Deva Partisi Yozgat İl ve Sorgun İlçe teşkilatı, Deva Partisi Yozgat Bölge Koordinatörü ve Parti Kurucu Üyesi Sedat Kadıoğlu’nun da katılımıyla Sorgun’da esnaf ziyaretinde bulundu. Ziyaret programı sonrası bir açıklama yapan DEVA Partisi İl Başkanı İsmail Yılmaz “Deva Partisi Yozgat Bölge Koordinatörü Sedat Kadıoğlu’nun katımları ile bugün Sorgun ilçemizdeyiz. Esnaf kardeşlerimizi ziyaret ederek, Genel Başkanımız Sayın Ali Babacan’ın selamlarını ilettik. Esnafımızın sıkıntılarını ve taleplerini dinledik. Her zaman sahada çalışmalarımıza devam edeceğiz. Partimize ve Sayın Genel Başkanımıza teveccühlerinden dolayı tüm Sorgunlu hemşerilerimize teşekkür ederiz” ifadelerini kullandı.
Etiket: Sorgun
-

DEVA Sorgun’da sahaya indi
-

“YAYA ÖNCELİĞİ KIRMIZI ÇİZGİMİZDİR”
İçişleri Bakanlığı 2021 yılı içerisinde trafikte yayaların geçiş üstünlüğüne yönelik yeni bir uygulamayı hayata geçirdi. Uygulama da ışıksız yaya geçitlerinde kırmızı çizgilerde yer alacak.
Kırmızı çizginin hedefi trafikteki tüm sürücüler olup; Yaya geçitlerindeki çizgilerin kırmızıya boyanması ile yaya önceliğine bir kez daha dikkat çekmek maksadıyla, Sorgun Kaymakamlığı koordinesinde Sorgun Kaymakamı Bahadır Güneş ile birlikte Kurum Amirlerinin katılımıyla Sorgun İlçe Jandarma Komutanlığı ve İlçe Emniyet Müdürlüğü Trafik Ekiplerince 29 Mart Pazartesi günü Sorgun İlçe Merkezinde yapılan “yaya önceliği kırmızı çizgimizdir” projesine okul öğrencileri ile vatandaşlar tarafından destek geldi. Sembolik olarak okul öğrencileri ve vatandaşlar ile birlikte yaya geçidi kırmızıya boyandı.
-

Başkan Ekinci’den Hayırlı olsun ziyareti
Ziyarette karşılıklı olarak fikir alışverişi ve çalışmalar hakkında bilgi paylaşan Belediye Başkanı Ekinci, Sorgun’da belediye olarak iki yıldır yapılan çalışmalarla ilgili bilgi verdi. Sorgun’un gelişmesini sağlamak ve kalkınmada hız kesmeden devam etmesi yönünde ciddi adımlar atıldığını kaydetti. Başkan Ekinci, ilçede işsizliğin giderilmesi için istihdam sağlayacak tekstil fabrikaları kurulduğunu bununla birlikte özel işletmelerin Sorgun’u son zamanlarda daha çok tercih etmeye başladığını söyledi.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz’da Yozgat için şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da parti olarak her türlü desteği vermeye devam edeceklerini söyledi. -

Savcı Salkım 3 aylıkken evlat edinilmiş
Ailesini ve sevenlerini yasa boğan olay sonrası Savcı Özlem Salkım’ı 3 aylıkken evlat edinen Rahime (68) ve Ramazan Salkım (66) çifti, tek çocukları Özlem’i kaybetmenin acısını derinden yaşadı.
Sorgun Adliyesinde görev yapan Cumhuriyet Savcısı Özlem Salkım, geçtiğimiz 24 Mart’ta Bahçelievler Mahallesi Yazıcıoğlu Caddesi’ndeki evinde arkadaş grubuyla doğum gününü kutladığı sırada başından tabanca ile vurularak ağır yaralandı.
Yozgat Bozok Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi’nde tedaviye alınan Salkım, 3 gün süren yaşam savaşını kaybetti. Özlem Salkım’ın cenazesi, memleketi Ankara’nın Kızılcahamam ilçesine bağlı Bulak köyünde toprağa verildi.
Rahime ve Ramazan Salkım Çifti, 1976 yılında evlendikleri ve 4 yıl sonra doğan kızlarının 2 gün sonra hastanede ölünce, bir daha çocukları olmaması üzerine 1993 yılında Çocuk Esirgeme Kurumu’na başvurup, 3 aylıkken Özlem’i evlat edindiği öğrenildi.
Savcı Salkım’ın ölümü görev yaptığı Yozgat’ta ve memleketi Kızılcahamam’da büyük üzüntüye sebep oldu. -

Çapanoğlu Sarayı ve Tarihi Han
Eski Belediye ve Milli Eğitim binalarının yıkılmasıyla ortaya çıkan toplam 4.700 m2’lik alanın, Yozgat’ın tarihi, kültürü, mimarisiyle buluşma ve buradan turizm, üretim, istihdam oluşturma imkanı vermektedir. Yeniufuk Gazetesi olarak, Yozgat’ın gelişme sürecinde önemli yapıtaşlarından biri olacak bu fırsatın, şehrimizin sosyo-ekonomik kalkınmasına olumlu katkı sağlayacak şekilde değerlendirilmesi adına, diğer projelere alternatif olabilecek çözüm önerisini şehrimiz kamuoyunun dikkatine sunuyoruz.
Yozgat il merkezinde Saat Kulesi, Hayri İnal Konağı, Çapanoğlu Camii ve müze dışında gezilecek yer tarifi yapmamız çok zor. Yıllardır beton ekonomisine teslim olmuş Yozgat’ta tarihi değerler bir bir yıkılmış, o güzelim geniş bahçeli ve kendine has mimari özelliklere sahıp konaklardan geriye bir tane bile kalmamıştır.
Bununla birlikte Çapanoğullarınca yaptırılan Tol Çarşı yıkılmış yerine bir ucube dikilmiştir. Çapanoğlu Camii (Büyük camii) etrafında tarihi değer ifade eden çarşı hamamından başkaca bu toprakların kimliğini ifade edecek eser kalmamıştır.
Çapanoğulları tarafından kullanılan saray da bu yağma ve kıymet bilmezlikten nasibini almıştır.
Geldiğimiz nokta itibariyle Yozgat merkezde yarım saat içerisinde tüm tarihi, turistik alanları gezmek mümkündür lakin gelen ziyaretçilerin şehirde konaklamasını, bu şehrin kimliği ile buluşmasını ve il ekonomisine katkı yapmasını sağlayacak hiçbir eserimiz yoktur.BURADA DURALIM VE İKİ ÖRNEK VERELİM
Birincisi, Yunanistan’ın Santorini Adası’nın güney tarafında Akrotiri denilen küçük bir bölge vardır. Burası ziyaretçilere milattan önceki Roma dönemine ait olarak anlatılır. Akrotiri aynı zamanda yarı açık yarı kapalı bir müzedir. 2019 yılında 5.5 milyon turist bu bölgeyi ziyaret etmiştir. Buradaki müzenin giriş ücreti kişi başı 5 Euro’dur, bu para da direk Santorini Belediyesi’ne gelir olmaktadır.
Peki, neden bu gelir belediyeye kalmaktadır?
Şu yüzden, Akrotiri tarihi değeri olan bir bölge değildir aslında, yani orayı koruma alanı (sit alanı) ilan eden bakanlık değil adanın kendi belediyesidir.
Bu ada son 500 yıl içinde onlarca volkanik patlamayla bugünkü haline gelmiştir ve en son 1882’deki büyük volkanik patlamayla adada taş üzerinde taş kalmamış, yanardağın külleri İzmir şehrimizin üstünü dahi kaplamıştır. 1951’deki patlamada ise adada canlı kalmamıştır. 20 yıl öncesine kadar Yunanistan Hükümeti anakaradaki insanların bu adalara yerleşmesi için hem bedava ev hem de 1.300 Euro hane başına para veriyordu. Kısacası Santorini en son 1951’deki volkanik patlamayla şimdiki şeklini almış ve insanlar daha sonra yerleşmeye başlamıştır. Şimdi soruyorum size; Daha dün oluşmuş bir adada 2.500 yıllık Roma tarihinden bahsedebilir misiniz?
Ama her yıl milyonlarca insan buraya Roma tarihini öğrenmek amacıyla kültür turlarıyla geliyor. Müzenin kapalı alanındaki o 2.000 yıllık kaplar, çanaklar, çömlekler ise farklı yerlerden bulunarak oraya getirilmiş ve sergilenmiştir. Yani Santorini ile hiçbir alakası yoktur. Akrotiri olarak bilinen antik kent ise aslında 19.Yüzyıl sonundaki volkanik patlamada lavların ve küllerin altında kalarak sonradan temizlenen eski bir balıkçı kasabasıdır. Tarihi Antik Roma dönemine değil 118 yıl öncesine dayanır.
İkincisi, Vietnam’da bulunan ve bir Fransız yatırımcı tarafından Orta Çağ Fransız mimarisi ile inşa edilen Ba Na Hill Kasabası.
Dev taş eller tarafından tutulan köprüsü ile sosyal medya kullanıcıları arasında hızla tanınan bu şehir, ülkenin doğu kıyısındaki en büyük dördüncü şehri Da Nang’ın arkasında deniz seviyesinden 1.400 metre yükseklikte tasarlanmıştır. Orta Çağ Fransız mimarisi tarzında inşa edilen bu kasaba şimdiden yılda 1 buçuk milyon turiste ev sahipliği yapmaktadır. Burada, ziyaretçilerin konaklamasından, yemeğine, eğlencesine kadar her ihtiyacı düşünülerek, evler, iş yerleri, kilise, Fransız bahçelerinden ilham alan park, köprüsü, raylı sistemi ile yeni bir şehir inşa edilmiştir.
Bu iki örneğin ortak noktası ve bizi ilgilendiren tarafı şudur; her iki proje de sıfırdan ekonomi yaratan zekice kurgulardır. Hiçbir şeyin olmadığı yerde; turizmin algılardan ibaret olduğu gerçeğini ve mimarinin bölgeye turist çekmede ne kadar önemli bir faktör olduğunu idrak ederek algıları iyi yönetmişler ve sıfırdan milyonlarca turistin finanse ettiği bir ekonomi yaratmışlardır.
Tekrar Yozgat’a dönelim. Adeta sıfır noktasındayız. O halde yukarıdaki örneklerden de alacağımız ilhamla ‘ne yapabiliriz’e odaklanalım.
Bildiğiniz üzere eski belediye binasının yıkılması ile 1.700 m2, eski hükümet konağının yıkılması ile 3.000 m2 iki büyük alan il merkezinde boşa çıkmıştır.
Bu iki alanın birincisinde; Beypazarı-Suluhan, Amasya-Taş Han, Edirne ve Erzurum Rüstem Paşa kervansarayları vb. bir taş yapı veya 2 katlı tarihi konak görüntüsüne sahip büyük bir bina inşa edebiliriz. Minimum iki katlı olacak bu yapının birinci katının dışa bakan yüzünde dükkanlar, tek kapı ile girilen iç kısmında lokanta, cafe, toplantı salonu vb, ikinci katında ise butik bir otel faaliyete geçirebiliriz. Sunulacak hizmetlerin çeşitliliği ve ziyaretçilerin beklentilerine cevap veriyor olmasının yanı sıra, dükkanlarda, geçen hafta gündeme getirdiğimiz üzere halk eğitim merkezinde eğitim almış kursiyerlere yer tahsisi yapılarak ve finansal destek verilerek, gümüş, bakır, çini, keçe, kilim ve şal, ametis taşı, Yasin Ali Er dostumuzca imal edilen çam kozalağı reçeli ve sirkeler, Tol Çarşı’da faaliyet gösteren Çamlık Ev Yapımı işletmesinin sahibi Yunus Bey’in ev yapımı ürünleri ve dahasının imal ve satışının yapılması ile bir cazibe alanı olacaktır.
Bu alanların ikincisine ise 1920 yılında Çerkez Ethem tarafından yakılan Çapanoğlu Konağı’nı inşa edebiliriz. Bu konağın son haline dair fotoğraflar vardır ancak daha da önemlisi Çapanoğlu Süleyman Bey zamanında Yozgat’a gelen seyyahların anılarında detaylı bilgiler vardır ve bu bilgilere de ulaşabilmekteyiz. Uzmanlarınca yapılacak çalışmalar ve aile fertlerinden alınacak bilgiler ışığında aslına yakın bir konağı meydana getirmek imkanımız vardır.
Şimdi örnekleri hatırlayalım ve bu iki önerimizin kabul gördüğünü Çapanoğlu Konağı’nın ve bir hanın inşa edildiğini düşünelim. Turizmin tamamen algıları yönetmek ve mimarinin bölgeye turist çekmedeki en önemli faktörlerden birisi olduğu gerçeğini de hatırlayarak; üniversite ve Polis okuluna ek olarak Adalet ve Diyanet Eğitim Merkezlerinin de faaliyete geçmesi ile birlikte, Yozgat’a ziyaretçi akını hızlanacaktır. Doğal olarak gelen bu ziyaretçilerin dikkatini çekecek, yöreye ait ürünleri satın alabilecekleri, aileleri ile konaklayabilecekleri, Yozgat tarihine dair somut değerleri görüp yaşayabilecekleri bu alanların tanıtımı kısa zamanda sağlanacaktır. Bir biz bileceğiz 2020’lerde inşa edildiklerini ama çok sürmeyecek Santorini ve Ba Na Hill’de olduğu gibi yıllar içerisinde ne zaman yapıldığından ziyade buralarda sunulacak hizmet ve ürünlerin kalite ve çeşitliliği ile birlikte, saraydaki tarih, mimari özellikler, Yozgat tarihi ve Çapanoğulları konuşulur olacaktır.
Bu sayede Yozgat kültür ve tarihini yerinde yaşama, Yozgat topraklarının özünü hissetme imkanı yakalayacak ziyaretçiler, ilden ayrılırken de buraya ait değerlerin taşıyıcılığını ve tanıtımını yapacaklardır. Elbette ki bunun maddi bedelini de ödeyeceklerdir.
Buradan tarih çıkar, kültür çıkar. Buradan iş, aş çıkar, istihdam çıkar. Buradan 100 yıldır yok edilen şehrin kimliği küllerinden doğabilir. Belki bu sayede, iradesi ortadan kalktıktan sonra tüm tarih ve kültürünü yağmaladığımız ama dini eserler dışında neredeyse tüm izlerini silercesine asıl soyguncusu kendimiz olduğumuz Yozgat ve Çapanoğulları ile yeniden barışır, bir şehir tarihle, kültürle, sanatla, mimari ile nasıl var edilir ve nasıl yaşatılırı da öğrenmiş oluruz. Belki bu sayede klasik ve eskimiş yol, kaldırım belediyeciliği anlayışını bir adım öteye taşıyarak; bir taraftan şehre kimlik kazandıran diğer taraftan istihdam sağlayan ve il ekonomisinin gelişmesine katkı sunan projelerin önemini kavramış oluruz. Bekir ÇAYLAK / Savaş UYAR -

“Testi kebap” izleri
Sorgun’da bulunan Pteria Antik Kenti olarak da bilinen Kerkenes’te kazı çalışmalarını sürdüren Arkeolog Doç. Dr. Scott Brating, M.Ö. 600 yıllarında halk tarafından yiyecekleri pişirmekte kullanılan çanak ve çömlek bulguları üzerinden Yozgat’ın yöresel lezzetlerinden olan ‘testi kebabı’na dikkat çekti.
Sorgun ilçesine bağlı Şahmuratlı köyü yakınlarında Kerkenes Harabeleri olarak da bilinen ‘Pteria Antik Kenti’nde kazı çalışmaları başladı. M.Ö. 600 yıllarında demir çağında medeniyetlerin yaşadığı tahmin edilen Kerknes antik kentinde yaklaşık 27 yıldır kazı çalışmaları yürütülüyor. 7 kilometre sur duvarları bulunan ve 2,5 kilometrekarelik bir yerleşim alanına sahip antik kent, kazıldıkça tarih fışkırıyor.
Kazı çalışmalarını yürüten ABD’li Arkeolog ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Scott Brating, gazetecilere açıklamalarda bulundu. Brating, bu süre içerisinde önemli bulgular elde ettiklerini belirterek Frigce yazıtlar, kurt ve köpek betimli kemik üzerine yapılmış plaka, bir mobilyaya ait fildişi süsleme parçası, öğütme taşları, yanmış tohum ve mutfakta kullandıkları çanak ve çömlek parçaları gibi birçok tarihi eseri çıkardıklarını söyledi.
Yozgat’ın yöresel lezzeti Testi kebabına dikkat çekti ABD’li Arkeolog ve Kazı Başkanı Doç. Dr. Scott Brating, kazı çalışmalarında mutfak bölümünde çanak ve çömlek içerisinde et ve hayvan kemiklerinin bulunduğunu söyleyerek Yozgat’ın yöresel lezzetlerinden olan testi kebabına da dikkat çekti. Brating açıklamalarını şu ifadelerle sürdürdü:
“Biz bayramdan sonra geldik. Kerkenez kazı bir hafta önce başladık bir ay daha devam edeceğiz. Kerkenes demir çağının en büyük kenti. Burada Frigler yaşamış, Frig kralı var. Projeye 1993 yılında başladık ve 27 yıldır kazı yapıyoruz. Bu yıl şehrin bloklarını açıyoruz. Burada fildişi plakaları var. Bunlar Ankara’da müzede sergileniyor. Şimdi daha küçük plaklar çıkartıyoruz. Bu yerleşim yerinde mutfakta bölümleri bulundu. Topraktan çanak parçaları var, demir kaplar var. Yanmış tohumlar var. Çanaklarda yemek bulguları gördük. Şimdiki testi kebap gibi. Çanak mutfaklarda çok fazla var, çanakta et var, hayvan kemikleri var. Muhtemelen kebap gibi, testi kebabı gibi diyebiliriz.”
Ayrıca Bakanlığın bu yılki çalışma programında kuzey yapı adası dışında kale diye bilinen kentin en yüksek noktasında jeofizik çalışmaları da yapılacak. Jeofizik çalışmalar sonucunda yeraltındaki yapılaşmalar görüntülenecek ve bu yapılaşma görüntülendikten sonra oradaki yaklaşık 2 metre yüksekliğinde harçla örülmüş ve günümüze kadar sağlam kalmış sur duvarlarının ortaya çıkarılması için 2020 yılı itibariyle bir çalışma başlatılacak. Böylece Kerkenes’in görselliği ve turist potansiyelinin birkaç sene içerisinde artması amaçlanacak.





