Yazar: Songül Yurdagül Aksoy

  • SOĞUDUM

    SOĞUDUM

    Kalbimde sönerken akşam güneşi

    Değilki ilkbahar yazdan soğudum

    Şarkılar halimi bilmiyor artık

    Şiirden türküden sazdan soğudum

     

    Hasreti tüketmez takvimler artık

    Aynada yansıyan hâyâlin yırtık

    Küllerin arasında kor alev örtük

    Can özüm yürekte közden soğudum

     

    Kırıla kırıla pek keskinleştim

    Konuşmak yerine susmayı seçtim

    Dem tutmuş çayımı kendim sek içtim

    Şekerden kaşıktan sözden soğudum

     

    Bıçak gibi köreldikçe bilendim

    Yağmur gibi bulutlardan elendim

    Dilenci misâli sevgi dilendim

    Güzelden şirinden gözden soğudum

  • YOZGAT DENİNCE AKLIMA GELENLER..

    YOZGAT DENİNCE AKLIMA GELENLER..

    Yozgat, bir tür bağımlılıktır..Evet evet Yozgat ‘ta doğan belli bir yaşa kadar suyunu ekmeğini yiyen herkes Yozgat’ a bir şekilde aşıktır..

    Bir kere köklerinden vazgeçemez..Ailesi , çevresi , ebesi , dedesi ..Yani vazgeçemedikleri Yozgat ‘ta.. Hiç bir yerde emsaline denk gelmedim denen bir “çökelekli dürüm “, bir eşmeden içilen o suyun tadı, hiç bir yerde yoktur ve bulunamazda..

    Toprağı olanlarda hiç bir şekilde kopamaz toprağından..”Gelmesek te görmesek te o köy bizim köyümüzdür ” bu bir çocuk şarkısı değil Yozgat’lının  hayat felsefesidir ..Elinde bir uzun cerek ile bahçelerde gezen sevgili profesör büyüğümüzü hayranlıkla izlerdik genç kız iken..Sanki Ankara’da yokmuydu? Vardı ama Ankara meyvesinde Yozgat kokusu yoktu , çocukluk anıları  yoktu..Parasını verir en iyisini de alırdı  ama hayır, Yozgat’ta dalından yenen bir erik yada elmanın tadı yoktu satın alma o meyvelerde… Dahası var , ekmegin çöreğin böreğin  bulgurun bulamacın da tadını bulamaz..Çunki kendisine ait bir ibare yok , mecburiyetinden başka..

    Yozgat bunun neresinden kazanır derseniz!?

    Organik olan her şey Yozgatta mevcut..Bu desteklenip  Yozgat  bir ‘organik gıda’ cenneti olabilir…Bu konuda ‘marka şehir ‘ de olabilir..Reklâmsız olur hemde..İlla fabrika mı lazım? Buyurun size hilesiz hurdasız ve çok ta revaçta olan bir geçim kaynağı!!Bu fikre sahip çıkılırsa hem Yozgat kazanır hemde Yozgat’lı…

    Yerli turist konusu biraz trajikomik bana göre..Yozgat”tan  göç edip bayrama seyrana gelenler zaten akraba hısımla işini hallediyor..

    Ya sadece Yozgatı tanımak için gelenler onlara hitaben bir “Yozgat misafirhanesi” yapılmalıdır konak şeklinde..Büyük cami altındaki yıkılmış  o arsa ise biçilmiş kaftan..Tarihle iç içe bir Yozgat misafir konağı ..Modern dizaynlı ama konak vurgulu.. Yozgat lezzetleriyle çepe çevre donatılmış  bir tür yaşayan Yozgat müzesi..

    Alt tarafı otopark olacakmış olsunda zaten çok ta isabetli olur  ..Etrafındaki küçük dükkanlarda ise Yozgat yöresel ürünlerinin satıldığını düşünün..Hayali bile güzel değilmi?

    Hayata geçerse Yozgata dair akılda kalacak dua alacak projelerden biri olur.Benden demesi..

  • DERLER BİZDE

    DERLER BİZDE

    Yine  yozgatlı  gonüm şo  yannıya  savrıldı,

    Dil gırıyım dedimde  yılan gibi gıvrıldı,

    Sizlerde geçen sene bizde  derler bıldırdı,

    İki  adam  görüncük azıtma deller  bizde…

     

    Sufrada  bağdaş  gurar öyünü  sunahlarıh,

    Pendirinen turşuynan bekmezi banahlarıh,

    Loküs lamba altında gışları   gonahlarıh,

    Soğuğu  çoh  yedinmi tozutma  deller  bizde…

     

    Gozelleri  severik sürmeliyse  gözleri,

    Boya  cıla yahışmaz ,pambık  gibi yüzleri,

    Ellisine  varmadan  dutmaz  olur  dizleri,

    Son  kesene  evlatlık,gazıtma  deller  bizde…

     

    Tohat  atmayı bilmek tomsük  yiyen uğunur,

    Beyniyin  bekmeziynen alt goynağen goğonür,

    Yozgat şaplağa  yiyen bir daha der doğonür,

    Dölek  dur  çerliyeçce cozutma deller  bizde…

     

    Yola  düşersen  eğer  yınicek  ahıllıynan,

    Birde  yüreğa yanmış  dili hep gahırlıynan,

    Ömrün heçlenir  gider ,,geçmişi  mekirliynen,

    Önce ahlın  nerdeydi  büzütme  deller  bizde…

     

    Zopaynan adam olmaz biz  lafınan düverik,

    Gişi  iyi islahsa hem  üver  hem  severik,

    Her  işten  gaytaransa bizde  olur  geberik,

    Elalemin  onünde cıvzıtma  deller  bizde…

     

    Gışımız uzun  olur ekmek  gevredir  yerik,

    Arabaşı oldummu haşat olur  severik

    Bizlerde atıştırma  bir  gavırga bir  hedik,

    İlk ahşamdan yatana dımıtma deller bizde…

     

    Avratları  heç sorman aşamaca yatallar

    Horanta toplaştımı kesme aşı  katallar

    Taze   gelin  varısa arhasından  atallar

    Kele şo gure  gibi gırıtma  deller bizde

     

    Yar  olmah  golay  değil  bozoğun gızlarına

    Sinirden köpürüncük nur  doğar yüzlerine

    Ismarıcı unutsan daş bağlar  sözlerine

    Dış  gapının iti gibi sorutma deller  bizde…

  • EN MEŞAKKATLİ İŞ..

    EN MEŞAKKATLİ İŞ..

    İnsanoğlu bu, fıtratı gereği diye cümleleri yumuşatmak isterken..

    Günlerce susup  empati yaparak acabalarımla boğuşurken..Hayatın  hep iyi tarafını görmeye çalışırken…

    Çok yorulduğunun farkına bile varmıyor insan..Herkese ayrı ayrı kendi ayarında muamele etmekse apayrı  bir haslet oldu zannımca..

    Kimsenin araştırmak , kendini geliştirmek gibi bir iddiası yok iken her türlü bilgi kirliliğinde nasıl temiz kalabiliyor insanlar?

    Elbette ki doğru olanı, hak edenle yürüyerek  , kendi misyonu üzerine eğilerek  , kıskançlık  hasetlik gibi duruşlardan uzak durarak..

    Bütün bunların toplamıdır başarı..

    Bencillikten  uzak , naif yüreklerin  sen ben etmekten uzak biz olduğunda  beraber birlik ve dirlik içinde aynı aura ile sarıldığında  kaçınılmaz olandır başarı..

    Ve bu kriter  her yerde geçerli olandır..Ev hayatında, iş hayatında, siyasi hayatta ve sosyal kültürel hayatta bu gerçeklik hep tazedir ve yerini korur..Zamanın birinde bir  adam , haylaz çalışıp çabalamaz ,emek vermez , etrafındakilere kırıcı  yıkıcı sözler sarf eder ve zamanla çok yalnız kalır, ve evini köyünü çoluğunu çocuğunu terk edip  İzmir’e gider.. Aylar geçer ortalarda yok eşi çocukları perişan..Duruma dayanamayan baba , tutar İzmir’in yolunu..Arar sorar ve oğlunu gecenin bir yarısı kumar masasında bulur..Oğlu tüm şaşkınlığı ile yalan üstüne yalan söyler ve babasını kumardan  çok zengin olduğuna ikna eder..Girer koluna gecenin bir vakti,onu tenha bir yere götürür!

    -baba bak bütün araziyi kumardan kazandığım parayla satın aldım! Adam sevinç içinde oğluna sarılır  ve derki – aferin oğlum tarlada sulak imiş burada iyice mercimek olur!

    Oğul,

    -baba sen git bir an önce memleketten mercimek tohumu getir!  diye kandırarak babasını aynı gece otobüse bindirir ve köyüne gönderir..

    Adam köyüne varır varmaz , köy kahvehanesine oturup  övünmeye başlar -benim oğlan İzmir’i tüm satın almış  büyük zengin olmuş, bundan sonra şapkama selâm verin  komşular..Laf idi söz  idi derken köyün  gençlerinden bazıları gülmeye başlar adamda huylanır, açıkta bir şey mi var neye gülüyorsunuz? diye de çıkışır..Gençlerden biri

    -emmi oğlun seni kandırmış  o sana gösterdiği yer deniz , ben orada askerlik ettim çünkü deyince adamla hayli bir münakaşadan sonra ,tekrar İzmir’e gider  , ortada ne oğlan var ne tarla  ve gencin söylediği gibi gösterdiği yerde deniz..Oğlunun yalanına inanmanın  büyük üzüntüsü ile köyüne geri döner.. Dünyanın en meşakkatli işidir kul hakkına girmemek..İnsanca duruş sergilemek..Emek hırsızlığı  bir gün yemek hırsızlığına dönüştüğünde  beddua doldurur kaşığı..Atalar da ne güzel demiş “intizar dediğin bir etek taş biri değmezse biri değer “…

  • BEŞİNCİ MEVSİM

    BEŞİNCİ MEVSİM

    Dört yaprak yoncadan çıktımda yola

    İlkbahar ayında solanı gördüm

    Sonbahar ayında belki son mola

    Kış ayında güneş olanı gördüm

     

    Önceden öğrendim mevsimler dörttü

    Yağmur aceleci toprağı örttü

    Kar yağdı üstüne iklimi sertti

    Kardelende hayat bulanı gördüm

     

    Kelebek uçunca olurmu ki kuş

    Bu ne zarafetti bu ne dik duruş

    Baharın sonları bir hayli yokuş

    Ömrü yaz iken solanı gördüm

     

    Koşarsın el ele nefes nefese

    Kapılsan yürekten yalan hevese

    Kargayı koymuşsan altın kafese

    Gönlünün gözünde yılanı gördüm

     

    Bir ömrün sonunda hafif yorgunluk

    Birazcık serzeniş biraz durgunluk

    Seyrine dalarken hayli solgunluk

    Beşinci mevsimde yalanı gördüm

     

    Öyleyse inanmak beşinci mevsim

    Ne bir sıfat var nede bir isim

    Ufkuna çizilmiş ressamsız resim

    Gönlümde bakidir kalanı gördüm..

  • KARA KAZAN KAYNARKEN..

    KARA KAZAN KAYNARKEN..

    Herkes bir şeylerin telâşında bu günlerde..

    Gündeme yetişmek zor ve çok meşakkatli..

    Her ne kadar biz işin esprili yönlerini açığa çıkarmaya çalışsak ta ciddiyet her zaman yerini ve kendini koruyor..

    Köyler , mahalleler kasabalar ve şehrin kendisi..Her zaman temkinli her zaman  gözü kara her zaman taraftar cesareti..

    Kimin rengi nedir belli olmasa da bu aralar ara geçişte alengirli renkler hakim..

    Eskiden  bir tespih alırlardı ellerine , öyle tatlı bir rekabet ki “şu sana bu bana” verir ..Sen kazanırsan tosun kes, ben kazanırsam  ziyafet vereceğim..Bu güzel muhabbetin üstüne arabaşı içilir gedik yenir güle oynaya gidilirdi seçime..Arada çok büyük husumet varsa araya girilir gerginlik önlenirdi..

    Şimdi bakıyorum da her kafadan bir ses..Yıllar yılı can cana yan yana olanlar birbirinin izine kurşun atıyor..Bin bir türlü manipülasyon.. Kazanmak hırsına neler neler ..Oysaki  her şey gelip geçici. Makam mevki hasılı dünya ..

    Kazanan köyünüz kasabanız şehrimiz olsun..Bu yarışta kalbine yenik düşen MHP Şefaatli adayı , değerli abimiz, eski emniyet müdürü Ahmet Demirel’ i kaybetmenin derin üzüntüsüyle  tüm  camiaya ve kederli ailesine başsağlığı diliyorum..Yeter ki çok kıymetli canları kaybetmeyelim, insanlığımızı unutmayalım insanlıktan çıkmayalım..

    Kara kazan değerlerimizi kaynatamasın.. Bu kutlu yarışta iyi olan kazansın diyor ve cihan padişahı Sultan Süleyman ile sonlandırıyorum..

    “Bu dünya ne sana nede bana kalmaz..

    Sultan Süleyman’a kalmadı böyle hiç bir kitap yazmaz”

  • SAYA GEZDİK..

    SAYA GEZDİK..

    Saya, bir Türkmen geleneğidir..

    Neden bu kadar keskin bir giriş yaptım, merak edenlere , hemen kısaca bir açıklama, bizim saya Avrupa’da cadılar bayramı olmuş çünkü..Onlar kendilerine ait olmayan bu kültürü eğlenceye çevirmişler hatta resmi tatil ilan ediliyor oralarda o gün..

    Biz mi? Her şey gibi onu da unutmuşuz, unutturmuşlar..

    Ama bu kültürün aşığı insanlar  çıkmış   Osman Karaca’da  o güzel insanlardan sadece biri..

    Elimizde Türk sancağı  , kurt koyun kostümleri ve çoban abası ile ” saya gezdik ” inceçayır köyünde..Kapı kapı yağ bulgur topladık , maniler söyledik bereket timsali “tongurdak” çaldık..

    Neredeyse bütün köylü icabet etti gezmeye..Sonrası mı?

    Ziyafet ağızlara layık cinsten..Türküler şiirler  deyişler okundu.. Oldu mu?

    Çok güzel oldu..

    Teşekkürler inceçayır köyü, teşekkürler Osman Karaca..

  • CANAN

    CANAN

    Senmisin adını koyamadığım,

    Gönlümün bağında gül müsün canan?

    Kayıp yıllarımı sayamadığım,

    Kalb gözümde sonsuz çöl müsün canan? ..

     

    Beklerim gönlümün kapısı açık,

    Birazcık delişment, birazcık kaçık..

    Muallak olmadan söyle apaçık,

    Sende bu sevdaya kulmusun canan..

     

    Dayanmaz yüreğim firkatin ağır,

    Sensiz olan her söze olmuşum sağır,

    Kalbinden köprü kur yanına çağır,

    Yoksa sende kuru dalmısın canan

    ..

    Öyle bir gel kaleme hecelerime,

    Yıldız olda sen yağ gecelerime,

    İbreti sevdam ol sen nicelerine,

    Sen kıyıya vuran salmısın canan.

     

    Sevda istiyorsan yürek burada,

    Kuru bir selamın gönder arada,

    Yanacaksa eğer gönlüm çırada,

    Sessiz feryadıma dilmisin canan..

     

    Yüreğin ezberim söze ne gerek,

    Gel bana sende sevdim diyerek,

    Kalbinden bir dirhem mehir vererek,

    Anladım sen acı balmısın canan..

  • SAYA GEZELİM..

    SAYA GEZELİM..

    Bu kültür bizimdir değil ki yaban

    Eksik gedik varmı saya gezelim

    Kuzular tüylendi diyorsa çoban

    Haber verip dosta köye gezelim..

     

    Çanakta pendiri  kûlekte yağı

    Bulguru yarması  samırsak bağı

    İneğân camızın koyunun sağı

    Yetermi  bir bakıp suya gezelim..

     

    Koyunun postundan guru pahlaya

    Güvercin dönüyor yedi tahlaya

    Kış günü kıyamet Allah saklaya

    Düşmeden kalkmadan yaya gezelim..

     

    Pekmezin küpünü  armut çöpünü

    Yaktırır bu soğuk nacak sapını

    Önceden sağlam tut  kerpiç yapını

    Yıkılsa  başlara  niye gezelim..

     

    Koyunun yediği arpadan zağar

    Uğudüp getirin her yere sığar

    Samanı son guzde çetene yığar

    Çok şükür yetiyor diye gezelim..

     

    Atların  önüne verilir kırma

    Gelinler dokuyor işlengi sırma

    Turşu var kelekten kelemden vurma

    Yuha dürüp yiye yiye gezelim…

     

    Kapılar açılsın  gülerken yüzler

    Bulguru çok verin yetisik kızlar

    Yakında erir bak olukta buzlar

    Yok ise bir nasip niye gezelim..

     

    Bin derde devadır müjde pilavı

    Yer iken içini sarar alevi

    Demesin komşular bura dul evi

    Yün çorap giye giye gezelim…

     

    Iğ ile bükülsün yünlerin beli

    Kurulsun köşeye culfalık yeri

    Dökülsün alından emeğin teri

    Kilime desen koya koya gezelim..

     

    Damların üstünde dururdu lòlü

    Kayboldu kilimin yeşili alı

    Cehizlik namazla dokunur halı

    Motifleri ıya ıya gezelim

     

    Efruze diyorki töremiz bizim

    Cok şañsli her yönden yöremiz bizim

    Geçmişi yad etmek çaremiz bizim

    Bundan gayrı saya saya gezelim…

  • KİM DEMİŞ..

    KİM DEMİŞ..

    Karakışa boyun eğmez kardelen
    Menevişler duyamazmış kim demiş
    Öyle yıkıp viran etmez her gelen
    Kuşlar dalda uyumazmış kim demiş..

    Nefsin için yaratılmış imtihan
    Kimleri misafir etmedi bu han
    Sana bahşedilmiş olsa da cihan
    Ecel sana kıyamazmış kim demiş..

    Şükür sofrasında doymazsan eğer
    Tamahkâr ruhuna gör neler sığar
    Gerçeğe kör olmuş feryada sağar
    Sabır taşı kayamazmış kim demiş..

    Dersini almazsan çoğalır yükün
    Kaybolur seninle yüzünde akın
    Bir daha desem de sakın ha sakın
    Şeytan gözü boyamazmış kim demiş..

    Geceden dem vurup gündüze ayan
    Kaybolur nefsinin sesine uyan
    Yalındır bu yollar yürürsün yayan
    Düşünceden cayamazmış kim demiş..

    Kar yağar dışarda hava bulanır
    Toprak beyaz olur tohum sulanır
    Yalanlar var kul boynuna dolanır
    Efruze de diyemezmiş kim demiş ..

  • NE DERSİNİZ?

    NE DERSİNİZ?

    Dillere pelesenk olmuş bir cümle vardır ya her zaman..

    ” Ahh nerde o eski bayramlar” yada “nerde o eski kışlar”.

    Hep eskiyi özler dururuz  ya , derin düşününce şöyle bir , bizde geleceğin eskisi değil miyiz?

    Nerde diye başlayan cümleler bir zaman sonra bizi de soracak..

    Ben hatırlarım meselâ, ortaokul ikinci sınıfın yarıyıl tatilinde köyümde  keyifler yerinde..Güzel bir karne getirmişim  takdir belgeli , evin içinde ki şımarıklığımız dört duvara sığmıyor ve dışarı fırlıyoruz benden yaş olarak büyük  ablam ile , kar yutuyor bizi ve köpeğimiz de bizimle birlikte koşmaya başlıyor, köy odasındaki büyükler bizi izliyorlar ama biz farkında bile  değiliz..Ablam ben ve köpeğimiz koşmaya başlıyoruz harmanlara doğru..Kar soğuk  kimin umurunda..Alabildiğine özgürce koşup kar üstünde taklalar atıp oynuyoruz köpeğimiz ile..Bir müddet sonra yorulup eve dönerken yolumuzu köyden arkadaşlar kesiyor ( onlar bizden cesaret almış olmalı) haydi hep beraber kayalım ..Gübre torbalarına saman doldurup çıkıyoruz tepenin yüzüne ..Bizi gören  geliyor ve sayımız onbeşi buluyor..Ama ne eğlence..Kimisi camdan kızına ördüğü danteli gösteriyor, kimisi işlengiyi.. Bunlar kızların çeyizi olmazsa olmazı idi o zamanlar..

    ” Ya masalı(örgü dantel masadır ) kasıt ya liseli olacak”  gelin kızlar..Yani en az lise mezunu olacak..

    Kimisi Ferdi Tayfur’dan ” başında yok ise sevda yelleri” söylüyor , kimisi , kimisi  ” bir ilkbahar sabahı “..bildiğiniz açık hava konseri alanına dönüşmüştü  emicinin tepe..Sonra ne mi oldu? Köyden bir abi geldi..

    Yaşça bizden büyük..Çok sinirli bir şekilde “kocaya varacak kızlarsınız! Utanmıyor musunuz kızak kaymaya dedi ve kız kardeşlerini aldı gitti..Bizimde tadımız kaçtı moralimiz bozuldu , o günden sonra bir daha da kaymadık..

    Gün geldi her birimiz  evlendik..Dantellerimiz ve çeyizlerimiz serilip sergilendi düğün arifesinde..Her birimiz zamanın kirli çarkına takılıp  savrulduk…Damağımızda o günün tadı  kaldı sadece..Şimdi çocuklarımız kardan korkuyor..Kar onlar için “tatil müjdecisi ” sadece..Dışarı çıkmıyorlar  sanal alemin oyunları onları avutuyor şimdilik..Onların anlatacak bir kar serüvenleri olmayacak..Çocukluklarından bir şey kalmayacak  , son bir kez daha kar bizim yaşanan gerçeğimiz deyip çocuklarımız la karda oynamaya ne dersiniz?

  • BİZDEN NE KALACAK?

    BİZDEN NE KALACAK?

    İnsanoğlu ne gariptir..En büyük gerçeği olan ölümü bir türlü kabul  etmek istemez..Allah’ın bizlere verdiği  en üstün yetenek farkındalık olsa da  bir türlü  yanaşmak istemiyoruz o sonsuzluğa giden limana.Özlediklerimiz oluyor , keşke dediklerimiz, iç geçirdiklerimiz..Yaşadığımız anın  güzelliği yıllar sonra çıkıyor gün yüzüne ..Ya çok  pişman oluyoruz yada derin bir ahh çekip dalıp dalıp  gidiyoruz..

    O güzel anlara dönebilmek için  bir çoğumuz her şeyini feda etmeye hazırda olsa  maalesef zaman geriye dönmüyor işte..Bize bütün bu güzellikleri ya dinlemek yada bir bardak demli çay eşliğinde buğulu gözlerle yâd etmek  kalıyor..

    İşte bu güzelliklerden bir kaç adeti bu gün  beni hem efkarlandırdı hem gülümsetti..

    Böyle soğuk bir kış gününde  köye bir dilenci gelir..Köy odasında yedirirler içirirler  ağırlarlar nede olsa tanrı misafiri..Gün evine giderken akşama doğru  artık herkes evine gitmeye başlar ama misafirin gitmeye niyeti yok! Zaten bir kırıklı soba yada şerbetlik var evde kimsede yatacak sıcak yerde yok!

    Derken iki nüktedan arkadaştan biri  erken davranır hemen lâfı açar..

    -Ömer ağa koca köyde ağayım deyip geziyorsun  , misafiri  ağırlamak sana  düşer bu gece..

    Ömer ağa tereddütsüz hemen verir cevabı,

    -Benim sülalem ağa elbette misafir benim evde ağırlanır, sizin evde pişen öyün de yenmez zaten!!!

    Ömer ağa eve haber gönderir akşama yatılı misafir var diye, hanımı biraz çıkışsa da ” tanrı misafirini geri çevirmek olmaz ..Tamam der büyürsün gelsin..O gün Ömer ağanın evinde saçağı çöreği, eşgili bazlama yapılmıştır..Akşam misafire ikram da edilir ve adam en kuytu odaya açılan  yün döşeğe yatırılır..Oldukça naif yürekli olan evin hanımı Salime hanım derki eşine,

    -herif dilencinin eşşeği üşümesin onu da tandıra bağla  yazık hayvan sabahaca donar yoksa..!

    Yatsı namazından sonra horanta da yerine yatar..

    Sabah ezanıyla birlikte Ömer ağada  uyanır eşine derki

    Salime hatın misafirin karnını doyurup yolcu edelim..

    Salime hatın

    -daha ıhırcık karanlık  derdine noldu? diye çıkışır ama bir saat sonra herkes kendini sofrada bulur..Sohbet muhabbet derken, dilenci derki bacı benim eşşeği  çıkarında ben gideyim artık..

    Salime hatın bir çırpıda aşağı tandır  evine iner Ama, ağzının dolusu kahkaha atıyor halde eşine,

    – herif eşşek gülüyor diye bağırır..

    Eşinin şakacı olduğunu bilen Ömer ağa

    -ısıcakta yattığından ezeleri yumuşamıştır , hadi çıkart hayvanı adam gidecek..

    Kadın  gülüyor ama yineliyor cümleyi ” heriiiif  eşşek gülüyor inanmazsan gel de bak..Ömer ağa ve dilenci aşağı inerler  tandır evine girerler ki, bir de ne görsünler!!!

    Eşşek arka ayaklarının üstüne ateşli tandıra düşmüş ve yanmıştır..Kaslar da geriye çekildiği için eşeğin bütün dişleri dışarı da gülüyor gibi sanki..Evdeki eşeği versek vermişler dilenciye ve böylelikle de göndermişler..Anlatılınca hâlâ gülümseten  bu anılardan  bizler yaşamıyoruz maalesef..Sanal alemde  öldürdüğümüz zaman bizlerin tabutudur aslında..Canlı canlı  diri diri mezara götüren..

  • KIBLESİZ

    KIBLESİZ

    Camiye girerken  etrafı  süzer

    Yemeği  beğenmez hanımı üzer

    Güya  oruçludur ,abdestli gezer

    Namaza dururken esner kıblesiz

     

    Sofraya oturur  besmele bilmez

    Garibin  fakirin  halini  görmez

    Kendinden  başka  kimseyi  sevmez

    Çay  görmüş at gibi kişner kıblesiz

     

    İftara beş kala   ancak  uyanır

    Senin bu  zulmüne canmı  dayanır

    Zavallı ibadet yaptım mı sanır

    Ruhunu küfürle  besler kıblesiz..

     

    Namazdan  niyazdan  muaftır kendi

    Cennete  gidecek öyle   söylendi

    Böyle bir  müslüman  olmaz efendi

    Hayali  huriyle  süsler kıblesiz..

     

    Kul  hakkını  yedin ,hatırı  kırdın

    Yetimi sevmedin sırtına vurdun

    Üç cumada  bir ön safa durdun

    Anayla  bacıyla küsler kıblesiz..

     

    Emanete  benim diyende  sensin

    Yeter ki kazancın bol  olsun gelsin

    Haram  lokma hayır etmez bilesin

    Şimdilik yolunda  işler kıblesiz

     

    Mahşerde  hallerin ne olur bilmem

    Dahada  söyleyip  günaha girmem

    Görürüm  halini,görmezden  gelmem

    Dumanlar  üstünde puslar kıblesiz

  • POŞET SOYHASI

    POŞET SOYHASI

    Alıp da yollara kôtekliyorduh

    Dolabın bôğrüne itekliyorduh

    Ilâzım olurdu  hep saklıyorduh

    Soyhanıza galsın poşet soyhası..

     

    Eskiden  fileler  torbalar vardı

    Kesekâğardi her işe yarardı

    Hâğbe gôzu helâlinden dolardı

    Soyhanıza galsın poşet soyhası

     

    Esgiyen perdeler olurdu torba

    Süzerdik yoğurdu bulardık çorba

    Gözüme bakıyor yetkili zorba

    Soyhanıza galsın poşet soyhası

     

    Bir zaman öncesi her şeyden  ucuz

    Alınız diyerek ediyor taciz

    El arabası var değiliz aciz

    Soyhanıza galsın poşet soyhası

     

    Elimize geçeni toprağa attık

    Böylece en ağır zehiri gattık

    Milli serveti çok heba ettik

    Soyhanıza galsın poşet soyhası

     

    Efruze sen söyle bitsin bu işler

    Unutulur bir zaman sonrada fişler

    Paralı olursa kesmiyor dişler

    Soyhanıza galsın poşet soyhası…

  • ÇOK TEŞEKKÜRLER..

    ÇOK TEŞEKKÜRLER..

    Söz konusu insanlar olunca gerisi teferruattır bu hayatta..

    Korkuları yenmek zaman alır  ama korkunun üstüne gitmezse cesaret ister.. Her ne kadar istenmese de bazı durumlar  yüreğinde insanca duruşu olanların var olduğunu bilmek hepimize derin bir nefes aldırıyor..

    Daha önceki bahsetmiş olduğum olayda gerçekten bir birine yardım eden insanların olmasının memnuniyetini  sizlere anlatamam..  O an ki korku ve panikle kalbimiz yerinden çıktı  adeta..Beynimiz durdu , ..İmdadımıza emniyet güçleri yetişti..Maalesef hava muhalefeti nedeniyle herkes evine gitmek zorunda idi..Polisimiz gelmiş gerekeni yapmış ve zanlıyı kısa süre içinde yakalamıştır..

    Ayrıca  gecenin geç saatlerine kadar bizleri yalnız bırakmayan il emniyet mensuplarına ne kadar teşekkür etsek de azdır..Bizler sizlerin sayesinde evimizde rahat ve huzurlu bir şekilde oturabiliyoruz..Gerek ilimizde gerekse ülke genelinde her türlü  olayda yanımızda ve yaşamımızda olduğunuz  için  çok teşekkürler…

  • BÖYLE GİDERSE…

    BÖYLE GİDERSE…

    Bu hafta sonu yüreğimiz ağzımıza geldi tabiri caizse..

    Bir kadının feryadı ile yırtıldı sanki yer gök..

    İçimizden biri evinde çoluğunda çocuğunda , işinde..Gayet hanımefendi ve naif yürekli bir hanım üstelik..

    İşinden evine dönerken oturduğu apartman önünde bir şahısla karşılaşıyor ve kadınsı bir his ile ürperiyor, sanki içine doğar gibi derhal oradan uzaklaşıyor fakat genç arkasından yetişip onu sözle taciz etmeye başlıyor ve kadın canhıraş bir şekilde bağırıyor  , komşu kadınlar yetişiyor imdadına..Genç ortadan kayboluyor..Hanımefendi suç duyurusunda bulunuyor ama polis ertesi gün ancak gelebiliyor olay yerine..

    Suçlu sapık  genç yakalanıyor sorgulanıyor  akıbet ne oldu kimseler bilmiyor çünkü yaşı henüz reşit değil..

    Bütün  komşular  korku içinde  …Apartman içindeki güvenlik kamerası  her şeyi çekmiş zaten..

    Hanımefendinin yaşadığı korku ve panik bundan  sonra ne onu ne bizleri rahat uyutmayacak. Çünkü  hemen önümüzde bir ortaokul var ve oradaki çocuklar savunmasız  ..

    Anneler bile saldırı alıyorken çocuklarını nasıl korusunlar?

    Daha evvelinde değişik zamanlarda içip kavga eden  insanları  çok gördük ve şikayet  de edildi..

    Ama artık bu büyük bir güvenlik sorunu..

    Hastane caddesi civarında güvenlik önlemi artırılarak alınmalıdır..

    Şehit Abdullah Bozkurt parkında  sivil polis bulunmalıdır..

    Yoksa bu gün bir anneye saldırmaya çalışan hasta zihniyet savunmasız  gördüğü  her şahsa aynı şeyi yapmaya çalışacaktır..

    Can   ve mal güvenliği zafiyeti ortadan kaldırılmalıdır..Evimizin önündeki parka inemez olduk..

    Okul çıkışları sıkı bir şekilde denetlenmelidir…

    Temennimiz kimsenin saçının teline zarar gelmesin..

     

     

  • BABAM GELİYOR AKLIMA..

    BABAM GELİYOR AKLIMA..

    Yüce dağda duman tütse

    Babam geliyor aklıma

    Viran bağda bülbül ötse..

    BABAM geliyor aklıma..

     

    Sözleriydi huzur veren

    Hasreti bitmeyip süren

    Kırgın hallerimi gören

    Babam geliyor aklıma..

     

    Kuran okur halleriyle

    Baldan tatlı dilleriyle

    Şefkat dolu elleriyle

    Babam geliyor aklıma

     

    Ezanlara sesi sinmiş

    Zannetmeyin sızım dinmiş

    Acısı kalbime inmiş

    Babam geliyor aklıma

     

    Ben ki ona doyamadım

    Hasta oldu kıyamadım

    Günlerini sayamadım

    Babam geliyor aklıma

     

    Gerçek aşkın ta kendisi

    Yüreğimin efendisi

    Bu günümün mühendisi

    Babam geliyor aklıma

     

    Nefesine muhtaç oldum

    Gülüşüne hep aç oldum

    Sayesinde güleç oldum

    Babam geliyor aklıma..

     

    Yokluğunun yükü ağır

    Tüm duvarlar olmuş sağır

    Arıyorum bağır çağır

    Babam geliyor aklıma

     

    Çekilmiyor dünya kahrı

    Çaresizlik onun zehri

    İlim irfan sevgi nehri

    Babam geliyor aklıma..

     

    Uykularım bölünüyor

    Bir başına kalınıyor

    Onsuz sessiz ölünüyor

    Babam geliyor aklıma

     

    Acılarım dinmiyorken

    Giden geri dönmüyorken

    Canda hasret sönmüyorken

    Babam geliyor aklıma

     

     

    Yokluğunda yıkıldığım

    Ateşlerde yakıldığım

    Tepe üstü çakıldığım

    Babam geliyor aklıma..

     

    Acısının tarifi zor

    Bazen  duman  bazende kor

    Onu birde  gel bana sor

    Babam geliyor aklıma…

     

    Eridi gözlerin  feri

    Giden artık dönmez geri

    Doldurulmaz onun yeri

    Babam geliyor aklıma..

     

    Efruze’yi öksüz koyan

    Bu gecede halim ayan

    Var mı babasına doyan

    Babam geliyor aklıma

  • ASLAN YATTIĞI YERDEN BELLİ OLDU

    ASLAN YATTIĞI YERDEN BELLİ OLDU

    Gün  geçmiyordu ki yeni bir müjde dayanmasın kapımıza..

    Büyük merak ve heyecanla  bekliyorduk ..Tüm olacakları  Yozgat’ın vitrini gibiydi seçim vaatleri..Büyüğü küçüğü genci yaşlısı alâkadar olanı olmayanı..

    Her gün aynı merakla uyandı neredeyse..

    Bu gün neresi yıkılacak? ..

    Alışkanlıklarından vazgeçmeyen esnafın tepkisi ve çevresinde oluşan   acı pareciler..

    İlk etapta anlaşılmasa da zamanla kendini göstermeye başladı  değişim rüzgârı..

    İşgemdeki esnaf yerinden çıkartıldı  , yerine gerçekten şahane bir park yapıldı..Lakin oradaki esnafın akıbeti merak edilmedi , herkes bir şekilde başının çaresine baktı..

    Mahalle araları  ıslah edildi ve parklar yapıldı, keşke bu parklara  anlık ihtiyaçlara  hitap edebilecek  küçük  büfeler konsa idi..Hem bir kaç aileye geçim kaynağı  hemde özelikle anneler kısa ziyaretlerde buralarda rahat ederdi..

    Konak projeleri Yozgat’ın Yozgatlının yüz akıdır, şehrin akciğeridir bence..

    Her mahalleye bir kaç adette lazım kanımca ..Çünkü sosyal projelerin gözbebeği oldu konaklar ..Görsel güzelliklerinin yanında huzur  ve rahat var..

    Çok büyük  bir konak projesiyle  faal derneklere yer kazandırılabilirdi..Bu konuda en çok mağduriyeti yaşayanlardan biriyim… Isıtmalı duraklar şahane ötesi.. Atıl durumda olan eski sanayi şimdilerde şehrin  Zühre yıldızı oldu parlıyor..

    Biraz cesaret biraz azim..Cumhuriyet meydanının etrafı  beyaz ile  bütünleştirildi..Saat kulesi adeta altın bir gerdanlık gibi süslüyor lise caddesinin başlangıcını..

    Gurbetçiler  geldiğinde bambaşka bir Yozgat buldular  …

    Yerli turistler  değişim karşısında şaşkınlıklarını gizleyemediler..

    Sosyal projelerde Yozgat adeta kültürün başkenti ilan edildi..

    Bir zamanlar Yozgat’ın esemesini bilmeyenler şimdilerde  Yozgat’ın efsanesini dinliyor..

    Bundan sonraki süreçte İnşallah devamı daim olur..

    Tespit edilen eksikler birer birer hayata geçer..

    Yozgatlı artık  arkasına baktırmayacak projeler bekler..

    Yeni dönemde her kim gelirse gelsin işi çok zor ve meşakkatli..

    Yozgat’ın gelişimi  aynı hız  ve ivme ile devam etmek zorunda..

    Gönüllere girmek ise ayrı mevzu..

    Uzun lafın kısası “Arslan yatağından belli oldu “..

    Gönülleri fetih etmek için  Yozgat’ı  çok sevmeniz yeterli , bunu ispat içinse aslan gibi çalışmanız gerek ve şart…

    Kazanan Yozgat olunca kişisel kırgınlıkları bir tarafa bırakmak lazım..Yeni dönemde sesimizi ne kadar duyururuz orasını bilemem lâkin..

    Yozgat’ın değişiminin hızını kesmeyecek katlayarak devam ettirecek yeni adaylarımıza  bol şans ve başarı dilerken,Rabbim  yaptıkları güzel işleri yazılarımıza taşımayı nasip etsin diyorum…

  • NE OLDU SANKİ!..

    NE OLDU SANKİ!..

    Bir ömür sığarken dört mevsim kışa..

    Baharlar geldide ne oldu sanki ..

    Yazılan ne ise gelirmiş başa .

    Falcılar bildide ne oldu sanki…

     

    Sararan yapraktan özünü sordum

    Gülün goncasından  yüzünü sordum

    Ateşten dumandan közünü sordum

    Ellerim bulduda ne oldu sanki…

     

    Kalbimde bir zerre yoktu ki riya

    İçimde korkular geceden ziya

    Olmasın sabahlar bitmesin rûya

    Aynalar  sildi de ne oldu sanki..

     

    Tutuşur  sancılar gökyüzü gebe

    Kıvranır canhıraş beklemez ebe

    Bekle gör yapacak kim kime sobe

    Hışmını saldıda ne oldu sanki…

     

    Uzundur tüm yollar bahane varsa

    Açılır perdeler  saklanan sır sa

    Düzelmez böylece bu devran sürse

    İyi bir kuldu da  ne oldu sanki…

     

    Kilitler  paslanmış  tebessüm açmaz

    Sebepsiz turnalar semâda uçmaz

    Aşk için   sunulan bâdeden içmez

    Özünü bildide ne oldu sanki…

     

    Bir karakalemle yazılır  yazı

    Yaşarken ölünür kesilir hızı

    Bilinmez mezarın bayırı düzü

    Tapuyu aldıda ne oldu sanki..

     

    Oysa bir gülüşle açılır kapı

    Mayası temizse sağlamdır yapı

    Uzaktan bakınca bellidir çapı

    Kefeni boldu da ne oldu sanki..

     

    Efruze düşlerken düşlere yazdı

    Son nefes bitmeden bu işi çözdü

    Kimseyi değil de kendini üzdü..

    Ummana daldı da ne oldu sanki..

  • TABİRİ HER NEYSE…

    TABİRİ HER NEYSE…

    Aslını astarını bilmeden konuşmak , yazmak , çizmek bir konuda  sahih olmayan fetva vermek ve hatta  ” sünnettir” yada dinimizde bu yok” gibilerinden çıkışlarla gündem oluşturmak..Ne kadar kolay  değil mi? Kendi fikrimize uymayanı  haram ilan etmek!!! Arkasında  koskoca bir boşluk var ..Nasıl olsa kimse de bir şey demiyor  ! Kaynak istemiyor! ..

    Bu gün sabah çok değerli bir öğretmenimin bir yazısını okudum, gülsem mi? Ağlasam mı? Bilemedim..

    ACI TEBESSÜM

    Mekke’nin fethinin 11 Ocak olduğuna  öğrencimi inandıramadım.Tarihi,Diyaneti kaynak gösterdim yine inanmadı..

    Diye yazmış sevgili hocam.. Yılların  binlerce öğrenci mezun etmiş  elleri öpülesi hocam..

    1  ocak diye yazdılar internete  , sırf yeni yıl kutlamalarına  rakip olsun diye..Kimse açıpta bir  İslam tarihi  kitabını araştırma gereği bile duymadı. (Arama motoruna)”Mekke’nin Fethi” yazmanızda yeterli..Bir çok kaynaktan okuyabileceğiniz yığınla bilgi..

    Zor gelir degilmi? Kopyala yapıştır  en kolayı   .. Kim oturacak  ta saatlerce Mekke nasıl fethedilmiş? Neden fethedilmiş Mekke için neler feda edilmiş  okuyup  öğrenecek!!

    Biz gâvur adetlerine uymayız ama o gün Mekke fethedildi!!

    Bu kalıp beynimize yerleşecek, üstüne belki bir kaç süslü lâf kondurup servis edilecek önümüze.. Sonra ne olacak biliyor musunuz?

    Ben uymam dediğiniz takvime göre ayarlayacaksınız  hayatınızın akışını..Yeni doğan çocuğunuza o takvimin her hangi bir gününde kimlik çıkarttıracaksınız..Ölseniz o takvimdeki ay gün ve yıl yazılacak mezar taşınıza… Geçenlerde  çok kıymetli işadamı bir ağabeyimle sohbet ettik..Gelmişten geçmişten tarihten..

    Dedi ki, biliyor musun bizim  bu topraklarda Almanlar yaşamamış!! Nasıl  yani  diye hayretle yüzüne bakarken , gülümsedi bana; mezarlarını  buldum.. Küçük  kutular içinde  küller ve üzerinde isimleri künyeleri  yazıyordu.. Şaşkınlığımla birlikte düşünmeye de başladım inceden inceye!..

    Yüzyıllar sonra bizim Türk olduğumuzu  bu toprakların bize ait olduğunu  kim nerden anlayacak?  Bu gün tutunamadığımız şimdiki zaman bizi elbette yutacak!

    Kimin takvimine göre  yaşamış olacağız?

    Öyleyse  kendimize gelme vakti değil midir bu zaman..

    Miladi takvim “on iki hayvanlı Türk” takviminin muadilidir..

    Ve “on iki hayvanlı Türk takvimi” yılı 365 gün 5 saat olarak  tanır..Kusursuz bir şekilde  mevsimleri ve geçişlerini  nitelendirir hayatınızı  sizin için  kolaylaştırır..Bilimselliği kanıtlanmış olan “on iki hayvanlı Türk takviminden” kaç kişi haberdâr sorarım size?

    *On iki hayvanlı Türk takvimi..

    Çin takvimi..

    Hicri takvim..

    Milâdi takvim

    Bırakın şunu bunu kendi takvimimize dönelim..Ki bizden bir şeyler kalsın  gelecek nesillere..Milâdi  takvimle günlük hayatımız  düzenlensin..Hicri takvimle maneviyatımız zamana meydan okusun  ve lâkin..

    Bizimde dünya üzerinde sayılı  olan dört büyük  takvimden birine Türk milleti olarak sahip olduğumuz unutulmasın  unutturulmasın..Bence asıl mesele bu..

  • Yozgatlının günlüğü

    Yozgatlının günlüğü

    Yine  Yozgatlı  gonüm şo  yannıya  savrıldı,

    Dil gırıyım dedimde  yılan gibi gıvrıldı,

    Sizlerde geçen sene bizde  derler bıldırdı,

    İki  adam  görüncük azıtma deller  bizde…

     

    Sufrada  bağdaş  gurar öyünü  sunahlarıh,

    Pendirinen turşuynan bekmezi banahlarıh,

    Loküs lamba altında gışları   gonahlarıh,

    Soğuğu  çoh  yedinmi tozutma  deller  bizde…

     

    Gozelleri  severik sürmeliyse  gözleri,

    Boya  cıla yahışmaz ,pambık  gibi yüzleri,

    Ellisine  varmadan  dutmaz  olur  dizleri,

    Son  kesene  evlatlık,gazıtma  deller  bizde…

     

    Tohat  atmayı bilmek tomsük  yiyen uğunur,

    Beyniyin  bekmeziynen alt goynağen goğonür,

    Yozgat şaplağa  yiyen bir daha der doğonür,

    Dölek  dur  çerliyeçce cozutma deller  bizde…

     

    Yola  düşersen  eğer  yınicek  ahıllıynan,

    Birde  yüreğa yanmış  dili hep gahırlıynan,

    Ömrün heçlenir  gider ,,geçmişi  mekirliynen,

    Önce ahlın  nerdeydi  büzütme  deller  bizde…

     

    Zopaynan adam olmaz biz  lafınan düverik,

    Gişi  iyi islahsa hem  üver  hem  severik,

    Her  işten  gaytaransa bizde  olur  geberik,

    Elalemin  onünde cıvzıtma  deller  bizde…

     

    Gışımız uzun  olur ekmek  gevredir  yerik,

    Arabaşı oldummu haşat olur  severik

    Bizlerde atıştırma  bir  gavırga bir  hedik,

    İlk ahşamdan yatana dımıtma deller bizde…

     

    Avratları  heç sorman aşamaca yatallar

    Horanta toplaştımı kesme aşı  katallar

    Taze   gelin  varısa arhasından  atallar

    Kele şo gure  gibi gırıtma  deller bizde

     

    Yar  olmah  golay  değil  Bozoğun gızlarına

    Sinirden köpürüncük nur  doğar yüzlerine

    Ismarıcı unutsan daş bağlar  sözlerine

    Dış  gapının iti gibi sorutma deller  bizde…

  • İNSANIMIZ NE GÜZEL..

    İNSANIMIZ NE GÜZEL..

    Hep gururla anlattığım paylaştığım yüreği cefakâr ruhu vefakâr bedeni fedakâr benim güzel insanım.. Yaşadığı güzelliği farkında olmayan oluncada yanakları al al olan elleri öpülesi insanlarımız..Zaman zaman hatıratlardan taşan ve ilk günkü güzelliğini hep koruyan  mis kokulu anılarla hep buram buram hasret tüten insanlarımız.. Biraz da kendimiz deyip gülümsemeye ne dersiniz?

    Daha gencecik fidandır çanakçı osman yıl 1950 lilerde..Hayata olan bağı coşkusu onun her halini sevimli kılmaya yetiyor da artıyordur belkide o zamanlar..Güz gelip harman hasıl kalkıpta düğün dernek kurulduğu zaman elinden halay mendili düşmezmiş bizim Çanakçı’nın..Delikanın coşkusu ne yokluk dinler ne başka bir şey..

    İşte böyle bir zamanda  düğün dernek kurulur köyde, davul koygun koygun çalarken minareden hoca çağırmaya başlar..

    -Gonşulaaaar camimize şıh geldi vaaz edecek herkeşi camiye bekliyooohh..

    Bunu duyan genci yaşlısı kadını kızı camiye koşar ve aralarında  Çanahçı Osman’da vardır..Erken gitmiştir ve hemen şıhın karşınına ilk safa ayaklarını altına alıp oturmuştur..Derken cami dolar ve köyün ağası zengini Nuri ağada tam Çanakçı Osman’ın arkasındaki safa düşer..Kendince bozulmuştur bu işe koskoca ağa nasıl olurda tüysüz yetim Çanakçı ‘nın  arkasında oturur ama yapacaksa fazla bir şey yoktur..

    Şıh vaaz verir dinlerler büyük hûşû içinde..Sıra gelir zikir çekmeye..Şıh elindeki def ile başlar Ya Allah , Ya Hayy..

    Bütün camii yıkılıyor herkes o semavi havayı soluyor..Bizim Nuri ağa yenememiş kendini,

    – Ula çanahçııı ayağandaaa çorabın altı yooooh , sen niye ağanın önünde oturup zikir cekiyoooooonnn  gah ordaaaaaannn  Haaaayyyyy..

    Çanahçı duymuş ağayı  ,

    – Nuri ağa hatirine dağariiiim haaayyyy

    Nuri ağa hatirine dağarim haaaaayyyyy…

    Köylü camiden çıkmış doğru düğün evine yemeğe..Çanakçı osman hizmet etmiş misafire..Köyün gençleri Garâlinin dama toplaşıp ” çalatlının kızları hârede gider bopbili” deyi nasıl ağarlamaya başlarsa Çanakçı Osman durur mu? Koşmuş gitmiş halayın başını tutmuş..

    “Yozgat yolu varmola

    Aman minaresi darmola

    Mapislere af gelmiş

    Aman acep aslı varmola”

    Derken iyice hızlanan halay ve gençler tam seyirlikmiş…Çanahcı Osman

    -“vur usta vur bizim havalardan vur ” deyince de , zurnacı başlamış   halayın en koygununu çalmaya :

    ” Dam üstünde su durur

    Oğlan mendil yudurur

    Oğlan cahil kız cahil

    Şimdi bunlar kudurur

    Hop ritti ritti

    Altınlarım yitti

    Altınları ararken küpelerim yitti”..

    Çanakçi osman o kadar hararetli oynar ki oyunu olduğu yerde zıplarken toprak dam delinir ve aşağıya düşer, elinde mendil sallamaktadir, arkadaşlar ben iyiyim siz devam edin!!

    Zaman zuhur olur Canahçı osman a belediyede bir iş verilir  ..Yozgat merkeze yerleşir ama onun tertemiz bir insan olduğunun herkes farkındadır çok sevilen sayılan  biridir  artık..Evinde inekleri vardır o zaman ve o inekleri her defasında kaybeder   ama ya bir yerlerden çıkar gelir hayvanlar yada birileri görür ya getirir ya haber verirmiş..Yine böyle soğuk bir günde hayvanlar şu içsinler diye dışarı bırakılır  Şekerpınardan.. Bir süre sonra hayvanlar dönmeyince osman emmi telaş eder , arar tarar inekler yok.. Sağa sola derken kendini çarşıda bulur ve bir anda geçen arabanın önünde bulur  kendisini..Aracın içindeki Yozgat valisidir, hemen toparlar kendini Çanakçı osman,

    – sayın valim benim inekleri kaybettim siz gördünüz mü?..

    Vali bey gülümser ve derki,

    -saat kulesinin önünden çamlığı doğru gidiyordu az önce senin inekler..

    Canahçı osman gider ki gerçekten valinin tarif ettiği yerdedir inekler..

    Eve yeni televizyon alınmış fakat kimse okuma yazma bilmiyor  ..Evin küçük kızı henüz ilkokul bire gidiyormuş..İçinden çıkan kitabı tutuşturmuşlar  eline ..

    -Oku kızım ne yazıyor?

    Çocuk harfleri yan yana getirmiş ve demiş ki,

    Anneee klaüzü okuyun yazıyor!!

    Aile her tv yi açarken guleüzûleri okuyor ve öyle açıyormuş televizyonu..Evin dedesi ise,gavır icadı ne diyorlar emme herif inançlıymış vesselâm..Bu böyle aylarca devam etmiş ..Ramazanlık günde  imami davet etmişler yemeğe ve imamda gelmiş..Durun demiş dede bu gun ki duayı imam efendi etsin ..Duruma şaşırsa da imam okumuş  Nas ve Felağı

    sonra tv açılmış..Merakını yenemeyen imam sormuş neden tv açılırken dua okuyorsunuz?

    Dede kitapta öyle yazıyor hocam demiş..

    İmam kitabı eline alsaki  “kullanma klavuzu “.. Durumu anlasa da ses etmemiş kimseye..Çocuk okumayı sökünce okumuş ki “kullanma klavuzu “…

    Gülüşmüşler  duruma bir zaman..

    Allah böyle güzel insanları başımızdan ömrümüzden eksik etmesin..

    Yeni yılınız kutlu olsun..

     

  • GARDAŞ

    GARDAŞ

    Yeni yıl bu, yeni umut getirsin,

    Her şerri kötüden bilmeyin gardaş !

    Dilerim ki savaşları bitirsin,

    Alaylı alaylı gülmeyin gardaş !

     

    Bir düşünün, hayat size ne verdi,

    Dünyalık nimetler insanın derdi.

    Kime sorsan aynı şeyi söylerdii

    Bu dünya tatlıysa ölmeyin gardaş !

     

    Sözümün yekunu insan içindir,

    Sen de söyle, adamlığı geçindir !

    Bir yerde aç varsa senin suçundur,

    Kimseyi cimriden bilmeyin gardaş !

     

    Nefsinin gözleri olmuşken şaşı,

    Kim bilir nimeti helalden aşı?

    Önce kendin ile bitir savaşı,

    B/edeni cenklere salmayın gardaş !

     

    Haklı iken Hakk’a eğilse boyun,

    Ne haksızlık kalır ne de bir oyun.

    Nifak ekmeğini yerken her öğün,

    G/usulsüz abdesti almayın gardaş !

     

    Efruze’yim, mutlu yıllar dilerim,

    Haine hadsize şiir bilerim,

    Tutamam kendimi çok da gülerim,

    Tavsiyem; ben gibi d/olmayın gardaş !

  • YAKINDAN MANZARALAR..

    YAKINDAN MANZARALAR..

    Derdimiz Yozgat olunca söyleyecek te çok şeylerimiz oluyor..Buğusu üzerinde şiirlerle sesleniyorum bazen bazende  zülfüyâre dokunup iğneler ve çuvaldızlarla Yozgat için bir çıkış arıyorum..Dedim ya derdim Yozgat..

    Hani şu soğuk havası insanın ruhuna antidepresan etkisi yapan..

    Hani ilkbaharında çam çiçek kokusuyla nefesimizi yıkayan..

    Tozlu yolları merhem çamuru çimeni sevenine ilham olan Yozgat..

    Şimdilerde gelecek vaad eden ne doğu ne batı ne kuzey ne güney tamda sınırları itibariyle Türkiye’nin kalbi seveninin vazgeçilmezi Yozgat..Bu güne kadar bir çok alanda ihmâl edilmiş ama değerleriyle fark yaratan Yozgat..Canınız mı sıkkın  ellerinizi ceplerinize koyup şöyle bir  dolaştığınızda sokaklarını insanı değerlerinizi size hatırlatan bir hatırat şehridir Yozgat..Hıc tanımadığınız bir sofrada başkösenin size ait olduğunu bildiğiniz bir bardak sıcak çay ile demlendiginiz huzurun şehridir Yozgat..

    Son zamanlarda açılım sürecine girmiş üniversitesi ile onbinleri bağrına basmış şehirdir Yozgat..Kendi yağıyla kavrulurken Suriyeli ye Iraklı’ya kapılarını açmış aynen de sünneti  seniyyedeki tarif üzere yarım ekmeğini bölüşmüstür muhtaç kardeşiyle..

    Güzel şehrime ışıltılı sokak lambaları  geceleri  yanar döner  cadde ışıkları  çok yakışsada aslında en çok yakışan Yozgat’lının kaybetmediği özüdür..

    Şimdilerde diğer şehirlerden gelip te ” Yozgat’ta şunlar da eksik denilmiyor ” Çünki bu şehircilik anlayışımız değişti bir çok alanda..

    Yozgat ‘ta bir çok eksikte var fazlada..En büyük eksik eğitim alanında  benim için..

    Çok güzel çok modern okullar yapılıyor  ama

    Yozgat’ta  bir “spor lisesi” yok hemde gureşçileriyle değil ülkede dünyada gündem olmuş bir şehir olarak..

    “Sosyal bilimler” lisesi de yok..

    Ve daha bir çok eksiğimiz var bunlar ivedi olanlar..

    Dile getireceğimiz bir çok eksikten en önemlisi bunlar..Çocuklarımızı alanlarına göre  yönlendirmek mühim olanı, sosyal zekası çok iyi olupta alanın dışında  heder olmasın yavrularımız..Spor kaabiliyeti olupta çevre şehirlere gitmesin yavrularımız ..Bu konuda en büyük mağduriyeti kız çocuklarımız yaşıyor  maalesef gönderilmiyorlar ..Ailelerde kendince haklı gerekçelerle savunsa da olan yine yavrularımıza oluyor..Geleceğimizin teminatı çocuklarımıza  ve güzel şehrimize yakışanı yapmak muhatabının bunları talep etmek ise bizim görevimizdir..