Yazar: Songül Yurdagül Aksoy

  • TELEFON

    TELEFON

    Yeni elbiseyle volta vururken

    Kızılayın ortasında gitti telefon

    Gıcır gravatla selam dururken

    Bir anda yok oldu yitti telefon

     

    Duamın üstüne dua ekledim

    Baktım ki çalınmış biraz tekledim

    Çantayı, şapkayı cebi yokladım

    Gözleri uykudan etti telefon

     

    Vitrinde görünce vuruldum ona

    Eski telefona getirdim kuma

    Eskide hiç fena değildi ama

    Bağıra bağıra gitti telefon

     

    Bilseniz onunla  neler etmedim

    Aşkımdan sabahaca yatmadım

    Kuyruk takıp bir ucundan tutmadım

    Beni yarı yolda sattı telefon

     

    Efkar bastı tuttum türkü söyledim

    Kabenin önünde selfi eyledim

    Vicdansız hırsız sana neyledim

    Giderken son bir kez öttü telefon

     

    Benden önce kalkıp ezan okurdu

    Bildirim gelince eder fokurtu

    Niye üzdünüz ki bu yaşlı kurdu

    Ayakta yol üstü dürttü telefon

     

    Ebuzer hocada bir daha almaz

    Ulusta yürürken hayale dalmaz

    Hiç biri sen gibi ciğerden çalmaz

    Varımı yoğumu sattı telefon

     

    Efruzeyim şimdi düştün dilime

    Kabeyi tavafta aldın eline

    Sana da layıktır şu son kelime

    Üç  harfli gibi mi çarptı telefon

  • YOZGATLININ DİYETİ

    YOZGATLININ DİYETİ

    Her şeye zam geldi yapayım diyet

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

    Mide küçültmeye eyledim niyet

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

     

    Artık ğüç yetmiyor kasapta ete

    Dolar hesabından zamlı peçete

    Babayın hayrına yaz bir reçete

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

     

    Salça pahalandı uzak duruyom

    Yağ düşecek diye hayal kuruyom

    Uzman sensin diye sana soruyom

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

     

    Çoğalıyor derdi derde ekliyom

    her ay başı borçlanıyom tekliyom

    Beleş diye madımağı bekliyom

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

     

    Meyvelerin bakılmıyor yüzüne

    Fiat yüksek görünüyor gözüne

    itimat ederim senin sözüne

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

     

    Hayal oldu peynir zeytinin tadı

    Pastırmanın ancak edilir yadı

    Yirmi milyon olmuş tavuğun budu

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

     

    Cevizin bademin burnu havada

    Yumurtalar isyan eder tavada

    Ucuz bir perhiz ver ozan murada

    Ne yiyeyim canan karatay bacı

     

    M.E

    Ozan Murat Erciyas’ın “cevap ver” şiirine cevabım :Diyet

    Sabah kahvaltıdan önce ılık su

    Bolcana içipte doyun doğrusu

    Hergün bir iki koyunun kuzusu

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

     

    Bahçeden toplayıp bolca yeşillik

    Ahırın yanına yapıver pinnik

    Horozlar tavuklar evlere şenlik

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

     

    Inek camız besle taze otunan

    Dağ bayır gezsene doru atınan

    Hafif ara öğün beyaz etinen

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

     

    Elma armut kiraz dalda kurudu

    Ağaçların gövdeleri çürüdü

    Kuyruk  yağı sızgıt oldu eridi

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

     

    Çanak pendiriynen bulgur bulamaç

    Diyette sağlıktır en büyük amaç

    Dokuz yumurtayla pekmezli omaç

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

     

    Bahçeyi bağları kökten söktünüz

    Sofrada taze öyüne çöktünüz

    Fazlalık yemeği  çöpe döktünüz

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

     

    Kışlık hazınları  kimse bilmiyor

    Tuŕşuya domates kelek dilmiyor

    Pancarı peziği kimse almıyor

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

     

    Efruze canana candan selamlar

    Diyetin diyetci dilinden anlar

    Kapıda yeşeren taze susamlar

    Yenmelidir ozan Murat Erciyas

  • EVLADA ÖĞÜT..

    EVLADA ÖĞÜT..

    Atadan, öteden öğüdümüz var

    Meclis te fikirden kaçandan olma

    Geçmiş sözün söyleyen ne hükmü var

    Gereksiz lafları açandan olma

     

    Kıymet veren olma, haddi bilmeze

    Nefret denen kiri, kalpten silmeze

    Yoldan çıkan, doğru yola gelmeze

    İman leke tutmaz, saçandan olma

     

    Mizanı tartmaya yetmez terazi

    Sevgi ye tarla yok, olmaz arazi

    Ne şehit olursun, ne de bir gazi

    Neden cevap ver niçinden olma

     

    Mizan Hak ölçüsü, ölçmez her kişi

    Sevgiden mahrumun, yürümez işi

    Haramsa lokması, kesmezmiş dişi

    Mal için halinden geçenden olma

     

    Selam ile doğru yoldan ayrılma

    Kul hakkıyla gelme sakın kayrılma

    Hak yiyenler sofrasında doyrulma

    Sonra kanatlanıp, uçandan olma

     

    Selama baş eğer, yoldan giderim

    Kul hakkı yiyene, bühtan ederim

    Helal lokma yerim hesap öderim

    Sırtında yükünle göçenden olma

     

    Dostun ayağına değmesin taşın

    Doğruluk ateşinde pişerken aşın

    Sevgiyle kaşıkla, ağrımaz başın

    Tohum ol dane ol koçandan olma

     

    Doğruluk ateşi, yakmazmış derler

    Nur-u göz, ah ile akmazmış derler

    Ovaya yıldırım, çakmazmış derler

    Ölçmeden kumaşı biçenden olma

     

    Hakk’a ram ol, Hak’la götür işini

    Sabreyle, duayla pişir aşını

    İşine gelenin çekme fişini

    Sırrını ellere açandan olma.

     

    Dosta el veren ol, düşmanı sevme

    Zalimden el alma, nedensiz övme

    Var gönül eri ol, mazlumu dövme

    Kan haram mümine içenden olma

     

    Geçmişte yaşanan geçmişte kalır

    Açılır sayfalar ah aldım sanır

    Belki de sıkılır belki utanır

    El verme düşmana saçından olma

     

     

     

    Geçmişte kalanlar kalsın, aldırma

    Ah yükü ağırdır, boş ver kaldırma

    Cenaze evinde, cümbüş çaldırma

    Dikkat et gâvurun haçından olma

     

    Nereye bakarsan onu görürsün

    Belki de eğri yolda yürürsün

    Sağını solunu düşman bürürsün

    İnsanı insandan seçenden olma

     

    Kalp gözü bakınca görür gerçeği

    Firdevs-i dağlardan toplar çiçeği

    Mukim ol, sadık ol, açma leçeyi

    S/imana sahip ol peçenden olma

     

    Derdini söylerken toprağa taşa

    Anlatki değsin döktüğün yaşa

    Kimsenin elinde sen olma maşa

    Dosta yanlış değer biçenden olma

     

    Derdini hak bilsin söyleme boşa

    Biz maşa olmadık, olmayız haşa

    Topu at pas atma, sakın sarhoşa

    Çizgiye dikkat et, taçından olma

  • HATA KİMDE..

    HATA KİMDE..

    Şu soğuk günlerde Yozgat gündemi fokur fokur kaynasa da gündemin  içinde olan bizlere de çok hızlı  ve anlaşılır  davranışlar sergilemek düşüyor..Hafta sonunda belediye başkanımız sayın Kazım Arslan’ın yıl sonu değerlendirme toplantısına icabet ettim , halka açık bir toplantı idi ve  bir gazeteci süzgeciyle baktım anlatılanlara  , gerçekten Yozgat’a yeni bir ivme kazandırdı sayın  başkan  ve ekibi ..Geri dönüşü yok gibi görünüyor olsa da burada asıl talep elbette insanımızın..Dikkatimi çeken en önemli nokta üç köyün mahalle statüsüne geçmiş olması ve buraların imar planlarının yapılmış olduğunun açıklanmasıdır..Bence de gerekli idi batıya doğru açılmak ise  bir duruşun ifadesidir zannımca..Doğuya doğru havaalanı ve ikinci organize hayata geçecek..Yaşam alanlarıyla iş ve ulaşım sahası birbirinden ayrılacak  ve kimse rahatsız olmayacak..Buraya kadar gerçekten ayakta alkışlanacak çok güzel vizyonu geniş açılımlar  bunlar ki öylede oldu sayın başkanı ve ekibini ayakta alkışladı tüm salon..

    Diyorum ya hayat tesadüflerden nasibini her zaman fazlasıyla alıyor, yeğenimizin rahatsızlığı sebebiyle BOZOK araştırma ve uygulama hastanesine hasta ziyaretine gittim bir gün öncesi akşam..Yoğun bakım önünde feryat figan insanlar vardı..Sebebini sorunca bir kez daha çok üzüldüm..Akdağmadeni’nden gelen bir hanım kardeşimiz önce şehir hastanesine gider oradan da Bozok araştırma ve uygulama hastanesine sevk edilir..Zamanla yarışta o zaman başlar.. Yetişemeyeceğim kaygısıyla  bir ticari taksiye biner ve yola revan olur..Eski hastaneyi geçince de panikler ve kendisini hareket halindeki taksiden aşağı atar.. Başı refüje çarpmış ve ağar yaralanmış..Dün ise yaşam savaşını kaybetti bu kardeşimiz, Allah’tan rahmet dilerken , aklıma şu sorularda takılmadı değil..

    Acaba yeni hastaneye taşınıldığı ve yeni hastanenin yerinin belirtildiği  afişler yapılıp  halk bilgilendirilemez miydi?

    Şehir hastanesinin açılışı kadar görkemli bir açılışla halkın dikkati buraya çekilemez miydi?

    Her konuda yardım etsin diye şehir hastanesinde görevli  olan hostes arkadaşlarla bilgi vermek amaçlı bir ” Bozok Araştırma hastanesi ” bilgilendirme kolu oluşturulabilir ..

    Ayrıca bu olayın bir de sosyal boyutu var ..Ekmeğinin davasında olan taksici esnaf ne yapsın? Varsa bir ihmal elbet çıkar  meydana..Ama her gün televizyonlarda izlediğimiz olaylar mı bozdu sinirlerimizi orası  muamma..Tek gerçek  şifa arayan kadının  evine ölü dönmesidir..Eğer önlem alınmazsa  bu gibi olaylar kaçınılmaz görünüyor..Yinede son olması dileğimle aileye başsağlığı ve sabır diliyorum…

  • SIRACALI

    SIRACALI

    Un seklemi gibi yerinden gahmaz

    Aldırış etmez gafaya dahmaz

    Erinir gahıpda bi işe bahmaz

    namını aleme sal sıracalı

     

    Düğünde dernekte haleyi çeker

    Birin yanına bin yalan eker

    Lafınan koye gökdelen diker

    eviyin hezeni dal sıracalı

     

    Dizinin dibinde otursan gahman

    gapadın gozünü dünyaya bahman

    sen bu öpcelikden Vallaha bıhman

    Lafın pendir dağal bal sıracalı

     

    Okuzun damında okuzu yedin

    elinen bir oldun gormedim dedin

    tandırda bişmezde gartalmış etin

    cehennemin dibinde kal sıracalı

     

    Gapı gapı gezdın gün aşam oldu

    Minderde oturan yerini buldu

    sufrada has köşe hep sana galdı

    Gaşıh değil çömçeyle dal sıracalı

     

    Yediğin ekmekler gözüne dursun

    od deyi tuutuğun elinde galsın

    sana ne deyim ocağan yansın

    Garıyın lakabı dul sıracalı

     

    Gendini bağanir kimseye dahmaz

    Cürmünü görseniz it bile bahmaz

    Herkeşler gülerde kaşını yıhmaz

    Gutlu gundah sarmış döl sıracalı

     

    Bi görsen yanına tütsüynen varın

    Dünde acıdın tez olacak yarın

    Senin dağlarına yağmazmı garın

    Mayan bozuh dutmaz göl sıracalı

     

    Mar eşşeğa gibi anırır durur

    İnne yemiş itinen geçimmi olur

    Üsdüne su serpsen zahar gudurur

    Hasiyetin herkeşe pul sıracalı

     

    Öteden bahsan adam bellersin

    Gapısına çoban duruyum dersin

    İsderse çatlasın,isder gebersin

    Guyruğuna dahdım zil sıracalı

  • EY !… NEBİ

    EY !… NEBİ

    Sen yoktun ya ey nebi,şu kainat öksüzdü
    Sen yoktun ya ey nebi gökte güneş köksüzdü

    Sen idin varlığında anlama mana katan
    Onsekizbin alemi aşkı için ağlatan

    O kutlu gelişinle arşı-alem uyandı
    Gül yüzlüm senin ile gökte hilal nurlandı

    Oysa ki yetimdin sen; ey güllerin yetimi
    Alnında nurdan mühür insanlığın hatimi

    Kanat çırptı melekler gelişin müjdelendi
    Serildi putlar yere alem nura belendi

    Daha çocukluğunda bereketti nefesin
    Parlayan bir yıldızdın huzur verirdi sesin

    Henüz yirmibeşinde el emin dendi sana
    Çoktan teslim olmuştun var ve bir ALLAH’A

    Her güzellik sendeydi yaşayan efsaneydin
    Alem vurgundu sana çünkisen birtaneydin

    Önce Hatice annem gördü sendeki nuru
    Sevmek mi terddütsüz,sorulmaz hiçbir soru

    Baştan ayağa ihlas hira dağı mekanın
    Cebrail sana geldi dili sustu o dağın

    Öyle muhteşemdiki gelişi cebrailin
    Örtün beni örtün beni,tutuldu sanki dilin

    İlk vahiyin gelişi aşkın işte böylesi
    İşte onda riya yok Haticeydi ümmeti

    Ali geldi yanına daha o bir çocuktu
    Aslan yürekli ali sözleri tomurcuktu

    Ne güzel bir ahlaktı ne güzel bir edepti
    Güllerin efendisi güller içinde tekti

    Sevildikçe çoğaldı,çoğaldıkça sevildi
    Ya Muhammet Mustafa sana cennet verildi

    Ashab-ı kiram gibi sana yansa yürekler
    Semada huşu ile sevap yazsa melekler

    Düşmanlarında vardı cahiliye düşmandı
    Sana iman etmeyen halinden çok pişmandı

    Güvercin yüreğinde ağlar ördü örümcek
    Onsekizbin alemde Muhammet ölmeyecek

    İmanın ne güzeldi ibadetin ne güzel
    Ümmetiyin sevgisi işte o sana özel

    Seni yürekten seven seni bulur dediler
    Gel gör ki ey Rasulüm ağlıyor seccadeler

    Nifak tohumları var satılmış ruhaniyet
    Gösterişten öteye gidemiyor ibadet

    Kurtaracak gene sen cehennemin narından
    Bir tek ayete bile ihlasla imanımdan

    Ayırma bizi Yarab Muhammed’in yolundan
    Bir zerrecik ışık ver o yüce Kuran’ından

    Tek senin varlığında mana buldu alemler
    Yazmaya takat yetmez tükeniyor kalemler

    Şahitlik ederiz ki birdir ve tektir ALLAH
    Lailahe İllallah Muhammedün Rasulallah

    Hayırlı nurlu cumalar , bu güzel günün feyzi ve bereketi üzerinize olsun..

  • YOZGATA BAKIN HELE

    YOZGATA BAKIN HELE

    Kısa bir  bilgi ile başlıyorum söze..Filler nasıl eğitilir bilirmisiniz?Henüz yeni doğan fil yavrusu alınır  , ayagindan bir pranga ile demir bir kapıya bağlanır ve o küçük yavru her yürümek istedikçe  pranga onu engeller ..Zamanla büyüyen fil yavrusu  her adım atmak istediğinde pranga var zanneder ayağında ve cesareti kırılır,istese o demir kapı ve bağlı olduğu  o prangayı yerinden sökecek hale güce  gelse bile bunun farkına  varmaz varamaz..Insanlarında onlardan istedigi budur zaten..

    Sözü nereye getirmek istediğim  anlaşıldı umarım..

    Yıllarca Yozgat cezalı diye insanları  aslı olmayan bir safsataya inandıranlarda da aynı yöntem değil mi?

    Gelişemeyen kendini ifade edemeyen hattâ  köy şehir diye nitelendirilen şehrin  vurgun yemiş sevdalılarıyız biz..

    Ekmeği helâldir insanı merttir , üç kişi bir araya gelse,kişilerden  ikisi ya akraba çıkar  yada tanıdık..

    Bir çokları coğrafi konumunu bahane etsede   , işin  en acı tarafı ise verilen göçün beyin göçü olmasıdır.. Okumuş insanıyla devletin beynine yerleşen Yozgat  maalesef özlemlerin şehri olmaktan öteye de gidemiyor..Bayramlarda sehrin nüfusu ikiye üçe katlanıyor ama sonrası yok..

    Daha bir ay evvelinde bir akşam vakti yirmi kişilik bir gezi grubuna denk geldim , dar akşam derler ya aynen o vakit..Kısa bir tanışma faslının ardından  “başçavuş camiine” gitmek istediklerini söylediler,  ben rehber oldum kendilerine  ve kısa bir tur yaptık kendileriyle..Hayretler içinde  kaldılar  desem yeridir gördükleri  karşısında..Çok şaşırdıklarını ifade eden cümleler havalarda uçuştu..Camileri konakları  çamlığı  gezdirdim onlara ..Daha önce burada babasının görevi nedeniyle kalan biri var idi aralarında  kadın göz yaşlarını tutamadı   , ve benim Yozgat’ın değişen yüzünü göstermeye ancak bu kadar vaktim olabildi..

    Demek ki istenirse yapılıyormuş..Ceza falanda hikâye..

    Bundan sonraki süreçte  her kim olursa olsun  bu şehrin mührünü teslim alacak olan , bilmeli ki hep ileri taşımak zorunda Yozgat’ı ..Çünki  bizim insanımız  her şeyin  en güzeline layık..

    Çünki  bizim insanımızın  dayanıklılık gibi bir gücü  var..

    Çunki bizim insanımız  yapılanı  ve yapanı asla unutmaz..

     

    Kokla toprağını yolun düşerse

    Çakıl taşları bile incitmez seni

    Neden diye aklına sual gelirse

    Taşı toprağıda başka Yozgat’ın

     

    Yolunun üstünde gelincik açmış

    Al kızıl rengini dört yana saçmış

    Zannetme bülbülün neşesi kaçmış

    Goncasıda gülüde başka Yozgat’ın

     

    Çamlıkta alırsın temiz havayı

    Bırakta ciğerin kapsın o payı

    Sanmaki gördüm ben fırtınayı

    Rüzgârı yelide başka Yozgat’ın

     

    Sürmelimden tanırsın guzellerini

    Çeken bilir surmelinin derdini

    Gözlerin dolduysa tutma kendini

    Yokuşları belide başka Yozgat’ın

     

    Songül Yurdagül EFRUZE

  • Siyah kurdela..

    Siyah kurdela..

    Bazı acıların tarifi yoktur, sebebi vardır, çaresizliği vardır, konuşanı vardır, susanı vardır ,ağlayanı vardır ve hattâ hiç tasvip etmememize rağmen güleni akıl yürüteni ve suçlayanı vardır..

    Daha geçen  hafta çok büyük bir acıyla kahroldu şehrimiz,ahlar vahlar tühler havalarda  uçuştu..Çünkü  gariban bir ailenin iki oğlundan biri olan Atakan bebek evde çıkan yangında dumandan zehirlenerek hayatını kaybetti.. Geride yarı yanmış vaziyette boş bir beşik ve naylon terlikleri kalmıştı.. Bizde herkes gibi medyadan izledik maalesef.. Henüz birinci sınıfa giden oğlunu okuldan almak için çıkmıştı anne evden.. Akşamın karanlığında küçücük bedeni  yorulan çocuğunu okuldan almasınmıydı?

    Yozgatın coğrafi konumu belli o yokuşu nasıl çıksın o yavrucak annesi çantasını taşımasınmıydı?

    Havalar çok soğuk zemheri nefesleri keserken sobasını yakıp evini ısıtmasamıydı?

    Atakan bebeğin uyku saatini hiçe sayıp elinden tutup onuda bu soğukta perişan mı etseydi?

    Hasta olsa doktora götürecek ilaç parası yok!!

    Ve bir annenin çaresizliği? Hangisinden vazgeçsin yokluğun sınırlarını nereye kadar zorlasın?

    “Anne ise bakacak! “gibi ünlemli cümlelerle ahkâm kesmek kolay!Hangi anne çocuğuna zarar verir yada verdirir ki?  Atakan’ın küçük bedeni yakışmadı musalla taşına..Aileye bir çok yardım eli uzandı lakin, geriye getirir mi Atakan’ı ?

    İşin en acı tarafı ise bu memlekette yüzlerce aday Atakan var!!Okul önlerinde bekleyen annelere hiç denk geldiniz mi?

    Acaba orada beklerken evde ne gibi bir felakatle karşılaşacak acaba hangi birinin garantisi var..

    Diyelim ki gelmesin anneler okul önlerine..

    Maalesef çocukların neye denk gelecekleride meçhul.. Sokaklarda sokak hayvanlarının  başı boş ve en büyük  tehlikelerden biri bu..

    Bozulan toplumsal yapımızda kimseye güvenilmez oldu yolda kime neye denk gelineceğide meçhul..Sapığı var hırsızı var, gerisini tahmin etmek çokta zor değil..

    İşte tamda bu yüzden anneler almaya gidiyor yavrularını..Küçük Atakan’lar bu yüzden evde uyutulupta gidiliyor okul önlerine.. Kimse anneyse bırakmasaydı demesin kısaca.. Ayrıca yeni facialara önlem alınmalı fikrimce, meselâ; durumu olmayan ögrenciler tespit edilip ki eminim yüzlerce çıkar bir okuldan okul önlerine belediye otobüs seferi koysun ücretsiz, kart sistemi getirilebilir öğrenci tespit edilir, kart çıkartılır iki bakıcı himayesinde öğrenciler evlerine güven içinde kavuşur.. Yine parklarda küçük konaklar inşa edilip “emanet çocuk kreşleri “ sistemine geçilmelidir..Parka gelen çocuğun isteğe  göre kaydı alınıp bakıcılar gözetiminde parkta oynamasına izin verilmelidir..Böyle bir durumda anne evinde işini yapabilir, işe gidebilir kendine ve topluma daha faydalı bir hale gelebilir..Bizim kendi çözümlerimize ihtiyacımız var, geleneksel yöntemler tüm şartları zorluyor, olan Atakan bebeklere oluyor..

    Üzüntümüz çözüme dönüşsün artık.. Yakamıza siyah kurdela takmak iki günlük yas tutmak değildir çözüm.

  • İÇİNİZDEN BİRİ..

    İÇİNİZDEN BİRİ..

    İçi içine sığmayan bir çocuğun heyecanıyla başlıyorum cümlelerime..Bir tarifsiz duyguyu tarif etmek , o duygu yoğunluğunu aktarabilmek ustaca kelimeleri bulup bir nakkaş edasıyla işlemek..İmkânsız gibi duruyor değil mi? Oysa birazdan dilimdeki düğüm çözülecek derin bir nefes aldıktan sonra bir bir anlatacağım ahvalimi..

    Ben köy çocuğuyum, hemde en safından, “kötülük bilinmez öğrenilir” derler ya ;bilmemek öğrenmemek için direnenlerden…Henüz çok küçük yaşlarda farkında olmadan empati yapmayı ögrenmiş ve her defasında  önce karşısındaki insanı düşünenlerden..Dahası da var elbette üstüne birde en küçük olmayı ve babasız bir evde gurbetteki yarine türküler söyleyen bir anne ve zamane gençleri ve çocukları ekleyin, umarım garibanlığım biraz daha iyi anlaşılmıştır..Annem camın önünde türkü söylerdi, ben berdi yastıkların üstüne başımı koyup ağlardım..

     

    “Çatal kapım yele karşı

    Gel oturak karşı karşı

    Hüsnü tez Almanya’dan

    Feryatlarım deler arşı..

     

    “Alnıma yazılmış kara yazılar

    Uçaklar geçerken içim sızilar

    Hüsnü’m bayram geliyo gine

    Meleşip duruyor körpe kuzular ..

     

    O zamanlarda başladı benim hayatın yok tarafıyla tanışıklığım..Her şeyi var hiç bir şeyi yok olanlardandım ..İlkokul sıralarında tescilli köylü çocuğu idik ..Bir öğretmenimiz sürekli çesmeden su getirtir okulu yıkatırdı , yaz kış demeden ..Bir kaç muhalif sese , “köylü çocuğu değil mi ? çarık yazmasını bilsinler”gibi bir çıkışla günler devam ederken bir gün müfettiş geldi okulumuza..Bir kaç soru sordu ön sıradakilere , sonra bana döndü en arka sırada yarı uyur vaziyetteyim, zaten öğretmenimde o kız surekli uyur dedi.. ” Neden sürekli uyuyorsun dedi müfettiş;ögretmenim uyumuyorum ben herkesi dinliyorum dedim..Adın nedir dedi Songül dedim..Sana bir soru soracağım dedi ; “Atatürk ölmese idi, şimdi kaç yaşında olurdu? Anında cevap verdim..Sonra bir soru bir soru daha..

    Ve döndü öğretmene , uyuyan öğrenci bu ise uyumayan öğrenciniz hangisi? Babamı sordu Almanya’da dedim ..Bir not yazmıştı bunu mutlaka babana ilet dedi..Öğretmenim mektup yazayım icine koyup babama gondereyim dedim , adam hayretler icinde tamam kızım dedi ve kendi notu ile benim mektubumu kendi elleriyle postaya vermek icin aldı.. O notta” bu kız çok zeki lütfen okutunuz” yazıyormuş..Köyden ilk defa ortaokul ve lise okuyan kız ben oldum..İlk şiirimi dördüncü sınıfta 23 nisan şiiri yazdım ve öğretmenimden dayak yedim ,ben yazdım diyemediğim için…Eşiğin arkası gurbet derler ya öyle oldu , ağabeyimle  bir yada iki odalı kömürlükten bozma evlerde okuduk biz..Köyümüzün mesafesi çok uzak olmamasına rağmen ailemizden koptuk  birbirimizin  sırdaşı arkadaşı yareni annesi babası olduk..Okul da çok güzel başarılı birer öğrenci evde ise yapayalnız bir kız çocuğu..Lise yıllarında şiire cok daha fazla yöneldim  , fakat benim bu yeteneğimi hiç bir hocam farkedemedi..Kendi halinde sessiz nazlı  zeki bir öğrenci, hâttâ duvar gazetesi çıkartmak için çok uğraştım okulda ..Edebiyat hocam “ne uğraşıyorsun gazeteci mi olacaksın dedi” alay etti benimle..Evet hocam gazeteci olacağım dedim..Lise bittiği yıl bir edebiyat fakültesini kazanmam ve bunun benden gizlenmesi babamın hastalığı ve ölümü  benim evlenmem anne olmam..Yıllar yılları kovaladı ama içimdeki şiir aşkı gittikçe alevlendi , sustukça kalemle defterle dertleşir oldum .. Yaşadığımız şehrin  sosyal kültürel yapısı ben şairim dedirtmiyordu.. En sonunda gittiğim kuran kursu adına naat yarışmasına girdim ve birinci oldum ve dört yıl üst üste birincilik aldım..Artık etrafımdakiler biliyordu şair olduğumu..Zamanla biraz daha toparlanıp  BOZOK EDEBİYAT KÜLTÜR VE SANAT DERNEĞİ ni kurdum ve hâlâ başkanıyım..Ustalarım Efruze mahlasını verip ozan ilan ettiler..

    Bundan sonraki süreçte ise sizi bizi herkesleşmeyenleri taşıyacağım yazılarıma..Sonuna kadar mücadele eden bazen hakkını arayan bazen savunan özlenen özleyen geçmiş  gelecek ve bu gün olacak  yazdıklarımız..