerisinde olan ve hareket eden kişilere müdahale etmesiyle mümkün olacaktır. İl yöneticileri radikal kararlar alarak, siyasiler ise bu tür davranışlara göz yummayarak katkı sağlayacaktır. Kamu kurumlarında ortaya çıkan aksaklıkların üzerine gidilmesi, yalnızca o anki sorunun çözümü açısından değil, aynı zamanda devletin işleyişinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi açısından da büyük önem arz etmektedir. Hem kamu görevlileri hem de sivil toplum temsilcilerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Kamu yönetiminde karşılaşılan sorunların üzerine gidilmesi, hem devlete olan güvenin artmasını hem de kamu hizmetlerinin kalitesinin yükselmesini sağlar.
-
Kazanan Yerköy olsun
Yerköy, sadece coğrafi konumuyla değil, aynı zamanda siyasi tercihiyle de öne çıkan bir ilçe. Yaklaşan yerel seçimler, bu yörede adeta bir heyecan dalgası yaratırken, siyasetin sunduğu ayrışma yerine birlikte yaşama vurgusu Yerköy’de daha net ortaya çıkıyor.
Yerköy, belediye başkanlığı seçimlerinde partilerin ötesinde adayların ön planda olduğu nadir şehirlerden biri. Geleneksel siyasi kimlikler yerine, adayların kişisel nitelikleri ve projeleri öne çıkıyor. Bu seçimde de sandıklarda sadece iktidarın değil, mevcut belediye başkanının, bağımsız veya muhalefet partili adayların da şansı yüksek görünüyor.
Yerköy, seçim hazırlıklarında ve kampanya sürecinde herkesin birbirine daha anlayışlı yaklaştığı, birlikte yaşama kültürünü yansıtan bir tutum sergiliyor. Adaylar arasındaki ilişkiler ve partiler arası iletişim, Yerköy insanları tarafından takdirle karşılanıyor.
Ancak Yerköy halkı için parti ayrımı ikinci planda. Toplumu bir arada tutan, herkese kapısı açık bir anlayış hakim. Düğünlerden cenazelere kadar herkesin birlikte hareket ettiği, evlerinden çıkan birisinin yanında ve yakınında her adayı kucaklama eğilimi, birlik ve beraberlik duygusunun en yoğun olarak yaşandığı bir ilçeyi gözler önüne seriyor. Tabi istisnalar kaideyi bozmaz ama genel anlamda Yerköy insanı her zaman duygusal ve mantıklı çoğulcu hareket eden bir yapıya sahip.
Yerköy, Türkiye’ye örnek olabilecek bir siyasi birlik ve yerel seçim hazırlığı içerisinde. Yozgatlı, Kırşehirli, Nevşehirli, Trabzonlu, Türk, Kürt, Abdal, Tülek, Çerkez… Herkesin kucaklaştığı, birlikte yaşamı benimsediği, vatanı olarak gördüğü bir ilçe Yerköy.
Yerköy’de İktidar partisi adayları kendilerinden daha çok Yerköy ve Çiçekdağı karşılaştırması yaparak çalışmalar yapıyor. İktidar olursa hizmet gelir yatırım gelir vurgusu yaparken, diğer partilerin adayları ise yerel seçim dinamikleri farklıdır adaylar önemlidir, toplumsal karşılığı olan güler yüzlü tatlı dilli herkesin kolay ulaşacağı bir aday oldukları vurgusuyla çalışıyorlar.
AK Parti Belediye Başkan Aday Adayları ilçede kamuoyuna mal olmuş önemli isimlerden oluşuyor. Yerköy’de iki dönemdir Ziraat Odası Başkanlığı görevini sürdüren Cahit Metin, aynı zamanda Hacıçeşmesi Köyü muhtarlığını da 3 dönemdir sürdürüyor. Odaya kazandırdığı ve çiftçilerin hizmetine sunduğu tarım iş makineleriyle önemli bir hizmeti gerçekleştirdi.
Diğer Aday Adayı Yerköy Sanayi sitesinin en sevilen esnafların başında gelen değerli bir isim Süleyman Yalçınkaya, oda ilçede tanınan ve sevilen bir kişiliğe sahip. Özellikle köy ve mahalle muhtarlarının olmazsa olmazları arasında yer alıyor.
Bir diğer Aday Adayı ise YOGİSAD Başkanı ve aynı zamanda Çelikler Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Çelik, oda ilçenin tanınan ve sevilen önemli isimlerinden ve köklü ailelerinden birisidir. Ayhan Çelik, kendine olan öz güveni ile dikkat çekiyor.
Partide uzun yılar görev alan; İlçe Başkanlığı, İl Genel Meclis Üyeliği ile ön plana çıkan Aday Adayı Aziz Başak’ta, mütevazi kişiliği, samimiyeti ile bölge halkının yakından tanıdığı bir isim olarak karşımıza çıkıyor.
Aday adayı Ruhi Soldamlı’da, bugüne kadar parti içerisinde aktif rol alan isimlerden biri olarak göze çarpıyor. Soldamlı, Sulama Birliği Başkanlığı döneminde yaptığı hizmetlerle de bu yarışta bende varım diyen güçlü isimlerden biri.
Eski Belediye Başkanı Mehmet Ağaoğlu, Aday Adayı olarak yarım kalan projelerini tamamlamak ilçeyi yeni hizmetlerle buluşturmak isteyen bir isim. Ağaoğlu, başkanlığı döneminde ilçenin alt yapı ve üstyapısında önemli hizmetler gerçekleştirmiş bir isim.
Diğer aday adayı emekli özel harekat polisi ve önceki dönem İl Genel Meclis Üyesi Osman Biçer’de ilçede sevilen ve tanınan simalar arasında bulunuyor. Biçer’in de bu zamana kadar ki deneyim ve tecrübesini Belediye Başkanlığı ile hizmete dönüştürmek istiyor.
Yerköy’ün tanınan ve sevilen bir diğer adayı adayı ise ilde uzun yıllar esnaflık yapan Yaşar İşler. İşler’de, Yerköy’ün köklü ailelerinden ve kendisini ilçeye adayan önemli isimler arasında yer alıyor.
Eğitim camiasının yakından tanıdığı aday adayı Yerköy eski İlçe Milli Eğitim Müdürü Doğan Genç’te, bunca yıllık bilgi, birikim ve tecrübesini belediye başkanlığı ile hizmete dönüştürmek istiyor.
İlçenin yine tanınan ve sevilen simalarından aday adayı Avukat Sadettin Uyar’da oldukça iddialı bir isim. Genç aday adayı Avukat Uyar’da, farklı hizmetlerle farklı bir belediyecilik anlayışıyla ilçeyi buluşturmak istiyor. Bu vesile ile bende bir Yerköylü olarak bütün aday adaylarına çıkmış oldukları hizmet yolunda başarılar diliyorum.
-
Cumhur İttifakı mı, Muhalefet mi
Genel seçimlerden büyük bir başarıyla çıkan Cumhur İttifakı, 31 Mart’taki yerel seçimlerden de aynı başarıyla çıkabilecek mi.
Yaklaşan yerel seçimler için şuan en fazla dikkat çeken 22 yıldır tek başına iktidarını sürdüren AK Parti daha avantajlı gözüküyor. Tabi ittifak ortağı MHP’yi de yabana atmamak gerek. Muhalefet partilerinin içinde bulunduğu durum AK Parti’nin ekmeğine sadece yağ değil aynı zamanda balda sürüyor. Muhalefet parti tabanı CHP hariç kararsız ve başka partiler için acaba diyerek arayış içinde.
Yeniden Refah Partisi bu süreçte yaptığı açıklamalarla dikkat çekiyor. Özellikle Yozgat İl Başkanı Süleyman Adıgözel, Genel Başkanlarının sık sık dile getirdiği “Yanlışlara ortak olmak için ittifaka girmedik”çıkışı, yerel ve genel sorunları dile getirmesi partilerini Yozgat’ta gündemde tutuyor. Yaklaşan yerel seçimler içinse kendi aday adayları ile seçime gideceklerini beyan ediyorlar.
İYİ Parti’de ise genel seçimler öncesi ittifakta yaşadığı 6’lı masadan kalkma ve geri gelme nedenleri ve ayrıca son zamanlarda parti içerisinde yaşananlar İYİ Partiyi seçim sürecinde olumsuz etkiledi. CHP, DEVA ve Gelecek Partisi’nde şuan için aday adaylığı ile ilgili ciddi bir çalışma içerisine girilmedi. Yerköy’de CHP’den bir aday adayı geçtiğimiz günlerde aday adaylığını duyurdu.
Muhalefet partilerindeki belirsizlik, AK Parti ve MHP’nin seçimleri kendi lehlerine çevirmesi açısından elverişli bir zemin oluşturuyor gibi. Özellikle Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın çalışma arkadaşları, büyük şehirler başta olmak üzere, büyük çoğunluğu kendilerinde olan tüm illeri de yeniden kazanma hedefiyle planlarını şekillendiriyorlar.
Netice itibariyle; ekonomideki olumsuz tablo, hayat pahalılığı ve enflasyon gibi halkın öncelikli meseleleri göz önünde bulundurulduğunda bile, AK Parti ve MHP’nin oluşturduğu Cumhur İttifakı, muhalefet partilerinin karmaşık durumuyla karşılaştırıldığında halkın büyük çoğunluğunun umudu olarak yerel seçimlerde avantajını koruyor. Muhalefet partileri ise belirsizlik içinde ve taşların hala yerine tam olarak oturmamış olması sebebiyle, hem ülke genelinde hem de Yozgat’ta, AK Parti ve MHP üzerindeki heyecan devam ediyor. Bu Yozgat ve ilçelerde ki AK Parti aday adayı yoğunluğundan da anlaşılmaktadır. Bakalım önümüzdeki süreçte adayların belirlenmesi ve seçim atmosferinin sahaya tam yansıması ile daha da bir netlik kazanacaktır.
-
İl başkanı için ne bekleniyor
Yozgat’ta AK Parti’nin il başkanını belirleme sürecinde yaşanan uzun süreli belirsizlik, il teşkilatında ve partililer arasında güvensizlik ortamı oluşmasına neden oldu. Yozgat’ta Parti tarihinde görülmeyen bu süreç, yerel seçimlere yönelik hazırlıkları da olumsuz etkiliyor.
İl başkanının belirlenememesi, partililer arasında birçok spekülasyona ve eleştiriye neden oldu. Sürekli gündemde olan il başkanlığı muamması, kamuoyunda gizli bir elin etkisi altında gibi algılanarak genel merkezin etkisiyle atama yapılamadığı düşüncesine yol açtı.
Kulis bilgilerine göre, temayülde öne çıkan isimlerin genel merkez tarafından kabul görmediği ve yeni bir isim arayışına girildiği iddialarını beraberinde getirdi. Ancak, hala bir il başkanının atanmamış olması, mevcut İl Başkanı Yusuf Başer’in görevine devam edeceği yönünde toplumda da dile getiriliyor.
İl başkanının hala atanamaması partinin seçim stratejisinin belirlenmesini olumsuz etkileyecektir. Bu belirsizlik sadece teşkilat içinde değil, aynı zamanda AK Parti seçmenleri arasında da olumsuz bir hava oluşturuyor. Her hafta beklenen atamanın gerçekleşmemesi, partide bir güvensizlik duygusu yaratıyor. İl başkanı, partinin çatısı ve gemisinin kaptanıdır. Kaptanı olmayan bir gemi okyanusta rotasız bir şekilde nereye gider herkesin malumudur. AK Parti’nin 31 Mart seçimlerine güçlü bir şekilde hazırlanması için biran önce İl başkanını belirlenmesi ve partinin kaptanını bulması, seçimlere odaklanması açısında büyük önem taşıyor.
Milletvekilleri Abdulkadir Akgül ve Süleyman Şahan’ın bu konudaki değerlendirmeleri ve hassasiyetleri son derece önemlidir. Çünkü teşkilatlarının güçlü olması, sorumluluğunu bilen, sorumluluk üstlenen iş bitirici, girişimci, öngörülü ve cevval bir il başkanının Ankara’daki ellerini de güçlendireceğini bilmektedirler. Yaşanan bu durum aslında iki vekilinde teşkilatları adına süreci hızlı bir şekilde sonlandırmaları gerektiğini ortaya çıkarıyor. Aksi takdirde partilerinin seçmenleri bu uzun süreçte her iki vekil üzerinde olumsuz düşüncelere kapılmasına sebep oluyor. Yozgatla ilgili bütün konulara ortak karar alabilen ve uyum içerisinde çalışan her iki vekilin il başkanlığı sürecini birkaç gün içerisinde neticelendirmesi lazım.
Türkiye’nin dört bir yanında yaşanan siyasi gelişmeler ışığında, Yozgat’ta ki bu belirsizlik, sadece partinin değil, kamuoyunun da yereldeki etkinliğini sorgulamasına kapı aralıyor. AK Partinin il başkanını atayamaması sadece parti içerisinde değil, aslında muhalefet partilerinin işine yarıyor. Muhalefet partililer, “AK Parti hala bir il başkanını belirleyemedi. Buda partinin Yozgat’ta ki durumunu ve partinin de bittiğinin bir göstergesidir” gibi propaganda yapmalarının önünü açıyor.
-
5 Bin lira bütün emeklileri kapsamalı
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın, Cumhuriyetimizin 100. Yılına özel bir jest olarak duyurduğu ve bir defaya mahsus ödenen 5 bin lira ikramiye, emekliler arasında tartışmalara neden oldu. Bu ödemede, emeklilerin herhangi bir işte çalışmayanları kapsaması, Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) kayıtlı ya da bir yerde sgk’lı olarak çalışan emeklileri kapsamaması emeklilerin tepkisini çekti.
Düşünün köyde yaşayan bir Bağkur emeklisini. 3-5 dönüm bahçesi ya da 5-10 dönüm tarlası varsa 5 Bin lira alamıyor. Bu kişi 5 dönüm tarlasını ekse ne kazanacak, masrafını dahi karşılayamaz durumda olan bu gibi insanların 5 Bin lira belki bir ihtiyacını karşılayacaktı.
Günümüz ekonomik şartlarında, sadece emekli maaşı ile geçinmeye çalışanların sayısının azımsanmayacak kadar fazla olduğu bir gerçek. Ancak, sadece emekli maaşıyla geçinmeye çalışanların birçoğunun zor durumda olduğunu görmekteyiz. Bu durum, özellikle kırsal bölgelerde ve Yozgat gibi küçük şehirlerde yaşayan emekliler için daha belirgin hale gelmektedir.
Bu bağlamda, 5 bin lira ikramiye müjdesinin sadece belirli bir emekli kitlesini kapsaması, emekliler arasında adaletsizlik hissi yaratmaktadır. Emekliler, bu ikramiyenin tüm emeklileri kapsaması gerektiğini savunarak, ekonomik eşitsizlik konusunda dikkat çekiyorlar.
Birçok emekli, batı ülkeleri ile kıyaslama yaparken, ülkemizin ekonomik durumunun aynı seviyede olmadığını ve yaşanan zorlukları her geçen gün hissettiklerini ifade ediyor. Yaz aylarında sahil kentlerindeki lüks otellerde konaklayan turistler ile kendi ekonomik durumu arasındaki uçurumu gören emekliler, adalet talep ediyor.
Yozgat’ta yaşayan emeklilerimiz, Ankara gibi komşu illerdeki çocuklarını veya akrabalarını görmeye gitmek için ekonomik sıkıntılar yaşadıklarını dile getiriyor. Bu durum, ekonomik eşitsizliğin sadece büyük şehirlerde değil, küçük yerleşimlerde de ciddi bir sorun olduğunu gösteriyor. Aslında büyük şehirlerde yaşayan emeklilerimizin durumu Yozgat gibi illerle kıyaslandığında daha zordur. Hangi emekli torununa harçlık vermek, bir hediye alarak sevindirmek istemez ki? Hayatının 20-30 yılını devletimize hizmet vermiş bir emekli bundan sonra kalan ömrünü dinlenerek huzur içinde geçirmek ister. Şartlar elvermediği için yani geçim sıkıntısı çektiği için mecburen çalışmak zorunda kalıyor. Emekli maaşı ile geçimini rahatlıkla sağlayan bir kişi neden çalışsın.
Netice itibariyle; emeklilere yapılan ikramiye konusu, sadece bir maddi destek değil, aynı zamanda ekonomik eşitsizlik ve adalet meselesini de gündeme getiriyor. Toplumsal refahın artırılması ve ekonomik adaletin sağlanması adına yapılan bu tür ödemelerin, bütün emeklileri kapsaması gerekmektedir. Cumhurbaşkanımızın ya da ilgili bakanlıkların bu konuyu bir kez daha gözden geçirerek değerlendirmesi emeklilerimizi memnun edecektir.
-
Ekonomik tablo asgari ücretli ve emekliyi zorluyor
Ülkemizde Pandemi dönemiyle başlayan ekonomide ki olumsuz tablo, günümüzde hala etkisini artırarak sürdürürken özellikle dar gelirli aileleri nefes almakta zorlayan bir mücadeleye sokuyor.
Yozgat’ımız tarım ve hayvancılığa dayalı bir şehir olmasına rağmen sanayileşme oranı da istenilen düzeyde gelişmemiştir. Ancak, ildeki memurlar, işçiler ve ticaret zincirindeki unsurlar, ekonominin temel taşlarını oluşturuyor. Günümüzde asgari ücretle ve emekli maaşıyla geçinmek, zorlu bir dağ yolunda araçla gitmeye benziyor. Artan enflasyon, özellikle asgari ücretli ve emekli vatandaşları sıkıntıya sevk etti. Ev kira fiyatlarının ortalama olarak 6 bin ile 15 bin lira arasında seyrettiği bir yerde, hayatını idame ettirmekte zorlananların oranı oldukça yüksek. Yüz kişiden sadece 25’i normal yaşantısını sürdürüyorsa, geride kalanların ne kadar büyük bir çıkmaza sürüklendiğini anlamamak için kör olmak lazım. Bu durumu değerlendirirken, genel resmi görmek önemli.
Bazı eleştiriler, “Restorana gidiyorum, masalarda oturacak yer yok” veya “Marketlere gidiyorum, kuyruk var” şeklinde dile getirilse de, bu durum gerçeği tam olarak yansıtmıyor. Gerçek ölçü, insanların alım gücüdür. Siz hiç markette çocuğuna istediği bir çikolatayı ya da basit bir oyuncağı alamayan bir anneyi ya da babayı onu rafa geri bırak dediğinde çocuğun yüzündeki ifadeyi gördünüz mü? Eskiden bir ailede bir baba çalışır ve 7 kişilik bir ailesinin ihtiyaçlarını karşılardı. Şimdi ise günümüzde aynı ailede 2-3 kişi çalışsa da evinin geçimini sağlayamaz duruma geldi. Umutsuz bir tablo çizmek istemiyorum ama özellikle büyük şehirlerde geçim bir hayli zorlaştı. Günümüzde bir asgari ücretlinin ya da emeklilerin aylık ücretinin en az 25 Bin TL olması gerekir ki normal şartlarda hayatlarını sürdürsün.
Yozgat’ta nüfusun yaklaşık yüzde 25’i memur ve işçilerden oluşuyor. Ancak, bu kesimin yüzde 15’i bile zaman zaman restorana gidebiliyorsa, bu gerçekten lüks değil, temel bir ihtiyaç olarak algılanmalıdır. Ancak genel olarak bakıldığında, bu insanların çoğu yılda bir kez, hatta hiç dışarıda yemek yeme imkanına sahip değil. Market alışverişi veya çocuklarının temel ihtiyaçlarını karşılayamıyorlar. Eskiden lokantalarda hesap ödemek için yarışan insanlar, şimdi bir bardak çayın hesabını bile yapar hale geldi. Evin kirasını ödeyemeyen bir asgari ücretli, çocuklarına nasıl bir gelecek sunabilir ki? Temel ihtiyaçlarını karşılayamayan bir birey, evinde nasıl huzur bulabilir? Ne yazık ki, geçim sıkıntısı ailelerde huzursuzluklara, hatta boşanmalara ve ailelerin parçalanmasına neden oluyor.
Devlet yöneticilerinin asli görevi, halkın refah seviyesini yükseltmek, herkese adil ve eşit bir yaşam standardı sunmaktır. Ancak son yıllarda, ülkemiz 20-30 yıl öncesine göre olumsuz bir değişim geçirdi. Dünya genelinde kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olan Türkiye, bugün temel ihtiyaçlarını bile dışarıdan temin etmek zorunda kalıyor. Bu noktada, üretime ağırlık verme ve yeniden fabrika ayarlarına dönme zamanı geldi.
Yozgat’ımız, 2000’li yıllarda 750 binlere yaklaşan nüfusa sahipken günümüzde bu rakam 416 bine kadar geriledi. Bu insanlar, istisnalar dışında doğdukları topraklardan ayrılmak istemez. Bu durum daha iyi bir yaşam, ailelerinin ve çocuklarının geleceği adına farklı illere veya ülkelere gitme arayışına girmelerine neden oluyor.
Geçim sıkıntısıyla boğuşan bu dar gelirli aileler, sadece ekonomik değil, aynı zamanda insanlık kriziyle de yüzleşiyor. Bu zor dönemde, devlet yetkililerine düşen görev, onlara umut olmak ve adil bir gelecek sağlamak olmalıdır.
-
Değer ver ki değer göresin
Biz Türk toplumunu diğer ülke toplumlarından ayıran en büyük özelliğimiz; aile yapısı, kardeşlik ve akraba bağlılıklarının güçlü olmasıdır. Aynı şekilde toplumda da insanların birbirlerine karşı samimi ve içtenlikle davranması, sevgi, saygı ve doğruluk bağları, bir toplumun sağlam temellerine dayanır.
Ancak, bu değerlerin sadece belirli zamanlarda veya kendi çıkarlarımız doğrultusunda değil de, hayatımızın her alanında samimiyetle sürdürülmesi gereklidir.
Günümüzde, siyaset sahnesinden günlük yaşantımıza, iş hayatına kadar birçok alanda samimiyetten uzak davranışlar güvensizlikleri de beraberinde getiriyor. Bir iş yerinde çalışanları düşünün birbirlerine ne kadar samimiler. Mecburiyetten olsa gerek ki; bir aradayken samimi gibi görünebilirler. Ancak gerçek duygularını ve düşüncelerini paylaşmazlar. Çünkü güven ve samimiyet duygusu kalmamıştır ve dışarıda ise farklı bir kişilik sergilerler. Bir aradayken her şey gayet olması gerektiği gibi devam ederken, dışarı da farklı ortamlarda durumun hiçte öyle olmadığı daha iyi gözlemlenebiliyor.
Bu durum sadece Yozgat’ımızda değil elbette. İnsanın olduğu her yerde böyledir. Seçim dönemlerinde adaylar; ilçe ilçe, belde belde, köy köy çalmadık kapı bırakmayarak seçmenlerin desteğini isterler. Bu esnada bir vatandaşta hazır ayağına kadar gelen bir adaya fırsat bu fırsat diyerek, “Benimde şu işim vardı, oğlumun bu işi vardı gibi talepte bulunur.” Adayın yüzünde gülücükler açarak tabiî ki ne var bunda niye bugüne kadar çözülmemiş gibi ifadelerle notunu alır gider. Sonrası mı? sonrası hüsran ve hayal kırıklığı, vatandaş arasın ki telefonuna ulaşsın.
İstisnalar kaideyi bozmaz, ama tabi ki ilgilenmeye çalışan vekil ve danışmanı da vardır. Ama genel itibari ile durum bu şekilde yürütülmektedir. Teşkilatlarda, yönetimlerde ya da torpili olanlar bir şekilde ilgili yerlere ulaşarak işlerini halletmektedirler. Ya imtiyazlı tanıdığı olmayanlar, falanca köyden Ahmet amca nasıl halledecek. Bu konuda beğenmediğimiz batılı ülkelerle kıyaslanamayacak kadar gerideyiz. Batı ülkelerinde siyasetçilerin ve yöneticilerin halkla olan ilişkileri daha sınırlıdır. Bu ülkelerde, sistem düzenli bir şekilde işler ve vatandaşlar, kişisel ilişkilere dayalı olarak işlerini halletmeye çalışmazlar. Bu, toplumda güveni ve adalet duygusunu güçlendirir.
-
Müslüman ülkelerin çaresizliği
Son dönemde İsrail’in Filistin halkına yönelik insanlık dışı saldırıları, dünya kamuoyunda büyük tepkilere yol açtı. Maalesef, bu olaylar karşısında Müslüman ülkeler çaresiz bir şekilde sadece kınamakla yetinmek zorunda kaldı. İşgalci İsrail’in Filistin’i acımasızca bombalaması ve bunun karşısında başta ABD, İngiltere ve bazı batılı ülkelerin desteğini alması, vicdan sahibi herkesi derinden etkilerken bu tepkiler sadece duygu dolu sözlerle sınırlı kaldı.
Geçtiğimiz günlerde İsrail’in Gazze’de hastaneyi vurması, çoluk çocuk demeden yüzlerce insanın feci şekilde hayatlarını kaybetmesi yürekleri dağladı. Hastanenin bombardımana tutulması, ülkemizin dört bir tarafında olduğu gibi Yozgat’ta da protesto edildi. Sivil İnisiyatif Platformu adı altında stk’lar, Cumhuriyet Meydanı’nda bir araya gelerek İsrail’e karşı sloganlar attı ve Filistinli masum halk için dualar etti. Camilerde ise gıyabi cenaze namazları kılındı. Ancak bu tepkiler, uluslararası arenada İsrail’in saldırılarını durdurmaya yetmedi.
İsrail’in bu zulmünün hiçbir haklı gerekçesi olamaz. İnsanlık adına bu tür şiddeti kınamak, insan olmanın bir gereğidir. Bu, sadece Müslümanlar ve Hıristiyanlar arasındaki bir çatışma değil, aynı zamanda bir insanlık dramıdır. Özellikle masum ve günahsız çocukların acımasızca İsrail’in saldırılarında can vermesi 7’den 70’e can taşıyan, vicdanı olan herkesin yüreğini yaktı. İsrail’li çocuklar yataklarında güven içinde uyurken, atılan bombalar nedeniyle parçalanan cesetlerde çocuklarının kimliklerini tespit edebilmek için Filistinli çocukların bırakın uyumayı aileleri tarafından; ayak ve kollarına, vücudunun farklı yerlerine isimleri yazılıyor.
İsrail’İn bu vahşetine dur demek için ülkemizin ve diğer müslüman ülkelerin her alanda çok güçlü olması ve birlikte hareket emesi gerekir. İşin en garip tarafı ise; Batılı ülkelerin kendilerine tehlike olarak gördükleri her olumsuzlukta adeta akbaba gibi birleşip müslüman coğrafyasını kan gölüne çevirirken, Müslüman ülkelerin “bana dokunmayan yılan bin yaşasın” misali bu büyük tehlikenin eninde sonunda kendimize de dokunacak olmasının farkına varamayışımızdır.
Tek bir Allah ve tek bir Peygamber’e inanan Müslümanlar arasında bile, nifak ve menfaatlerin yol açtığı çatışmalar yıllardır devam etmektedir. Müslüman ülkeler arasında yaşanan bu sorunları anlamak için,yönetim şekline ve toplumun genel yapısına bakmak yeterlidir.
Bu acı gerçeği düşünerek, Müslüman ve Hristiyan toplumlar arasındaki farkları göz önünde bulundurmalıyız. Örneğin, Çin ve Hindistan gibi büyük nüfusa sahip ülkelerde birçok farklı inanca rağmen barış içinde bir arada yaşamaya devam ederken, Doğu ve Ortadoğu coğrafyasında ise çok sayıda Müslüman devletler sürekli bir çatışma halinde kan akıtmayı sürdürüyor.
Netice itibariyle Müslümanlar ve Hristiyanlar arasındaki çatışmada zarar gören her zaman masum insanlar olmuştur ve olmaya devam ediyor. işgalci İsrail’in bu zulmü bir insanlık suçudur. Çocukların ve masum insanların öldürülmesinin hiçbir haklı gerekçesi olamaz. Bu acıların son bulması, barışın hakim olduğu bir dünya düzeninin kurulması vicdan sahibi herkesin dileğidir.
-
Yeni yöneticiler yeni hizmetlere vesile olsun
2023 yılı, Yozgat için önemli değişikliklerin yaşandığı bir yıl oldu. Vali, İl Emniyet Müdürü, Rektör, İl Jandarma Komutanı ve İl Milli Eğitim Müdürü gibi kritik pozisyonlarda aynı anda gerçekleşen atamalar, şehrin geleceği açısından büyük bir dönüm noktası olarak değerlendirilebilir. Bu değişimler, yeni yöneticilerin bilgi, deneyim ve vizyonlarıyla Yozgat’a önemli katkılarda bulunabileceği umudunu taşıyor.
Yeni atanan yöneticileri benimde üyesi olduğum Yozgat Gazeteciler Cemiyeti ile birlikte daha sonra ise bireysel olarak ta ziyaretlerim ve sohbet etme imkanım oldu. İzlenimlerim birbirinden değerli yöneticilerimizin şehrimize olumlu katkıları olacağı inancımı güçlendirdi.
Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr Evren Yaşar’ı, üniversiteye ve şehre büyük avantajlar sağlayacak niteliklere sahip birisi olarak değerlendirebiliriz. Geçmişi başarılarıyla dolu olan Yaşar, üniversite ve tıp fakültesi hastanesini daha da ileriye taşıyacak projelerle dolu bir geleceği temsil ediyor. Şehrin sağlık alanındaki ihtiyaçlarına uygun çözümler üretecek olan Yaşar, Yozgat’ın sağlık hizmetlerindeki kaliteyi artırma hedefinde önemli bir rol oynayacak.
İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Nejdet Özcan, göreve başlamasının ardından kısa sürede şehrin huzur ve güvenliği için başarılı operasyonlara imza attı. Özcan’ın komutasındaki, jandarma teşkilatı il genelinde güvenliği sağlama adına etkili çalışmalarını sürdürüyor. Yozgat’ta ki suç oranlarının azaltılması ve vatandaşların güvenliği adına yapılan bu başarılı operasyonlar, şehirdeki yaşam kalitesini artırma yolunda büyük bir adım olarak görebiliriz.
İl Emniyet Müdürü Recep Tecimer, farklı illerde gösterdiği başarılı performansın ardından Yozgat’ta da aynı özverili çalışmalarını sürdürüyor. Şehirdeki güvenlik sorunlarıyla etkili bir şekilde mücadele eden Tecimer, Şehirdeki huzur ve güvenliği sağlama noktasında kararlı bir tutum sergiliyor. Tecimer, suçla mücadelede vatandaşlarla iş birliği yaparak şehrin güvenliğini sağlamak için çaba harcıyor.
İl Milli Eğitim Müdürü İsmail Altınkaynak, eğitim alanındaki deneyimi ve uzmanlığıyla Yozgat’ın eğitim seviyesini yükseltme hedefine öncülük ediyor. Eğitim, bir şehrin geleceği açısından kritik öneme sahiptir. Altınkaynak, Yozgat’ın eğitim sistemini daha rekabetçi ve eğitim başarı seviyesinin istenilen noktaya getirilmesi için şimdiden ileriye doğru kalıcı çözümler üretiyor. Öğrencilerin kaliteli eğitime erişimini sağlama, öğretmenlerin ve okulların niteliklerini artırma amacı doğrultusunda meslektaşları ile yaptığı toplantılarda önemli değerlendirmelerde bulunuyor. Bunlar Yozgat eğitiminin geleceğini şekillendiren önemli adımlardır.
İlde bütün kurumları koordine eden Vali Mehmet Ali Özkan ise, göreve geldiği ilk günden itibaren hızlı bir şekilde saha çalışmalarına başlayarak, il genelinde yapılan ve yapılması planlanan çalışmaları yerinde inceleyerek şehrin fiziki ve genel durumu hakkında detaylı bilgiler aldı.
Geçtiğimiz günlerde, diğer bürokratları olduğu gibi Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan’ı benim de üyesi olduğum gazeteciler cemiyeti ekibiyle birlikte ziyaret etme fırsatımız oldu. Bu ziyaret sırasında, şehrimizin karşı karşıya olduğu sorunları ve potansiyel çözüm yollarını ele aldık.
Vali Bey’in ziyaretimiz sırasında paylaştığı bilgi ve deneyimleri, şehrimiz ve ilçelerimiz için oldukça önemliydi. Kendisi, tarımdan hayvancılığa, turizmden eğitime kadar pek çok konuda değerli tecrübelerini bizimle paylaştı. Vali Bey, her konuda kamu kaynaklarını doğru ve etkin bir şekilde kullanmayı, kamu zararını en aza indirmeyi hedeflediğini ve bu amacı gerçekleştirmek için çalışma yapılması gerektiğinin altını çizdi.
Netice itibariyle yeni yöneticilerin bilgi, deneyim ve kararlılıkla şehir için çalışması, Yozgat’ı daha aydınlık bir geleceğe doğru ilerlemesine büyük katkı sağlayacaktır.
-
Halkın Gözünden Memnuniyet
Günümüzde, kamu hizmeti veren kurumların etkinliği ve memnuniyeti, toplumun genel algısıyla ölçülür hale geldi. Özellikle belediyeler ve diğer kamu kurumları, halkın günlük yaşamını şekillendiren faktörlerin başında gelir. Bu sebeple, hizmet sektöründe çalışan personelin işine gösterdiği özen ve titizlik, doğrudan toplumun yaşam kalitesini etkiler.
Ancak, mevcut durumda yeterli denetim ve kontrol mekanizmalarının olmaması, bazı çalışanların kurum içinde keyfi davranışlara yönelmesine yol açar. Bu durumda, sadakat kavramı, çalışanların kraldan çok kralcı bir tavır sergilemelerine neden olur. İronik bir şekilde, işe alındıktan sonra, başlangıçta nezaketle uygulanan sürecin ardından, bazı çalışanlar kendilerini üst pozisyonlarda hayal ederek, yetkilerini kötüye kullanmaya başlar. Bu tür davranışlar, aslında kişilerin içsel değerlerini ve karakterlerini, dış dünyaya yansıtan bir ayna gibidir.
Gerçek memnuniyet ve başarı, sadece yapılan işin niteliğiyle değil, aynı zamanda çalışanların içsel dürüstlüğü ve doğruluğuyla da şekillenir. İşe sadakat, sadece bir üst yöneticiye, bir müdüre veya bir siyasi liderlere duyulan saygıyla değil, aynı zamanda mesleki ahlakla ve toplum hizmetine olan bağlılıkla ölçülür.
Halkın gözünde değerli olmanın anahtarı, işini gerçekten sevgiyle ve özveriyle yapmaktır. Kurum içinde ve dışında dürüstlük, şeffaflık ve adalet anlayışıyla hareket eden çalışanlar, toplumun güvenini kazanır ve halkın takdirini toplar. Bu nedenle, her bir çalışanın kendini sürekli geliştirmesi, dürüstlük ilkesine bağlı kalması ve hizmetlerini en üst düzeyde sunması, hem kendi kariyeri açısından hem de toplumun refahı açısından kritik öneme sahiptir.
Netice itibariyle hizmet sektöründe memnuniyet, sadece dışsal faktörlerle değil, içsel değerlerle de şekillenir. Topluma değer katmanın yolu, işini sevgiyle, saygıyla ve dürüstlükle yapmaktan geçer. Unutmayalım ki, gerçek başarı, içtenlikle yapılan işlerin meyvesidir ve toplumun gözünde değerli olmanın anahtarı, dürüstlük ve sadakatle açılır. -
Ak Parti Yozgat’ta İl Başkanı Belirlemeye Gidiyor
Yozgat’ta ekonomi, toplumun gündemini belirleyen önemli bir başlık olsa da, siyaset de hızla öne çıkıyor. Özellikle yaklaşan Belediye Başkanlığı seçimi, ekonomiyle yarışır hale geldi.
Günümüzde siyaset, çarşıda, pazarda, hatta evimizde bile sık sık gündelik yaşantımızın bir parçası haline gelmiş durumda. Önümüzdeki hafta içinde AK Parti Yozgat İl Başkanı’nın belirleneceği bir sürece gireceğiz. Temayülde yapılan oylamada Ahmet Çakıroğlu, Kazım Emiroğlu Şimşek, Şükrü Yalman ve Ahmet Gökhan’ın adları ilk sıralarda yer aldı. Temayül sonuçlarının ilk kez Yozgat İl Teşkilatı’nda açıklanması, bazıları için doğru bir adım olarak değerlendirilirken, bazıları içinse yanlış bir hamle olarak görüldü. Bu sonuçların açıklanmasıyla birlikte parti içinde çeşitli hesaplaşmalar yaşanıyor gibi görünüyor.
AK Parti Genel Merkezi, il başkanlığı seçiminin yerel seçimleri göz önünde bulundurularak büyük bir özenle yapılmasını istiyor. Ancak, mevcut adaylardan birini il başkanlığına atanmamış olması, bu sürecin uzamasına yol açtı. AK Parti’nin il başkanını seçerken hangi kriterlere ve özelliklere göre değerlendireceği, parti tüzüğünde zaten belirtilmiştir. Ancak, Şanlıurfa Milletvekili ve eski Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile Ankara Milletvekili ve eski Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay’ın farklı illerin vekili olmaları nedeniyle, gözler Yozgat’ın Milletvekili ve TESKOMB Genel Başkanı Abdulkadir Akgül’e ve Tabii ki Milletvekili Süleyman Şahan’ın bu konudaki görüşüne çevrilmiş durumda.
Bozdağ, Oktay ve önceki dönem Milletvekili Yusuf Başer’in Yozgat siyasetindeki etkilerinin azalması ve yeni dönemin Abdülkadir Akgül ve Süleyman Şahan, tarafından yönetiliyor olması Yozgat’ta AK Parti siyasetinde yeni bir dönemin başlamasına sebep oldu. Bu yapılan bütün toplantılarda milletvekilleri Abdülkadir Akgül ve Süleyman Şahan’ın ‘bizler bir kağıda iki imza atıyoruz. Her konuda tam mutabakat içerisindeyiz.’ ifadeleri AK Parti il başkanlığı belirleme sürecinin neticelenmesine günler kala atanacak isim üzerinde de ortak karar alıp alamayacakları kamuoyu tarafından da merakla takip ediliyor.
Önümüzdeki hafta Yozgat’ta AK Partinin 10. il başkanı belirlenecek. Bugüne kadar bütün il Başkanlığı seçimleri parti içi rekabetin yoğun bir biçimde yaşandığı gelişmelere sahne oldu. Ak Parti Genel Merkezi İl Başkanlığı çalışmasını kendileri açısından hiyerarşik yapıya uygun sürdürüyor. AK Parti Yozgat’ta il Başkanlığı seçimleri gündeme geldiği andan itibaren Ankara TESKOMB Genel Merkezi adeta il başkan adayları ve yakınları tarafından çok yoğun bir ziyaretçi akınına uğruyor. Milletvekili Akgül, Yozgat’ı yakından bilen tanıyan dengeleri gözeten, siyaset yapma anlayışı ve tekniği açısından Yozgat’ı yakından tanıyan bir isim. İl başkan aday adaylarının sayısının resmi olmayan rakamlara göre 40 civarında olması AK Parti milletvekilleri Akgül ve Şahan’ın işini oldukça zorlaştırıyor. Akgül ve Şahan, bu kadar aday adayı içerisinden bir ismin il başkanı olacak olması diğer adayları küstürmeyelim onları da siyasetimizin içinde tutalım anlayışında oldukları malum. Siyaset adam kazanma sanatıdır bunu en iyi bilenlerden birisi de Abdülkadir Akgül’dür.
Ülke olarak önemli bir seçimi geride bıraktık. Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP’nin kazanan taraf, muhalefet partilerinin ise kaybeden taraf olduğu bir seçim oldu. Genel seçimler ile yerel seçimler arasındaki ilişkiyi anlamak içinse şu açıklama yapılabilir: Genel seçimlerde iktidar ve muhalefet partiler ellerindeki en iyi kozları kullanarak seçimleri kazanmak için mücadele etti. Milletvekilliği adayları arasında nasıl ki kim, kimi rakip olarak gördüyse, onun hakkında olumsuz algı operasyonları ve propaganda çalışmaları yürüttü. Şimdi sıra il başkanlığı seçimine geldi. İl Başkanlığı seçimlerinde de aynı senaryolar uygulanarak rakibi hakkında olumsuz raporlar ve dosyalar genel merkeze veya ilgili koordinatöre iletiyor. Sonuç olarak, AK Parti’nin il başkanlığı için bir mücadele ortaya çıktı ve bu mücadele önümüzdeki hafta içinde Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından neticelendirilecek.
-

Nice, Nice Yıllara Yeniufuk’la
Gazetecilik zor ve meşakkatli bir iştir. Özellikle gündem yaratacak olayları, gelişmeleri, ince eleyip sık dokumadan, araştırıp bilgi ve belgesiyle ortaya koymadan sayfa sütunlarına taşıyamazsınız. İşte gazetemiz Yeniufuk, bu anlamda basın yayın ilkelerine bağlı, kişilerin ve kurumların haklarına saygılı, tarafsız ve objektif yayın anlayışıyla 22. yılını geride bırakırken 23. Yılına merhaba dedi.
Bir insanın yaptığı işte başarılı olabilmesi ancak o mesleği sevmesi ile olur. Her insan sevdiği işte başarılı olur. Mecburiyetten ya da iş olsun diye yapılan her şey eninde sonunda başarısızlıkla sonuçlanır. Gazetecilik mesleğine 1999 yılında Yozgat’ımızın Yimpaş’a ait yerel kanalı olan Bayrak TV, ve RTV 66’televizyonunda başladım ve 12 yıl kameramanlık, muhabirlik, program yapımcılığı, spor müdürü ve reklam müdürü olarak görev yaptım. O dönemde birlikte çalıştığım arkadaşlarımızdan bazıları şuan hala mesleğini farklı gazete ve televizyonlarda sürdürüyor. Ben ve arkadaşlarımız hala gazetecilik mesleğini sürdürebiliyorsak bunu geçmişte çalıştığımız Bayrak TV ve RTV66’da almış olduğumuz bilgi ve tecrübeye borçluyuz.
Yeniufuk ailesi olarak başta gazetemizin imtiyaz sahibi Bekir Çaylak, olmak üzere matbaa ve diğer birimlerinde çalışan arkadaşlarımızla abey, kardeş ilişkisinden de öte bir dostluk içerisinde mesleğimizi en iyi şekilde yapmaya çalışıyoruz. Bütün çalışanlarımız özverili bir şekilde görevinin ve sorumluluğunun bilincinde hareket ediyor ve etmek zorundayız. Nasıl ki bir silahtan çıkan merminin geri dönüşünün telafisi mümkün olmuyorsa aynı şekilde gazetemizde çıkan bir haberin de doğruluğuna dikkat etmek zorundayız. Kişisel çıkarlarımızı asla gazetemize alet etmedik. Yaşanan bir olayı kamuoyunun bilgilendirilmesi adına doğru tarafsız ve objektif olarak siz değerli okurlarımızın takdirine sunduk ve sunmaya devam ediyoruz. Bugün gazetemiz Yeniufuk 23. Yılına merhaba diyorsa burada en büyük pay sahibi halkımızın gazetemize olan sevgisi ve güvenidir. Bizler de dün olduğu gibi bundan sonrada basın yayın ilkelerine bağlı, Yozgat’ımızın sorunlarını yıkıcı değil yapıcı bir şekilde gündeme getirerek çözümü noktasında katkı sunmaya devam edeceğiz. Yeniufuk Gazetesi Yozgat’ın özgür sesi olmaya siz değerli okurlarımızın desteği ile sönmeyen ışık olarak devam edecek. Nice Nice yeni yıllara hep birlikte Yeniufuk’la …….
-

Eğitim Sorunu Birinci Önceliğimiz
Öğrenci, öğretmen ve veli ilişkisi eğitimin saç ayağıdır. Bu ayakların sağlam ve koordineli bir şekilde işletildiği takdirde hedeflenen başarının da elde edilmesi kaçınılmaz olur. Çocuklar ülkemizin teminatı ve yarınlarımızdır. Bir ülkenin hak ettiği noktalara gelebilmesi ancak eğitimli topluma kavuşması ile mümkün olabilir. Bilinçli, toplumun inanç ve kültürüyle barışık, modern bir eğitim sistemi ve ortamı ile yetişmiş nesle ülkemizin ve Yozgat’ımızın ihtiyacı var. Eğitimde hepimizin üzerine düşen büyük sorumluluklar var. Sadece okula yada öğretmene yüklemek biraz insafsızlık olur. Çocukla gerektiği gibi ilgilenmeyen aileler maalesef karne günü en büyük eleştiriyi yapmaktan geri durmazlar. Çocuğun, karnesinde kırık notlar varsa hemen başlarız komşunun, ya da akrabaların çocuklarıyla kıyaslamaya. Oysa yarıyılın veya bir yılın muhasebesini yaparken acaba çocuğumuzla bu süre içerisinde yeteri kadar ilgilendik mi, okuluna giderek öğretmenleri ile çocuğumuzun durumu hakkında bilgi sahibi olduk mu diye düşünmeyiz. Kötü alışkanlık kazanımı (sigara) kullanım yaşı her geçen gün daha da küçük yaşlara doğru ilerlemektedir. Aileler, sorumluluklarının farkında olmalı. Çocuklar, okula diye evden çıkıyor arkadaşları ile birlikte kuytu köşelerde sigara içerken yada oralarda hoş olmayan davranışlar içerisine girebiliyor. Aileler de bu durumu göz önünde bulundurarak hareket etmeli ve çocuğunun sürekli takibini de yapması gerekir. Çocuklarımız, şekil almamış bir hamur gibidir. Onların doğruları da, yanlışları da bizlerin eseridir. Başarılarını sahiplendiğimiz gibi yanlışları ve hatalarını da sahiplenerek nerede yanlış yaptığımızı sorgulamalıyız. Özellikle genç yaştaki çocukların özentisi ve hayattan beklentisi fazladır. Buna televizyonlardaki diziler ve filmlerde önemli katkı sağlıyor. Gençliğe, aile yapısına kısacası Türk toplumuna en büyük zarar veren etken maalesef günümüzdeki dizi ve filmlerdir. Ahlaksızlık ve her türlü kötü alışkanlıklar televizyon eliyle yayılıyor. Alkol ve zararlı alışkanlıklar özendiriliyor. Devletimizin ilgili (RTÜK) gibi kurumları da bu konularda maalesef bugüne kadar ciddi bir yaklaşım sergileyememiştir. Bizim Türk toplumunu diğer ülke toplumlarından ayıran en büyük özelliği olan aile kavramı da bundan olumsuz yönde etkilenmeye devam ediyor. Yozgat’ta eğitim başarı seviyemiz bir türlü istenilen seviyeye ulaşamadı. Komşumuz Kırşehir Türkiye sıralamasında ilk 10 içerisinde yer alırken bizde ise maalesef plakamız olan 66’larda seyrediyor. Buna yönelik İl Milli Eğitim Müdürlüğünün çalışmaları olsa da yıllardır devam eden eğitim sorununda ciddi bir başarı elde edilemedi. Aslında buna sadece eğitimcilerin değil, ailelerimizin, STK’ların ve diğer birimlerinde hep birlikte katkı sağlaması gerekir. Öğretmen sadece mesaim dolsun mantığından çıkarak kendisini de sürekli yenilemesi lazım. Milli ve manevi duygulara sahip bir nesil yetiştirmek istiyorsak önceliği bu kalitelere sahip öğretmen yetiştirmekle aramalıyız. Yoksa ezberci eğitimle, hızlandırılmış formasyon eğitimi ile yetiştirilen öğretmenlerle de istenilen düzeyde başarı sağlamak mümkün olamaz. Çocukları başarıya kanalize edecek heyecan verecek model olacak öğretmene ihtiyacımız var.