Yazar: Hasan Aslan NURDOĞDU

  • YOZGAT’TA TARIMIN SU (3) ve GİRDİ (4) SORUNLARI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

    YOZGAT’TA TARIMIN SU (3) ve GİRDİ (4) SORUNLARI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

    Bu yazıda tarımsal açıdan ilimizdeki su ve girdi sorunlarını ve yapılması gerekenleri yazacağım.

    Su ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri

    Yozgat kışları soğuk ve az yağışlı, yazları serin ve yağışsızdır. Karasal iklim özellikleri taşır. Kışın karın ne zaman düşeceği, yağmurun ne zaman yağacağını ancak yaradan bilir. 365 gün vakti saati belli olmayan bir yağış düzenimiz vardır. Kuru tarım “Allah ne verirse” dir, sulu tarım ise, çalışarak su temin edip sulu tarım yapmaktır. Kuru tarımda dekara 100-150 kg verim alınır, ortalaması 125 kg dır.  Sulu tarım ise kuru tarımın 4,5 katı ürün almaktır. Dekara 400-500 kg ürün alıp zenginliği yaratmaktır.

    İlimiz yılda ortalama 350 kg yağmur alır. Bu yağış miktarı zaten tahıl üretimi için yeterli değildir. Bir de yağışın düzensiz olması verimi daha da düşüren bir etkendir. İlimizin Akdağ ormanlarına ortak sınırdaş olan Çayıralan, Çandır, Akdağ, Sarıkaya ve Saraykent ilçelerinde yüksekliğin 1500 m.den yüksek olması ve Akdağ ormanları sayesinde yağış ortalaması 700 kg, yani il ortalamasının iki katıdır. Bu bölgeden çıkan Delice ırmağının suyu 30 lt/sn, Çekerek ırmağının suyu 18 lt/sn.dir. Kozan çayı ve öteki akarsularımızla birlikte ilimizin 65 lt/sn toplam suyu vardır.

    İlimizde 750.000 hk. tarım arazimiz vardır ama ancak %2 si sulanır. 1milyon ton tahıl üretimini 2-3 katına çıkartmak ancak sulu tarımla mümkündür. 25 yıl önce 700 bin olan nüfusu 420 bine düşmüş bir Yozgat, kuru tarımla göç vermeye devam eder. İki yağmurun açı, üçüncü yağmurun toku Yozgat’ımızı ancak sulu tarımla kurtarabiliriz.

    Su sorunu hem Yozgat’ın hem de Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir.

    Su miktarının yeterli olması için barajlarımızın sayısı ve kapasiteleri arttırılmalıdır. Bu konuda yapılması gerekli yatırımlar:

    1. Delice ırmağı üzerindeki barajların (Gelingüllü barajı hariç) kapasitesi artırılmalıdır.
    2. Delice ırmağı, Şefaatli-Yerköy arasında Karanlık Dere denilen bir vadiden geçer. Bu vadi 40 km uzunluğundadır. Yerköy- Kayseri tren hattı da bu vadiden geçer. Bu tren hattı bu vadiden çıkartılıp güneyde bir güzergâh ile değiştirilirse, Karanlık dere- Yerköy- Şefaatli karayolunun vadinin daraldığı yerden önü kesilerek Yerköy’den Şefaatli’ye kadar 4,5 km. genişliğinde, en az 40 km uzunluğunda ve 100 mt yüksekliğinde bir baraj gölü oluşur. Çünkü Şefaatli’nin denizden yüksekliği 930 mt, Yerköy’ün denizden yüksekliği 770 mt dir. Karalık dere, baraj olmaya en uygun yerdir. İki tarafında sağlı-sollu, 100-150 mt ve birbirine paralel dağ silsilesi mevcuttur. Önü kesildiğinde baraj oluşur. Bu vadide küçük bir kaç köy vardır. İstimlakı da fazla para tutmaz. Önemli olan tren yolunu güneye kaydırmaktır. Bu suyu Yozgat’ın Kuşçu köyüne çıkartırsak Yerköy’ün 40, Yozgat’ın 30, Sorgun’un 30, Saraykent’in en az 10 köyü ve toplamda 110 Yozgat köyü sulanır. Suyun en son tahliyesi Delice ırmağına yapılır. Bu baraj Yozgat İl Özel İdaresi tarafından da yapılabilir. Kaya dolgu bir barajlık malzeme burada mevcuttur.
    3. Çekerek çayı üzerinde olan Süreyya Bey barajında Aydıncık bölgesinin denizden yüksekliği 700 mt.dir ve mikro klimalı bir coğrafyadır. Buradaki 22 köy Çekerek barajından alınacak suyla cazibeyle sulanabilir. Sebze, meyve üretiminde ilimizin deposu olur.
    4. Uzunlu Barajını, Kayseri Yamula barajından doldurabilir ve bu barajdan borularla su alarak suyu az olan göletleri doldurabiliriz. Sulu tarımda su 90 gün için lazım olur. Yılda 275 gün suyu toplayıp, 90 gün kullanabiliriz.

    Tarımda Girdiler ile ilgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri

    Tarımın en önemli girdilerini 1.Tohum, 2. Taban gübreleri, 3. Üst gübreleri, 4. İlaçlar olarak sıralayabiliriz. Sebze üretiminden bahsetmeyeceğim çünkü ilimizde sebze üretimi on binde 2 düzeyindedir. İlimizde sebze “yetti bitti” diye tarif edilir. Çünkü karasal iklim nedeniyle sebze sezonu erken biter. Bu durum Ağustos ayının yarısının yaz, yarısının kış olduğu ilimizde iklimimizden kaynaklanan bir mecburiyettir.

    Çiftçimiz sertifikalı tahıl tohumlarının azlığı nedeniyle kendi tahıl tohumlarını kullanmak durumunda kalıyor. Bu konuda hemşerilerime tavsiyem her yıl hasat ettikleri tahılın hepsini satmalarıdır. 20 km uzaklıkta üretilmiş tahıl tohumunu alıp elettirerek kullanmalarını tavsiye ederim. Nohutta 8,5 mm nohuttan ekim yapmalarını, yeşil mercimekte ise 6 mm üstü tohum kullanmalarıdır. Son yıllarda Sorgun ilçemizde bakliyat tohumu temin etmek daha kolaydır.

    Tahıl ekiminde tabana 20 kg çinko katkılı organamineral 3*15 kompoze kullanmalarını tavsiye ederim. Tahıllar özellikle çiçekten dane tutmada potasyuma çok ihtiyaç duyar. Potasyum hem buğdayın protein değerini yükseltir ve verimi arttırır. Hemşerilerime tavsiyem her şeyden önce toprak tahliline uygun taban gübresi kullanmalarıdır. Üst gübrede ise 1. gübrede %46 üre ikinci üst gübrede %21 ASG amonyum sülfat kullanmalarını tavsiye ederim. Lütfen bu açıklamalarımı kendisini kanıtlamış ziraat mühendislerinin tavsiyeleri gibi dikkate alınız.

    Tarımsal sorunlarını çözmüş ve artık göç vermeyen bir Yozgat hayaliyle iyi günler.

  • Yozgat’ta Tarımın Sorunları ve Çözümleri: 2 – Toprak İle İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri

    Yozgat’ta Tarımın Sorunları ve Çözümleri: 2 – Toprak İle İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri

    Bu yazımımızın konusu olan, Âşık Veysel’in tabiriyle Sadık Yârimiz Kara Toprak, tarımı oluşturan unsurların başında gelir. Sadık Yârimizin Yozgat açısından durumuna bakarsak, 750.000 hektarlık tarım arazimiz vardır ama ne yazık ki ancak %2 si sulanır konumdadır.

    Toprakla ilgili sorunlardan birincisi, parçalı arazilerdir.

    İlimizde toprak dağılımı dengelidir. Yani fakirim diyenin 50-100 dk,  zenginim diyenin ise 200-300 dk arasında tarım arazisi vardır. 1.000 dk veya üzeri toprak sahibi çok azdır. Toprak dağılımı dengelidir ama bu araziler çok parçalıdır. 100 dk.lık bir arazi bile en az 5-8 parçadır ve köyün dört tarafına dağılmış vaziyettedir. Dolayısıyla en önemli iş, bu parçalı arazilerin birleştirilmesidir. Çünkü topraklarımızın büyük ve tek parça halinde işlenmesi durumunda dekar başı girdi maliyetleri düşecektir. Sonuçta ürünün arz fiyatı da düşecek ve halkımız bol ve ucuz gıdaya kavuşacaktır.

    Miras hukuku yönünden çok miraslı tarım arazilerinin birleştirilmesi için devlet desteği gereklidir. Devletimiz ev sahibi olmak isteyen yurttaşlarımıza nasıl ki 20 yıllık kredi veriyorsa, köyünde bu parçalı arazileri alıp birleştirmek isteyen çiftçilere de yardımcı olmalıdır. Bu parçalı arazilerin alımında Ziraat Bankası en az 15-20 yıl vadeli ve en az 2 yıl ödemesiz, düşük faizli kredi vererek öncülük etmelidir. Hele de bu faizlerin %50 sinin devlet tarafından ödenmesi halinde, tarım işletmelerinin toprak büyüklüğü 40-50 hektardan 500 dekara çıkacak ve tarımda Avrupa standartlarına ulaşmamız işten bile olmayacaktır.

    Toprakla ilgili sorunlardan ikincisi, toprağımızın kimyasal özellikleridir.

    Tarım Bakanlığının genel tarifi ile topraklarımızın “PH miktarı yüksek, kireç miktarı yüksek, organa mineral miktarı çok düşük” tür. Ayrıca tahıl ve mısır ekilen tarlalarda çinko, meyve bahçelerinde ise demir eksikliği mevcuttur. Buna bağlı olarak ilimiz topraklarında da PH yüksek, kireç yüksek, organik madde ve çinko eksiktir. Özellikle Yenifakılı ilçemiz ve sınırdaşı Boğazlıyan köylerinin toprakları çok kireçlidir. Bunda topraklarımızın genel yapısı kadar son 40 yıldır kullanılan %26 CAN gübresinin de büyük ölçüde olumsuz etkisi vardır. Çiftçilerimize 26 CAN gübresi yerine granül %21 ASG amonyum sülfat kullanmalarını öneririm.

    Yıllarca süren bilinçsiz gübreleme nelere yol açmıştır? Topraklarımızda kireç fazlalığına, organik madde eksikliğine, ürün azlığına ve %90’ı maalesef yemlik konumunda yani ekmek olamayan bir buğday üretimine sonuçta da 40 adet un fabrikamızın kapanmasına…

    Çözüm olarak çiftçimize kükürt katkılı organa mineral gübre kullanmayı öneririm. Taban gübresinde potasyum da olmalıdır, çinko katkılı olmalıdır. Kükürt organik madde katkılı 3*15*ZN katkılı gübre kullanılmalıdır. Üst gübrede ise: 1. Üst gübrede %46 üre, 2.  üst gübrede ise granül %21 ASG amonyum sülfat kullanımını tavsiye ederim. Bu gübreler piyasada mevcuttur.

    Doğru gübreyi kullanabilmek için toprağımızın yapısını bilmek durumundayız. Yozgatlı çiftçilerimize tavsiyem, muhakkak toprak tahlili yaptırsınlar. Topraklarında ne eksik, ne fazladır öğrendikten sonra uygun olan gübreyi kullanırlarsa üretimleri artacaktır. Lütfen bu uyarımı dikkate alıp toprak tahlilini yaptırsınlar.

    Tarımın en önemli unsurlarından birisi de sudur. Kuru tarım “Allah ne verirse” dir. Sulu tarım ise kuru tarımın en az 4 katı ürün almak demektir. Bundan sonraki yazımda ilimizde tarımın su ile ilgili sorunlarını ve çözümlerini ele alacağım.

    Daha bilinçli üretim ve bol ürünler dileğiyle…

  • Tohum Krizi Kapımızda TOBB, Türkiye Tarımına Borçludur

    Tohum Krizi Kapımızda TOBB, Türkiye Tarımına Borçludur

    Tarım ürünlerinden alınan %2,2 stopajın binde ikisini yasa gereği Ticaret Borsaları alır. Ülkemizdeki gayri safi milli hasılanın % 40-50 sini tarımsal ürünlerin oluşturduğunu düşünürsek “binde ikilik” bu gelirin çok büyük rakamlara ulaştığını anlarız.

    Peki bu TOBB ne yapar? Kendisini var eden tarıma ne katkısı vardır?

    Bana sorarsanız maalesef pek de bir katkısı yoktur. Ankara’da Halk Bank’ın ikiz kulelerini alıp devlete hediye eder, milli otomobilde pay alır.Haa, arada sırada da TV’lerde boy gösterip boş hayaller satarlar. Mersin’de ise Narenciyenin sorunlarına çözüm bulmaktan uzak, görsel bir şölenden öteye gitmeyen Narenciye Festivali yapar. Bildiğim en son da Yassı Ada’da lüks otel ve lokantalar yaptı.  Üretici köylümüz gidip bu mekânlardan faydalanabilirmi? Kocaman bir hayır!

    Oysa Mersin Ticaret Borsası istese neler yapabilir?

    Birinci önerim: Eski bir zahireci ve sertifikalı buğday tohumu üretmiş, konuya vakıf bir insan olarak şöyle bir önerim var: Mersin tüm ülkenin bakliyat işlemesinin yapıldığı ildir. Çok sayıda bakliyat eleyen, temizleyen, paketleyen firma vardır ve bu firmalar borsanın da üyeleridir. Bu ilde ayrıca Tarım Bakanlığınabağlı Tohum Sertifikasyon Laboratuarı mevcuttur.

    Borsamız nohut, yeşil mercimek, kırmızı mercimek, tüylü nohut, fasulye, acı bakla, bezelye, adi fig ve Macar figi tohumlarını Mersin’de ürettirerek, Mersin Tohum Laboratuarından alacağı çimlenme belgeleri ile bu tohumlukları bakliyat üreten il borsalarında bakliyat üreticilerine kar almaksızın vererek çok önemli bir iş yapabilir.

    “ Kontrollü ekim yapılmadan sertifikalı bakliyat tohumu olmaz” mı diyorsunuz? Beyler bu işte önemli olan tohumun çimlenme olayıdır ve 20’şer tonluk partilerde o çimlenme raporları ile sağlıklı bakliyat tohumları üretilebilir.

    Mersin Ticaret Borsası en az 30 ilde yetişen bakliyat ve hububatın vergisinin yattığı yer olarak Anadolu tarımına borçludur.

    İkinci önerim: Ülkemizde normal yağış şartlarında 20-22 milyon ton buğday, 6-7 milyon ton arpa üretimi olurdu. Ama bu yıl yaşanan kuraklıkta buğdayda üretimin 15 milyon ton, arpada ise 4-5 milyon ton aralığında olacağı gözükmektedir. Tahıl üretiminde, üretimin % 10’u hep tohum olarak kullanılır. 2 milyon ton buğday, 500 bin ton arpa tohumuna ihtiyaç vardır. Oysa yağışsız sezon tohum olabilecek tahıl üretimini de kötü etkilemiştir. Tohum özelliği olmayan tahıllar nedeniyle buğday, arpa tohumunda sıkıntı büyüktür. TİGEM ve özel buğday, arpa tohumu üretimi yapan firmaların toplamı ihtiyaç duyulan tohumun ancak yarısını üretecek durumdadır.

    Eylül, Ekim aylarında “tohum yok” sesleri yükselecektir. Ülkenin tarım sevdalılarından biri olarak Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını boş geçirmeden en az 1 milyon ton tahıl tohumunu hazırlamalıyız. Kendini dölleme yoluyla oluşan tahıllarda kontrollü ekim olmadan da çimlenme garantili tohum üretilebilir.

    Çözüm nedir derseniz, Rusya’dan örnek alabiliriz. Rusya büyük tarım arazilerini özel şirketlere açarak geçen seneki tahıl üretimini %83 artırmıştır ve bugün ciddi bir tahıl satıcısı konumundadır. Acilen Tarım Bakanlığı, TMO ve TOBB bir araya gelip Rusya’dan bezostaja buğdayı (ülkemizin birçok yerinde yetişebilir olan, kırmızı ekmeklik bir cinstir) ithal ederek ve kontrollü serfitikasyona bakmaksızın, çimlenmesi %90-95 olacak biçimde ekilebilir tohumluk tahıl tohumunu çoğaltmak zorundayız. Her ilde, özellikle eleme tezgâhlarının çok olduğu Mersin’de buğday ve arpa tohumluğu için bir seferberlik şarttır.

    Üçüncü önerim: Mersin Ticaret Borsası, yeni bir Bakliyatçılar Sitesi ve canlı borsa satış salonu inşasında öncülük etmelidir. Para vardır, kaynak sorunu yoktur. Bu konuda Büyük Şehir arsa tahsisi, alt yapı ve suyu sağlayarak yardımcı olduğunda Sebze-meyve Halinden de büyük bir gelire sahip olunacaktır.

    Çok şey mi istedim acaba? Padişahlığı yıkan, Hilafeti kaldıran Cumhuriyetimiz bunları niye yapamasın?

    İnşallah bu yazdıklarımı Tarım Bakanımız, TOBB, TMO yöneticileri ve Cumhurbaşkanlığı okur.

    Haydi Tarım Bakanlığı, TOBB, TMO! Bu iş millî bir görevdir.

  • Varsın Buğday Pazarımız Olmasın Şemsiyeli Sokağımız Var Ya!

    Varsın Buğday Pazarımız Olmasın Şemsiyeli Sokağımız Var Ya!

    Yozgat ilinin ekonomik özelliği nedir dendiğinde tarım ve hayvancılık akla gelir. Merkez ilçemize bağlı 96 köyde buğday, arpa, bakliyat ürünleri ekilir. Yozgat’ın kuzeyindeki Kabaktepe mıntıkasında ve yüksek yayla köylerinde de koyun yetiştiriciliği mevcuttur. 1980 öncesi gibi olmasa da küçükbaş hayvancılık gene de vardır.

    Peki bu 96 köyde üretilen tahıl ve bakliyatı pazarlayacağımız bir tahıl pazarımız var mıdır? Peki hayvan pazarımız var mıdır? Maalesef yoktur.

    Daha önce bir tahıl pazarımız vardı. Sanki koca şehirde bina yapılacak başka arsa yokmuş gibi var olan bu tahıl pazarımız bina yapılmak üzere belediye tarafından satıldı. Bu yanlışı yapan tabii ki öncelikle o dönemin Belediye Başkanıdır. Ama sessiz kalarak bu yanlışa ortak olan o dönemin Ticaret Odası Başkanının, Ziraat Odası Başkanının ve TİCARET BORSASI BAŞKANININ hiç mi suçu yoktur? Bence bu kurum başkanları aynı zamanda Yozgat esnafının iş azlığının da sorumlularıdır.

    Evet, son 20 yılda dile kolay 300.000 kişi göç veren ilimizde bir tahıl pazarı, bir hayvan pazarı yok ama ucuz siyaset bolca var.

    Yazımın başlığını “Varsın Buğday Pazarımız Olmasın. Şemsiyeli Sokağımız Var Ya!” koymuştum. Özür dilerim unutmuşum, bir de 300 m2.lik Cumhuriyet Alanını kuş bakışı gören Ticaret Borsası idare binamız var.

    Eski bir zahireci olarak söylemek durumundayım:

    Bu eksikliğin giderilmesi şarttır.

    Şu an itibariyle Yozgat’ın üreten köylüsü, Sungurlu’ya, Yerköy’e, Alaca’ya, Sorgun’a, Boğazlıyan’a, Sarıkaya’ya gitmektedir. İş olmamasından dolayı siftahsız dükkân kapatan il esnafımız bu gerçeği biliyor mu?

    Hatırlarsınız bir zamanlar Yozgatlı hemşerilerimiz “Jandarma Alay Komutanlığı niye Yozgat’tan Manisa’ya nakledildi” diye taa Ankara’ya kadar yürümüştü. O gün, o yürüme eylemine bizzat katılan veya katılamayıp da destek veren tüm hemşerilerimin gözlerinden öpüyor ve onları ayakta alkışlıyorum.

    Düşündüm de keşke o hemşerilerimiz şimdi de, Ankara uzak olur, Saat Kulesinden yıkılan Buğday Pazarına kadar yürüseler de “Tahıl Pazarımızı Geri İstiyoruz” deseler nasıl olur?

    Bence çok da güzel olur, ilimize büyük bir iyilik yapılmış olur.

    Kim bilir belki bir gün, bir bakarsınız ki…

  • Yozgat’ta Tarımın Sorunları ve Çözümleri: 1 – Planlama

    Yozgat’ta Tarımın Sorunları ve Çözümleri: 1 – Planlama

    Bu yazımızda tarımın planlanması sorununu ele alacağız. En genel tanımı ile plan, gelecekte nereye ulaşılmak istendiğinin bu günden kararlaştırılması demektir. Planlama ise planı ortaya çıkartmak için sarf edilen gayretleri, verileri bilim gerçekliğinde toplayarak bir hedef çıkartmaktır. Planlama verilerle konunun yorumlanmasıdır, bir süreçtir. Plan ise bir sonuçtur.

    İnsanlar bir tarih ekseninde, sınırları belli bir coğrafyada ve o coğrafyada yaşayan sosyolojide ve o coğrafya sayesinde yaşarlar. Tarih atan, deden kim demektir. Coğrafya nerelisin, sosyoloji komşun kim, ekonomi ise ne yer ne içersiniz demektir.

    İnsanların üç temel dürtüsü vardır: Barınma, 3 öğün yeme içme, Ahiretlik bir eş bulma. Bunların gerçekleşebilmesi ve planlama yapabilmemiz için öncelikle yaşadığımız coğrafyayı detaylı olarak bilmek gerekir:

    Yozgat’ın yüz ölçümü 14.123 km2 dir. Bunun 14 ilçemize dağılımı ve ilçelerin rakımları şöyledir:

    Akdağ 1810 km2. R: 1400m.                   Boğazlıyan 1515km2. R: 1050 m

    Aydıncık 338 km2. R: 700 m                   Çandır 205 km2.  R: 1400 m.

    Çayıralan 995 km2.R: 1400 m.              Çekerek 790 km2.R: 925 m.

    Kadışehri 472 km2. R: 1317 m.               Merkez 2024 km2. R: 1317m.

    Saraykent 319 km2.R: 1330 m.               Sarıkaya 1018 km2. R: 1169 m.

    Sorgun 1768km2. R: 950 m.                     Şefaatli 882 km2. R: 910 m.

    Yenifakılı 390 km2. R: 1036 m.               Yerköy 1164 km2. R: 771 m.

    İlimiz ancak birkaç günde gezilebilecek büyük bir ildir. 419.000 kişilik nüfusun  %76 sı şehirlerde, %24 ü ise kırsalda yaşamaktadır. Köy toplam nüfusu 100.000, 14 ilçe nüfusu 320 000 dir. Nüfus yoğunluğu yani kilometre kareye düşen insan sayımız 31 dir.

    Bir süredir bokilaj pardon müsilaj sorunu ile uğraşmak durumunda olan İstanbul ilimizin yüz ölçümü 5000km2, nüfusu da 20 milyondur. Kilometre kareye 4.000 kişi düşmektedir.  Yani ilimizde 31 olan rakam İstanbul’da 4.000 dir. Planlama ile ne ilgisi var derseniz, 1950’den itibaren başlayan plansızlık 70 yılda o güzel şehri bokilaja teslim etmiştir. 1930’larla başlayan Planlı Kalkınma özellikle 1980 sonrasında tamamen bir plansızlık noktasına gelmiştir. “Bize plan değil pilav lazım” diyen zihniyetten kurtulmak şarttır. Tarım plansız olmaz.

    İlimize dönersek 14 ilçesi, 36 beldesi 558 köy yerleşimleriyle bir tarım şehridir. Hububat, bakliyat ve şeker pancarı esas üretim konumuzdur. 750.000 hk. tarım arazimiz vardır ama ancak %2 si sulanır. %1 i Esenli Barajından, %1 i de derin su kuyularından elektrik ve mazot harcanarak sulanır.  Özellikle derin su kuyuları çok pahalıya mal olur. Bu 750.000 hk.lık tarım arazisinin büyük bölümü ÇKS kayıtlıdır. Ama buradan 10.000 çiftçi ailesi ya oğlu veya yakını ile yani 2-3 kişilik çekirdek ailelerle tarım yapar. Yozgat’ın tarımsal hasılasını bu 10.000 çiftçi ailesi elde eder. Nüfus 420.000 kişi, üreten 10.000 kişi… Üstelik bu arazinin büyük bölümünde kuru şartlarda tarım yapılır. Kuru tarım “Allah ne verirse” dir. Sulu tarımdaki verim kuru tarımın en az 4 katıdır.

    İlimiz 1000 m. üstü bir platodur. Yukarıda ilçelerimizin rakımlarını da belirttim. Planlamada, özellikle de su bahsinde bu çok önemlidir.

    Plandan amaç üretmektir. Daha doğrusu ihtiyacımız olanı üretmektir. Örneğin ilimizde buğday üretilir ama ekmek olmaz. 40 un fabrikası kapalıdır. Giysi, kundura, bulgur, makarna, sebze, meyve hep dışarıdan gelir.

    İlimizin nüfusunu, coğrafi durumunu, üreten insan sayısını, su durumunu, sulu tarım oranını, üretilen ürünleri, toprak özelliklerini (PH’ı, kireç oranı, organik madde miktarı, izelementlerden çinko ve demir durumunu) inceledikten sonra planlama yapılmalıdır. Devletin arşivlerine ulaşamadığım için var olan bilgilerimle bu yazıyı hazırladım.

    Siyaset ciddi bir iştir ve çevreye, kamuya zarar vermeden insan ihtiyaçlarını karşılama görevi vardır.

    Sonuç olarak bizi bilimin gerçekliğinde planlama yaparak çalışmak, çalışmak, daha çok çalışmak kurtarır.

  • 2.5 MİLYAR DOLAR BOŞA GİTMESİN!

    Kimyevi Gübre ile 1984’de tanıştım. Bayilik ile başlayan bu süreç zamanla ithalatçılığa, bugün de üretim aşamasına geldi ve 37 yılımızı aldı. Tarımın olmazsa olmazı, bitkinin besin maddesi olan gübre ile ilgili bazı temel bilgiler verelim.

    Gübre üç temel girdi ile üretilir: Fosfat kayası, Potas çözeltisi ve Azot. Fosfat bitkilerin döl tutmasını, gelişimini ve meyve vermesini sağlar. Ülkemizde Mardin Mazıdağı ve Derik’de bol miktarda mevcuttur. Mazıdağ’da özel bir tesis halen fosfattan k. gübre üretmektedir. Fosfat kayası sülfürik asitle birleştirilip fosforik asit üretilir. Bundan da tsp, nsp, 20.20.n.p.3 15 npk. 18.46 dap gübresi elde edilir.

    Potas ise bitkinin gelişimini tamamlayan, dayanıklılık, aroma ve renk veren temel bir maddedir. Potas çözeltisi sülfürik asitle işleme tabi tutarak elde edilir. Afyon Dazkırı Acı Göl’de yatakları mevcuttur. Ama biz potasyum sülfat, potasyum nitrat olarak ithal ediyoruz. 90’lı yıllarda bir miktar üretim yapıldı ama sonra durduruldu. Bu milli servetimizi tarımda kullanmalıyız.

    Azota gelirsek 26 can, 33 an, 46 üre’nin temeli havadaki azottur. Ülkemizde en çok eksik olan budur. Azotun nasıl üretildiğini kısaca özetlersek:  Havadaki azot doğal gazla 1360 derecede ısıtılarak amonyağa dönüştürülür, oradan da katı maddeye dönüştürülerek azotlu gübre imalatında kullanılır.

    3 Nisanda Ulusal TV’de Enerji uzmanı Sn. Necdet Pamir ile canlı bir programda bir araya geldik. Necdet Pamir doğalgazla ilgili özet olarak şu bilgileri verdi: Türkiye’nin Rusya’dan aldığı doğalgaz Samsun’dan, İran’dan aldığı doğal gaz ise Ağrı üzerinden ülkeye giriş yapmaktadır. Yılda yaklaşık 50 milyon m3 olan bu ithalatın anlaşması “Al veya Öde” ilkesini içermektedir.

    Kasım ayından başlayarak Nisan sonuna kadar bu gazı ısıtmada ve bazı diğer yerlerde kullanıyoruz. Ama Mayıs, Haziran, Temmuz, Ağustos, Eylül, Ekim aylarında toplam 6 ay boyunca kullanmadığımız bu gazı stoklayacağımız depolama kapasitesi ise sadece 3 milyon metreküptür. Yaz ayları ile tüketimi düşen doğal gazın bedelinin yüzde 80’ini ödediğimiz acı bir gerçektir. Bunun maliyeti de 2,5 milyar dolardır. Yapılması gereken şey öncelikle bu gazı stoklamak için depolar yapmak, ikinci olarak da bu gazdan önce amonyak sonra da azot üretmek üzere gerekli tesisler inşa etmektir. Boşa giden bu 2,5 milyar dolarlık doğal gazın azot tesislerinde dönüşmesi halinde bu miktarın 4 katı kimyevi gübreye dönüşecek ve ülkemiz kazanacaktır. Samsun’da ikinci bir azot tesisi yapılması şarttır. Ağrı’da yapılacak tesisler ise bölgedeki göç olayını durduracaktır.

    Üre46, tarımdan çok sanayide boya, tutkal, sünger, sunta sektörlerinde ana hammadde olarak kullanılmaktadır. Ülkemizde ise sadece İzmit’te İGSAŞ gübre fabrikasında yılda 500.000 ton üretilmektedir. Bu miktar ülke tüketimine yetmemekte, kalan ihtiyacımız Rusya ve İran’dan ithal edilmektedir. Ülkemizde gübre sektöründe faaliyet gösteren başlıca firmalar İGSAŞ, TOROS GÜBRE, GÜBRETAŞ, BAGFAŞ, GEMLİK GÜBRE ve EGE GÜBRE’dir. Devlet bu firmaları ve tüm boya, tutkal, sunta üreticilerini ve 46 üreye ihtiyaç duyan diğer tüm sanayicileri bir araya getirmeli ve aynen milli otodaki gibi görev verip milli gübre üretimi için bir adım atmalıdır. Görev alacak firmalara şu teşvikler sağlanmalıdır: 1. Yaz aylarında bedelini ödediğimiz doğalgaz bedava tahsis edilmelidir. 2. Arsa, yatırım teşvikleri, gümrük muafiyetleri ve üretmek için ne gerekiyorsa devlet garantisi verilmelidir. 3. Firmaların Yurtdışından kredi almaları durumunda devlet garantisi verilmeli, Ağrı ve Samsun’da ülkenin tarım ve sanayisinin ihtiyaç duyduğu miktarda azotlu gübre üretimi için bir konsorsiyum meydana getirilmelidir. Özel sektörden gereken destek sağlanamazsa bizzat Devlet bu üretimi gerçekleştirmelidir.

    Manifesto dombra müzik eşliğinde, karnaval havasında 81 ile  “gaz vermekle” değil, böylesi hedefler koyup görev ve yetki vererek gerçekleşir. Manifesto torbaya girmeli, boş lafta kalmamalıdır.

  • YOZGAT’TA TARIMIN SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ

    İnsanların, hayvanların ve sanayinin ihtiyaçlarını tohumla, girdilerle ve suyla bol emek harcayarak topraktan temin etmeye tarım denir. Tarımın sorunlarını 6 maddede özetleyebiliriz:
    1.Planlama sorunları
    2.Toprakla ilgili sorunlar
    3.Su ile ilgili sorunlar
    4.Girdilerle ilgili sorunlar
    5.Üretenlerin eğitimi ve üretimle ilgili sorunları
    6.Üretilen ürünün stoklanması, değerlendirilip pazarlanması sorunları

    1. Planlama: Gerek ülkenin tamamında gerekse ilimizde ilk yapılması gereken tarım master planını yapmak olmalıdır. 14100 km2 de, 14 ilçe, 630 yerleşim yerinin her noktasında “ne yetiştirebiliriz”in planlanması gerekir. Yerleşim birimi ve köylerden başlayarak her ilçenin master planları çıkartılmalıdır. Soru şu olmalı: Burada ne yetişir? Toprak özellikleri nedir, su durumu nasıldır, o yörede yetişmiş iyi çiftçiler var mıdır?
    Pilav yemenin temeli plandan geçer. “Bize plan değil pilav lazım” diyen zihniyetten kurtulmak şarttır.
    2. Toprakla ilgili sorunlar: Öncelikle parçalı arazilerin acil birleştirilmesi gerekir. Köyde yaşamayan ama köydeki parçalı arazilerde hissesi olanlara devlet şunu demeli: Akrabalarından parçalı hisseleri al, tek tapu yap ve üret. Bununla ilgili Ziraat Bankası yetkili kılınıp bu arazileri birleştirmek isteyenlere yarı bedeli devlet tarafından ödenecek krediler çıkartılmalıdır. Krediler en az 15 yıl vadeli ve 2 yıl ön ödemesiz olarak düzenlenmelidir. Buradan amaç tarım topraklarını büyütmek ve ekecek insana vermektir. Çözümsüzlük halinde devlet bu parçalı arazileri toplayarak, satın alarak mıntıka, mıntıka tek tapu haline getirip bu arazileri tercihan o köyde eken birine satmalıdır. Bu konunun çok detayları vardır ama şimdilik bu kadar yeter.
    3.Su ile ilgili sorunlar: İlimiz yılda ne zaman yağacağı belli olmayan 350 kg yağış almaktadır. Bunun içindir ki atalarımız “İki yağmurun açı, üçüncü yağmurun tokuyuz” demişlerdir. Bu deyim bence karasal iklimi en iyi tarifidir. Karasal iklim kışları soğuk ve az yağışlı, yazları serin ve az yağışlı diye tarif edilir. Ama Sarıkaya, Akdağmadeni, Çayıralan, Çandır bölgeleri Yozgat ortalamasının 2 katı yağış alır.(yılda 700 kg). Bu yüzden de bu bölgemizde Çekerek çayı 18 lt/sn, Delice ırmağı 30 lt/sn, Kozan çayı 10 lt/sn su verir. Tarif ettiğim bu bölgenin yüksekliğinin 1600-2000 m arasında olması ve bölgede Akdağ ormanlarının bulunması da bu su miktarını artırır. Sonuç olarak ilimizde toplam 65 lt/sn su mevcuttur.
    4. Girdilerle ilgili sorunlar: Bu konudaki sorunlar, tüm Türkiye’nin her vilayetindeki sorunlarla aynıdır. Kimyasal gübre, ilaç, tahıl ve bakliyat tohumları ile ilgili genel sorunlarımız vardır. Gübre ve ilaçta dışa bağımlı olmamız, petrolümüzün olmaması ve devletin mazottan aldığı yüksek vergiler çiftçileri üretimden soğutmaktadır. Sertifikalı tahıl tohumları çok pahalıdır, bakliyat tohumu da başka bir derttir. Bunlarla ilgili çözümleri diğer yazılarımda detaylı olarak yazacağım.
    5. Üretenlerin eğitilmesi: Üreticinin bilgi eksikliği verimi olumsuz olarak etkilemektedir. Her başarılı işin arkasında bilim, disiplinli çalışma, çalışan insanların bilgi kalitesi ve liyakati vardır. Başarmanın temeli işini iyi yapmaktan geçer. Bu nedenle üreticileri eğitmeliyiz. Bu konuda Tarım Bakanlığının ve Ziraat Odalarının öncülük etmeleri şarttır. Amaç üretim artışı ise aydınlanma ve dayanışma şarttır. Bunun da yolu köylerde kooperatifler kurmaktan geçer. Bu işte de devletin öncülük etmesi şarttır.
    6. Üretilen ürünlerin stoklanması ve satışı: İlimizde esas olarak tahıl, bakliyat ve şeker pancarı üretimi yapılmaktadır. Şeker pancarı Sorgun ve Boğazlıyan fabrikalarınca alınmaktadır. Tahıl ve bakliyatın stoklanması ve satışı ile ilgili sorunları ve çözüm önerilerini daha sonraki yazılarımda ele alacağım.

  • Yozgat’ta Göçü Durdurmak İçin 11 Maddelik Çözüm

    Yozgat’ta Göçü Durdurmak İçin 11 Maddelik Çözüm

    Bu konuda yazdığım ilk yazıda ilimizde yapılabilir olan yatırımları kısa başlıklar halinde sıralamıştım. Bu yazımda ise konuyu daha detaylı olarak anlatacağım.

    1. İlimiz, Çin çıkışlı ipek yolunun Türkiye içindeki bölümünün İstanbul – Yozgat – Kars güzergâhının tam ortasında kalmaktadır. Bu bizim için büyük bir avantajdır. Dünya üretimi Atlantik’ten Pasifik’e kaymaktadır. Çin, Hindistan ve Pasifik ülkeleri üretimde öne çıkmakta, ABD ve AB ise geride kalmaktadır. Özellikle kuzeyimizde bulunan Çankırı, Çorum, Amasya ve Tokat’ın, güneyde ise Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir illerinin zamanla da artacak olan üretimlerinin ithalat, ihracat merkezi lojistik olarak Yozgat olacaktır. Çin’den gelen malların ithal kapısı, İç Anadolu’dan Çin’e gidecek malların da ihraç kapısı olacaktır. Devletimiz Yozgat’ı lojistik merkez ilan eder ve gerekli alt yapıları, planlamasını yaparsa ilimiz bir serbest bölge gibi büyük depolara ve nakliyeye ihtiyaç duyacaktır.

    2. Anfo üretim izni İçişleri Bakanlığının tekelinde olan bir iştir. Anfo 34,5 an gübresini un haline getirip mazotla karıştırarak yapılan bir işlemdir. Dinamit lokumu, dinamit kapsülü üretimi MKE’nin yani devletin tekelindedir. Kapsül, dinamit lokumu patlamayı gerçekleştirir ama esas parçalama ve yumuşatmayı anfo denilen bu madde yapar. 34,5 AN’yi Gürcistan’dan, Rusya’dan temin edip un haline getirip mazotla macun yaparak kaliteli bir ambalajla kullanıma hazır hale getirebiliriz. Özellikle madenciler, taş ocakları, yol açanlar için önemli bir maddedir. Kurulmasını önerdiğim Yozgat Yatırım AŞ. bu işin iznini aldığı taktirde ilimize büyük piyango vurmuş olacaktır. 1 TL ye mal olanı 5 TL ye satmak diye tarif edebiliriz.

    3. Terör örgütlerinin 33 AN gübresini dinamitle birlikte patlayıcı olarak kullanması sonucu bu gübrenin ithali yasaklandı. Özellikle tahıl, pancar, mısır üretiminde kullanılan ve üretimi arttıran bu gübrenin ithal iznini, yalnızca tarımda kullanacağımız garantisini vererek alabiliriz. Kuracağımız Yozgat Yatırım AŞ, ithal iznini aldığı taktirde Rusya’dan ithal edeceğimiz gübreyi ilimizde fiktif depolarda stoklayarak çevremizdeki 8-10 vilayete çok rahat pazarlarız. Ayrıca tahıl, pancar üretimimiz de artar.

    4. Yozgat bir kış memleketidir. Yılda 150-200 bin ton ithal kömür tüketir. Samsun ve İskenderun’daki firmalarca ithal edilen bu işi ilimizde yapabiliriz. İlimizde 50 tane kömür satıcısı vardır. İhtiyacımız geniş depolama sahalarıdır. Bazı basit makinelerle ayrıştırıp tozlarını da çimento ve tuğla fabrikalarına satarak ithalatçının ettiği bu büyük karı ilimizde tutabiliriz.

    5. İlimizde 750.000 hk.lık tarım arazisi mevcuttur. 20 kg tabana, 20 kg üste kimyevi gübre atıldığından binlerce ton kimyevi gübre ihtiyacı vardır. Azotu, fosforu, potası ve diğer izelentleri, çinkoyu, demiri katarak ilimiz topraklarının özelliklerine göre gerekli gübreyi üretebiliriz ve çevremizdeki illere de satabiliriz. Yılda 500.000 ton kompoze, bir o kadar da azotlu gübre satarak gelir elde ederiz. Organamineral ve sıvı gübreler, hünikfülvik bazlı organik sıvı gübreler üretiriz. Bu iş bizi asitlerden de gübre üretme pozisyonuna getirir. 35 yıl bu işe emek vermiş bir insan olarak iki yerde bu işi yapmaktayım. İşin hamallığını biliyorum.

    6. İlimizde yaklaşık 1 milyon ton buğday üretilir. Ama yeterli yağışın olmaması sonucu buğdaylarımızın büyük kısmı yemlik konumundadır. Bu yüzden de ilimizde 40’a yakın un fabrikası kapalıdır. Buradan Sorgun ve Çekerek’ te Sortex, yemlik buğdayları temizleyip ekmek olabilir un üreten Bozdemirler un fabrikalarının incelenmesini öneriyorum. Yemlik 75 hektolitre buğdayı ekmeklik 81,82 çıkaran makineler gereklidir. Alman Böhler firması bu işin uzmanıdır. 10 hatlı buğday temizleme hattı ilimizin tüm buğdaylarını temizler ve bolca yem çıkar. Bozdemir unun Sorgun tesislerini görmek şarttır. Organize Sanayi bölgesi Yozgat’la Sorgun arasındadır.  En az 350-400 köyün ürettikleri buğdayı almak için büyük silo yatırımları gereklidir.  Bu tesis sayesinde buğday ithali de azalır. Bu buğday Karadeniz’de 5 vilayete yetmez. En önemlisi ilimizin un fabrikaları çalışır, dışarıdan un almayız.

    7. Pancar küspesinden kuru pelet yem yapmak.  İlimizde 2 şeker fabrikası vardır. Ayrıca 90 km uzarlıkta Çorum, 150 km uzaklıkta Kırşehir şeker fabrikaları mevcuttur. Bu dört yerden sezonda temin edilecek pancar küspeleri 10 kg. dan 1 kg. ya düşürerek daha saklanmasını, taşımasını amandoskahl marka alman malı küspe makineleriyle 10 hat olarak ciddi iş yaparız. Bu makinelerde yonca, mısır ve fig yeşil mercimek samanlarını da pelet haline getirebiliriz. İlimizde hayvancılığı geliştirmenin yanı sıra yurt içi satış ve ihraç etmek de mümkündür.

    8. Büyükbaş hayvan ve kaz yetiştiriciliği yapmak. Buğday, pancardan çıkan atık yemlerle büyükbaş ve Fakıbeyli göleti sayesinde büyük miktarda kaz yetiştirebiliriz. Ucuz yem, ucuz etin temelidir. Ayrıca işsiz gençlerimize iş yaratırız.

    9. Yozgat’ı bakliyatın baş şehri yapabiliriz. İlimiz iklim özellikleri ile bakliyat yetiştirmeye çok uygundur.  Yeşil mercimeğin orijini ilimizdir. Nohut, a. fig ve macar figini ilimizde daha fazla üreterek hem ülke ihtiyacını karşılar hem de ihracat yapabiliriz. 1. nohut hattı, 2. Yeşil mercimek hattı, 3.Fasulye hattı, 4.Fig hattı kurarak hem üretimi arttırır hem de ilimizi Türkiye’nin erzak deposu yaparız. Ayrıca bu ürünlerin tohumlarını çoğaltarak ülke ekonomisine katkı yapar, bol ve ucuz yem elde ederiz.

    10. İlimizde kükürt tesisleri kurmak. Kırıkkale orta Anadolu rafinerisi ilimize 150 km mesafededir. Kükürt, petrol atığı ve hem sanayide hem de tarımda yoğun olarak kullanılan çok önemli bir maddedir. Kükürtü kille, leonardidle, fosfatla karıştırarak çok değerli gübreler yapılabilir. Özellikle ASG 21 amonyum sülfat gübresinin ana hammaddesi kükürttür. Stok alanları kapalı depolar ve öğütme, karıştırıcılarla yapılan bir üretim şeması vardır. Karlı bir iş koludur.

    11. Yozgat Yatırım AŞ bünyesinde Yozgat İnşaat AŞ kurulmalıdır. Bu şirket göletler, barajlar yapmalı, su kanalları inşa etmeli, var olan Çekerek, Delice ırmaklarını rehabilite etmelidir. Ayrıca ilimizde hangi maden var, otantik taşlarımızı nasıl değerlendiririz amaçlı çalışmalar yapmalı, kepçe, dozer, paletli iş makineleri, kamyonlar ithal etmelidir.

    11 maddede açıkladığım bu yatırımların gerçekleşmesi için paramız (6,3 milyar mevduat) vardır. Devlet desteğini alarak, üretimle alakası olan tüm esnafların katılımını sağlayarak (kömürcüler, taş ocağı sahipleri, hazır beton imalatçıları, çuval üreticileri, keresteciler, kamyoncular, iş makineleri olanlar, soğuk demirciler, torna tesviye atölyesi olanlar, tuğla biriket imalatçıları) ve işi bilen Yozgatlı tasarruf sahipleri ve iş adamları önderliğinde Yozgat’tan göçü durdurabiliriz. Bu yatırımların sonucu olarak en az 20 milyon tonluk bir taşıma olayı ortaya çıkacak ve Yozgatlı, Sarıkayalı, Boğazlıyanlı, Sorgunlu nakliyeci ve kamyoncularımızın da yüzü gülecektir.

    Üretmek, göçmemek ve zengin olmak dileğiyle…

  • İktidarı “Buğday” belirler

    İnsanların avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik hayata geçmesi buğdayın ekilebilir olmasıyla başlar. Buğday üretimi ilk olarak Anadolu’da başlamıştır. Dicle kenarında Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde ve Konya’nın Çumra ilçesinde aynı buğday taneleri ve buğday tohumları bulunmuştur. Bu nedenle dünya buğdayın anayurdu olarak Anadolu’yu kabul eder.

    Türkmen atalarımızın 1000’li yıllardan itibaren Anadolu’ya göç etmelerinin sebebi de burada buğday ve arpa üretiminin bol ve pazarlarda alınır, satılır konumda olmasıdır. Konargöçer Türkler de tahılın çok olması nedeniyle Anadolu’yu Türk yurdu yapmıştır.

    İstanbul’da tüketilen tüm buğday Osmanlının son dönemine kadar hep Ukrayna’dan ithal edilmiştir. 1850’li yıllardan itibaren Kırım’dan gelen Tatar Türkleri, İç Anadolu’da buğday üretimini artırmıştır. Osmanlı 1890’lı yıllarda İstanbul’u beslemek için eti Ankara’dan, buğdayı Konya ve Eskişehir’den tren yolu ile temin etmiştir.

    Anadolu’da 1920’li yıllardan 1940’lara kadar buğday üretimi hep kendine yetecek miktarda olmuştur. Ama 1935’ten itibaren kokusu çıkmaya başlayan 2. Dünya Savaşı sürecinde ülkemiz batıdan Almanların, doğudan SSCB’nin tehdidi altında olduğundan kırsalda iki öküzle buğday üretimi yapan köylü gençler ülke güvenliği için askere alınmıştır. Mecburi olan bu dört yıllık sürede, 1 milyon genç çiftçinin tarladan kopması nedeniyle buğday üretimi azaldı. Bunun üstüne bir de 1935-1945 yılları arasında Anadolu’da yaşanan kuraklığa bağlı kıtlık ve darlık, buğday ekmeğinin halka karne ile verilmesi ile sonuçlandı.

    1923-1950 arası tek parti iktidarının 2. Dünya Savaşına girmemek için mecburen aldığı bu önlemler günlük hayatın zorlaşması ve buğday eksikliğine yol açtı ve bilindiği üzere 1950’de iktidar değişti.

    Günümüze gelirsek ülkemiz gene kuraklıktan kaynaklı bir tahıl eksikliği ile karşı karşıyadır. Ülkemiz normal yağış aldığı yıllarda 20 milyon ton buğday üretir. Bu seneki kuraklık nedeniyle acaba rekolte ne olacak?

    İşte en başta devleti yönetenlerin, sonra da “ben yurtseverim” diyen aydınların cevap araması gereken 100 puanlık sorular:

    5-6 milyon tonluk bir eksik buğday üretimi hayatımızı nasıl etkiler, bu kış nasıl geçer?

    84 milyon insanı, en az bir o kadar küçük-büyükbaş hayvanı nasıl besleriz?

    Eksik üretim sonucu eksik yem, süt inekçiliğinde kesimler getirir mi?

    Artan yem fiyatı haklı olarak üreticinin hayvancılıktan vazgeçmesine yol açar mı?

    Ekmek 5 TL, et 150 TL, süt 20 TL, peynir 100-150 TL olur mu?

    En kötüsü de, bu tahıl açığını ithalatla karşılayamaz isek ne olur?

    Maazallah sokaklar çok ısınır da, büyükşehirlerde yağma, talan olur mu?

    Tahıl üretimi,  iktidarları değiştirecek kadar güçlü bir partidir. İnsanlar hayata mideleri ile bağlıdır. Tok insanları yönetmek daha kolaydır. Aç insanlar her zaman fırınlar için tehlike oluşturur.

    Bu nedenle artık acil önlemler alınmalıdır. Tahıl üretimimizin merkezi olan İç Anadolu’daki 30 vilayetin acilen Yeşilırmak, Kızılırmak ve Fırat’tan alınacak su ile tahıl üretiminin arttırılması devletin bekası için şarttır.

    Ekmek israfı, su israfı, yemek israfına son verecek önlemler acilen alınmalı, halkımız bilgilendirilmeli, gerekirse yaptırım uygulanmalıdır.

    Hamdolsun Ayasofya’yı ibadete açtık, Taksim’e cami de yaptık.  Ama aç insanlar ibadet edemezler. Anadolu’nun bir deyimi vardır. “ Hacıı ! Sünnetten önce farz vardır” derler. O da gıda güvenliğidir, sulu tarımla tahıl üretimidir. Siyasetin baş görevi, farzı budur.

     

     

  • Yozgat’ta göçü durdurmak

    80’li yıllara kadar Devlet, sosyal devlet politikası gereği, alt yapı haricinde fakir yörelerin kalkınması amacıyla ekonomik yatırımlar yapardı. 24 Ocak kararlarıyla Devlet bırakın yatırımı, elindeki KİT’leri de satarak üretimden tamamen çekildi. Bu süreçte ilimizde mevcut tek fabrikamız da maalesef hurda fiyatına satıldı. Zaten sadece arsa değeri için alınmıştı ve o arsaya da AVM ve apartmanlar yapıldı. Keşke o fabrikamız “bira üretimine devam etmek” kaydıyla satılsaydı.
    Konumuz bu değil. Bu yazımda gün bugün, saat bu saat ilimizde hangi yatırımlar yapılabiliri anlatacağım. Ayrıca bu düşüncelerimi anlattığım bir de video çekip facebook sitemde paylaşacağım.
    Yozgat tarım ve hayvancılık konusunda en önemli ildir. 14.100 km2 yüz ölçümü, 65 lt saniye suyu ve 750.000 hk. tarım arazimiz vardır. İki şeker fabrikası, kömürü ve nakliyeci ordusuyla önemli bir ildir.
    Daha da önemlisi bankalarda (1,7 milyar Türk Lirası ve 4,6 milyar da döviz bazında olmak üzere) toplam 6,3 milyar birikimi olan bir ilimizdir. Peki bu birikim sahibi hemşerilerimiz paralarını nasıl değerlendirir?
    Ya bina yapar, ya da il dışından bayilik alıp dışarıda üretileni Yozgat’ta pazarlar… Ucuz fiyata arsa bulursa arsa alır ya da ikinci veya üçüncü evini alır… Peki tüm bunların ilimizde yaşayan ve herhangi bir üretme yeteneği de olmayan gençlerimize bir faydası var mıdır?
    Yoktur! Bu nedenle de iş bulamayan genç insanlarımız başka illere göçmek zorunda kalır. Son 25 yılda ilimizin nüfusu 700 binden 415 bine inmiştir. Bunu hepimiz biliyoruz ama önemli olan şudur: Bu göç nasıl durdurulur ve çözüm nedir?
    Bence çözüm için öncelikle iki şeye ihtiyacımız vardır:
    Birincisi devlet desteğidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerçekten Yozgat’ın üretmesini ve zenginleşmesini istiyorsa bu desteği vermelidir. Nedir bu destekler: Vergi muafiyeti, vergi ve harç istisnaları, SSK muafiyetleri, ithal edilecek araç ve makineler için vergi muafiyetleri, Organize Sanayi bölgesi içinde ana yola cepheli, alt yapısı, yolları, suyu, elektriği olan ve Fakıbeyli göletinden faydalanabileceğimiz en az 1000 dekarlık bir yatırım sahasının tahsis edilmesi.
    Devletin vereceği sermaye garantisi ve yatırım teşvikleri aşağıda açıklayacağım yatırımlar konusunda girişimciler için bir çekim gücü oluşturacaktır. Çünkü hem paraları garanti altında olacak, hem de büyüyecek bir işe girişecek, belki de yakınlarının da iş sahibi olmalarını sağlayacaklardır.
    İkincisi, Yozgat esnafının ve halkının desteğidir. Yozgatlılar, daha zenginleşmek için ağızlarından düşürmedikleri milliyetçiliğin gereğini yapıp illerine sahip çıkmalıdır. Gerçi mevduat sahiplerine hak vermiyor da değilim. Geçmişte yaşanan YİBİTAŞ ÇİMENTO ve YİMPAŞ talanından sonra birlikte yatırım yapmaktan kaçınmaktadırlar. Kontrolü olmayan, paranın garantisi olmayan yerde para sahibi doğal olarak kaçar. Bunu önleyecek tek şey de devlet garantisidir.
    Bu garanti ile öncelikle halka açık bir anonim şirket kurulmalıdır. Adı Yozgat Yatırım AŞ. olabilir. Yönetimi, Yozgat’ta yaşayan ticaret ve üretim yapan insanlardan oluşmalıdır. Kömür, gübre, inşaat malzemesi satanlar, inşaat işleri yapıp elinde kamyon, kepçesi olanlar, keresteciler, tuğla-biriket-hazır beton imalatçıları, kraft torba, pp, pe’den çuval imalatçıları, zahireciler, bakliyatçılar, sanayide tornası olanlar, soğuk demirciler, “üretim nasıl yapılır”ı bilenler ve sermaye sahipleri bu şirketten hisse almalıdır.
    Yozgat Yatırım AŞ’nin yapması gereken iş konuları:
    1. Çin çıkışlı İpek Yolu ilimizden geçmektedir. Yozgat lojistik merkez ilan edilmelidir.
    2. İlimizde tükettiğimiz kömürü biz ithal edip ilimizde satmalıyız.
    3. Kimyevi gübre, organa mineral, sıvı gübre imalatı yapılmalıdır. Bu konuda 35 yıllık tecrübem vardır.
    4.Anfo üretim izni alınmalıdır.(Google’den arayınız)
    5.33 AN gübre ithali ve İç Anadolu’da satma izni alınmalıdır.
    6. Yemlik buğdaylardan ekmeklik un üretimi yapmak, temizlemek ve siloculuk, böhler marka sistemleri kurmak.
    7. İlimizde 2 şeker fabrikası, yakın illerden Çorum ve Kırşehir’de de şeker fabrikası vardır. Bunların küspelerini kuru küspe haline getirerek (10 kg yaş küspeden 1 kg kuru küspe elde edilir) saklanabilmesini kolaylaştırmak. Yonca, mısır skajlarını aynı yöntemle amanduskahl makineleriyle yapmak.
    8. Tarımda ve sanayide önemli bir madde olan kükürt ten kar elde etmek amacıyla kükürt tesisleri yapmak. Kükürt temini için Kırıkkale Rafinerisi iyi bir fırsattır.
    9. Büyükbaş besicilik, kaz yetiştiriciliği yapmak. 1 milyon ton yemlik buğday üreten köylünün bu buğdaylarını siloculukla alıp temizlediğimizde çok miktarda yem çıkar. Ucuz yem, çok etin teminatıdır.
    10. Yozgat’ı bakliyatın başşehri yapabiliriz. Yeşil mercimek, nohut, fasulye yetiştirmeye uygun bir iklimimiz var. Yozgat’ımız ülkenin erzak deposu olabilir. Hem tohum üretimi, hem de erzak olarak adi figi, macar figini tohum olarak üretip tüm Türkiye’ye satabiliriz.
    11. Su, gölet, baraj, kanal inşaatı yapmak, maden ve otantik taşlarımızı değerlendirmek amacıyla Yozgat Yatırım AŞ bünyesinde bir de inşaat şirketi kurulmalıdır. Gereken kamyon, kepçe, iş makinelerini gümrüksüz ithal etmeliyiz. Devlet bu teşvikleri verdiğinde 1 TL. koyan hissedarların paraları işe başlamadan 3 TL. olur. Bunu gören küçük tasarrufçular da bu projeye ortak olmayı arzu ederler.
    Devletimize ve Sayın Valimize büyük görevler düşmektedir. Ben kendi adıma naçizane bilgim ve tecrübemle hemşerilerimin emrine amadeyim.
    Her şey hayalle başlar. İnşallah bu hayalim gerçekleşir de en azından ilimizde işsizlik biter ve artık göç vermeyiz.

  • İstanbul Kanalı mı, Sulu Tarım mı? Tercih Sizin

    Gıda güvenliği devletlerin ve halkın en önemli konusudur. Buğdayın, etin, sütün, bakliyatın, yağın olmadığı bir ortam kaosa yol açar. Günde 3 öğün yiyerek hayatını idame ettiren insanların bundan yoksun kaldığını bir düşünün. Nasıl bir felaket olur?
    Tarım ve beslenmenin ön plana çıktığı şu pandemi ortamında bir de kuraklıkla savaşıyoruz. Ülkemizi “üç tarafı denizlerle çevrili” diye tarif ederiz. Bu tarifi  “üç tarafı yüksek dağlarla çevrili “ diye de ifade edebiliriz. İşte bu nedenle denizlerde oluşan yağmurlar İç Anadolu’ya yeterince düşmemektedir. Bu da özellikle tahıl ve bakliyat üretiminde verimi düşürmektedir.
    Toroslardan çıkan tüm ırmaklar Akdeniz’e, Karadeniz’den çıkan tüm ırmaklar Karadeniz’e, Ege dağlarından çıkan tüm ırmaklar Ege’ye akar.
    İç Anadolu’daki 30 vilayetimiz Türkiye’nin kışlık erzak deposudur. Tahıl, bakliyat, pancar ve tüm yem türleri burada üretilir. Ama kışları az yağışlı ve soğuk, yazları ise gene az yağışlı ve serin diye tarif edilen karasal iklimde bu illerimiz “iki yağmurun açı, üç yağmurun toku” bir durumdadırlar. Susuz yerlerde tahıl veya bakliyat, sulanabilir yerlerde pancar, patates, soğan ekilir.
    Her şey hayal etmekle başlamaz mı? Benim de bu 30 ili suya kavuşturmak için kurduğum bir hayalim var:
    Yeşilırmak’ı Niksar’da keserek büyük bir baraj yapıp Bilecik’e kadar kanallarla sulasak… Tokat, Amasya, Çorum, Çankırı, Kastamonu, Bolu, Bilecik sulu tarıma geçse…
    Sivas’ta Kızıldağ’ı delip, Karasu’yun suyunu Kızılırmak’a akıtıp, bu suyu da kanallarla Uşak’a kadar taşısak, en az 10 vilayet daha sulu tarıma geçse…
    Şu an ülkenin en büyük barajı olan Atatürk Barajından suyu alıp kanallarla Afyon ve Denizli’ye taşısak…
    Yeşilırmak, Kızılırmak ve Fırat’ın sularını kanallarla İç Batı Anadolu eşiği illerine Afyon, Kütahya, Uşak, Bilecik hattına taşıyıp İç Anadolu’da 30 ili sulayıp buğday, arpa, mısır, bakliyat ve şeker üretimini arttırsak…
    Çiftçiliği çok iyi bilen İç Anadolu’nun bu 30 vilayeti, bırakın 83 milyonu 200 milyonu besler. Evet, bizim petrolümüz yok.  Ama tahıl, bakliyat, pancarımız var. Yani ülke olarak biz çok zenginiz ama hayalleri hep beton rant olan eğitimsiz yöneticilerimiz var. Bu ülkenin vatandaşı daha iyi yaşayabilir.
    Sayın okurlarım siz hangi kanalı tercih edersiniz? İstanbul Kanalı mı, yoksa İç Anadolu’da 30 vilayeti sulu tarıma kavuşturacak sulama kanalları mı?
    Başka bir deyişle birileri ikinci boğaz manzarasına bakan malikânelerde mi yaşasın, yoksa tüm millet olarak tok insanlar yurdu mu olalım? İkisi de kanal ama hangisi vatandaş için daha gerekli? Tercih sizin…
    Hayalimi uygulama açısından biraz zor mu buldunuz?
    Manavgat Irmağının suyunu (üstelik de deniz altından borularla) Kuzey Kıbrıs’a taşıyabilen bir devlet için bu projeyi gerçekleştirmek hiç de zor olmayacaktır.