Çünkü eğer ki buğdayın uluslararası ticaretteki durumu nedir diye sorarsak bizim karşımıza ülkeler değil, ülkelerden çok daha büyük ölçeğe kavuşmuş şirketler karşımıza çıkıyor. O noktada bölümün başında ne diyeyim, TMO mu belirliyor buğdayın fiyatını yoksa ABCD mi belirliyor buğdayın fiyatını sorusuna da bu noktada cevap vermiş olabiliriz. Toplamda 200 milyon tonluk buğday ihracatının %80’i, %80 çok ciddi bir oran.
200 milyon tonluk buğday ihracatının %80’i sadece 4 tane şirket tarafından yapılıyor. Bu şirketlere de ABCD grubu deniyor. Neden ABCD grubu deniyor çünkü şirketlerin baş harflerin isimleri ABCD şeklinde düzenlenmiş.
Ben bu şirketleri sırayla söyleyeyim. Arthur Daniels Midland yani ADM birincisi, Bank ikincisi, Cargill üçüncüsü, Louis-Dreyfus Company, LDC bu da üçün dördüncüsü. Yani o Louis-Dreyfus’ta L’yi değil D’yi ciddiye alıyorsunuz.
Dolayısıyla böyle bir ABCD grubu çıkıyor. Şimdi ihracatta bu kadar bu kadar etkin olmaları bizi niye bağlasın? Yani bugünkü buğday fiyatıyla ABCD grubu arasında ne fark var? Şimdi 7 Haziran’da açıklanan buğday fiyatı ton başına 9250 TL. O günkü kurla yani 7 Haziran’da açıklandığı tarih itibariyle kurla bu rakam 287 dolara denk geliyor.
287 dolar bizi niye ilgilendirir? Yani buğdayın fiyatının dolar karşılığı ile niye ilgilenelim? İşte bu niye ilgilenelim sorusu üzerine sizinle 9000 kilometrelik bir yolculuğa çıkmamız gerekir. 9000 kilometre kadar batıya gidelim ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Chicago Eyaleti’ne uğrayalım. Chicago Eyaleti’ne niye gittik? Aslında uğramak istediğimiz yer Chicago Board of Trade.
Yani Chicago Borsası, Chicago Gıda Borsası diye kısaltabiliriz belki. Buğday fiyatının temel olarak belirlendiği borsanın adı Chicago Borsası. Şimdi biraz önce dedim ki 9250 TL’lik buğday fiyatının dolar karşılığı 287 TL.
O tarih itibariyle yani buğday fiyatı açıklandığı tarih itibariyle Chicago Board of Trade’deki buğday fiyatı ne kadar biliyor musunuz? 267 TL. Neredeyse aynısı. Hatta hatta dolar kurunda %8,5’luk bir değerlenme olursa ki yıl içinde olacaktır.
Yani en azından beklentiler o yönde. Bu durumda Türkiye’deki buğday fiyatı Chicago Borsası’nın da altında kalıyor. O halde tezgah bu haliyle biraz açığa çıkmış oluyor.
ABCD grubu, ABCD grubu buğday ihracatı konusundaki tekel konumları nedeniyle Chicago Borsası’na hakimler ve Chicago Borsası’ndaki fiyatı belirleyebiliyorlar. ABCD grubunun belirlediği fiyatı Türkiye’deki buğday çiftçisine duyurmakla görevli grubun adı ise Toprak Mahsulleri Ofisi. Toprak Mahsulleri Ofisi, Chicago Borsası’nda oluşan fiyatı Türkiye’deki çiftçilere duyurmakla meşgul.
Bu haliyle aslında Toprak Mahsulleri Ofisi’nin temel görevi Türk çiftçisini veya buğday üreticisini korumaktan çıkıyor. Aslında uluslararası tekellerin belirlediği fiyatı buğday üreticilerine deklara etmekle sorumlu tutuyor kendisini. Peki ne olur? Yani neden bu fiyatlar borsada belirleniyor? İşte o noktada buğdayın yaş meyve sebzeden, daha doğrusu hububat ve bakliyatların yaş meyve sebzeden farkı karşımıza çıkıyor.
Yaş meyve sebzeden ne farkı var hububatın? Stoklanabilir bir ürün olması gibi temel bir farkı var. 2 ayda hasadı yapılan fakat 12 ayda tüketilen bu ürün aslında ömrünün büyük çoğunluğunu büyük stoklarda, büyük depolarda, büyük silolarda geçiriyor. Haliyle bu durum buğdayı biraz özellikli bir ürün haline getiriyor stoklanabilir olması.
Neden özellikle bir ürün haline getiriyor? Eğer ki siz stoklanabilir bir ürün tasarlıyorsanız aslında siz tıpkı altın gibi, tıpkı petrol gibi bir emtia üretmiş oluyorsunuz. Emtia üretimi yapılıyorsa o zaman vadeli işlemlere konu olan bir ürün üretmiş oluyorsunuz. Yani 3 ay sonraki fiyatı, 6 ay sonraki fiyatı tahmin edilerek bir fiyatlama davranışı gelişiyor.
Ve bu fiyatlama davranışında da galip gelen aslında elinde çok fazla buğday bulunduranlar oluyor. İşte her ne kadar ulusal piyasanız çok rekabetçi olsa da veya çok satıcı çok alıcılı olsa da uluslararası sistem tekelleştiği için siz Chicago borsasındaki fiyatı Türkiye’ye dayatmak zorunda kalıyorsunuz. Eğer ki, eğer ki bu fiyatın altında bir fiyat açıklanırsa, bu fiyatın altında bir fiyat açıklanırsa elinde Türkiye’de elinde buğday olan, stokta buğday olanların malı değersizleşecek.
Ve bu Türkiye’den çıkmalarına, başka bir ülkeye yatırım yapmalarına neden olacak. Veya elinde yumrumdan az buğday varsa böyle bu piyasada, bu durumda da pahalıya almak zorunda kalacaklar. Bu da onları rahatsız edecektir.
Dolayısıyla TMO’nun temel görevi Chicago’da oluşan fiyatı korumaktır. Şimdi Chicago’da oluşan fiyatı korurken Konya’daki buğday çiftçisini korumak gibi bir görevi var mı? Şimdi normal şartlarda var fakat işte zaten kriz de burada devreye giriyor. Bu görevini yerine getirmiyor TMO.
Hangi görevinden bahsediyorum? Bu noktada 2006 yılında, daha tam tarih vermek gerekirse 18 Nisan 2006 yılında yürürlüğe giren bir tarım kanunumuz var bizim. Bu tarım kanunu diyor ki, 19. maddenin B bendinde diyor ki, fark ödemesini tanımlamış kanun.
Fark ödemesi şöyle, çiftçilere üretim maliyetleri ile iç ve dış fiyatlar dikkate alınarak fark ödemesi desteği verilir. Fark ödemesi desteği öncelikle arz açığı olan ürünleri kapsar. Her yıl fark ödemesi kapsamına alınacak ürünler ile ödeme miktarları Cumhurbaşkanı tarafından belirlenir diyor kanun.
Maalesef henüz Cumhurbaşkanı Erdoğan arpayı ve buğdayı bu kapsama almadı. Fakat hem Ziraat Mühendisleri Odası hem de Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Türkiye’deki buğday üretim maliyetlerinin açıklanan fiyatın üzerinde olduğunu kamuoyuna duyurdular. Ziraat Mühendisleri Odası’na göre 1 kilogram buğday üretmenin maliyeti 11 TL.
Türkiye Ziraat Odaları Birliği’nin verilerine göre 1 kilo buğday üretmenin maliyeti 10 lira 87 kuruş. Buna karşılık PMO’nun açıkladığı buğday fiyatı 9250 TL. Neden? Çünkü Chicago fiyatı bu.
Eğer ki Chicago fiyatı buysa ve biz Türkiye’de bir açık pazar haline gelmişsek o halde bunu kabullenmek zorunda mıyız? Bu biz birinci soru. Diyelim ki bunu kabullendik, diyelim ki bunu kabullendik böyle bir bakış açımız var. O halde yerli üreticiyi korumak devletin görevi değil mi? Kanun, nizam zaten bu yönde oluşturulmamış mı? Buna karşılık siz çiftçiyi korumuyorsanız o zaman gelecek yıllarda buğday üretimini nasıl devam ettirmeyi düşünüyorsunuz? Çünkü, çünkü en son tarımsal görünüm saha araştırma raporu yayınlandı.
Tarımsal görünüm saha araştırma raporuna göre geçen sene 51 olan çiftçi yaş ortalaması bu sene 53.4’e çıkmış durumda. Aynı rapora göre her 100 çiftçinin %86’sı 40 yaşın üzerinde. Eğer ki siz çiftçinize, kendi çiftçinize bu kadar zulüm ederseniz ürün yetiştirecek çiftçi bulamazsınız.
Bugünkü çiftçilerin çocukları üretime devam etmezler. Ve dolayısıyla yakın zamanda tarımda bir ani duruş riskiyle karşı karşıya kalırız. Emperyalizmi çok uzaklarda aramaya gerek yok.
Emperyalizm aslında kurumlarıyla, parasıyla, puluyla içimizdedir. Dışsal bir olgu değil, içsel bir olgudur. Bugün de bu şekilde buğday fiyatlarına alternatif bir bakış geliştirmeye çalıştık.
Teşekkür ederim, hoşçakalın.
Yazar: Hasan Aslan NURDOĞDU
-
4 yabancı şirket ve TMO, üreticiyi yok ediyor – 2
-
4 yabancı şirket ve TMO, üreticiyi yok ediyor – 1
Uzun bir zamandan bu yana yazmak istediğim bir konuydu. Gerekli bilgileri toplanmaya ve doğruluğunu teyit etmeye aylar öncesinden başlamıştım. Ancak günümüzün yetenekli gazetecilerinden Ozan Gündoğdu benden önce davranmış. Ben de yazsam farklı olmayacaktı. Yazısını aynen paylaşıyorum.
“Buğdayda tezgah! 4 yabancı şirket ve TMO üreticiyi yok ediyor
Bu haftaki konumuz buğday. 7 Haziran’da Toprak Mahsulleri Ofisi buğday fiyatını açıkladı. Fakat fiyatlar gerçekten enteresan. Buğday çiftçisi ne kadar isyan etse azdır.
2022 yılında buğdayın tonuna TMO’nun verdiği fiyat 6.550 TL. 2023 yılında 8.250 TL. 2023 yılında 9.250 TL.
Yani son 2 yılda buğdaya %41 zam yapılmış. Son 1 yılda yapılan zam ise %11. Şimdi bundan sonra aslında mesele ekonomi izleyicileri için daha fazla veri vermeye gerek var mı bilmiyorum.
Ama bizi yeni izlemeye başlayanlar için en azından şunu söyleyelim. Ya zaten TÜİK’in yıllık enflasyonu %75. Buğday üretimi için son derece önemli bir girdi olan mazot yani traktör maliyetleri %115 artmış son 1 yılda.
Fakat siz ne yapıyorsunuz buğdaya? %11 fiyat veriyorsunuz. Bu bölümde ise buğdaya verilen 9.250 TL’lik fiyatın TMO tarafından mı? Yoksa ABCD grubu tarafından mı verildiğini? Ya da başka bir ifade ile ABCD grubunun belirlediği fiyatı TMO’nun nasıl duyurduğunu? Bu tezgahı anlatacağız. Buğday meselesi ne kadar önemli olduğunu bu videonun sonunda belki daha yakından öğrenmiş oluruz.
O zaman başlayalım. Normal şartlarda gıda malları çok alıcılı ve çok satıcılı piyasalar olduğu için en azından genel kabul görmüş prensipleri öyle der ki tam rekabet piyasasıdır. Neden? Çünkü herkes buğday üretebilir, herkes buğday satabilir.
Piyasaya giriş çıkış serbesttir o halde rekabet şartları oluşmuştur. Gerçekten de öyledir. Türkiye’de çiftçi kayıt sistemine kayıtlı 2.5 milyon kadar çiftçi olduğu söyleniyor.
Çiftçi kayıt sisteminde sadece çift buğday üreticisi pozisyonda olan 177 bin üretici var. Demek ki çok sayıda üretici ve satıcı var. Buna karşılık çok sayıda da alıcı var.
TMO yani toprak mahsulleri ofisi yılda ortalama üretilen buğdayın %10’unu kadar alıyor. Yani 2 milyon ton kadar buğday alıyordu yılda. Toplamda da biz zaten yaklaşık 20 milyon ton kadar buğday üretiyoruz.
Diyeceksiniz ki buğday üretimi neye bağlıdır? Buğday üretimi esasında nüfusla doğrudan ilişkilidir. Yani nüfusunuz arttıkça buğday üretimi de artar. Mesela bir örnek vereyim.
1980 yılında, 1980 yılında dünya buğday üretimi 400-450 milyon ton kadar. Buna karşılık 100 milyon tonu da bunların ihraç ediliyor. Aradan geçiyor 43 yıl kadar.
2023 yılında bu rakam dünyada üretilen buğday miktarı 800 milyon tona çıkıyor. Neden böyle oluyor? E çünkü nüfus da insanlığın nüfusu da artıyor. Dolayısıyla nüfusla beraber artmak zorunda olan çok stratejik bir üründen bahsediyoruz.
Fakat dünyada nüfusla beraber buğday üretimi artıyor. Buna karşılık Türkiye’de nüfus arttıkça buğday üretimi aynı oranda artmıyor. Hatta azalıyor.
1990 yılında 20 milyon ton kadar buğday üretiyormuşuz. Buna karşılık 50 milyon kadar nüfusumuz varmış. Artık 85 milyon artı sığınmacılar ve artı çok ciddi rakamlara ulaşmış turist sayımız var.
Neredeyse 100 milyonluk bir nüfus diyebiliriz. Yani neredeyse iki katına çıkmış diyebiliriz. Fakat buğday üretimimiz yine 20 milyon ton.
Dolayısıyla kişi başına buğday üretimi yıllar içerisinde Türkiye’de azalıyor. Şimdi bu verileri yani gördüğüm kadarıyla muhalif basında da ya da muhalif medyada da sıkça görebilirsiniz. Fakat ben bu bölümde biraz farklı bir bakış açısını sizlere tanıtmaya çalışacağım.
Şimdi bu kadar insanın ekmek yediği, kelimenin gerçek anlamıyla da ekmeğe dönüştüğü için hepimizin aslında en temel gıdalarından biri olan buğdayda fiyatı kim belirliyor? Şimdi dünyada arkadaşlar 750-800 milyon ton kadar yılda buğday üretimi var. Bu 750-800 milyon tonluk buğdayın %40 kadarı Çin, Hindistan ve Rusya’da üretiliyor. Fakat Çin, Hindistan ve Rusya’da üretiliyor diye bu pazara Çin, Hindistan ve Rusya hakimdir denilmesin, zannedilmesin.
Çünkü zaten tahmin edersiniz ki işte Çin 1.5 milyarlık, Hindistan neredeyse ona yakın nüfusuyla zaten dünya nüfusunun %30’unu oluşturuyorlar. E haliyle en çok buğday üreten ülkelerin bunlar olması normaldir. Bizim bu bölümde konuşacağımız buğdaydaki dış ticaret mekanizmasında öncü olanlar kimler? Burada ülkeler bazında bir analiz bizi hakikatten uzaklaştırıyor. -
Kûtü’l-Amâre kahramanı Yozgatlı Osman Ağa
Değerli okurlar, bu yazımda sizlere 1.90 boyunda İstiklal madalyası sahibi kahraman ve babayiğit bir Yozgatlıyı tanıtmaya çalışacağım.
Kahramanımız, Lomenlerin Osman ağa diye bilinir. 1934 de soyadı kanunu çıkınca Nurdoğdu soyadını almıştır. 1908 de 20 yaşında askere alınmış ve aralıklarla toplam 35 yıl Osmanlı ve Türk ordusunda savaştıktan sonra gazi olarak memleketine dönmüştür. Askere alındığında önce Tarsus’da Almanlardan askeri eğitim alır. Oradan İstanbul’a oradan da 1911-1913 arası Balkanlara sonra 1915 de Çanakkale’ye gönderilir. 1916 da Osman ağayı Kût’ül-Amâre’de görüyoruz. 1919 da Mekke’nin müdafaasında ve 1920-1922 Milli Mücadele yıllarında Kurtuluş Savaşı cephelerinde savaşıyor.
Kardeşi Nalbant Kel Ahmet de aynı yıllarda Kars cephesinde Ruslara karşı savaşmış esir düşerek Azerbaycan’a götürülmüş Birinci Dünya Savaşı’nda Rusların işgali sırasında 10 binin üzerinde Türk askerinin esir tutulduğu, büyük eziyet gördüğü Hazar Denizi’ndeki Büyük Zire Adasında (Nargin adası)uzun yıllar esir tutulmuş, esaret döneminde Rusça öğrenmiş 13-14 yıl sonra Yozgat’a dönebilmiştir.
Halil Paşa Kumandasındaki Osmanlı ordusu 29 Nisan 1916’da Irak Cephesi’nde Bağdat’ın 160 kilometre güneyinde İngiliz ve Hint ordusu ile savaştı. Türk ordusunun kesin zaferiyle sonuçlanan Kut’ül- Amare Savaşı, Birinci Dünya Savaşı’nın temel muharebelerinden biri olarak kabul ediliyor. General Townshend, 5 general, 481 subay ve 13.300’er ile birlikte Osmanlı Kuvvetleri’ne teslim olmuştu.
Bu savaştan sonra Mekke’ye gönderilen Osman ağa, burada ünlü Mekke müdafii Fahrettin Paşa’nın emrinde askerliğine devam ederek yine İngilizlere karşı savaşmıştı.
Mekke Şerifi Hüseyin İngilizlerle birleşerek isyan etmişti. Asilerin sayısı 50 bin, bütün Hicaz bölgesindeki Osmanlı askerinin sayısı 15 bin civarındaydı. Fahreddin Paşa, elinde bulunan son derece kısıtlı imkânlarla Medine’yi 2 yıl 7 ay boyunca şehri müdafaa etti. Çölün ortasında çevre ile irtibatı kesilmiş bir kale durumuna gelen ve iaşesi de azalan Medine’nin tahliyesine karar verildi. Padişah VI. Mehmet’in bizzat ricası ve kendi subaylarının iknası sonucu Fahrettin Paşa 10 Ocak 1919’da Medine’yi teslim etti. Böylece Medine’deki Osmanlı garnizonu, silah bırakan son ittifak devletleri muharip birliği oldu ve Birinci Dünya Savaşı fiilen sona erdi.
Direniş boyunca Medine’de bulunan Hilal-i Ahmer (sonra Kızılay)gönüllüsü Feridun Kandemir, Osmanlı askerlerinin Medine’den ayrılışını hatıralarında şöyle anlatır:
Kimi kolsuz, kimi bacaksız kalmış askerlerin, birbirlerine sokulup yardım ederek halsiz, mecalsiz bir durumda, son defa Harem’üş-Şerif’i (Kudüs’ün Eski Şehri’nde, binlerce yıldır Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam’da kutsal bir yer olarak saygı duyulan bir tepe) ziyaretle Ravza’ya yüzlerini sürerek dualar ede ede yaptıkları veda, görülecek şeydi. İngiliz altınları ile beslenerek Türk’e diş biler hale getirilmiş bazı sözde Araplar bile bu manzara karşısında gözyaşlarını tutamamışlardı. Bizimle beraber Medine’de kalıp aylarca süren muhasaranın her türlü sıkıntısını çekerek açlığına bile katlanan yerli Araplarsa tam bir matem havası içinde hüngür hüngür ağlıyorlardı
Mekke Emiri Şerif Haydar Paşa ve 3-4 bin kişilik yerli halk Medine’den ayrıldı. İngilizler tarafından “Türk kaplanı” ve “Çöl Kaplanı” olarak adlandırılan Fahreddin Paşa, 27 Ocak’ta savaş esiri olarak Mısır’a gönderildi. 5 Ağustos’ta Malta’ya sürgün edildi. 24 Eylül 1921’de Milli Mücadele’ye katılmak için Ankara’ya gelen Fahreddin Paşa, 9 Kasım 1921’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Kabil elçisi olarak tayin edildi ve Türk-Afgan dostluğunun gelişmesinde önemli rol oynadı. 12 Mayıs 1926’da görevinin sona ermesi üzerine yurda dönen Fahreddin Paşa, 5 Şubat 1936’da Türk Silahlı Kuvvetleri’nden tümgeneral rütbesiyle emekliye ayrıldı, 22 Kasım 1948’de vefat etti. Fahreddin Paşa’nın naaşı Aşiyan Mezarlığı’nda defnedildi.
Kahramanımız Osman ağa, bu savunma da büyük yararlık gösterdiği için bizzat Fahreddin Paşa tarafından madalya ile onurlandırılmıştı.
(Fotoğrafta oğlu Hüseyin Bey’in üzerideki küçük madalya).
Kût’ül-Amâre İngilizler tarafından teslim alınınca memleketine dönen Osman Bey daha sonra Kurtuluş savaşına katılmış Milli Mücadelede de yararlıklar gösterdiğinden İstiklal madalyası ile şereflendirilmiştir. (Fotoğraftaki büyük madalya). Kurtuluş savaşı sona erince yani 35 yıl sonra kahraman bir savaş gazisi olarak Yozgat’a dönebilmiştir.
Yozgat’a döndükten sonra da vefatına kadar Çatak mahallesinin muhtarlığını yapmıştır.
Cepheden cepheye gönderildiği uzun savaş yıllarında aralıklarla Yozgat’a gelme fırsatı olmuş her geldiğinde bir çocuğu olmak üzere toplamda 5 erkek bir de kız evlat sahibi olmuştur. Erkek evlatlarının isimleri Hasan Hüseyin, Hafız, Gazi ve Münip Beyler ve kız evladı İhsaniye Hanımdır.
Bu fotoğraf, oğlu Hasan Hüseyin Nurdoğdu’nun sünnet düğünü günlerinde İstanbul da bir Fransız fotoğrafçıda çekilmiştir. Madalyaları bir iftihar nişanesi olarak kendi göğsüne takmak yerine oğlunun üzerinde görünmesini tercih edecek kadar alçak gönüllü bir insandır.
Oğlu Hüseyin Bey de dedesini mahcup etmemiş, 7 yaşında Kur’anı ezberlemiş. Medreseye devam ederek hendese, fizik, kimya, geometri, Arapça, Farsça ve tıp dersleri görmüş daha sonra kendisi de camilerde ve medrese de hocalık yapmıştır. -
Manifestosu olan aday adayı var mı?
31 Mart 2024 günü Yozgat’ın Şehri Emin’ini seçeceğiz.
Şehrimiz ülkenin tam ortasında doğusunda Sivas, güneyinde Kayseri, kuzeyinde Çorum, batısında da Kırıkkale ve Ankara illeri mevcut. Ancak ilimiz, saydığımız bu illerin hepsinden de geri kalmış bir ildir. Yine komşu illerimizin son 25 yılını incelediğimizde, göç vermediklerini, bilakis göç alarak büyüdüklerini görürüz. Oysa ilimizin nüfusu son 25 yılda, 700 bin’den 415 bin’e düşmüştür. İlimizde yatırım yok, istihdam yaratamıyoruz. Onun için de Yozgatlı doğduğu ili ağlayarak terk ediyor. Ülkemizde son 25 yılda nüfusunun % 40’ını kaybeden bir il daha yoktur.
Şehri Emin seçiminin ekonomik kalkınmada ne rolü olur diyenleri duyar gibiyim.
Ülkemiz tükettiklerini üretemez konumdadır. Özellikle metalürji, petrokimya ve sulu tarımdaki eksik üretim, ülkemizi dışa bağımlı hale getirmiştir.
Belediye sokakları süpürür, çöpleri toplar kışın kar temizler vs. vs. işleri yapar biliriz. Oysa sosyal belediye şehirde yaşayan insanların istihdamına katkıda bulunmalı, insanların üretir hale gelmesini planlayarak öncülük etmelidir.
İlimizde acil olarak belediye tarafından yapılması gerekenler:
Şehir imar planında değişiklik yaparak Köçekkömü, Kuyumcu, Tayyip, Çalatlı ve Recepli köylerini şehrimizin mahalleri haline getirmelidir. Çünkü Karadeniz-Akdeniz yolu Çalatlı’dan geçiyor. Şehirler ana arterlerde büyür. Özellikle Alevi köylerini şehir sınırları içine almalıyız. 1970 – 1980 yılları arasında yaşanan terör nedeniyle büyük çoğunluğu Ankara’ya göçen bu hemşerilerimizi ilimize geri getirmek zorundayız. Bu köyler şehir imarına dâhil etmek, şehrin büyümesine katkı sağlayacaktır.
Çamlık Milli Parkı’nı iyi kullanarak önce iç turizme kazandırmalıyız. Yerel otantik taşlardan 1+1, 2+1 bungalov evler yaparak ve uygun fiyatla yaz aylarında göçen hemşerilerimizi yeniden ilimizle gönül bağını yeniden tesis etmeliyiz.
İlimiz tarım ve hayvancılığın yoğun olduğu bir ildir. Ama ilimizde tahıl pazarımız yok. Var olan da satıldı. İlde başka bina yapacak arsa yokmuş gibi, açgözlü rantçılar tahıl pazarını sattılar. Bugün Sorgun’la ilimiz arasına büyük bir tahıl ve hayvan pazarı kurmalıyız. Köylünün şehre gelmesini sağlamalıyız. Hiç bir ilçemizin ilimizle ekonomik bağı yoktur. Belediye yeni sanayi bölgesini Yozgat – Sorgun arasına kurmalıdır. Belediye eğitimsiz gençlere berberlik, aşçılık, kepçe operatörlüğü, sıvacılık, duvarcılık, kalıpçılık kursları açmalıdır, üreten insan yetiştirmelidir.
Şehrin eski mahalleleri bahçeli, 5 katı geçmeyen yapılaşmaya teşvik edilmelidir. Öncelikle merkezin cazibe haline getirilmesi şarttır.
Belediye özellikle Köçekkömü, Recepli, Çalatlı köylerinde yeni mahalle tahsis etmeli, alt yapısı olan arsa üretmeli 2 katlı bahçeli evler yapmayı teşvik etmelidir.
Eski un pazarı, yerel sebze, meyve ve süt ürünleri pazarı olmalıdır. Kapalı sabit pazar kurulmalı haftanın her günü açık olmalıdır. Küçük üreticiler desteklenmelidir.
Mülkiyeti belediyeye ait ve boş olan yerler ilimizde fiilen çalışan matbaalara ücretsiz tahsis edilmeli, su elektrikleri belediye tarafından ödenmelidir. İlimizdeki eski konaklar belediye tarafından onarılmalıdır. Restorasyonu yapılmalıdır.
Bir belediye başkanı aday adayının, ilin tarihini, coğrafyasını, sosyolojisini ve ekonomisini bilmesi şarttır. Atama ile gelenler fayda vermiyor. İli ile ilgili manifestosu olmayana, umut yaratamayana siyaseti un için yapanlara oy vermeyeceğim.
İlimizde mevcut anıt ağaçlar özellikle de ceviz ağaçları belediye tarafından koruma altına alınmalıdır.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 22
Doğu ve Güneydoğu Anadolu illerinde ve Kürtlerin yaşadığı tüm il ve ilçelerde gelişmiş detektörler de kullanılarak yeniden bir silah arama-toplama operasyonu yapılmalıdır. Bu tüm operasyon tüm Türkiye’de uygulanmalı herkesten de toplanmalıdır. Kürt’te silahlanma arzusu kat kat fazladır. Kin tutma geleneğinin en çok olduğu kesim Kürt’lerdir çünkü kinle yaşamak törelerinde vardır. Koç Giri İsyanıyla başlar, Şeyh Said’le devam eder, Ağrı, Dersim ve Saidi Nursi’nin kiniyle katmerlenmiştir.
Jeopolitiğimiz, Ortadoğu halklarıyla beraber kardeşçe yaşamamızı emrediyor. Buna Acem, Kürt, Arap, Ermeni ve Türk de dâhildir. ABD emperyalizmi 2. Dünya Savaşı’ndan bu tarafa yerli iş birlikçi olmadan hiçbir yere girememiştir. Şu an Orta Doğuda yerli iş birlikçi Kuzey Irak’taki Kürtlerdir ve PKK’dır. Bu işin sonu hayra alamet değildir. Bu işten ekmek çıkmaz. Kan çıkar ölüm çıkar. Yozgatlı bir aydın olarak bağırıyorum. (Ede beşe lo!) Yeter Be!
ABD, Kuzey Irak’taki Kürt oluşumunu Turgut Özal sayesinde yaptı. 34. Paralel kuzeyine Saddam’ın müdahalesi uçuş yasağı İncirlik’ten kalkan ABD uçakları tarafından sağlandı. Kuzey Irak’taki Kürt bölgesi yaratıldı. Özal 1 koyup 3 alacaktı. Sonunda 3 ün 1’ine razı oldu. Havasını aldı. Daha 90’lı yıllardayken Türkiye’yi savaşa sokacaklardı. Allah’tan yurtsever Necip Toruntay gibi bir Genelkurmay Başkanı dur dedi. 1 Mart teskeresinde Deniz Baykal’ın emeği ve dik duran milletvekillerini kutluyorum. ABD’nin hesabı o zaman bozuldu. Kerkük petrol sevdasını Irak’a sokup İran’la savaştırıp Arap milletiyle tam düşman yapacaklardı.
Özal tam bir ABD elemanıydı. Kuzey Irak’a elektriğini biz veririz. İmarını biz yaparız. Gıdası bizden gider hayali ihracatla Türkiye’yi kazıklar. Mersinde kurdurduğu şirketlerle paralarımızı çalar. Kaçak sigara çayı şekeri Türkiye’ye geçici kabulle serbest bölgeden sokarlar. Terörü Kandil’de beslerler. Bir Kürt kedisini bile vermeyeceklerini beyan ederler. Hem de posta atarlar. Suriye deki karışıklığı bahane edip 5 bin Peşmerge’yi yürüyüş kolunda Kuzey Irak’tan Suriye’nin Kamışlı bölgesine gönderirler. Bu kadar hödüklüğe bir höst çekmek şarttır.
Arada sırada Habur Sınır Kapısını kapatalım, 2-3 gün elektrik arızası var diye vermeyelim. Hayali ihracat ve kaçakçılık üzerine çalışan Türkiye’deki Kuzey Iraklı şirketlere mali denetim getirelim. Yanlış yapanı hiç affetmeyelim. Anadolu’da güzel bir laf vardır “Şeytanı arada sırada görmek iman tazelemeyi gerektirir.” Türkiye Cumhuriyeti olarak Kuzey Irak Kürt bölgesinin iman tazelenmesine yardımcı olalım. Bir de “Hayal kurma. ABD’ye pek güvenme. Adam ol. Arap kardeşini sattın sırada Türkün ve Acemin olduğunu biliyoruz.” diye en üst düzeyde uyaralım. Ölümün de var olduğunu hatırlatalım. Şeytana uyup ta abdestsiz Türkiye tarafına bakmamasını hatırlatalım. Destur çekmeyi ihmal etmeyelim.
Suriye’deki olaylar nedeni ile bölgede yaşayan Kürtler ve PKK ile bağlı olan militanlar Suriye’den tüneller kazarak Mardin, Urfa, Gaziantep ve Kilis illerimizde gece terör yapıp tünellerden kaçıp Suriye’ye gideceklerdir. Bu bölgenin düz ova olması PKK’nın doğuda yaptığı türden terörü burada yapması mümkün değildir. Onun için yer altına inecektir. Gerek Türkiye tarafı gerek Suriye tarafı milis kaynıyor. Gündüz külahlı gece silahlı oluyorlar. Son olarak Gaziantep’te patlayan bomba bunun işaretidir. Kandil sorumlusu Murat Karayılan, buranın sorumluluğunu başka bir Kürt’e bırakarak kendisi de Urfalı olduğu için Kamışlı bölgesindedir. Asker toplamakla meşguldür.
Tayyip Erdoğan Cumhurbaşkanı olmak için %6’lık Kürt ayrılıkçılarının oy’una ihtiyaç duymaktadır. Al gülüm ver gülüm tezgâhı kurulmuştur. ‘Kazan kazan’ da demokrasi yok. Barışı tesis etmek yok. İnşallah ben yanılırım da BARIŞ tesis edilir.
NOT: İnsan sevgisi ile dolu bir insanım. Ön şartsız tüm insanları severim. En nefret ettiğim de ırkçılıktır. Birlikte yaşamak isteyen tüm Kürtler benim kardeşlerimdir. Ama ayrılıkçı destursuzlara hayır derim. İfadelerimde Kürt kardeşlerimi üzmemek temel arzumdur. Ama konu çok vahim ve konuyu detayları ile tüm acı haliyle ortaya koymak problemi çözmek içinde çok gerekli. Yazılarımda birlikte yaşama evet diyen Kürt kardeşlerimi üzmek gibi bir düşüncem yoktur.
ABD’nin Ankara büyükelçisi Robert Pearson, Irak işgali öncesi ve sonrasında sık sık şu tanımı kullanırdı; “Türkiye’nin güney doğusu ile Kuzey Irak ortak ekonomik bölgedir.” ABD 1980’lerden itibaren hep bunun planlamasını yaparak bu günlere getirildi. ABD ile derin ilişkiler içerisinde olan ve bölgeyi çok iyi bilen Cengiz Çandar’ın şu tespiti çok dikkat çekicidir. “Kürtlerin eşit biçimde iktidar ortağı olacağı bir Türkiye yapılanması 5-10 yıl içerisinde Irak ve Suriye Kürtlerinin yöneteceği bölgeler siyasi olarak Türkiye’ye entegre olabilirler.” Ve bu düşüncenin milli güvenlik kurulunda da konuşulduğu kesindir. Türkiye, Kürtlerle küçülmeyecek tam tersine güçlenecek diye bir yaklaşım var.
Barış kelimesi umut ifade eden güzel bir cümledir. Herkesi cezbeder. 21 Mart 2013 tarihinde Diyarbakır’da Öcalan’ın mektubunda bir sürü tehdit boş laf olmakla birlikte bazı ifadelere bir şans verilmesine inanmaktayım.
Öcalan, zaman ihtilafın çatışmanın birbirlerini horlamanın değil, ittifakın, birleşmenin ve helalleşmenin zamanıdır, diyerek doğru bir tespit yapmaktadır. Ancak bu tespitlerle biz emperyalizmi durdurabiliriz. İnşallah barış gerçekleşir. Ama takiyye yapmayı çok iyi bilen barış diye hep savaşan PKK’ya ve Öcalan’a dikkatle yaklaşmak ve tedbiri elden bırakmamak gerektiğine inanmaktayım. Önümüzdeki 2 yıl içerisinde yerel seçimler genel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı seçimi vardır. ABD planı devam etmektedir. ABD’nin tüm derdi PKK’nın silahlı militanlarını Suriye’ye taşıyıp Suriye’yi çökertmektir. 2 yıl sonrası daha da vahim olabilir. Bu düşüncelerle barışa evet.
Not: Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan Zazalar, Hristiyanlar, Türkmenler ve özellikle Araplar çok huzursuzdur. Ayrıca büyük toprak sahibi sulu tarım yapan çiftçiler endişelidir. 100 bine yakın korucu ve aileleri bölgede PKK’nın etkinliğini arttırmasından mütevellit çok huzursuzdur.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) – Bitti
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 21
Valilik sisteminin ortadan kaldırılarak belediye başkanlarını il ile ilgili tek yetkili yapmak doğru bir projedir. Ama doğu ve güneydoğuda şu an bu uygulanamaz. Ayrılışma arzusunda olan bililerine yol vermek çok iyi düşünülüp doğu ve güneydoğu haricinde denendikten sonra Tüm Türkiye’de zamanla uygulanmalıdır. Atanmış valiler kaynak tüketen kurumlar biçiminde çalışmakta yerinde yönetimin hayata geçirilmesinde acele edilmemeli çok dikkatli çalışma gerekmektedir, özellikle seçilecek valilerin kaynak tüketen değil kaynak yaratan bilgi birikiminde ve donanımında olması gerekir.
CUMHURİYET GAZETESİ YAZARI ORHAN BURSALI TESBİTİ
Düşündüm ki; korkunun ecele faydası yok. Cesaret lazım. Bu ülkeye cüretkar insanlar lazım, kafa göz yarmaktan korkmayacak insanlar lazım. 80 yıllık ezberi bozma; ne bozması, berhava etme pahasına. Yani, ezberi bozmak.
Türkiye, tarihinde ilk defa Kürt meselesini en çarpıcı ve en gerçekçi biçimde tartışıyor.
Diyorum ki artık zamanı gelmiştir. Türkiye’de üniter devletin en muhkem kalelerinden biri olan Cumhuriyet Gazetesi’nin yazarı Orhan Bursalı;
“Türk tarafının elinde tek koz var: Kürtlerin çoğunun ayrılmayı isteyip istemediği. Çünkü doğal veya anormal, tüm ayrılıkların, herkese bir faturası olacaktır. Bu nedenle bu kozun güçlendirilmesi gerekir. Ayrılma kozunu, Türklerin ve Kürtlerin önüne koyalım” diyor. Cumhuriyet Gazetesi’nin bir yazan bunu söyleyebiliyorsa, bütün Türkiye söyleyebilir.
Türklerle Kürtler birlikte yaşamak zorunda mıdır? Eğer bu ortak iradeyi gösterip yaşayabileceksek, tabu ki yaşayalım. Tabii ki hem Türkler hem Kürtler için en iyisi budur. Ama yaşayamayacaksak!
Yaşamayacaksak, artık adım koyalım: bakın Özal 20 yıl önce “Federasyon dâhil her şeyi konuşmalıyız” dediğinde yer yerinden oynamıştı.
Kürt de öç alma duygusu ve geleneği Anadolu’da yaşayan diğer halklara göre çok güçlüdür. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile başlayan olaylar silsilesi ve PKK terörü ile bölgede uygulanan şiddet Kürt’ler de Türkiye Cumhuriyeti’nden öç almak intikam almak duygusu çok pekişmiştir. Böyle bir ruh haliyle nasılda birlikte yaşanır. Her an öç alma duygusu Türklerle birlikte yaşamayalım düşüncesini arttırmaktadır.
PKK’nın militanlarının ezici çoğunluğu eğitimsiz köylü gençlerden oluşmaktadır. Zor bir ideal için can almak ve vermek ancak eğitimsizlikle kinle ve tüm Türkiye’yi yeterince tanımamakla izah edilebilir.
Kürtçü şiddet ayrı Kürt sorunu ayrı mantalitesini çok iyi tahlil edip yaşla kuruyu ayırmak suçluyla suçsuzu ayırmak kolay bir iş değildir. Çok bilgili sabırlı ve çok iyi eğitilmiş bilgili devlet yöneticilerine ihtiyaç vardır.
Türkler ve Kürtler kavgayı seven insanlardır. Bunun sebebi de şehirleşme olgusu çok geç olduğundan üretip paylaşmayı yeni yeni öğreniyoruz. Türk eğitimsiz, ama Kürt daha da eğitimsiz sorunun temeli bence bu.
Birlikte (Kürtler- Türkler) Anadolu’yu Hristiyanlardan arındırdık. Şimdide birbirimize düştük. Daha doğrusu düşürüldük. Ve kullanılan silah ırkçılıktır, önce Türklere ırkçılığı öğrettik şimdi sıra Kültlerde. Irkçılık dan da kimseye fayda gelmez. Barışı tesis etmek namusumuz olmalıdır. Ve bu barışı Türk Kürt’le beraber yapmalıdır. Araya yabancı bir güç girmemelidir.
Kürtlere de eğitim dili Kürtçe olarak verilse bile bu iş bitmez. PKK esas talebi doğuda eskiden beri var olan derebeyliği, zorbalığı PKK kurumsal olarak talep etmekte ve ben tüm Kürtleri ben yöneteceğim demektedir. Ve tüm dertleri çalışmadan yemenin derdidir.
Koruculuk faydası az sorunu bir örgütlenmedir. Toplumsal uyanış da olan bir halkı böyle tedbirlerle durdurmak mümkün değildir. Koruculuk sisteminden önce bölgedeki işsiz aşsız insanlara asgari den yoksul her aileye devlet yardımı çok gereklidir.
Bir İstanbullunun geliri 5 Muşlunun gelirine, 1 İzmirlinin geliri 4 Ağrılını gelirine eşitse olay çok büyüktür. Ama ülkemizin, Doğu ve Güneydoğu şartlarından daha kötü bölgeleri olduğunu düşünerek hareket etmek lazım. Adam acından ölürken “Devletim var olsun canım feda olsun” diyor bu konuyu iyi düşünülmelidir.
30 yıldır terörde başarılı olmuş komutanlardan askerlerden bir akil savunma birlikleri oluşturulsun merkezi Diyarbakır olup deneyimlerinden faydalanılsın. Teröre destek veren şahısların malına el konup savunma sanayide geliştirmek için TSK’ya devredilsin. İdam geri getirilsin. Adam 5 askeri öldürmüş 10 polis yaralı bırakmış adamı yaralı yakala bakımını yap tedavi et senelerce mahkemeye getir götür hayatın akışında bu olmuyor. En fazla 3 celsede iş bitecek. Ama hak yerini bulacak ve kamu vicdanı “Hah işte doğru bu” diyecek.
Bölge hayatı idame ettirecek 10 maden ve 10 tarım ürünü üretebilecek zenginliktedir. ABD- AB bu coğrafyada kalıcı olup yer altı ve yer üstü zenginliklerle üretip orta doğuya orta Asya’ya satmak istiyor. Uluslaşmış Türkiye’yi, İran’ı istemiyorlardı. Bunun için bu bölgede terör bitmez. Destekleyen emperyalizmdir.
Fırat nehri kuzeyden güneye iniyor. Murat Nehri ise Ağrı Dağı’ndan doğup doğudan batıya akıp Elazığ’da Keban barajında birleşip Fırat nehri olarak güneye doğru akmaktadır. Tüm dünyada büyük nehirler milletlerin arasında sınır oluşturmuştur. Bizde de öyledir. Öyle bir coğrafya da yaşıyoruz ki doğusunda acemler güneyinde Araplar kuzeyinde batısında Türkler böyle güzel bir coğrafyada yaşayan Kürt kardeşlerimiz.
Tayyip Erdoğan’a AKP’ye düşen görev TV’ye çıkıp şunları söylemelidir:
“1910’lardan beri ABD bölgenin peşindedir. 1950 sonrasından bu güne kadar sağcı siyasetlerin hatası sonucu büyük sıkıntıdayız. ABD’nin taleplerini ve emellerini engelleyemiyoruz. Ülkemizi parçalamak istiyorlar. Birlikte yaşamı ret eden destursuz Kürtleri de ABD desteklemektedir. Kerkük petrollerinden pay vereceğiz bize destek çıkın talepleri bizi bölgeye çekip hem Araplarla hem de İranlılarla savaş ettirmek içindir. Bizi savaştırdıktan sonra virane Anadolu’yu işgal etmek daha kolay olacaktır. Kürt ayrılıkçılarda bunun neferleridir. Bunun için yapılacak seçimlerde Atatürk de buluşup Anadolu’yu kardeşliğe demokrasiye kavuşturmalıyız. Ülke acilen düzlüğe çıkmalıdır. Ülke çok borçludur. Hak etmediğimiz zengin bir yaşamı borç para ile yaşıyoruz. Devamı mümkün değildir.
- Enerjiye bağımlılığı acilen bitirip kendine yelen enerjiyi üretmeliyiz.
- Tüketen bir ekonomiden üreten bir ekonomiye dönüş için seferberlik ilan etmeliyiz. Bunun içinde gerekirse mora toryum ilanı, konsolidasyon ilanı tedbirleri de gerektiğinde alınmalıdır.
- Kendine yeten bir ekonomi yaratmak için kurtuluş reçetesini uygulamalıyız. İthalat az ihracat çok.
- Temeli tarımsal üretimi arttırmak olan toprak reformunu acilen yapıp Türkiye’yi rahatlatmalıyız.
- Bilgi toplumunun yaşandığı dünyamızda kartvizitle işe adam almak bitmelidir. Bilgi ve liyakat öne çıkartılmaktır.
- Güzel dinimizi siyasete alet edip mütedeyyin insanları hep kandıran din baronlarına dur demeliyiz. Ve bunun yasal tedbirlerini almalıyız.
- Sosyal hukuk devletini laf da değil adam gibi tesis edip demokrasi gelişmiş özgür bireyler haline getirmeliyiz. Ve Anadolu’yu tok insanlar yurdu yapmak hedefimiz olmalıdır.”
Bunları söyleyecek Tayyip Erdoğan tarihe geçer, ama söyleyemez.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 20
BDP’nin etkili adamı Mardin Hamidiye alayı sorumlusu Hüseyin Kanco’nun torunu Ahmet Türk, gazetelere beyanat verip “Atalarımız Ermenileri ve Süryanileri katletmiştir. Özür diliyoruz.” diye samimi bir itiraf da bulunurken doğruyu yapmıştır. Bu doğrudan sonra bir şey daha talep edilir: “Ver hakkımı!”
Özellikle Mardin bölgesinde 1915’lerde Midyat’ta yetimhanede 1800 Hristiyan çocuğu kim katletti?
Basındaki Ermenilerle ilgili olaylar tek sütuna ufak ufak verilir. Ama ABD Los Angeles’ta ellerinde Osmanlı tapularıyla 3. kuşak Ermeniler aşağıdaki mülklerin kendilerine iadesini istemektedirler.
1 -Erzurum Kongre Binası (Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada atıldı)
2- Sivas Kongre Binası (Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli burada atıldı)
3- Çankaya Köşkü (Ankaralı Tiftik tüccarı Ohannes Kasapyan’a ait.) Cumhurbaşkanlığı makamı
4- Adana incirlik ABD üssü arazisi.
Bu talepler Türkiye’de herkesin bildiği yerlerle ilgili taleplerdir. 1915 Ermeni tehcirinin 100. yılı 2015‘dir. Turpun büyüğü Türk’e ve Kürt’e o zaman çıkacak. Benden söylemesi.
Anayasaya içinde yerini bulamayan ve nasıl işleyeceğini belli kurallara bağlanamayan Kürt Parlamentosu – DTK- KCK boş işlerdir. PKK kitleyi diri tutmak için terörü diri tutmaktadır. “Diyarbakır’da özerklik ilan ediyoruz” diye özerklik olmaz.
Kürtlerin çoğunlukla yaşadıkları illerde talep edilen federasyon talebi ise şu gerçeği ortaya çıkarır. Federasyon dışarısında kalan batıda yaşayan Kürtlerle bağınız kopar ve buralarda çoğunlukla yaşayan Türkler haklı olarak aralarında yaşayan Kürtlere şunu derler; “Gözünüz aydın devletiniz kuruldu oraya gidin” ve gereği için şiddet uygulamaya başlarlar ise günlük hayat Kürtlerin azınlıkla yaşadığı bölgede ciddi güvenlik sorunu yaşatır. Ve devlet bu politikayı sahiplenirse yandı gülüm keten helva.
Özerklik aslında Kürt için 2. sınıf statüdür. Kürtlere Türkiye’nin neresinde “Ev alma!” “İş yapma!” diyen var? ABD – AB PKK ile Türkiye’ de huzuru bozmak istemektedir. Kürt coğrafyası vergi ödememektedir. Devletin bölgeye götürdüğü yatırımlarda PKK, tehdit ile istihdama kalkınmaya engel olmaktadır.
KCK ile PKK devrimci halk savaşım başlatmak Kürt kitlesiyle devlet güçlerini karşı karşıya getirmeyi planlamaktadır. ABD’nin telkini ve dayatması ile elde edilecek Kürt Özerkliğini çatışma veya kargaşa süreçlerinden geçerek ayrışmayla son bulacağını hesaplıyorlar. Ve bu özerklik talebi silahla dayatılıyor. O da derin ayrılıklara sebep olmakta ve birlikte yaşamı dinamitlemektedir. Üreten batı bölgelerinin ürünleri doğuya gitmediği gün doğu fiilen stop eder.
Kandil; “32 yılda 50 bin kaybım var, kan verdim. Ben savaştım bunun siyasetini ben yaparım. Kürtleri de ben yönetmeliyim.” diyor. Bu ruh hali ne Kürde ne Türk’e fayda getirmez. Kandil kendisinin tasfiye edileceği korkusuyla ölümüne savaşmaktadır. 2012’nin son aylarında Hakkâri ve Şırnak bölgesindeki çatışmalar bunun kanıtıdır.
Kavganın bitmesi, kanın durması için Türkiye Cumhuriyeti’nin adı da değiştirilse mesele hallolmayacaktır. Tespitim odur ki ayrılıkçı Kürtlerin tüm derdi çalışmadan otorite olmaktır.
PKK profesyonel kaçakçıların ve katillerin işvereni konumundadır. Geçimini bundan sağlayan yüzbinler vardır. Hem Türkiye’de hem Avrupa’da uyuşturucu kaçakçıların %95’i Kürt kökenlidir.
PKK 2,5 milyon oy alan en az 6-7 milyon insanın ortak idaresinin desteğinin silahlı gücüdür.
Şırnak, Hakkâri, Tunceli ve Van’ın tüm dağlık bölgeleri barajlarla göletlerle doldurularak militanların geçişleri engellenmelidir. Özellikle Hakkâri.
TSK doğuda ihtiyaç duyduğu tüm inşaat işlerini kendi yapsın. TSK şehir merkezlerinde kalmış bugün rant kaynağı olmuş tüm gayrimenkulleri satıp daha ucuz arazilere yerleşmelidir. TSK şehir merkezlerin dışına çıkmalıdır. Güneyde ise tüm birliklerini mayınlı arazilere konuşlandırmalıdır. Mayınlı arazileri kesin kez TSK temizlemelidir ve Suriye sınırını 50 cm eninde 5 m yüksekliğinde bir perde beton duvar çekilmelidir.
Kuzey Irak Kürtleri Irak’tan kopacak Suriye Kültleri özerklik ilan edecek. 2 parça birleşecek bu oluşum Türkiye’de ki Kürtleri daha da etkileyecek. Ve işin kırılma noktası Kerkük petrollerinden Türklere pay vereceğiz diye bölgeyi çekip Türkiye Cumhuriyeti’ni Kerkük’e çekip İran’la savaştırmak ABD’nin kesin hedefidir.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 19
Bugün PKK’ya katılımın %30-40’ı Suriyeli Kürtlerden oluşmaktadır. Tarihsel süreç içerisinde Suriye’ye göçen Şeyh Said’in, Koç Giri isyanının – Ağrı ve Dersim isyanlarına katılıp Suriye’ye kaçanların torunları hınçla kindarlıkla intikam almak arzusuyla Türkiye’ye saldırmakta ve PKK’ya katılmaktadırlar. Türkiye’de yaşayan toplam 14-15 milyon Kürt’ün 5 milyonu PKK’ya destek vermektedir. Bunun %80-85’i doğuda %20 batıda yaşayanlar geride kalan yaklaşık 10 milyon Kürt’ün çoğu %70’i AKP ye %20’i CHP’ye %10’u da MHP’ye oy vermekte ve Türklerle birlikte yaşamı arzu etmektedir. Şiddeti kullanan örgütlü PKK bu kitleyi taciz etmektedir. Yaşam kutsaldır. Tek başına bireyler böyle organize bir gücün karşısında duramazlar can tatlıdır. PKK kendine karşı duran tüm Kürtleri kurulduğundan beri öldürerek gelmektedir.
Özgür iradesi ile birlikte yaşama arzusu içinde olan tüm vatandaşlarımız birlikte yaşayarak bir millet oluşturmaktayız. Anadolu’ya sığınmış milyonlarca göçmen Anadolu mayasında milletleşmiştir. BDP son seçimlerde %6 oy almıştır. Bu 2,5 milyondur. Oysa tüm Türkiye’de 15 milyona yakın Kürt vardır. % 60’ı batıda %40’ı doğudadır.
Doğudan batıya gelen tüm taşıtlar Erzincan’da, Malatya Kömürhan Köprüsü’nde, Adıyaman’da ve Urfa Birecik’de Fırat’ı geçerek batı illerine giderler. Bu 4 köprüde çok ciddi polis- jandarma kontrolü yapılmalıdır. Batıda patlayan bombalar silahlar ve uyuşturucu bu köprüleri geçerek gelmektedir. Birlikte yaşam arzusunda insanı aynı zamanda güvenli yaşamı da arzu etmektedir. Oysa teröre destek veren militanlar ve sempatizanlar rahat ve huzurlu bir Türkiye’yi arzu etmemektedir. Ve kullandıkları terörle Türkiye’yi yıldırmayı hedeflemektedirler. Bu sıkı denetimler devlet olmanın kitleler üzerindeki ciddiyetini gösterir ve ayrılıkçı destursuzlara da böyle devam ederseniz Fırat’ın Doğusuna hapis edilirsiniz duygusunu vermelidir.
Özellikle PKK’ya destek vermeyip de gönülden destekleyenler bir yol ayrımındadır. Suya Sabuna dokunmadan yaşayamazsınız. Taraf olun ya birlikte demokratik bir ortamda kardeşçe yaşayacağız ya da yolları aşıracağız.
ABD, BOP projesi ile Orta Doğu haritasını yeniden çizeceğini hiç gizlemiyor. Ankara buna karşı çıkmanın mümkün olmadığını biliyor. Özellikle Kerkük petrolünden ganimet alır da yıllık 60 milyar dolar petrole ödediğimiz paradan kurtulabilir miyiz? Arzusu ile AKP, ABD politikalarına onay vermektedir.
İngiliz emperyalizmi 1910’larda Ermeni milliyetçilerini kullandı bolşevikler ve Kemalistler başarılı olunca Ermeniler ortada kaldı. Bu tarihi gerçeği bilmeyen Kürt milliyetçileri ABD tarafından kullanılmaktadır. Arapları sattılar, sıra Türklerde ve Acemlerdedir. Kürtler bu bulanık Orta doğu ortamından bir devlet çıkartma arzusundadır. Tarihi yeterince bilmeyen ve yorumlayamayan ırkçı Kürtlere bir uyarıdır.
Kürt coğrafyası devlete vergi vermemektedir. Bilakis batıdan toplanan vergiyi doğuya çekmektir. BDP’nin %50 üzerinde oy aldığı kaç vilayeti var? Oralarda kamuoyu araştırılması yapılarak bilgilendirme toplantıları yapılarak denize çıkışı olmayan bir devlet yapılanmasında gündelik ihtiyaçlarınızı ne ile temin edebileceksiniz? Ve ne üretiyorsunuz? Bunu soralım. Batı emperyalizmine karşı bölge ülkeleri Türkiye, İran, Irak, Suriye iş birliği yapmalıdır. BOP batı emperyalizmin son haçlı saldırısıdır.
PKK’nın hedefi 4 parçalı Kürt devletidir. Buna ulaşmak kolay değildir. Kürtlerin yarısında fazlasının yaşadığı Fırat Nehri batısında ve Murat Nehri’nin kuzeyinde hiçbir il merkezi yoktur. Silvan saldırısı sonucu PKK’nın dört ayak üzerine oturduğu gözükmüştür.
1 – Kandil silahlı kanat en etkili grup
2- Siyasi Kanat Avrupa’da yaşayan Kürtlerin organizasyonu ve paranın kontrolü burada
3- BDP ve STK’lar Türkiye’deki siyasal oluşumu yaratmaktadır. Her gün şovlarını izlemekteyiz. Ayrı yaşamı arzu eden ve barış lafıyla öten lafazanlar.
4- İmralı Öcalan dili burnuna yetmeyen ama kitlesel önder konumunda olan zat.
Silahlı kanadın oluru olmadan silahın bırakılması terörün bitmesi mümkün değildir. 30 yıl dağda çile çekmiş bu insanlar bir günde silahı bırakmaz. Bunlara ne verilecek?
15 milyonu Türkiye’de, 7 milyonu İran’da, 6 milyonu Irak’ta, 2 milyonu da Suriye’de olmak üzere toplamda 30 milyonun üzerinde bir nüfusla birleşik sınırlarda yaşayan bir halkı yüzyıl önce devletsiz bırakan emperyalizm, bugün mü hatırladı? Emperyalizmin derdi bu coğrafyaya hakim olmak ve imkanlarım sömürmektir. Bu kontrolü sağlamak için Kürt kartını oynamaktadır. Destursuz Kürtlerde bu işin bedava askerleridir. Ama bedel tüm Kürtlere, Türklere, Araplara ve Acemlere çıkacaktır.
Çok başlı çok farklı sesli bir Kürt hareketinde Ahenk yoktur tabandaki büyük kitle daha ne istediğini bilmiyor, kafa da yormuyor. Silahlı kanat ne emrederse Siyasi kanat, sempatizan onu uyguluyor.
Vuruyor, kırıyor, yakıyorlar ve şiddet tek sermayeleri. Ve şunu söylüyor Gerilla vura vura Kürdistanı kur. Ama bunun için de bol miktarda öl.
Karşımızda, Osmanlı’nın 2. Selim’le merkezleşme hareketi ile Hristiyanlardan cizye alamadığı için başkaldıran, güçleri kırılan beylerin torunları, Hamidiye Alayları ile talan etmeyi yaşam biçimi haline getirmiş eşkıyaların torunları, Koç Giri isyanı ile dedeleri katledilenler, Şeyh Said isyanı ile sürülenler, Suriye’ye kaçanların torunları Ağrı ve Dersim isyanlarının mağdurlarının torunları, Maraş ve Malatya mağdurlarının çocukları, 12 Eylül mağdurları…..
Kürt toplumunda yoğun olarak yaşanan intikam alma duygusu atalarının öcünü almak ve bunu ulus devlet arzusuyla birleştirmek çok ciddi kırılmalara sebep olacaktır. BDP’nin – PKK kadroları soy olarak incelendiğinde (Babası kimdi? Dedesi ne yaptı?) yukardaki gerçekler ortaya çıkar. Bir acı gerçek daha vardır. Yaşam arzusu kutsaldır. Daha önce Hristiyan olup da Osmanlının zoruyla Müslüman olan soylar günümüzde de halen mevcut. Taraf gazetesi yazan Markar Eseyan’ın çok ilginç tespitleri vardır. Çok derin bilgilere sahip olduğuna inandığımız eski tarih kurumu başkanı Yusuf Halaçoğlu’nun bu konuda detaylı bilgiler vermesini gerektiğine inanıyorum.
Erivan’daki Ermeni Soykırım Müzesi’nin girişinde şöyle yazar;
“Kürtlerden kanımızı Türklerden toprağımızı alacağız.”(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 18
Devlet ile destursuz Kürtler arasındaki çekişme Kürtlerle Türklerin kavgasına dönüşür mü? Ve son tahlilde devlet, “Kürtler ayrı bir devlet yapılanması içinde olsunlar, devletlerini kursunlar” noktasına gelince Türkler ne yapar. Ve tüm Kürtlere ne olur? Anadolu’da 1870 -1924 yılları arasında yaşanan o insanlık dışı olaylar yaşanır mı?
1984’e kadar Kürt’le Türk’ü din birleştiriyordu. PKK’nın 1980’den itibaren yaptığı terör Kürt ırkçılığını yaratmıştır. Özellikle Diyarbakır cezaevinde yapılan insanlık dışı işkenceler Kürt ırkçılığını kitleleşmesini sağlamıştır.
Türkiye’nin Türklerin çoğunlukla yaşadığı bölgelerde sağ-sol siyaset var. Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı bölgede yalnızca Kürt ırkçılığı var. Özellikle Kürt coğrafyasını da farklı siyasi düşüncelere PKK izin vermemektedir.
Türkler şunu sorguluyor. Kürtlerle birlikte yaşamak zorunda mıyız? Orhan Bursalı’nın Cumhuriyet Gazetesi’nde var olan fikri tescillenmiştir.
Akil adamlar İsmail Beşikçi, Orhan Bursalı, Kemal Burkay, Tarık Ziya Ekinci gibi samimi düşünürlerin akil adam olarak bu olayı TV’de tartışmaları ve illerde ilçelerde vatandaşı aydınlatma toplantıları çok gerekliydi.
Kürtler Türklere göre daha çok çocuk yapıyorlar. Bu bilinçli bir hareket mi? Yoksa eğitimsizliğin ve tarım toplumu olmanın mecburiyeti midir?
ABD-AB emperyalizmi Türkiye’ye karşı harekete geçmiştir. BOP’nin temel hedefi bir Kürt devleti yaratmaktır. PKK, “Kürt ulusal uyanışı ile devlet kuracağız” fikri Kürt kitlesini sarmış ve bu hedefe ulaşmak için tek yolun terör olduğunu da biliyorlar.
Türkiye’nin en kötü senaryo olan Türk-Kürt ayrışmasına göre tedbirler alarak dikkatli olmalıdır.
1900’lerın başında Ermenilerin yaşadığı sınır neresi, Kürtlerin yaşadığı yerlerin sınırları neresidir? ABD başkanı Wilson bu tarifi 1910’larda Ermenistan’a verilmesi gereken coğrafyayı şu şekilde tarif etmektedir: “Giresun’un doğu yarısı, Trabzon, Rize, Artvin, Erzincan, Tunceli, Elazığ, Bingöl, Diyarbakır’ın Kuzey ilçeleri Kulp, Lice, Silvan, Siirt’in dağlık kesimleri, Bitlis, Muş, Van, Ağrı, Erzurum, Bayburt, Gümüşhane, Kars, Ardahan ve Iğdır.” Sovyet Ermenistan’ı ile birleştirip Karadeniz’e çıkış veriliyor.
Wilson, Diyarbakır’ı ve Güney ilçelerini, Batman, Hakkari, Şırnak, Mardin, Urfa ve Adıyaman’ı Kürdistan diye tarif etmektedir. Kürtler, Ermenilere bırakılan vilayetlere karşı çıktıkları için İstiklal Savaşına destek verdiler ve isyan çıkarmadılar. Çünkü gasp ettikleri Ermeni topraklarının ellerinden alınacağı korkusu ile Türklerle birlikte hareket etmeye mecbur oldular. Sadece Koç Giri Aşiretinin Tunceli, Sivas ve Erzincan yöresinde ayrı devlet kuracağız kalkışması İngilizlerin teşviki ile olmuştur. Çoğunluğu Sünni olan Kürtler, Alevi Koç Giri isyanına destek vermediler. 08 Eylül 2009 tarihinde Neşe Düzel’e Taraf Gazetesi’nde beyanat veren İsmail Beşikçi, “Türkler ve Kürtler ayrı ayrı yaşasınlar” derken 60’lı yıllardan başlayan 50 yıllık sosyolojik ekonomik bir tahlil sonucu bu senteze ulaşmıştı. Bu beyanı avukatları aracılığı ile İmralı’da duyan Apo bas bas bağırıyor. “İsmail Beşikçi bu işi bilmiyor” diyerek İsmail Beşikçi’ye kızıyor. Düne kadar Kürtlerin sarı hocası fikri önderi kötü adam oluyor, Kürtler milliyetçiliği sarı hocanın çalışmalarından öğrenmediler mi? Bu telaşın sebebi ne? Çözüm İsmail Beşikçi’nin toplumu aydınlatmasından geçiyor.
Ortaya söylüyorum köyün delisiyim.
Kürtler, “Yozgatlı faşist bir Türk” Türkler ise “Solcu idi şimdi Kürtçü olmuş” diyecekler. Oysa benim istediğim, aydın insan duruşumla bu topraklan yurt edinmiş, Türkün ve Kürdün bir arada barış içinde yaşamasıdır. Üreten büyüyen ve de paylaşımı adil bir demokrasi içinde kardeşçe yaşamak.
Türkler ve Kürtler suç ortağıdır. Bu iki suç ortağını birbirine düşürerek ata topraklarını (Anadolu’yu) ele geçirme arzusundaki emperyalistler ciddi savaş senaryosu içindeler. Türkler ve Kürtler bu oyunu bozmazlar ise bu coğrafya büyük trajedilere gebedir.
Kürtlerle Türklerin ayrı ayrı yaşaması dünyanın sonu olmaz. Kürdistan coğrafyasının denizi çıkışı yoktur. Fırat nehri buna en büyük engeldir.
Kürtlerin yoğunlukla yaşadığı illerde her tarafa yazılan büyük büyük yazılan Ne Mutlu Türküm ifadesi Kürt’te “Bağımlı bir Kürdüm, özgür olmalıyım.” duygusunu geliştirmiştir.
“Şehitler ölmez vatan bölünmez.” Bu deyişi ulu orta kullanırız. Oysa ülkelerde bölünür. Ama sonucu ne olur?
ABD’den anlık istihbarat beklemek emanet uzuvla gerdeğe girmek gibidir.
PKK Doğu ve güney doğuda statü ve temsil yetkisi istiyor. Ben devlet olmak istiyorum diyor. Bunu söyleyene buyur al gücün yeterse denir.
Terör tavizle çözülmez. AB standardında demokrasiye evet, birlikte yaşama evet, teröre ve ölüme hayır.
PKK ile mücadelede 30 yılda 11 bin 735 şehit verilmiştir. 40 bin üzerinde militan etkisiz hale getirilmiştir. Boşaltılan mezra ve köy sayısı 3 bin 428’dir. Burada yaşayan 1 milyona yakın insan ata topraklarından koparılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti yılda 15 milyar dolar para harcamakta toplam harcanan parada 500 milyar doları bulmaktadır. Emperyalist ülkeler Türkiye’nin güçlenmesini kesin kez istememektedir. Bu para bölgenin kalkınması için harcansa idi doğunun da batıdan farkı kalmazdı.
PKK – KCK ile devrimci halk savaşını denemek istedi. %80 üzerinde oy aldığı Hakkari ve Şırnak bölgesinde kitleyi devlete karşı silahlı çatışmaya sokmaya çalışıyor. Ama kitle yekvücut bu olaya evet demiyor. Gündüz külahlı gece silahlı bölge insanı militanlar daha kitlesel eylemler koyuyorlar. Ama tüm halkın katılımı yok. TV’lerde kandil kandil diye olayın membağı gösterilen mekan bugün Hakkari ve Şırnak’tır.
Gel beni vur konumundaki baraka karakollar, sayısı azaltılıp 24 saat çalışılarak taş gibi yapılar haline getirilmelidir. Özellikle Yüksekova havaalanı acilen bitirilmelidir. Devlet devletliğini göstermelidir.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 17
ÇÖZÜM NE?
I) Türkiye sınırları bayrağı ve resmi dili korunmalıdır. Kürtlerinde vatandaşlık hakları da teminat altına alınmalıdır. AB kriterleri dikkate alınmalıdır.
II) AB’nin yerinden yönetimi ciddi olarak ekonomik kaynaklara bağlı olarak valiler seçimle gelmeli 4 yılda bir seçip 2 yılda bir referandumla halkoyuna gidilip çalışıp çalışmadığı test edilip yerel parlamentolar güçlendirilip yerli çözümlere ve 90 yıldır kaynak tüketen merkezi idarenin aptal yönetiminden vazgeçilmelidir. Ama valiyi halk seçti diye uzun vadeli ayrı bir devlet yapılanması hayali içinde olmak olmaz. Ve siyasetin insan odaklı olması şarttır. Ve adil bir seçim sistemi barajın %2 indirilmesi son 30 yılda olduğu gibi yazboz tahtası olmayan AB standardında seçim sistemi
III) PKK’ya kesin bir af. İmralı adasında Abdullah Öcalan’a daha rahat yaşayacağı ve iletişim kuracağı bir ev hapsi.
IV) Önce devlete ait kamu arazileri olmak kaydı ile Ceylanpınar Tarım İlçe Müdürlüğü başta olmak üzere tüm kamu arazileri ekilip biçilmeyen çok toprağı olan ağaların elindeki toprakları bedeli karşında alınarak bölgenin topraksız insanlarına dağıtılması ve üretimi arttırmak amacıyla toprak reformu.
V) Zekat, para sahiplerinin servetinin 1/40’dır. Ülkedeki tüm zenginler bu zekatı verecek. Kürt olup da batıda yaşayanlar 2/40 servetlerini kardeşlik vergisi, bölgenin zenginliği için yatırım yapılmasında kullanılacaktır.
1. Sivas -Divriğide adam gibi bir demir fabrikası, Elazığ’da dünyanın en büyük krom kompleksi
2. Mardin Mazıdağ’da NSP-TSP gübresi üretecek gübre kompleksi, Siirt’te bakır kompleksi
3. Şırnak’ta kömüre dayalı termik santral
4. Batmanlı Rafinerisi’nin rehabilitasyonu ve benzin üretimine geçilmesi
5. Tüm bölgenin sulu tarıma geçmesini sağlamak ve çiftçiyi üretim artışı sağlamak için eğitmek.
6. Mayınlı arazileri, taşlı arazileri temizleyip topraksız bölge insanına dağıtmak.
7. Doğuda ve güney doğuda şehir merkezlerinde kalmış ranta dönüşmüş askeri alanlarının sınırlara taşınması ve bu rantı artmış bu arazileri savunma sanayinde ve bölgenin kalkınmasında kullanmak. Ve mayınlı arazilerin kesinlikle askerler tarafından temizlenmesini sağlamak. Askerin halkla kaynaşmasını sağlamak.
6. Bölgenin kalkınması için iyi yetişmiş ve Kürtçe konuşan, işini, insanı ve ülkesini seven devlet adamlarına görev vermek. Diyarbakır merkezli çözüm merkezi yaratmak.
7. Akil adamları tespit edip başta İsmail Beşikçi gibi yürekli, bilgili akil adamları TV’ye çıkartıp hem Türk’ün hem Kürdün rehabilitesi için çalışmak. Bu işi akılla çözmenin fikri temelini ruh temelini hazırlamak. Yeri gelirse kansız ayrışmayı da oturup konuşmak.
8. Özellikle çok politize eğitimsiz bölgede yaşayan Kürt gençlerine bölge haricinde yaşayan Kürtlerin yaşadığı il ilçelerde nüfus oranlarını bilgilendirmek. Bu insanlarda doğuya gelirse ne olur düşüncesini yaymak.
9. Samimiyetle Anadolu’ya demokrasi gelmesi için uğraşmak ve herkesin ırkçılıktan uzaklaşmasını sağlamak.
10. 90 yıldır ordu ile arası hiç barışmayan Kürtleri ordu ile barıştırmak için özellikle güneydoğuda taşlı arazilerin temizlenmesinde askeri kullanarak düşman gördüğü askeri onun ekmeği için çalıştığını göstermek.
11. Akdeniz’den Dicle’ye, tüm Suriye’ye kadar 5 m yüksekliğinde duvar çekilsin. Fırat’ın başında tüm araçlar yol kontrolünden geçilsin ve Habur kapısı arada sırada kapatılıp Barzani’ye de şeytanın da olduğu arada elektriğini kesip iman tazelemek lazım ve Barzani’nin Türkiye’deki parasal tüm işleri şirketleri takip edilmelidir.
Kaybedecek hiçbir mal varlığı olamayan derdini anlatamayan bir gençlik ve bunu ırkçılıkla kullanan PKK’dır. Bu genç fındık toplamaya gider, pancar çapalamaya, domates toplamaya, pamukta, karpuzda, bakliyat elemelerinde en pis işleri bunlar yapar. Kot taşlayıp ciğerleri biter. Tuğla yapar sigortası yok, sosyal güvencesi yok. Bir gün iş bulsa 3 gün bulamaz. TV’de sokakta iyi yaşamı görür özenir ama yaşayamaz. PKK idealine kapılıp dağa çıkar ölür. Cenazesi dağda kurda kuşa yem olur, bir mezar taşı bile olmaz.
Bir tarafta ise cenazeleri bando ile defnederiz sonra bu vatan bölünmez diye hava atarız. Sonra bu vatan bölünmez diye kendimizi tatmin ederiz. İki taraf da düşmanlığı büyütür de büyütür. Sorun adam gibi üretip paylaşım sorunudur. Buda demokrasi içerisinde insanca kalkınma sorunudur.
KCK bir devlet yapılanmasıdır. Yüzyıl önce haritayı çizen emperyalistler 4 parçaya ayrılmış Kürtleri bir devlet çatısı altında toplama fikridir. Ve bu düşüncenin sahibi ABD’dir. Almanya’dır. Fransa’dır. İngiltere’dir.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 16
Buraya kadar yazılanlardan sonra, bu noktadan sonra ‘Kürt’ tarifi, PKK ile yeniden değerlendirmeye muhtaç hale gelmiştir.
Coğrafi tarihi bağlarla kardeşim deyip, birlikte bir milletin parçası olduğumuzu, tek vatan tek bayrak tek millet deyip, her türlü kimlik ve kültür haklarını tanıyacağımız Kürt kardeşlerimiz canlanmaz.
Bunlar; tarihi coğrafyayı yok sayıp, bir arada yaşamayı bozup, kendince macera arayıp, ırkçılığın derin sularında boğulmayı, devlet kurma rüyasıyla ABD hamiliğinde her şeyi yapabileceklerini zanneden, eğitimsiz Kürt halkının başını belaya sokma uğruna Doğu ve Güneydoğuda kan döken coğrafyada otorite ve statü isteyenlerdir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde, Türklerle beraber yaşamayı reddeden destursuzlardır.
Yayınlanmış kamuoyu raporları, birlikte yaşamama arzusu Türklerde daha hızlı gelişmektedir. Bu gelişmenin sebebine baktığımızda, milletleşmiş, uluslaşmış Türk, Türkiye Cumhuriyeti’ne saygılı, biat ediyor. Askere gidiyor, suyunu elektriğini ödüyor, her türlü anti demokratik uygulamaya rağmen devlet güçlerine silah çekip öldürmüyor. Bu işin siyaseten parlamentoda düzeleceğine inanıyor.
Kürtlerin büyük bir bölümü de Türklerle aynı hassasiyeti paylaşıyor. Ama destursuz Kürtler ayrı bir yaşamı ayrı bir devleti teşvik ediyorlar. Vuruyor, kırıyor, devlet de bu destursuzlarla uğraşıyor. Ama 14 milyon Kürdün yaşadığı Türkiye’de 3 milyona yakın bir kitle PKK yanlısı. Avrupa’da bir milyona yakın böyle bir kitle var. Bu organize suç şebekesi ulusal bir dürtü ile iflah olmaz yolda.
Devlet bir gün “Bu destursuzları ben zaptedemiyorum” derse, “Fırat’ın doğusunda Murat’ın güneyinde bunlar devletlerini kursun” der ise ve o coğrafyada bir Kürt oluşumu hayata geçerse, o bölgenin dışında kalan ve çoğunluğun içinde azınlık halinde kalacak Kürtlerin can güvenliğini kim sağlayacak? Tarihimiz çoğunluk içerisinde yaşayan azınlık anarşisinin, hep trajedi ile sonlandığı örneklerle doludur. Tarih de ders almak için vardır. Bu konuyu düşünmek ayrı bir devlet oluşumunda olan destursuz Kürtlerin tarihi bir görevdir.
Ya tam kardeşlik, ya birlikte kölelik kitabının 556. sayfasında sözde yazar “Karşılıklı değiştirme göç ettirme gibi örnekleri Türkler ve Kürtler hiç akıllarından geçirmemektedir” demektedir. Ama Altan Tan doğru düşünmüyor. Bir sürü Türk ah doğuda bir Kürt devleti kurulsa da buradaki Kürtleri göndersek diye yüksek sesle konuşuyorlar. Her türlü hakları verilmesine rağmen bu işler bitmez ise, devlet son tahlilde Kürtleri Fırat’ın doğusunda Murat’ın Güneyinde yaşamaya mecbur bırakır.
Birlikte yaşamak isteyen Kürt kardeşlerimin can ve mal güvenliği çıkar. Irkçılık Kürde olduğu kadar Türk’te de var. Ve bu son ayrışmada güvenlik güçleri de Türk Kürt ayrışması halinde Türk halkı ile birlikte olur. Ve tüm Kürtlere “Devletin kuruldu hadi git” der.
Bu güne kadar birlikte yaşam arzusu olan Kürtlerin de örgütsüzlüğü PKK teröründen korkusundan dolayı PKK terörünü telin edecek hiçbir eylemde bulunmamaları en büyük handikaplarıdır.
Hem nalına hem nıhına vurarak her şeyi devletten bekleyerek bu iş çözülmez. Birlikte yaşam için PKK terörüne karşı Kürtlerin de destek vermesi şarttır.
Kürt hareketin ideologlarından Mehmet Ali Aslan’ın çok önemli bir tespiti vardır. “1960 öncesi gibi Kürtler sadece doğu ve güneydoğu bölgesinde yaşıyor olsa idi federasyon en doğru sistem olurdu. Fakat bugün Kürtlerin büyük çoğunluğu batıdadır. O nedenle doğuda güneydoğuda etnik bir temele dayalı bir devlet yapılanması Kürtlere çok büyük zarar verir” demekle tarihi bir tespit yapmıştır.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 15
Kürt ırkçılığına karşı MHP’nin karışmaması doğru bir tavırdır. Devlet Bahçeli bu politikası ile takdir edilmelidir. Devlet güçleri güvenlik sorunlarını halletmelidir.
Kürt sorununun çözümü Türkiye’yi rahatlatır ve enerjiye ulaşmayı kolaylaştırdığı gibi bölgenin de parlayan yıldızı olur. Bunu yaratmak Türkün ve Kürdün asli görevi olmalıdır. Doğuda Türkiye’nin verdiği tüm tarım destekleri (buğday desteği, gübre desteği, tahlil desteği, tohum desteğinde) kanun dışına çıkıp hile ile almak doğal bir uygulamadır. Ve bu uygulama için organize olmuş, bunu meslek edinmiş gruplar oluşmuştur ve devlet kurumlarıyla birlikte çalışmaktadırlar. Türkiye’nin başka yörelerinde olmayan hırsızlık burada normaldir.
Kürt ulusalcılığı geç kalmış bir ulusalcılıktır. Sınırların kaldırılmasının savunulduğu bir dünyada 3 millet tarafından çevrili bir coğrafyada ulusalcılık Kürt milliyetçiliği Kürt milletine zor şartlar getirmez mi?
ABD’nin Irak’ı işgali ile Kürtler binlerce yıllık Arap kardeşlerini 3 kuruşa sattılar. Dünyada ABD emperyalizmin girdiği her yeri kan götürmüştür. Sırada Acemler ve Türklere karşı yapılacak hainlikler beklenmektedir. ABD’nin tüm derdi bu coğrafyada savaşçı Acemleri ve Türkleri karşı karşıya getirip savaştırıp güçsüz kılmak ondan sonrada bu coğrafyaya kalıcı olarak yerleşmektir. ABD ve İsrail bunu hesaplıyor. Kürt ırkçıları da buna oynuyorlar.
Diyarbakırlı yazar Canip Yıldırım’ın şu tespiti çok önemlidir; “Diyarbakır’ın tüm mamur köyleri Ermenilerindi. En iyi işleri bunlar yaparlardı. Suyun olduğu yerlere köylerini kurmuşlardı. Hamidiye Alayları ve Ermeni tehciri – kıyımı olunca dağdaki Kürtler geldiler, bu köylere yerleştiler. Osmanlı da buna izin verdi. Bilakis teşvik etti.” demektedir. Yerleşik düzene geçip bilimle, sanatla üretmeye yönelen toplumlar, artı değer katıp zenginliği yaratabilmiştir. Bunu yapamayan eğitimsiz toplumlar ise bu güzellikleri yaratan topluma düşman olmuş bunları ele geçirmek içinde katliamlar yapmışlardır. Anadolu’da binlerce yıl hep bu yaşamıştır.
İranlı Kürt aydın Abdurrahman Kasımlı’nın Kürtlerle ilgili çok önemli bir tarifi vardır; “Kürtlerin denize çıkışı hiç olmamıştır.”
Orta çağlardan beri dağlarda yaşamış, güçlü şehirleşmiş halklarla – devletlerle çevrili kalmışlardır. Şehirleşme olmayınca uygarlaşamamışlardır. Komşu halklara göre daha eğitimsiz dolayısıyla üretimden geri kalmışlar ve yerleşik düşene geçmeleri zor olmuştur. Osmanlı’nın Ermeni’yi yok etme politikaları Kürt şehirleştirmesini hızlandırmıştır. Göçebe iken yaşadıkları coğrafyanın hayvancılığa uygun olması, devlete bağlı olmaksızın aşiretçe yaşamak istemeleri, toplumsal kaide ve kurallara uymama huyları şehirleşmelerine engel olmuştur. Ancak kaide ve kurallara uymadan yaşamak artık mümkün değildir.
Kürtlere kimlik, dil, kültürel haklar hepsi verilse bile mesele çözülmez. Kürt coğrafyasının denetimi ve kontrolü ve statüsünün istenmesi söz konusudur. Eskiden beyler Osmanlıdan egemenlik ister, isyan ederdi. Gücü yeterse de alırdı. Şimdi ise bir halk adına bir siyasi parti bu hakkı istiyor, kısaca “Bana bir devlet ver, yoksa her gün anarşi yaratırım” diyor.
Şunu sormak lazım “Kürdistan denen yer neresidir?” Fırat’ın doğusuysa orada Araplar, Türkler ve Hristiyanlar da var. Oysa Kürdün %60’ı Fırat’ın batısında ve 65 vilayette. En büyük Kürt şehri ise İstanbul’dur.
Doğuda devlet kuracağım diye devlete karşı kavga edeceksin. Batıda da el bebek gül bebek yaşayacaksın. Demokrasiden dem vurup hep talep edeceksin ama vatandaşlık haklarına yerine getirmeyip haddini bilmeyeceksin.
1869 nüfus sayımlarında; Diyarbakır şehir merkezinin %53’ü, Mardin’in %55’i, Bitlis’in %80’i, Van’ın %70’i, Erzurum’un %50’si ve Elazığ’ın %55’i Ermeni idi.
Tarihi, coğrafi ve sosyo ekonomik gerçeklik Anadolu’da birlikte yaşamı mecbur kılmaktır. Tahin pekmez olmuş bu iki milleti kimyası ile oynayarak kimyasal ayrışmaya götürmek akıl işi değildir. Bunu planlayanlar Anadolu’yu baba yurdu hac toprağı gören Siyonistler ve Hristiyanlardır. Bu iki suç ortağı Türkleri ve Kürtleri birbirine düşürerek gelip bu toprakları ele geçirmek istemektedirler. Bunu planlayan da ABD’dir.
Kürtlerin parasının %80’i batıda %20’si doğudadır. Memleketinde yatırım yapmayıp batıda istikbal aramaktadırlar. Huzuru rahatı sağlayan kaide kurallara uymaktır. Bu da devlet düzeni ile mümkündür. Maalesef bu doğuda yok. Doğuda bir Kürt devleti kurulursa, Kürt servetinin batıda olması risk değil mi? Ve tehcirin çok yaşandığı bu coğrafyada bir devlet yapılanması batıdan doğuya tehciri yaratmaz mı?
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 14
Bölge İle ilgili Sosyo Ekonomik Tespitler;
Patlayıcı silah, uyuşturucu ve insan kaçakçılığı doğudan hep batıya gelmektedir. Hem Türkiye’de hem Avrupa’da uyuşturucu ticaretinin %90 oranında Kürt orjinli insanların yapması tesadüf müdür?
Yoğun bir tefecilik olayının Kürt orjinli insanlarımızda meslek haline gelmesi tesadüf müdür?
Mafyacılık silah kaçakçılığı ve gayri meşru tüm işlerde gene aynı orijini görmek tesadüf müdür.
Tüm kıyı şeridinde Akdeniz ve Ege dâhil barlar kahveler kumarhanelerin aynı orijin tarafından işletilmesi ve yoğun uyuşturucu kullanımı ve satışı tesadüf müdür?
Otobüs ve dolmuşçuluk hep nakit parayla döner ve vergi vermeyen bir sektördür. Tesadüf müdür?
Adam kaçakçılığının doğudan başlayıp batıda denizde hep bitmesi tesadüf müdür?
Petrol kaçakçılığı özellikle güney doğulu kökenli insanların hep petrol işi ile uğraşmaları bol miktarda ve devamlı petrol istasyonları almaları resmi fiyatın %5 -7 altında satış yapmaları tesadüf müdür?
Özellikle Adana ve Mersin’de eroin paralarının binaya dönüştürülmesi tesadüf müdür?
Tüm Türkiye’de Bayındırlık Bakanlığı’nın işlerinin Kürt müteahhitlerin alması, bölgelerinin dışında tüm Türkiye’de bu işleri organize şeklinde yapmaları ve hep Ankara merkezden yürütmeleri tesadüf müdür?
Tarım Bakanlığı’nda tüm TİGEM arazilerinin hep Güneydoğulu iş adamlarına verilmesi tesadüf müdür?
Akil adam olarak İsmail Beşikçi başta olmak kaydıyla tarih sosyoloji ve ekonomi bilgisi olan aydınlara görev verilmeli TV’ler bu konuları devamlı tartışıp halkı bilinçlendirmelidir.Özellikle İsmail Beşikçi’yi herkesdinlemelidir.
1839 yılına kadar Kürtler Osmanlıda askerlik bile yapmadılar. Özellikle Anadolu orjinli Türkler bu vatan için oluk oluk kan verdi. Çanakkale haricinde Kurtuluş Savaşında Kürtlerin katkısı azdır.
Turgut Özal döneminde bu iş hep küçük gösterilerek kitleselleşmesi sağlanmıştır. Kuzey Irak’ın Türkiye’ye katılması petrole 60 milyar dolar ödeyen Türkiye Cumhuriyeti’ni rahatlatır. Arap ne der? Acem ne der? ABD’nin de derdi zaten petrole tav edip Türkiye’nin başını belaya sokmaktır. Doğu elektriğe para vermez, TEK tüm Türkiye’den tahsil eder.
Kürt sorunun temeli Kerkük’tür. Burada ki petrole sahip olma arzusu ABD’nin bölge işgali ile artı. Bu petrolde hakları olan Araplar ne diyor? %17 petrol payı anayasaya yazılmasına rağmen Kuzey ıraktaki Kürtler kendilerinin çoğunlukta oldukları coğrafyadaki petrolü ABD’li Fransız şirketlerine çıkartma hakkı vererek Irak Anayasasını çiğnemektedirler. Ya bu petrol denize nasıl çıkacak Türkiye Cumhuriyeti’nin,Türk’ün onayı olmadan Fırat’ı geçmek mümkün mü? Bu bölgede 100 yıl önce haritayı çizen İngilizler, Fransızlar, 100 yıl sonra bu bölgede kalıcı olmak için ABD’yi de yanlarına alarak geldiler. Bu bölgenin kadim halkları Acemler, Araplar ve Türkler.Bu işe karşı bir tek Kürtler.Cehalet içerisinde ABD’ye güvenerek isyancı ruh halleri köylü duruşları ile şark kurnazlığı ile bölgeyi ciddi riskler beklemektedir.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 13
PKK’nın Avrupa’daki ideolojik önderleri Tunceli, Erzincan, Sivas, Maraş (Pazarcık – Elbistan)’lılardan oluşmaktadır. Bunun da sebebi 1978’de gerçekleşen Maraş katliamıdır.
CIA’nın planlayıp kontrgerilla faşistlere yaptırdığı bu olaylardan sonra 80 bin Maraşlı bölgeyi terk edip Avrupa’ya sığınmıştır. Daha önce CHP’ye oy veren bu insanlar CHP iktidarında yerlerinden yurtlarından sürülmeyi ve katledilmeyi hazmedememişlerdir. CHP iktidarında başlarına gelen bu kötü olaydan dolayı PKK’ya yönelmişlerdir. Bu tarihi bir gerçektir. Türk ırkçıları yaptıkları yanlışla Kürt ırkçılarının yükselmesine sebep olmuşlardır. Avrupa’daki PKK Diasporasının kaynağı budur.
PKK kendi çizgisi dışında Kürt aydınlarına karşı oldukça acımasız olmuştur. Bu kişiler PKK çizgisinin dışına çıktığı an hain iş birlikçi damgası ile öldürülmüştür. En iyi örnek hayatını Kürt kimliğine adamış Hikmet Fidan’dır.
PKK kurulduğundan bugüne dek vergi adına haraç almıştır. Musa Anter’den bile haraç almıştır. Korkudan kimse bunu açıklayamaz. Açıklayan öldürülür. Kürt toplumunda zor her şeyin üzerindedir. Zor oyunu bozar. Burada zor oyunun ta kendisidir. O da PKK’dır.
“Türkümü istiyorum, dilimi istiyorum” la başlayan PKK süreci, bölge kontrolüne bağlı olarak
1- Bağımsız birleşik Kürdistan
2- Üniter yapı içinde Demokratik Cumhuriyet, Demokratik Konfederalizm
3- Demokratik özellik fikrini söyleyerek bölge kontrolü ve statü istemektedir.
1960’lı yıllardan itibaren Kürt coğrafyasını dolaşıp ekonomik sosyolojik gerçekleri tespit eden Çorumlu Türk bir sosyolog sosyalist bir aydın, Kültlere Kürtçülüğü öğreten Sarı Hoca, yazdığı kitapların çoğu halen Türkiye’de bulunmamaktadır. Hoca 8 Eylül 2009 yılında Taraf Gazetesi’nde Neşe Düzel’e mülakat verip derin tespitler yapıyor. Son bölümünde ömrünü bu işe vakfetmiş bir bilim adamı olarak şunları söylüyor; “Türkler ve Kürtler bir arada yasayamaz ayrı ayrı yaşamaları en mantıklısıdır. En doğrusu da budur.” Derken 40 yıl kurt gerçekliğini ve Türk gerçekliğinin kodlarını bilmesine bağlıyorum.
Abdullah Öcalan bunu öğrenince, “İsmail Hoca yanlış tespit yapıyor. Kürtler ve Türkler beraber yaşayabilir” dediğinde bile Kürt ırkçıları bomba patlatıyor asker vuruyorlardı. Artık öyle bir noktaya gelmişler ki kurtarılmış bölge ilanı için Hakkâri’de Şırnak’ta ölmek için uğraşıyorlardı. Kandil’in bir anlamı kalmamıştır. Hakkâri ve Şırnak kandilleşmiştir. PKK’nın nihai hedefi Kürt devleti kurmaktır. İran, Irak, Suriye ve Türkiye’deki Kürt hareketlerin hepsi tek merkezden idare edilmektedir. Büyük patron ABD’dir. İsrail istihbarat vermektedir. Kuzey Irak bölgesindeki petrol, bu devlet yapılmasının sermayesidir. Tek dertleri bu petrolü Akdeniz’e
Çıkartmak, “Bunu nasıl hayata geçiririz?” çalışmalarıdır.
1965’lerde ABD, “Komünizmle mücadele ediyorum” diye Türk ırkçılarına büyük destek verdi. Özellikle Orta Anadolu’da Alevilerle birlikte yaşayan Türk Sünniler içerisinde taban buldu. Irkçılığı Türkler başlattı 1965-80. Türk ırkçılığı moda edildi. Devletin gizli elleri kolladı büyüttü. ABD 1920’lerden beri bu bölgenin peşindedir. 1980 Diyarbakır cezaevi başta olmak üzere güvenlik güçleri içerisindeki faşist unsurlar doğuda ve güneydoğuda Kürt ırkçılığının büyümesi için uygulamalar yaptılar. Yapanların haber olmasa da yaptıranlar Türklerde tutan ırkçılık mayasını Kürtlere de çaldılar. Ve maya tuttu. 1980-2012 arası süreçte Kürt ırkçılığı moda edilip insan, değerlerin önüne geçmesi sağlandı. PKK’nın bugün doğuda %50 -60 -80 aldığı bölgeler vardır. Özellikle Hakkâri ve Şırnak bölgesinde öten horozlar bile Apo diye ötmektedir.
30 yıldır süren alçak yoğunluklu savaş, yaşam derdine düşen Kürtleri Kürt bölgesinin dışına taşıdı. Batıya büyük Kürt göçleri oldu. Büyük şehirlerin gecekondu mahallelerinde yaşayan eğitimsiz geniş halk kitleleri oluştu. Ne köylü ne şehirli olabildiler. Apo- PKK kelimelerinde kimlik buldular. Kaybedecek hiçbir şeyleri olmayan ve dertlerini anlatamayan bu yığınlar PKK sempatizanı ve militanı oldular. Apo’da bir çare kurtuluş gördüler. Ayrılıkçı Kürtler KIRO kelimesinin verdiği eziklik ve kin dürtüsü ile her türlü kanunsuz ve hukuksuz isleri yapmaya meyillidirler. Bunda Kürt ailelerin diğer milletlere göre daha doğurgan olmaları ve her çocuğun eve para getiren bir unsur olarak görülmesi kadınların daha eğitimsiz olması ve bakamayacak kadar çok çocuk yapmalarını sağlıyor. Her evde 5-7-10 çocuğun olması sosyo ekonomik gerçektir.
Kürt kadınları Kürt gerçekliğinde hep aktiftir. Siyasetin içindedir. Dağdaki kadın militandan cumartesi annelerinden siyaset her Kürt ailesinin adapte olduğunun göstergesidir.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 12
1937-38’de Dersim’de çıkan isyan yalnız Tunceli ile sınırlı kalmış,Tunceli ile sınır Elazığ, Malatya, Sivas, Erzincan, Erzurum ve Bingöl’de alevi Kürtler vardı. Dersim’e destek olmadıklarını Dersim isyanını diline dolayanlar iyice öğrensin.Devlet yol, su, okul getirmek istiyor.Memurunu, askerini öldüreni hangi devlet yok etmez? Ama şu gerçek var; devlet “tunçelli” olmuş, şiddette kantarın topuzunu kaçırmış ve yaşla kuru ayırt edilmeden büyük hatalar yapılmıştır.
Demokrat Parti ile tarımda makineleşme ile, boşaltılan Ermeni köyleri ve hazine arazileri ağalar tarafından gasp edilmiştir. Bu ağalar önce DP’ye, sonra AP’ye, sonra ANAP’a ve DYP’ye, şimdi de AKP’ye oy vererek iktidarlarının devamlarını hep sağlamışlardır. Bu bölgenin en önemli eksiği toprak dağılımındaki adaletsizliktir. Bu durum emeğinden başka hiçbir yeteneği olmayan yoksul Kürt kesimi PKK’nın kucağına itmiştir. İşsiz eğitimsiz Kürt gençliği, PKK ile Apo ile kimlik bulmuşlardır. Kendini bireysel olarak ifade edemeyen yığınlar, kitlesel olarak PKK ile kimlik bulmuşlardır. Ve bunun temeli Kürt ırkçılığıdır.
PKK, Kürdistan İşçi Partisi olarak Marksist, Leninist, Stalinist bir düşünce ile kuruldu. 1984 sonrası bölge gerçekliği ile Kürt milliyetçiliğine sahiplendi. PKK, tek kelime ile Kürt ırkçılığı tabanından desteklenen milliyetçi bir başkaldırıdır. PKK’nın kesin nihai hedefi 4 parçalı bir Kürt devleti kurmaktır. ABD’de bu hedefe uygun olarak yol açmaktadır. Planlayanda zaten ABD’dir – AB’dir. İran, Türkiye ve Araplar arasında bir Kürt devletini yaratmak için uğraşmaktadırlar. 4 parçayı birleştirip Akdeniz’e çıkmak kesin hedefleridir. ABD-AB güvenen ırkçı Kürtçüler tarihi coğrafyayı ve sosyolojiyi bilmemekteler.
Apo yargılanırken; ayrı devlet ve federasyon tezlerinin geçersiz olduğunu, Türkler ile Kürtlerin, Selçuklulardan günümüze iç göçlerle iç içe geçtiğini, artık dil ve kültür hakları tanınmış ve “Demokratik Cumhuriyetin” Kürtler için yeterli ve tek gerçekçi talep olduğunu savundu. Kandil başka hava çalar Avrupa sorumluları başka çalar. Anadolu’nun her yerine sızmış militanlar bomba patlatır, araba yakar, askere her gün silah sıkar. BDP “Hem nala hem mıha vurun” der gibi durur, demez, yaparmış gibi yapmaz. Barış maskesi takar.
Güneydoğuda Kürt gençleri çok politize olmuş durumdalar. Çoğu lise mezunu milyonlarca genç kahvede bilgisayar başlarında PKK’nın KCK’nın yapılanması içerisinde sabahtan akşama kadar siyasetle yatıp siyasetle kalkmaktadırlar. Özellikle Suruç, Viranşehir, Kızıltepe, Nusaybin, Bismil, Cizre, Diyarbakır merkez, dünya basınını çeşitli kanallardan izleyerek (MedTV, BBC, Arap kanalları) ülkenin diğer yörelerine göre aktif şekilde takip etmekteler. Ulusal bir uyanışın verdiği haz ve ABD’ye olan büyük güvenle kurulacağına inandıkları Kürt devletinin hayali ile yatıp kalkmaktalar. Bölge çok politizedir. Milisler ve bölge halkı ciddi şekilde silahlıdır. En ufak silahın keleş olduğu yerde, uçak savar silahlarda bölgede bol miktarda halkta ve milislerde mevcuttur. Ve bu silahların çoğu Saddam devrinden kalma Rus orjinli silahlardır. Bu silahların getirilmesinde Türkiye’den Irak’a giden tır ve kamyon şoförleri rol almakta bir olayda kaçakçı yakalansa bile 4 araçtan kaçak silah girmekte.Özellikle Şırnak,Hakkari, Van yöresinden katır sırtından bol silahın girmesi de mümkün olmaktadır. Ve PKK silahların çok ucuz fiyatlarla satılmasını teşvik etmekte uzun vadede halk ayaklanmasında silahlı milislere ihtiyaç duyacağından silaha ulaşım bölgede çok kolaydır. Bazı kansız gümrük ve güvenlik güçleri de para için bunlara yol vermektedir.
PKK’nın Avrupa’daki ideolojik önderleri Tunceli, Erzincan,Sivas, Maraş (Pazarcık – Elbistan)’lılardan oluşmaktadır. Bunun da sebebi 1978’de Maraş katliamın etkisi büyük olmuştur.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 11
Kürtler atadan beri hayvancılıkla uğraşmaları yaban hayatta yaşamaları aşiretler arası husumetler sonucu Kürt insanı silaha her zaman ihtiyaç duymuştur ve silahı hep sevmiştir. Başka milletlere göre silaha karşı daha çok bir sevgi vardı. “Ekmeğim olmasın silahım olsun”düşüncesi genel bir kabul görmüştür. Ve bu toplumda kaba kuvvet kullanmak silahla zorbalık yapmak toplumun tüm genlerine işlemiştir. Kalıtsal bir miras gibidir. Güçlü olana biat etmek Kürt insanının doğasında vardır. Zor doğunun anayasasıdır ve bu zoru en çok ve acımasız kullanan bu coğrafyada iktidar olduğunu bilir.
PKK 1978’de kurulduğunda bu bölgenin en küçük siyasi grubu idi. Çok daha güçlü kitle desteği olan siyasetler vardı ama PKK zoru, silahı kullanarak 1980 öncesi tüm siyasi harekeden bitirdi. 1980’den 1984’e kadar kırsalda taban çalışması yapan kadrolara 1984 Şemdinli ve Eruh baskınları ile PKK militanlarına;“Kürdistan’da sindirme faaliyetine geç, halkı ikna ile yada zor la sustur – biat ettir” görevini verdi. Bunu 1984-1993 arasında yaptılar. Biat etmeyenleri katlettiler. Zor PKK’yı bölgede iktidar kıldı.
PKK’nın oluşumunda güvenlik birimlerine sızmış ABD elemanları çok etkili olmuştur. Bölgeden aldığı destekle on binleri geçen militanlarla 1993 yılında PKK’dan kurtarılmış bölge ilanına yöneldi. İktidarda olan ANAP Turgut Özal, bu işi küçümseyerek olayla yeterince ilgilenmedi. Olayın 3-5 çapulcu olmadığını sonradan anladılar. Ulusal bir başkaldırı ile karşı karşıya olduklarını anladılar. Elbette devletin terör uygulaması beklenemezdi. Bu işi yapacak adamlar bulundu. Haksız hukuksuz sorgusuz sualsiz eylemlerle yargısız insaflar uygulandı. Bokyedirmeler,köy kaldırmalar,adam öldürmelerve en nihayetinde kırsalda PKK’ya karşı şiddet uygulandı. Devlet 1993-1999’a kadar olan süreçte çok militan öldürdü. Anadolu Ajansı’nın günlükleri kontrol edildiğinde gün gün bu sayılar görülebilir. Abdullah Öcalan’ınABD tarafından Türkiye’ye verilmesi bir tuzaktı. Ecevit başbakan olacağım diye bu tuzağı yedi ve Ecevit “APO’yu niye veriyorlar ben de anlamadım”derken olayı ABD Türkiye’nin günlük hayatına soktuğu gibi Apo’yuda ilahlaştırıp kitlelere kabul ettirdi. Ortadoğu’nun en eski kadim halkından olan Araplar bu coğrafyanın en eski halkıdır. Bu coğrafya da Yahudilik çıkmış tüm dünyaya dağılmıştır. Hristiyanlık da bu coğrafyadan çıkmıştır. En son Müslümanlık da bu coğrafyadan çıkmıştır. Hz. İbrahim’denbuyana tek tanrıya inanış bu coğrafyanın geleneği oldu.
Araplar bu coğrafyada geniş kültürleri ile kendi alfabeleri geliştirdiler. Şehirleştiler önce Yahudi- Hıristiyan sonra Müslüman oldular. En son hakdin Müslümanlığı kabul ettiler ve bu uğurda cihada başladıklarında Diyarbakır’ı da zapt ettiklerinde (639) şehir merkezinde Hristiyan Ermeniler yaşıyordu. Bunlar cizye vermeye razı olup şehri teslim ederek hayatlarına devam ettiler. Arap savaşçılar Zerdüşt olan Kürtleri kılıç zoruyla Müslüman yaptılar.
“Kır” kelimesi Arapça kökenli olup ‘eşek’ demektir. “Kıro”ise eşeğin yavrusuna verilen Arapça bir isimdir. Kürtlerin göçebe olması yerleşik düzenden uzak dağlı olmalarına verdikleri bir tanım olarak bu kelime Araplarca kullanıldı ve Anadolu’da tüm halklarca da kabul gördü. ‘Kıro’kelimesi Anadolu’da kaide ve kurallara uymayan aykırı yabani insana verilen bir kelime olarak yerleşti. Ve bu kelime Kürtler de çok büyük bir ezikliğe gönül kırgınlığına sebep olmuştur. Bu kelimeyi aklı başında hiç bir insanın kullanmaması gerekir. Bölücü bir ifadedir. Orijinide Araplardır, Arapçadır. 1000 yıllardan itibaren Anadolu’ya gelen Türk göçmenler bu kelimeyi maalesef kucaklarında buldular. Ve yüzyıllardır bu kelimeyi çok kötü kullandılar. Bu kelime Kürt halkında aşağılanma belirtisi olarak varlığını hissettirmektedir.
Osmanlı birinci paylaşım savaşı sonucunda güney sınırını İngilizler ve Fransızlar müştereken çizdiler. Hele 1922-23’lerdeİngilizlere hayır demek imkânsızdı. Ve İngilizler 1850’lerden itibaren önce Kuveyt’te sonra tüm Arap yarımadasında petrolü keşfettiler.Ve Irak’a sahip çıktılar. MisakıMilli sınırlan içerisinde olmasına rağmen Musul’u Kerkük’ü almaya Türkiye Cumhuriyeti’nin gücü yetmedi. İngiliz emperyalizmi bölgeye petrol için el koydu. Osmanlı’nın Kürt tebaası Irak’ın vatandaşı oldu. Ve 15 Ekim 1927 de Baba Gurgur bölgesinde İngilizler petrolü çıkartıp işletmeye başladılar. Ve bugün Türkiye Cumhuriyetivatandaşı her Kürt’ün şunu kendine sorması lazım 1925 Şeyh Said isyanı olmasa idi Musul Kerkük Türkiye Cumhuriyeti’nde kalmış olsa idi Türkiye bugün dünyanın ilk 5 ülkesinden biri olurdu. Kim suçluyu bulmak her aklı başındaki Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının görevidir.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)Sürecek.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 10
Kürtler Osmanlıda Şeyhlerle, Hamidiye ağalarıyla bölgeyi kontrol ediyorlardı. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulması ile otoritenin merkezde sağlanması Kürtler tarafından hiç hoş karşılanmadı. Şeyhlerin ve Hamidiye ağalarının torunları bu bölgede coğrafi denetim ve statü istiyor, otorite olmak istediler.
Kürtlerin %90 Sünni Şafi, %10’u Alevidir. Alevi Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti çatısı altında birlikte yaşamaya Cumhuriyetin kuruluşundan beri evet demişlerdir.
Şeyh Said İsyanı sonrası 1930 Ağrı İsyanı ve 1937-38 Dersim İsyanına kadar tüm uygulamalar yeni kurulmuş, devrimler yapmış bir devletin yapması gereken güvenlik işlemleridir. Aşırıya kaçıldığı doğrudur. Zaman olarak tüm dünyada da devletler güvenlikleri için aynı uygulamaları yapmış, yeri geldiğinde çok daha sert uygulamalar da yapılmıştır.
Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan bu güne kadar, Şeyhliği – Ağalığı bitirecek bir toprak reformu yapamaması en büyük hatasıdır. Özellikle toprak reformuna karşı çıkıp Demokrat Parti’yi kuran sağcı siyaset bu günleri yaratmıştır. Topraktaki adaletsizlik ve bilgisizlik üretimsizliği getirmiştir. Bunda bölge insanının değişime uzak ruh hali, göçer olması, aşiret hukuku ile yönetilmesi ve katı bir dindarlık sebep olmuştur. Şeyh Said İsyanından bu güne kadar PKK’nın taban bulduğu alan Elazığ, Diyarbakır, Bingöl, Muş arasındaki dağlık bölge olan Piran Bölgesi’dir.
Dağlık Hakkâri – Şırnak bölgesi genel eylemleri yapmak için çok uygundur. Hakkâri ve Şırnak 1980’den 2012’ye kadar 32 yılda eğitim çalışması ile tam kazanılmış bölge hüviyetini almıştır. PKK ya en çok katılımın Hakkâri’de olması bundandır. Kandil ABD’nin denetiminde bir lojistik merkezidir. Oysa militanlar bölgenin insanıdır. “GÜNDÜZ KÜLAHLIDIR GECE SİLAHLIDIR.“ Tunceli’nin de dağlık ormanlık olması PKK’ya büyük destek sağlamaktadır. Tunceli halkının büyük bir çoğunluğu CHP’ye oy vermiş, birlikte yaşamaya inanmış insanlardır. Ve bu bölgede çok miktarda Avrupa’da işçilerinin olması PKK’ya en büyük desteği de veren bölgelerden biridir.
Kürt milliyetçiliği, Şeyh Said’le başladı. ABD destekli 12Eylül uygulamaları ile Kürt milliyetçiliği tavan yaptı. B.k yedirmede, koy boşaltmada, devlet denetiminde terör hep PKK’ya yaradı. Kürtçe konuşmak, Kürtçe şarkı dinlemek ile başlayan talepler bu gün asıl hedeflerini ilan noktasına gelmiştir. Bu talepler;
Kimlik talebidir, Anayasaya Kürt İfadesini konması talebidir, Kürtçe genel eğitim talebidir, belli bir coğrafyada egemenlik hakkı talebidir, statü talebidir. Bu taleplerin altı çizildiğinde ortaya çıkan, adı konmadık devlet kurma arzusudur.
Kürtler tarih boyunca bir devlet bile kuramamışlardır. Sebebi de göçebe yaşamaları sonucu yerleşik bir düzende şehirleşememeleridir. Doğu ve Güneydoğuda “Burası atalarımızın yurdudur” diyebilecekleri bir şehir yoktur. Genellikle köylerde ve ufak ilçelerde Ermenilerle beraber yaşamışlardır. Tüm Doğu ve Güneydoğu şehirleri Ermeniler ve Süryaniler tarafından kurulmuştu.
Bu bölgenin tarih boyunca hem batısında hem doğusunda güçlü devletlerin olması da Kürtlerin bir devlet kurmalarına fırsat vermemiştir. Aşiret davalarının hiç bitmemesi de etkili olmuştur. 1850’lerden başlayıp 1915’de Ermeni Tehciri ile boşaltılan tüm ilçeler kıza zamanda Kürt göçerler tarafından dolduruldu. Devlet arşivlerinde bu raporlar mevcuttur. 1950 sonrası tarımda traktör kullanımı ile tüm araziler ekilir hale geldi ve sulu tarımla birlikte bölgede zenginlik arttı. Bölgede büyük nüfus patlaması oldu dağlık alanlarda geçinemeyen insanlar ovalan doldurdu. GAP ile birlikte ovaların nüfusu daha da artacaktır.
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 9
Atatürk’ün 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkışıyla başlayıp Amasya, Sivas, Erzurum kongreleri ile ve doğudaki Kürt beylerine yazdığı mektuplarla yaptığım araştırmalar ve okumalar sonucuna dayanarak şu gerçeği söylediği kanaatindeyim. “Gasp ettiğiniz Ermeni mallarını topraklarını kullanmak istiyorsanız beraber olmamız lazım. Yoksa İngilizler, Fransızlar ve ABD gelir bu toprakları sizden alır.” Bu ortak korku nedeniyle Sevr Antlaşması’ndaki Kürdistan’ı istemeyip “Türklerle beraber olalım” dediler.
Bir de şu gerçek var; Emperyalist destekli Yunan işgali batıda gerçekleşiyordu. Oysa Kürtler doğuda yaşıyordu. Kurtuluş Savaşı’nın yükünün büyük kısmını batı ve İç Anadolu ahalisi çekmiştir. Yalnız Fransızlarla birlikte Çukurova’ya gelen Ermenilerin “Verin malımızı toprağımızı” talebi karşısında bu mallara ve toprağa el koyan Maraşlı, Antepli, Urfalı Kürtler ve Türkler yaşam kavgasında Anadolu’yu yurt yapmada güneyde beraber oldular. Maraş’ın Kahramanlığı, Antep’in Gaziliği, Urfa’nın Şanı, Türk’le Kürdün, Ermeni’ye karşı ortaklığıdır.
Doğu cephesi kumandanı Kazım Karabekir’in dik duruşu, Kültlerin tam destek vermeleri ve 1917’de yaşanan Rus Bolşevik ihtilali doğuyu rahatlatmış, bu da batıda Yunana karşı galip gelmemizi sağlamıştır. Onu da Atatürk ve silah arkadaşları başarmıştır.
Atatürk’ün 1916-17 yıllarında Ermeni tehciri sonrasında Diyarbakır Silvan’da komutan olması ve tüm bölgede görev yapması sebebi ile bu coğrafyayı ve Kürtleri çok iyi tahlil etmiştir.
Bin yıllık bir süreçte Türkler ve Kürtler müşterek coğrafya, müşterek tarih ve müşterek din sonucu yaklaşık 5 milyon insan tahin pekmez olmuş yani kan kana karışmıştır. Tahinin rengi koyu sarı, pekmez koyu kırmızı – bordo biri tadı diğeri ise yağlı tatsızdır. Ancak karışınca ortaya ikisinde de bulunmayan yeni bir tat çıkar. Tahin pekmez olur. Bu karışımda tahinin tam karışmadığı yer yine koyu sandır. Pekmezin karışmadığı yer koyu kırmızıdır. Bu beraberlikte iki temel tat özelliklerini belirgin olarak gösterirler. Ama çoğunlukla karışmış olan genel durum ise yeni bir renk yeni bir tatla güzelliği ifade eder. Tahinle pekmez, karıştırmak kolay ama ayrıştırmak kimyasal işlem gerektirir. ABD bu işe soyunmak arzusundadır. 1920’lerden kalan hesabı bu coğrafyanın maddi değerlerine el koyarak Ermeni milletine karşı sorumluluk olarak kabul etmektedir. ABD, Yahudilerin ve Hristiyanların dini inancına saygılı olmuştur. Bu coğrafya önce Yahudi sonra, Hristiyan sonra, Müslüman oldu. Ve ilk Hristiyan millet Ermenilerdir. Bu tarihi gerçeği iyi bilmek gerekir.
1913’de Lozan’da Kürtler “Ayrı bir devlet kurmak istiyoruz!” diye bir talepte bulunabilirdi. Neden yapmadılar? Sebebi Ermenilerden arındırılmış Vilayet-i Sitte’yi hazımla uğraşıyorlardı. Kurtuluş Savaşı cephe savaşı olarak İzmir’den başladı. Afyon-Polatlı önlerinde durduruldu ve İzmir’de bitti. Türkiye Cumhuriyeti’ni kuranlar Kürtleri ve Türkleri bir millet olarak “Türk Milleti” olarak gördüler.
Ama 1980 sonrası ABD aklı Kürt ırkçılığını yaratmayı iyi başardı. Bu Kürt ulusal uyanışı şişeden çıktı. Irkçılık fikrinin girdiği toplumlarda 2 çözüm yolu vardır
- Uzun süreli aydınlanma değişim, üretim, adil paylaşım sonucu kardeşliğin tesisi.
- Ayrışma, kavga, kan.
Şu anda ülkemizin insanlarının kafası karışık ama coğrafya bazen olaylara yön verir, sınır koyar işi baştan bitirir. %40’ı Fırat’ın doğusunda Murat’ın güneyinde yaşayan Kürt (15 vilayet) 7 Milyon, %60’ı Fırat’ın batısında 66 ilde Türklerle beraber yaşayan 7 milyon dolayında Kürt kardeşimiz; Şeyh Said İsyanı sonucu Musul’un İngilizlere bırakılması tesadüf müdür? Kürtler, katı dindar olması padişaha ve halifeye bağlı olması nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni hiç hazmedemediler. Ümmet olarak yaşamaya devam eden Kürde eşit yurttaş olma şansı Cumhuriyetle mümkün oldu. (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 8
Ermeniler 1877-78 (93 harbi) öncesi ve sonrası doğu da Müslüman unsurları özellikle Kürtlere karşı yoğun katliam uyguladılar. Ve bu iki millet arasına giren kan zaman içinde daha da derinleşti. Emeni ürettiği için zengin ve iyi bir hayat yaşaması, Kürt üretemediğinden dolayı kötü yaşaması Ermeni’ye karşı kindarlığını arttırdı.
Doğuda Ermenilerin oluşturmak istediği Ermenistan coğrafyası Kürtlerin hoşuna gitmemiştir. Vilayet-i Sitte’nin4’de 3’ünü Ermenistan olarak ele geçirme arzuları silahlanma çalışmaları Kürt aydınlarının Ermenilere karşı Kürtleri kışkırtmaları ile başladı. Ermenistan olarak istenen haritanın tamamı Kürtlerinde yaşadığı coğrafya idi. Buna kanıt tüm doğu şehirlerinde Ermenilere ait taştan ve ağaçtan kalma eserler objeler hala hayattadır. Kürtlerin ise dünden bugüne kalmış bir objesi bile yoktur.Bitlis’te 600 yıllık ceviz ağaçları, Diyarbakır – Elazığ yöresinde 400-500 yıllık karadut ağaçları, Mardin-Derik’de 400-500 yıllık zeytin ağaçları, binalar ve kalelerErmenilerin eseridir. Ama Ermeniler Osmanlı coğrafyasında çoğunluk içerisinde yaşayan azınlık idiler. Çok az bir kısmı anarşi yaratmışlardı. Rusları İngilizleri ve Fransızları kurtarıcı olarak gördüler. Ve kendi sonlarını hazırladılar. Zaten Sünni Kürtler, kindarlıkla mala el koymak için Ermenilerin silaha sarılmasını dört gözle bekliyordu. Sahip olamadığı zenginliğe, çalışmadan el koymakKürtlerin yapısına çok uymaktaydı. Bu coğrafyada zor kullanmak, gasp etmek mubahtır. Kürt zor kullanmayı sever.
Vilayet-i Sidde ile coğrafyanın Ermenilerin eline geçeceği korkusu düzenli orduya hiç katılmayan Kürtleri Osmanlı ordusuna katılmaya mecbur etti. Bunun temelinde de bu coğrafyada Ermeniler bir devlet kurar ise Kürtler perişan olabileceği yatıyordu.
1870’lerden itibaren Doğuda ve Güney Doğuda Kürtler ve Ermeniler hep bu toprakların kendilerine ait olduğunu söylüyorlardı. Ermeniler butoprakların en eski halkı olduklarını ve eserlerinin şehirlerinin olduklarını söylüyorlardı. Kürtler de tam aksine hayır buralarda bizim yurdumuz diyorlardı. Özellikle İç Anadolu’da şu anda yaşayan Kürtlerin büyük bir bölümü 1870 ile 1920 yılları arasında hem Rus hem de Ermeni terörü sonucu, İç Anadolu’yu daha güvenli gördükleri ve Türkler olduğu için gelip yerleşmişlerdir. 1915 tehcir sonrası boşaltılan Anadolu’nun Ermeni yurtları bu göçebe Kürtler taralından doldurulmuştur. Bu da bir devlet politikasıdır.
Türklerin ve Kültlerin ortak yanları: Müslüman ve çoğunlukla Sünni olmaları ile Anadolu’yu Hristiyanlardan beraberce temizlemeleri ve mallarına el koymaları ve bu işteki birliktelikleridir. Suça ortaklıklarıdır.
Alevi Kürtler bu işe hiç dâhil olmamıştır. Arap aleviler de öyledir. Bu gün Hatay ili Samandağ ilçesi Vakıflı köyü diye tek bir Ermeni köyü kaldı ise oda alevi kültürünün ön yargısız insana verdiği değerdendir.
Sevr antlaşmasında Ermenistan- Kürdistan devleti sınırlarının tespitinde ABD Başkanı Wilson hakem tayin edildi. Ermenistan sınırını şu şekilde tespit etmişti: Giresun’un doğusundan başlayıp Erzincan’ın 20 km batısına sonra Erzincan’ın, Tunceli, Bingöl dağlarını takip ederek Diyarbakır’ın Silvan – Lice günümüzde Batman’ın Sason ilçesi sıra dağları, Bitlis’in 20 km güneyinden devam edip İran sınırına ulaşmaktaydı. Wilson Trabzon, Rize, Artvin, Erzurum, Kars, Iğdır, Muş, Bitlis, Siirt, Van, Hakkâri, Ağrı, Erzincan, Bayburt ve Gümüşhane illerini Ermenilere veriyordu.Ve günümüzdeki Ermenistan’la birleştirip Karadeniz’e çıkışı olan bir Ermenistan devleti olarak planlıyorlardı. ABD 1920’lerde Wilson projesi ile güneydeki iller Silvan harici Diyarbakır, Urfa, Mardin, Şırnak Kürdistan olarak planlanmakta idi. Wilson’un bu tespitlerine Kürtler karşı çıktı. Zaten bölge 1915 tehciri ile Ermenilerden temizlenmişti. Uygulanması mümkün değildi. Zorbabeyler 20-30-50 Ermeni köyünü gasp etmiş el koydukları Ermeni genç kızlarla haremler oluşturmuş, tatlı bir hayat yaşıyorlardı. Emperyalistlerin İstanbul’u, İzmir’i işgale devam etmeleri Kürt coğrafyasında o zamanda iletişimin hiç olmamasından dolayı ilgi uyandırmamıştı. Ama Sivas ve Erzurum kongreleri ile Kürtler Kurtuluş savaşma destek vermişlerdir. Buda isyan etmeyerek olmuştur.(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 6
Kürtler, Türklerden 200 yıl öncesinden Müslüman olmuşlardır. 639 yılında Ermeni şehri Diyarbakır, Araplar tarafından fethedilince Ermeniler fidye vererek dinlerini korudular. Zerdüşt olan Kürtlerse kılıç zoruyla Müslüman oldu. 1600 yıllık Mar Toma Kilisesi o günden bu tarafa Diyarbakır Ulu Cami olarak faaliyetini sürdürmektedir.
Kültlerin mezhebi %90 Sünni – Şafi, %10 Alevidir. Türkiye’nin tek Alevi şehri Tunceli’dir. Osmanlı ile Şah İsmail arasında Çaldıran’da yapılan savaşta Kürtler Osmanlının yanında durmuştur. 1514 bu tarihten sonra Şam’ın Bağdat’ın Kahire’nin Mekke’nin idaresi 400 yıl Osmanlı’da kalmıştır.
Osmanlı Kürdistan bölgesinin yönetimi Beylere (hürlere) bırakarak 2. Mahmut zamanına kadar bölgeyi Kürt Beyler yönetmiştir. Hristiyanlardan devlet adına vergi almak bu beylere hak tanınmıştı.
Fransız devriminin Balkanlarda Kafkaslarda Ulus Devletler yaratması Doğu ve Güneydoğuda yaşayan Hıristiyanları da etkilemiş ilk ermeni isyanları 1870 (Sason İsyanı) iktidardaki Abdülhamit vilayeti sitte denilen 6 vilayette Hristiyanların %50 üzerinde olduğu bu coğrafyada Hamidiye alayları kurarak Kürtleri ve Arapları kullanmıştır. Özellikle Osmanlının Balkanlarda ve Kafkaslarda çok toprak kaybetmesi Ermenilere karşı ciddi şekilde şiddet uygulamasına yolaçmıştır.
100 adet Hamidiye alayı Kurt aşiretlerce kurulmuş her aşirette bin adet atlı süvari ile teşkilatlanmıştır. Devlet silah ve maaş vermiş eğitmiş ve Ermenilere karşı bu alaylar kullanılmıştır. Bu alaylara da Şeyh Şamilin torunu bir paşa organize etmiştir. Bu Hamidiye alayları Ermeni halkı vergiyle talanla çok büyük baskı altında tutmuştur. Ve bu baskılar Ermeni halkında isyanlar çıkarmasına sebep olmuştur. Osmanlı devleti Sünni Kürtlere,“Bölgeyi Ermenilerden temizleyin, Ermenileri yok edin” talimatı vermiştir. Ve Sünni Kürtler bu işi seve seve, şevkle yapmışlardır. 1. Dünya Savaşı başlayıp doğuya Rusların gelmesi ile Ermeni halkı içinde örgütlenen Hınçak ve Taşnak Partileri de acaba bizde Balkan devletleri gibi devletleşebilir miyiz? düşüncesiyle, İngilizlerin, Fransızların, Rusların ve az da olsa ABD’nin desteği ile Osmanlı Ordusuna karşı saldırıda bulunmuşlardır. Osmanlı bunun üzerine 24 Nisan 1915’de Ermenileriçin tehcir kararını almıştır.
Enver Paşanın hatası sonucu 90 bin askerin Allahuekber Dağları’nda soğuktan ölmesi olayının halk arasında infialini de önlemek için bu techir kararı alındı da diyebiliriz. Ve Çanakkale savaşı vardı.
Vilayet-i Sitte diye anılan 6 vilayetten 1915 verilerine göre nüfus şöyledir.
1.Sivas Vilayeti (Yozgat’ın doğusu ve güneyi Boğazlıyan-Akdağmadeni ilçeleri, Tokat, Amasya) Ermeni nüfusu %45-50.
2.Erzurum Vilayeti(Kars, Ardahan, Iğdır, Erzincan, Bayburt, Gümüşhane) %50üzerindeErmeni.
3.Van Vilayeti (Hakkâri, Ağrı dâhil) %60-70 Ermeni.
4.Bitlis Vilayeti (Siirt-Batman) %70 üzerindeErmeni.
5.Elazığ Vilayeti (Malatya, Tunceli, Adıyaman dâhil) %50üzerindeErmeni.
6.Diyarbakır Vilayeti (Mardin, Urfa) %50 üzerinde Hristiyan nüfusu yaşamaktaydı.
Hamidiye alayları 1870 den başlayarak 1915 kadar bölgede Sünni Kürtler katliamlar yapmışlardır. Hamidiye alaylarının en büyük çete başı Urfa Viranşehir ilçesinden İbrahim Paşa diye bir eşkıyadır.
Kürt meselesinin asli bir kimlik, bir coğrafyada statü talep etmek ise, bu coğrafya anlattığımız Vilayet-i Sitte coğrafyasıdır. Bu coğrafyanın Ermenilerden temizlenmesi sonucu gasp edilen toprak sorunudur. Bu gaspıda Kürtler yapmıştır. Bugün BDP’de görev yapan insanların dedelerini araştırın hepsi de Hamidiye alaylarında görev almış insanlardır.
Irkçılığı bu ülkeye Türkler öğretti. 1965 yılında MHP kurulmadan önce milliyetçi değil miydik?Milliyetçilik emperyalizme ve yerli iş birlikçilerine karşı milletini yurdunu korumaktır. Onun asıl adı da toprak sevgisidir. Yurtseverliktir. Değişik ırklardan da olsa o yurt parçasında o toprağı yurt edinmiş herkes milliyetçidir. Milliyetçiliği bir ırka bağlamak çok büyük yanlıştır.
1965 -80 kadar tüm Türkiye’de ABD destekli Türk ırkçılığı güya komünizme karşı tepki gibi gösterildi. Bu ırkçılığı yanlış bulanlar sıkıntılar çekti. Özellikle demokratları, solcuları, Alevileri ve Atatürkçüleri düşman gösteren ABD patentli ırkçı düşünce maalesef 12 Eylül 1980’nin de yaratıcısıdır. Bu günkü MHP’ye lafım yok. Ama 1980 öncesi MHP safça komünizme karşı mücadele ediyoruz derken resmen ABD’nin maşası oldu.
1980’den itibaren aynı faşist kafalar Doğu ve Güney Doğuda uyguladıkları ırkçılıkla ve şiddetle Kürt ırkçılığının yerleşmesini sağladılar. Ceza evlerinde gördükleri işkence sonucu eline silahı alan dağa çıktı. Bu taktik ABD’nin kontrgerilla taktiğiydi.(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 5
SURİYE KÜRTLERİ
Mezopotamya yerleşik düzene ilk geçilen ve bu coğrafya da tarımın ilk yapıldığı alandır. Dolayısıyla bir cazibe merkezi olmuştur. Bu cazibeyi de Fırat ve Dicle nehirleri yaratmıştır. Çünkü suyun olduğu yerde hayat vardır.
Semavi dinlerin çıktığı Kudüs ve Akdeniz çukuru yerleşik düzene geçip şehirleşmenin olduğu bölgelerdir. Şehirdeki hayat kırsaldan her zaman daha rahattır daha güzeldir. Bu nedenle orta doğuda Şam gibi Bağdat gibi Halep gibi Beyrut gibi şehirler o dönemde göçer hayatı idam ettiren hem Kürtler için hem de Türkler için cazibe merkezi olmuştur. Zengin Hristiyan şehri Kudüs’ü almak için bir sürü savaşçı Kürt Türk bu bölgeye yerleşmiştir. Selahattin Eyyubi bunların önderlerindendir. Bugün Suriye’deki Kürtlerin en eskisi odur.
KUZEY IRAK KÜRTLERİ
Şu an Kuzey Irak da yaşayan bu insanlar Irak coğrafyasının hiçbir yerinde yoktur. Ülkenin kuzeyinde ve doğusunda yaşamaktadırlar. Yaklaşık 4,5 milyon nüfusları vardır. Uzun yıllar göçebe bir hayat yaşadıkları için tarım da tam yapamamaktadırlar. Tüm arzulan tüm Irak halkının olması gereken Kerkük – Musul petrollerini ele geçirmektir. ABD Irak’a girince Kürtler Musul’un Kerkük’ün nüfus, tapu binalarını belediye binalarını, yaktılar. Amaç, “Delil kalmasın şu anda biz yaşıyoruz buranın sahibi biziz” demek için. Kuzey Iraklı bir Kürt’ün, Basra’da Bağdat’ta yaşama şansı hiç yoktur.
İRAN KÜRTLERİ
İran Irak ve Türkiye’nin birleştiği dağlık alanlarda yaşamak da olup yaklaşık 4,2 milyon kadar nüfusları vardır 2.400.000 km2 toprağı olan İran’ın bir elin parmakları gibi coğrafyada bir arada yaşamaktadırlar. İran Kürdistan’ın dışında hiçbir Kürt’ün iş yapmaya veya yerleşmesine İran hükümeti müsaade etmemektedir.
TÜRKİYE KÜRTLERİ
Türkiye’de yaklaşık nüfusa oranla %20 Kürt yaşamaktadır. Bu oranın %40’ı Fırat’ın doğusunda %60’ı da batısında yaşamaktadır. Dünyada en Kürt yaşayan şehir, 3 milyon ile İstanbul’dur. Kürt nüfusunun yatırımlarının %80’i batıda %20’si ise doğudadır. Antalya, İstanbul, Ankara otellerin çoğu Kürtlerindir. Türkiye Cumhuriyeti’nin yatırımcı bakanlıklarında en çok ihaleyi alan Kürtlerdir. Özellikle son 10 yıldır Tarım Bakanlığı’nın tüm işlerini ve özelleştirilen tüm tarım topraklarının Kurt kimlikli insanlarımız almaktadır.
Türkiye’de yaşayan Kürtlerin 3/2’si Kürtçe konuşmayı bilmemektedir veya çok az konuşmaktadır. 1927 sayımında Kürt oranı %8.7, 1935 de %9.80 idi. Bugün ise nüfusun %20’sinin Kürt olduğu tahmin edilmektedir. Yoğun bir doğurganlık vardır. Daha önce bahsettiğimiz 4 parçadaki toplam Kürt nüfusu 30 milyonun üzerindedir. Ve bu coğrafyanın denize çıkışı yoktur. Basra Körfezi tarafında yoğun bir Sünni ve Şii Araplar yaşamaktadırlar. Doğusu ise Acemlerle çevrilidir. Ve bu coğrafyanın en güçlü ülkesi Türkiye Cumhuriyeti’dir. Fırat’ın batısında İskenderun’a kadar olan uzaklık 350 km’dir ve bu alanda Kürt nüfus %15-20 arasında olup dağınık vaziyette Türklerle, Araplarla birlikte yaşamaktadırlar. Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Türk’ün rızası olmadan Kürt’ün Akdeniz’e ulaşması mümkün değildir. Fırat Nehri doğal bir duvar olmaktadır.
Avrupa da İngiltere’de Rusya’da yaklaşık 1 – 1,5 milyon Kürt diasporası vardır. Kürt ve Türk kendine ait bir alfabe oluşturamamıştır. Bu iki millette Arap ve Acem kültüründen etkilenmiştir. Türk’ün konuştuğu cümlelerin %50 si Arap ve Acemcedir. Kürt’ün konuştuğunun %60 Arapça ve Acemcedir. (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından) Sürecek.
-
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyasını bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 4
Türklerin Anadolu’yu yurt yapmasından önce bu coğrafyada çok daha eskilerde bir Arap milleti vardır, Ermeniler vardır, Süryaniler vardır, Latinler, İbraniler vardır ve bunlar hem Ortadoğu’da hem de Akdeniz’de dünden bu güne elle tutulur gözle görülür eserler bırakmıştır.
Ne Kürtlerin ne de Türklerin Anadolu’ya kültür açısından hiç bir katkısı olmamıştır. Çünkü hayvan arkasında gezen, göçebe yaşayan toplumlar kültür üretemezler.
Kürt realitesine emek vermiş Kemal Burkay’ın şu tespiti önemlidir.
“Bugünkü çağdaş ulusların hiç biri saf bir aşiretin, saf bir soyun ürünü değildir. Tarih boyunca aşiretler, soylar farklı halklarla karışmış kaynaşmış belli yurt üzerinde çağdaş uluslar doğmuştur. Bu durum Kürtler için de böyledir. 8 bin yıllık Anadolu tarihine baktığımızda da göçler, istilalar, dinler ve diller tarihi olduğunu görürüz. Anadolu bir harman yeridir.”
4 parçaya ayrılmış Kürt coğrafyasının yaklaşık 500 bin km kare olduğu iddia edilmektedir. Bu coğrafya, Fırat’ın doğusundan Zap Nehri’ne, Murat Nehri’nin güneyinden Süleymaniye’ye ve Suriye’ye kadar olan coğrafyadır. Bu coğrafyanın Türkiye içinde kalan kısmında 30 milyon üzerinde Kürt mevcuttur.
Türkiye’de Kürtlerin yoğun yaşadığı iller: Van, Muş, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Mardin, Şanlıurfa, Siirt, Şırnak ve Hakkâri’dir. Bu illerde %60 ila %90 oranında Kürt yaşamaktadır. Geri kalan illerimizde ise değişik oranlarla %5 ila %30 oranda tüm Türkiye’de Kürt kardeşimizle birlikte yaşamaktayız.
Osmanlı döneminde Bitlis bir vilayetti. Siirt’te ona bağlı bir sancaktı. Sason da Siirt’te bağlı bir belde idi. 1870’li yıllarda zayıflayan Osmanlıya karşı Ermeni nüfusu çok yoğun olduğu Sason’da ilk Ermeni isyanı çıktı. Kürtlerle Ermeniler ciddi kayıplar verdi. Özellikle Ermeniler çok zaiyat verdi. O dönemin Osmanlı yöneticileri Sason’un Kürt halkının bir kısmının şimdi Suriye’nin kamışlı ilçesine sürdü. Gene tarihte 1925 Şeyh Said isyanı sonucu T.C den kaçan Kürt isyancılar tren hattının güneyine geçerek o dönem Fransız işgalindeki Suriye’ye yerleştiler. Bugün Suriye’de yaşayan Kürtlerin Ataları hep Doğudan Güney doğudan göçerek Suriye ye yerleşmiş insanlardır. Ve çoğunun kimlikleri bile yoktur. Türkiye sınırına paralel Türkmen Arap ve Ermenilerle birlikte yaşamak da olup kamışlı bölgesi en yoğun yaşadıkları bölge olup Nusaybin ilçesinin karşısıdır. Urfa Suruç ilçesinin karşısında da yoğun bir Kürt nüfus vardır. Suriye’de toplam 1,5 milyon Kürt vardır.(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyası’nı bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 3
Selçuklu hükümdarı Sultan Alparslan, Roma İmparatoru Romen Diyojen’i Malazgirt Savaşı’nda yendikten sonra Anadolu’nun Türkleşmesi hızlanmıştır. O zamana göre emperyalist olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun yenilmesinde Kürtler ve Ermenilerin, Alparslan’a ve Selçukluya ciddi katkıları olmuştur. Türkler de 1071’de kapıları açılan Anadolu’yagelip, boş olan yaylaklarda zamanla köyler oluşturarak tüm Anadolu’ya yerleşmişlerdir ancak Anadolu’da Türkler tarafından kurulan tek şehir Yozgat’tır.
Türkler de göçebeydiler ve hayvancılıkla geçim sağlıyordu. Bu rapor Kürt raporu ama bununla birlikte Anadolu’nun en eski halklarından Ermenilerden söz etmemek olmaz.
Ermeniler, tarih sürecinde Hazar, Karadeniz ve Akdeniz olmak üzere 3 deniz arasında yaşamışlardır. Milattan önceUrartular olarak medeniyet kurdukları, daha sonraları da şehir devletleri şeklinde hayatlarını ikame ettikleri tarihten bu güne gelen şehirlerle objelerle tespit edilmektedir. Van Kalesi, batıda Ankara Kalesi, Harput Kalesi (Elazığ),Palu Kalesi (Elazığ), Kozan Kalesi (Adana) ve Silifke Kalesi (Mersin) kalelerini inşa etmişlerdir.
Kürt sorunu bir kimlik sorunu, dolayısıyla demokrasi sorunudur.İnsanların doğuştan kazandıkları etnik kimlikleri inkâr edilemez. Baskı altına alınamaz ve yasaklanamaz. Bir ülkenin vatandaşlar, farklı din mezhep ve dillerde olabilir. Ama bu ayrışma sebebi olmamalı, birlik, beraberlik, demokrasi içindeüretmek ve paylaşmak olmalıdır. Bu da eğitim ile vedemokratbir duruş gerektirir.
Kürt milliyetçilerin nihai hedefleri 4 parçaya ayrılmış bir Kürt devletikurmaktır.Esas niyet budur.
1970’li yıllarda Türk milliyetçileri “Türkiye büyüyecek Turan olacak” derken bir hayali anlatıyorlardı. Oysa bu hayalin hayata geçmesi coğrafi olarak mümkün değildi. Ama bu hayal birilerine 4 parçaya ayrılmış ve sınırdaş Kürt coğrafyasını birleştirmek arzusunu verdi. Bu tarihi gerçeği de görmemiz lazım.
Türklere ırkçılığı öğreten güç, aslında Kürtleri eğitiyordu. Geldiğimiz nokta budur. Bunu ABD planladı. 1950’lerden bu güne sağcı siyasetlerin gevşekliği ve akılsızlığı sonucu bu günleregelindi. İstanbul’un fethinden sonra batıda fazla işkalmayınca Osmanlı yüzünü doğuya, Anadolu’ya döndü. Yavuz Sultan Selim Türk Osmanlıhükümdarı,karşısında ise SafeviDevleti’nin Türk olan hükümdarı Şah İsmail vardı. Şah İsmail Alevi, Yavuz Sultan Selim Sünni idi. Şah İsmail tüm Anadolu halkını yanına çekmeyi başarmış bilge bir şahsiyetti. Bu iki güç arasında göçer konumda Kürt aşiretleri vardı. Ve bu aşiretlerin hepsi Sünni Şafi idi, Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail, Çaldıran Ovası’nda yaptığı savaşta Kürtler hem mezhepleri gereği ve hem de istikbali Yavuz Selim de gördüklerinden Osmanlı yanlısı oldular. Ve bu savaşta Şah İsmail yenildi. Anadolu tamamen Osmanlı’nın eline geçti. Savaş sırasında Kürtlerin organize eden sağlayan İdris-i Bitlisi, savaş sonrasında doğu ve güneydoğudaki Kürtlere derebeylik yapma hakkı kazandı.
Tarih sahnesindeKürtlere ait ve bu kadar güne gelmiş hiçbir arkeolojik eserbulunmamıştır. Ancak Anadolu ve Ortadoğu’da yaşayan eski halklardan biri olduğu da doğrudur. Türkler de sonradan gelerek Anadolu’yu yurt yapmışlardır. Ama bu coğrafyada çok daha eskilerde bir Arap milleti vardır, Ermeniler vardır, Süryaniler vardır, Latinler, İbraniler vardır ve bunlar hem Ortadoğu’da hem de Akdeniz’de dünden bu güne elle tutulur gözle görülür eserler bırakmıştır. (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)Sürecek. -
Kürt Sorunu, PKK Terörü ve Vilayet-i Sitte Coğrafyası’nı bekleyen olası hazin son üzerine acı bir rapor – 2
1789 Fransız İhtilalinin her ulusa bir devlet gereği 200 yıllık bir gecikme ile Kürtler ayrı bir devlet kurma arzusundalar. Bu tarihi gerçekliği görmemiz lazım.
Her etnik topluluğun ayrı bir devlet Fikri de günümüz dünyasına uygun değildir. AB’nin insani normları ile Anadolu’nun ve Ortadoğu’nun tüm halkları gerçek bir demokraside üreterek eşit paylaşımla her türlü kimlik haklan da verilerek kardeşçe yaşamaları mümkündür. Ama sorun ABD emperyalizminin bölgeye yerleşme arzusu bugün Siyonist İsrail’in tarihsel hedefleri bu işe engeldir. Kürt coğrafyasını tarihte Kürtler tarif etmemiştir. Bunlara komşu diğer milletler Kürdistan tarifi yapmışlardır. Bu tarif de Batıda Fırat ın doğusu Murat Nehrinin aşağısı ve üstleri doğu da ise Zap nehri ve devamı olan Dağlık bölgeyi tarif edenler Kürtlerin komşusu olan acemler, Araplar ve bin yıldır bu coğrafyada olan Türkler yapmıştır. Ama bu tarif Ermeniler için de geçerlidir. Doğuda Ermeniler ve Kürtler hep bir arada yaşamıştır. Ermeniler yerleşik düzene geçmiş şehirleşmişlerdir. Kürtler ise hayvancılıkla uğraşırlar göçebedirler.
Son yıllarda Büyük Kürdistan hayali ile adından sıkça Amed olarak baş şehir olacağı söylenen Diyarbakır’ın tarihini incelediğimiz de 3. yy. da Ermeni Kral 2. Dikran’ın kurduğu bir şehir olduğu ve şehri kuran insanın adına izafeten DİKRONAKERT olduğudur. Bu da dünyada Çin Seddi’nden sonra en uzun surlarla çevrili ikinci şehirdir. Şu an Diyarbakır’da halen ayakta olan Ulu Cami olarak bilinen ibadethanenin çok eski bir kilise olduğu (ismi Mortama Kilisesi’dir.) bilinmektedir. Hz. İsa ve havarilerinin motifleri ile Hristiyan motiflerini görmek mümkündür. Bu türde kiliseleri, cami yapmak tüm Anadolu’da özellikle de Güneydoğu’da görmek mümkündür.
Diyarbakır (Diyarbekir) şehrinin anlamı Kürtçede “Sur içindeki şehir” demektir. Diyar= Diyar – Memleket, Be = içinde, Kir = Sur
Bu şehir içerisinde yaşayan bir insan kendini böyle tarif etmez. Bu tarif şehir dışında yaşayanların şehri tarifidir. Bu tespiti de 1987 yılında Belediye Başkanı Feridun Çelik’in katkısıyla çıkartılan kitabın yazan Sema Ocaklı yapmıştır. Kitabın başlığı budur. Gerek kilise-camilerdeki gerekse surlardaki taşlara işlenmiş yazı Ermeni alfabesidir. Doğu ve güneydoğunun tarihini incelediğimizde 1071 yılına kadar bölge doğu Roma İmparatorluğu Kontrolünde idi. 1071 yılında Selçuklu hükümdarı Alparslan, Roma İmparatoru Romen Diyojen’i Malazgirt Savaşında yendikten sonra Anadolu’nun Türkleşmesi hızlanmıştır. O zamana göre emperyalist olan Doğu Roma İmparatorluğu’nun yenilmesinde Kürtlerin ve Ermenilerin, Selçukluya Alparslan’a ciddi katkıları olmuştur. Devam edecek
(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)
