Etiket: Şemsi bayraktar

  • Bayraktar; Üretici ile market fiyatlarını değerlendirdi

    Bayraktar; Üretici ile market fiyatlarını değerlendirdi

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Temmuz ayında üretici ile market arasındaki fiyat farklılıklarını ve girdi fiyatlarını değerlendirdi.

    Bayraktar, Temmuz ayında üretici ile market arasındaki fiyat farkının en fazla yüzde 766,5 ile elmada görüldüğünü belirterek, açıklamasını şöyle sürdürdü:

    “Elmadaki fiyat farkını yüzde 325,5 ile marul, yüzde 304,8 ile kuru fasulye, yüzde 274,8 ile maydanoz, yüzde 267,4 ile yeşil mercimek, yüzde 243,8 ile kuru incir ve yüzde 238,6 ile nohut takip etti. Elma 8,7 kat, marul 4,2 kat, kuru fasulye 4 kat, maydanoz 3,8 kat, yeşil mercimek yüzde 3,7, kuru incir ve nohut 3,4 kat ve kuru üzüm 3 kat fazlaya tüketiciye satıldı.

    Üreticide 2 lira olan elma 17 lira 38 kuruşa, 2 lira 8 kuruş olan marul 8 lira 85 kuruşa, 7 lira 90 kuruş olan kuru fasulye 31 lira 98 kuruşa, 1 lira 7 kuruş olan maydanoz 4 lira 1 kuruşa, 8 lira 20 kuruş olan yeşil mercimek 30 lira 13 kuruşa, 32 lira olan kuru incir 110 lira 1 kuruşa, 8 lira 40 kuruş olan nohut 28 lira 44 kuruşa, 14 lira 50 kuruş olan kuru üzüm 43 lira 32 kuruşa markette satıldı.”

    -Market Fiyatları

    “Temmuz ayında markette 36 ürünün 25’inde fiyat artışı, 11’inde ise fiyat azalışı görüldü.

    Temmuz ayında markette fiyatı en fazla artan ürün yüzde 72,7 ile limon oldu. Limondaki fiyat artışını yüzde 69,6 ile domates, yüzde 38,1 ile yumurta, yüzde 35,5 ile sivri biber, yüzde 33,8 ile kırmızı mercimek ve yüzde 28,5 ile marul takip etti.

    Markette fiyatı en fazla azalan ürün ise yüzde 16,8 ile ıspanak oldu. Ispanaktaki fiyat düşüşünü yüzde 15,6 ile yeşil soğan, yüzde 10,2 ile patlıcan, yüzde 8,1 ile Antep fıstığı, yüzde 5,4 ile toz şeker, yüzde 5,3 ile ayçiçek yağı izledi.”

    ÜRETİCİ FİYATLARI

    “Temmuz ayında üreticide fiyatı en fazla düşen ürün yüzde 16,7 ile kuru kayısı oldu. Kuru kayısıdaki fiyat düşüşünü yüzde 2,5 ile yeşil soğan, yüzde 2,4 ile Antep fıstığı izledi.

    Üreticide en fazla fiyat artışı yüzde 89,7 ile kuru soğanda görüldü. Kuru soğandaki fiyat artışını yüzde 80 ile limon, yüzde 54,2 ile sivri biber, yüzde 45 ile yumurta, yüzde 44,4 ile patates, yüzde 40 ile domates, yüzde 38,1 ile salatalık, yüzde 37,5 ile ıspanak takip etti.

    Temmuz ayında üreticide 29 ürünün 17’sinde fiyat artışı olurken, 6’sında fiyat düşüşü görüldü. 6 üründe ise fiyat değişimi olmadı.

    Üretici fiyatlarında elma, nohut, fındık, pirinç, kuru üzüm ve kuru incirde fiyat değişimi olmadı.”

    FİYAT DEĞİŞİMLERİNİN SEBEPLERİ

    TZOB Genel Başkanı Bayraktar, üretici ile marketteki fiyat değişimlerinin sebeplerini ise şöyle açıkladı;

    “Temmuz ayında fiyatı en fazla artan ürün markette limon, üreticide kuru soğan, fiyatı en fazla düşen ürün ise markette ıspanak, üreticide kuru kayısı oldu.

    Üreticide, kuru soğan ve patates arzının yetersizliği fiyatları yükseltti.

    Sivri biber, salatalık, domates fiyatlarındaki artış, artan talep baskısı nedeniyle gerçekleşti.

    Depolardan piyasaya yatak limon arzının devam etmesi ve depo masraflarının artması limonda fiyatların yükselmesine yol açtı.

    Ispanakta havaların ısınması nedeniyle hasat edilen ürün miktarındaki azalma fiyata yansıdı.

    Yumurtadaki fiyat artışı ise yem fiyatlarının yüksekliğinden kaynaklandı.”

    “Tüketici fiyatlarındaki artışların düşürülmesi için üretici maliyetlerinin aşağı çekilmesi gerekiyor”

    “En son yayınlanan TÜİK Mayıs ayı girdi fiyat endeksi rakamları, mazot, gübre, elektrik, tohum, ilaç ve yem endeksindeki anormal artışları gösteriyor. Bu durum, üretici fiyat artışlarının nedenine işaret ediyor. Çünkü üretici fiyatları endeksi yüzde 155 artarken, TÜİK verilerinde yer alan gübre endeksindeki artış yüzde 237’yi, mazot endeksindeki artış yüzde 184’ü buluyor. Girdi fiyatlarındaki artış ise raflarda fiyatları yükseltiyor. Üreticilerimizin maliyetlerini düşürmeden tüketicilerin de ucuz gıdaya ulaşması mümkün değildir.

    Ürünlerdeki fiyat artışlarına rağmen üreticilerimiz zor durumdadır. Çünkü girdi fiyat endeksindeki artışlar ile tarımsal üretici fiyat endeksi arasında ki artışlar, üretici aleyhine giderek artan büyük farklar oluşturuyor. Üreticilerimiz maliyet artışlarını fiyatlara yansıtamıyor.

    Üreticilerimize verilecek destek, aynı zamanda tüketiciye verilecek destektir. Üreticilerimizi destekleyerek, moralini yüksek tutalım. Üretimden kopmasına izin vermeyelim.”

    -Temmuz Ayı Aylık ve Yıllık Girdi Fiyatlarındaki Değişim

    “Temmuz ayında, haziran ayına göre gübre fiyatları amonyum sülfatta yüzde 5,2 ve kalsiyum amonyum nitratta yüzde 2,7 azalırken, DAP gübresinde yüzde 6,8, 20.20.0 kompoze gübresinde yüzde 3,2, üre gübresinde yüzde 2,3 artış gösterdi.

    Geçen yılın temmuz ayına göre ise son bir yılda, üre gübresi yüzde 229, kalsiyum amonyum nitrat gübresi yüzde 217, DAP gübresi yüzde 194, amonyum sülfat ve 20.20.0 kompoze gübresi yüzde 190 oranında arttı.

    Mazot fiyatı aylık olarak yüzde 10,8 azalırken, son bir yıla göre ise yüzde 235 oranında arttı.

    Besi yemi temmuz ayında haziran ayına göre yüzde 4,3, süt yemi ise yüzde 2,4 azalırken, son bir yılda ise besi yemi yüzde 116,6, süt yemi ise yüzde 125,2 oranında arttı.

    Elektrik fiyatları son bir yılda yüzde 129,4 oranında arttı. Zirai ilaç fiyatları ise yüzde 300’e varan oranlarda artış gösterdi.

    Girdi fiyatları üretim sezonu boyunca var olan yüksek seviyesini sürdürüyor. Yüksek fiyatlar yeni üretim sezonuna hazırlanacak çiftçilerimizi düşündürüyor.

    Üreticilerimizin geleceği görmelerini, üretimde kalmalarını sağlamak için girdiler makul fiyatlardan üreticilere ulaştırılmalı, girdi destekleri artırılmalı, ekimden önce destekler açıklanmalı ve en kısa sürede üreticilerimize verilmelidir.” Alpaslan DEMİR

  • Anız yangını tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini yok eder

    Anız yangını tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini yok eder

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Hiçbir zaman tarımsal bir uygulama hüviyeti olmayan, toprak verimliliğine uzun vadede ciddi zararlar veren anız yakma, tarım arazilerinde sürdürülebilir verimliliğin kaybolmasına neden oluyor” dedi.

    TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, yaptığı açıklamada; kontrolden çıkan anız yangınlarının çiftçilerin 1 yıllık emeğinin yok olmasına neden olduğunu belirtti.

    Bayraktar, açıklamasını şöyle sürdürdü:“Bütün bir yıl boyunca gözü gibi bakıp büyüttüğü ürününü hasat etmek isteyen üreticilerimizin bütün emekleri ve parası bir anız yangınıyla kül oluyor. Anız yakılması havayı kirlettiği gibi orman yangınlarına da sebep olabiliyor. Orman Genel Müdürlüğü kayıtlarına göre, Ülkemizde 2021 yılında 2 bin 793 adet orman yangını gerçekleşti. Bu yangınların yüzde 5,9’u yani 165 âdeti anız yakılması sonucu çıktı. 2021 yılında yanan 139 bin 503 hektar orman alanının 377 hektarlık kısmı maalesef anız yangını nedeniyle gerçekleşti. Tarımsal üretimde bulunmak, insanımızı doyurmak için her fedakârlığı yapan eli öpülesi çiftçilerimize seslenmek istiyorum. Orman yangınlarının yoğunlaştığı bu sıcak yaz günlerinde anızları yakmayalım. Tarımsal üretimin ana unsuru olan toprağımızı koruyalım. Anız yakmanın çevreye vereceği zararları göz ardı etmeyelim. Tarımsal üretimin sürdürülebilirliğini tehlikeye atmayalım.Tarımsal üretimde maliyetlerin oldukça arttığı ve gıdaya olan ihtiyacımızın her zamankinden daha fazla olduğu günümüzde tarımsal üretimi ve bunun yanında doğal kaynaklarımızı tehlikeye atma lüksümüz yoktur. Bu bilinçle hem vatandaşlarımız hem çiftçilerimiz daha duyarlı olmak zorundadır.”

    ANIZ YAKMANIN SEBEPLERİ VE ZARARLARI

    Bayraktar: “Üreticilerimiz hasat sonrası aynı araziye diğer bir ürünün ekimini yapacak olduğunda mibzerin istenilen bir şekilde ekim yapmasını sağlamak, yakıt tasarrufu sağlamak ve daha iyi tohum yatağı hazırlamak adına anız yakıyor. Bu yanlış uygulama yabancı ot ve haşereleri yok etmenin yanında anız sapları ile mibzer gözlerinin tıkanmasını engellemek amacıyla da üreticilerimiz tarafından tercih ediliyor. Üreticilerimizin anız yakmayı tercih etmelerinin sağlayacağı fayda, toprağa ve çevreye vereceği zararın yanında çok küçük kalıyor. Özellikle organik maddesi çok düşük ve erozyona çok açık olan topraklarda anız yakılmamalı, sürülerek veya parçalanarak toprağa yeniden kazandırılmalıdır. Hasat sonrası tarla yüzeyinde kalan bitkisel artıklar toprağı tavında tutmakta ve meyilli arazilerde verimli toprağın su ve rüzgâr erozyonuyla kaybolmasına engel olmaktadır. Çünkü anız, yağışların şiddetle toprağa düşmesini engeller, yüzey akış hızını azaltır, toprağa sızmasını sağlar. Anızın yakılmasına bağlı olarak, toprağın organik maddesi yok oluyor ve toprağın önemli biyolojik, fiziksel ve kimyasal özellikleri zarar görüyor. Anız yangınları sırasında 0-5 cm derinlikte 250 ⁰C‘ye ulaşan sıcaklıklar meydana gelir ve verimlilik için en önemli unsurlardan biri olan organik madde yok olur. Anız yakmanın doğrudan ve dolaylı etkileri bulunmakla beraber, toprakla birlikte birçok canlının önemli derecede zarar görmesi bu bilinçsiz olayın en önemli sonuçlarının başında geliyor. Oysa toprakta bulunup gözle görülmeyen bu canlıların faaliyetleri sonucunda organik madde parçalanır, ayrışır ve humus dediğimiz şekle dönüşür. Bu da tarımsal üretimde verimliliğin artmasını sağlayan toprak yapılarındandır. Özellikle nadasa bırakılacak tarlalarda anızı yakmanın hiçbir gereği yoktur. Çünkü bir sonraki ekime kadar geçen sürede anız sapları zaten kendiliğinden çürüyerek toprağa karışacaktır.”ifadelerini kullandı. Haber Merkezi

     

  • Bayraktar: Yeterli gıdaya  ulaşmak daha da zorlaşacaktır

    Bayraktar: Yeterli gıdaya ulaşmak daha da zorlaşacaktır

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “7 milyar 957 milyona ulaşan dünya nüfusunun, 2050 yılında 9,8 milyara yükselmesi bekleniyor. Nüfusun artmasıyla birlikte gıda ihtiyacı ve talebi daha da artacak, sağlıklı ve yeterli gıdaya ulaşmak daha da zorlaşacaktır.”dedi.
    TZOB Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, ülkemizde ve dünyada yaşanan gıda kayıpları ve israfına ilişkin yaptığı açıklamada; dünya nüfusunun hızla arttığına dikkat çekti.
    Bayraktar, “Buna karşılık şehirleşme, sanayileşme, turizm ve ulaşım sektörlerindeki gelişmeler tarım alanlarının daralmasına yol açıyor. Pandemi dönemindeki üretim ve tedarik zincirindeki bozulma, sorunları daha da büyüttü. Bu sorunun çözümü en başta verimliliği artırarak daha fazla üretim yapmakla mümkündür. Ayrıca üretimin de sağlıklı bir şekilde tüketiciye ulaştırılması gerekiyor. 2050 yılına kadar artan nüfusu besleyebilmek için mevcut üretimin yüzde 60 oranında artırılmasına ihtiyaç vardır. Gıda güvenliğini sağlamada kayıp ve israfın azaltılması da en az verimlilik kadar önemlidir. Büyük emek ve kaynak harcanarak üretilen her ürünün bir gramı dahi ziyan edilmeyecek kadar değerlidir. Kültürümüzde israfın hoş karşılanmaması, dinimizde israfın haram sayılması bu anlayışın sonucudur.”diye konuştu.
    2019 YILINDA 931 MİLYON TON GIDA İSRAFI OLDU
    2019 yılında 931 milyon ton gıda israfı olduğu belirtildiğini vurgulayan Bayraktar, ““Birleşmiş Miletler Çevre Programı (UNEP) tarafından hazırlanan Gıda İsrafı Endeksi Raporu’na göre, 2019 yılında 931 milyon ton gıda israfı olduğu belirtiliyor. İsrafın yüzde 61’i evlerde, yüzde 26’sı gıda hizmeti veren işletmelerde, yüzde 13’ü ise gıda satıcılarında meydana geldi. Bu rakamlar dünya toplam gıda üretiminin yüzde 17’sinin israf edildiğini ortaya koyuyor. Evdeki yüzde 61’lik gıda israfının yalnızca ABD, İngiltere gibi ülkelerle sınırlı olmadığı, yoksul ülkelerin de etki oranının büyük olduğu yine raporda yer alıyor. Diğer yandan dünyadaki gıdaların yüzde 14’ü hasat, taşıma, depolama ve nakliye aşamasında kaybedilirken, yüzde 17’si de tüketici tarafından israf ediliyor. Türkiye’de bitkisel üretimde kayıpların önemli bir kısmı, zamanında ve uygun tekniklerle yapılamayan hasat işleri ve gerekli koşulları taşımayan depolama ve işleme sistemleri sonucu oluşuyor. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından hazırlanan bitkisel ürün denge tablolarına göre, 2020 sezonunda istatistiği tutulan 63 üründe, toplamda 118 milyon ton olan üretimin 10,3 milyon tonu yani yüzde 8,7’si hasatla birlikte sofraya ulaşana kadar kaybedildi. 2020 yılı için bitkisel üretim değerini göz önüne aldığımızda bu miktar 21,3 milyar liraya denk geliyor. Buna nihai tüketimdeki israf dâhil değildir. Türkiye’de özellikle yaş sebze ve meyve, tarladan sofraya ulaşıncaya kadar önemli ölçüde kayıplara uğruyor. Yetiştiriciliğin yanı sıra, hasat sırasında ve hasat sonrasında kayıplar meydana geliyor. Özellikle hasat sonrasında taşıma, muhafaza ve pazarlama aşamalarında da önemli kayıplar yaşanıyor. Yapılan araştırmalara göre tür ve çeşitlere göre değişmekle birlikte, yaş sebze ve meyvedeki kayıp oranı yüzde 10 ile yüzde 30 arasında değişiyor. Türkiye Ziraat Odaları Birliği olarak kayıp ve israfın önlenmesi konusunda çalışmalar yapıyoruz. Ev sahipliğimizde düzenlenen panel ve toplantılarda israf konusunu tüm boyutuyla ele aldık ve raporlar hazırladık. Üretim kayıpları ve israfla ilgili eğitimler verdik, bu eğitim çalışmalarına devam edeceğiz.”şeklinde konuştu. Haber Merkezi

  • ÇKS başvurularında son gün 30 Haziran

    ÇKS başvurularında son gün 30 Haziran

    Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, “Çiftçi Kayıt Sistemi (ÇKS) başvuruları, 30 Haziran 2022 tarihinde sona erecek. ÇKS kaydı yaptırmayan üreticilerimiz, desteklerden yararlanamıyor, tarım sigortası yaptıramıyor ve düşük faizli kredi kullanamıyor” uyarısında bulundu. Bayraktar, çiftçilerimizin mağduriyet yaşamamaları için ÇKS başvurularını son güne bırakmaması gerektiğini de söyledi.
    ÇKS kayıt süresinin bitmesine son 1 hafta kaldığını hatırlatan Bayraktar’ın açıklaması şöyle:
    “Çiftçilerimizin tarımsal faaliyetini sürdürmesinde katkısı olan destekleri alabilmesi ve diğer avantajlardan faydalanabilmesi için, tarımsal faaliyetin yapıldığı tüm tarım alanlarının ÇKS kaydının yapılması oldukça önemlidir.
    ÇKS’ye kayıtlı alan ve çiftçi sayısı yıldan yıla değişmekte ancak son yıllarda azalmaktadır. 2003 yılında 2 milyon 765 bin çiftçi ÇKS kaydı yaptırırken, 2020 yılında 2 milyon 127 bin çiftçi ÇKS kaydı yaptırmıştır. 2003-2020 yılları arasında ÇKS kayıt yaptıran çiftçi sayısında yüzde 23 oranında azalma oldu.
    Benzer şekilde 2003 yılında 16,73 milyon hektar iken, 2020 yılında ise 15,18 milyon hektar alan ÇKS kaydına alındı. 2003-2020 yılları arasında ÇKS’ye kayıtlı çiftçi sayısında yüzde 9,3 oranında azalma yaşandı.
    2021 yılında ise ÇKS’ye kayıt yaptıran çiftçi sayısı bir önceki yıla göre yüzde 2,1 oranında artış ile 2 milyon 173 bine ulaştı. Buna rağmen ÇKS’ye kayıtlı alan yüzde 0,1 oranında azalarak 15,16 milyon hektara geriledi.
    Çiftçilerimiz tarımsal üretim faaliyetine devam ettikleri halde çeşitli nedenlerle ÇKS kaydı yaptıramıyor. Çiftçilerimizin tarım yaptıkları alana yönelik başvurularını zamanında yapmalarının önemi yanında, tarım yapıldığı halde çeşitli gerekçelerle ÇKS kaydına engel teşkil eden sorunların da çözümlenmesi ve ÇKS kaydı yaptıramayan çiftçilerimizin kayıtlarının yapılması da oldukça önemlidir.
    Ülkemizde 2021 yılı itibariyle 23,44 milyon hektar alanın 15,16 milyon hektarı ÇKS’ye kayıtlıdır. ÇKS başvurusunu yapmayan üreticilerimiz yıl içerisinde mazot, kimyevi gübre, yem bitkileri ve prim uygulamaları gibi desteklemelerden yararlanamıyor. Ayrıca düşük faizli kredi kullanamıyor, TMO gibi kurumlara ürün veremiyor, devlet destekli tarım sigortasına başvuramıyor. Bu durumda ülkemizde 8,3 milyon hektar tarım arazisi kayıt altına alınamıyor. Bu alanların bir kısmında üretim devam etse de üretici destekten faydalanamıyor.
    Bütün bunların yanında yıl içerisinde yaşanan herhangi bir doğal afet sonucu meydana gelen zarar doğrultusunda kredi borçlarının ertelenmesi uygulamasında veya afet sonrası yapılacak her türlü tarımsal desteklemelerde çiftçilerimizin mağdur olmamaları için ÇKS başvurularını ertelemeden mutlaka yaptırmaları gerekiyor.
    2022 yılı ÇKS kaydı başvurusu geçtiğimiz Eylül itibariyle başlamış olup, 30 Haziran 2022 günü mesai bitiminde son bulacaktır. 27 Mayıs 2022 tarihi itibariyle 1 milyon 702 bin çiftçinin 12,83 milyon hektar alan için ÇKS kaydını yaptırdığı görülmektedir. Başvuru süresinin bitmesine bir ay kala gerçekleşen bu rakamlar oldukça yetersizdir.
    Çiftçilerimiz son başvuru gününü beklememeli, yaşanabilecek yoğunluğu göz önünde bulundurarak Odalarımızdan alacakları çiftçi belgesi ve diğer belgeler ile Tarım ve Orman bakanlığı il ve ilçe müdürlüklerine bir an önce başvurusunu yapmalıdır.”
    Haber Merkezi