Kategori: Raziye ZEYTİN

  • Dostum İrem

    Dostum İrem

    İrem olabilmeli insan, İrem gibi dost olabilmeli.

    Benim İrem’i bulduğum gibi insanlar kendilerine bir dost bulabilmeli.

    Kalabalıkların içinde gülünecek bir yüz görebilmeli.

    Uzaklarda bir yerde seni düşünen birinin olduğunu hissede bilmeli.

    Dostluk dediğin sadece içten bir gülüşe yürekten bir dönüşe bir birinden emin olup sırtını birbirine yaslayışa muhtaç olmalı tıpkı İrem’le bizim dostluğumuz gibi.

    Yıllar sonra insanlar dostlarını hatıralığında hasretle yanıp sararmış dost foralarına  bakıp evlatlarına işte bu işte bu benim dostumdu diyebilmeli.

    Allah’ım ben dostumdan razıyım sende razı ol diye dua edip edilebilmeli.

    İnsanın  ayrılık aklana geldiği zaman kadere razı olup gözleri dolabilmeli, dostluğa verilen emekler olduğu gibi korunabilmeli.

    Evet evet orada bir yerde  benim gibi bir geminin bir dost limanı var diye hissedebilmeli.

    Dostluğun adi sadece sevgiye muhtaç  olmalı, kahırsız, beklentisiz, bağlantısız, sadece kalabalıkların içinde gülümsenecek bir yüze muhtaç olmalı dostluk. Tıpkı İrem’le benim dostluğum gibi.

    Sen unutmuşken seni, seni hatırlayan iki kelimelik bir mesaj olmalı dostluğun adı tıpkı İrem’le benim dostluğum gibi.

    Kırıldın mı bana dostum derken, yok dostum benim dostluğum bir iki kelimelik pamuk ipliğine bağlı değil, benim dostluğum birbirimize verilecek emeğe bağlı değil, bizim dostluğumuz dost olmaya bağlı diyebilmekti bizim dostluğumuz.

    İrem olabilmek, benim İrem’i bulduğum gibi dost bulabilmekti bizim hikâyemiz gördüğüm zaman yürekten selam verip sonra üstüne bir şey eklemeden el sallayıp gözlerimiz vedalaşabilmekti bizim hikâyemiz hayatlar mızı ayrı ayrı sürdürüp ama hep bir dost gibi sevebilmekti bizim hikayemiz, dillerde susup gözlerde konuşabilmek yüreklerde anlaşabilmekti bizim hikayemiz.

    Kalabalıkların içinde tanıdık bir yüze bakabilmekti bizim sevgimiz, kurallara, önyargılara senelere, bağlı değil; aramızdaki saygılara bağlıydı bizim dostluğumuz.

    Nebimleyim çok şey yaşamak ama hiç bir şey söyleyememekti bizim dostluğumuz, nasıl anlatayım telefonumun rehberine dostum diye yazabilmekti bizim dostluğumuz, dostluğumuzu gözümüz gibi koruyabilmekti bizim dostluğumuz, canımız yandığında baş başa verip ağlayabilmekti bizim dostluğumuz, hadi dostum sen yaparsın diyebilmekti bizim dostluğumuz, evet evet daha öncede söylediğim gibi kalabalıkların İçinde tanıdık bir dost yüzüne bakabilmekti bizim dostluğumuz, aradaki mesafeler bakmadan iki yabancı yüreğin dostluk adına birbirini sevebilmesiydi bizim dostluğumuz. (Hoşça kal dostum)

  • KARINCA BİLE DEME BİLEDEN İNCİNİR KARINCA

    KARINCA BİLE DEME BİLEDEN İNCİNİR KARINCA

    Karıncayı bile incitme deme, bileden incinir karınca!!! Tüm böcekler arasında, en büyük beyin karıncanınkidir ve karıncalar, kendi vücut ağırlıklarının 20 katını kaldırabilirler ve daha buna benzer… Buna göre benim şu anda karınca bile dediğim, karıca, kadar gücüm olsaydı  1,500 kiloyu rahatça kaldırıyor olmam lazımdı.

    Karıncaların ve diğer canlıların özellikle de insanların hangi muhteşem  özelliklerle yaratıldıklarını ve olduklarını bilmeden, bilelerle kurulu gök delenlerin olduğu bir ülkede yaşıyoruz, aslında. Hemen ilk görüşte yerleştiriveriyoruz  insanları bilelerin kurulu olduğu katlardan birine kişi şanslı ise yüksek katlardadır eğer şanssız ise alt katlardan birine yerleşti mi bir kere bir daha çıkamaz artık üst katlara.

    Görünüşte ve sözde böyle bir şey yok ama gerçekte çok var bana göre. İnşallah yine yanılan benimdir ama gördüğüm ve izlediğim şeyler bana bunu gösteriyor. Hep eleştirilir Hindistan, kast sisteminden dolayı “rahipler, askerler,esnaf, çiftçi, işçiler,köleler”  olarak ayrılmış kast sistemleri vardır Hintlilerin.

    Bizim ise “iyi giyinen giyinmeyen, yüksek rütbeli, alt rütbeli veya rütbesiz, zengin fakir, köylü şehirli, okumuş cahil, iyi kötü, dindar didar olmayan, çağdaş çağdaş olmayan …  gibi bir sürü beyinlerimizde oluşturduğumuz kastlar var.

    Cenab-ı Hak, insanı en güzel şekilde yaratmış, her insana ayrı bir özellik vermiştir. farklılıklar asla üstünlük sebebi değildir. Üstünlük vardır, o da takva ve imandır ki oda Allah ile kulun arasındadır.  Burada insanların eşit olduğu hakkındaki bütün ayetleri yazmak isterdim ama gazetelerin yere konmasından korktuğum için yazmıyorum.

    Sonuç olarak tüm insanlara ne olduklarına, nasıl giyindiklerine, hangi makamda olduklarına, … bakılmaksızın saygı duyulması gerekir. Kısacası insanların yaratılmış ve var olmaları, şu anda benimle birlikte nefes alıyor olmaları, benim onlara saygı duymam ve değer vermem için yeter bir sebeptir ne olursa olsun.  Toplum alarak insanlara kalp gözüyle bakmamız gerekiyor çünkü insanların ne kadar değerli olduğunu dünya gözüyle göremiyoruz.

  • GÜLBAHAR

    GÜLBAHAR

    Bilmezdim mavinin bu kadar güzel olduğunu,  senin o gözlerini görmeden önce Gülbahar.

    Bilmezdim denizlerin bu kadar anlamlı be derin olduklarını, senin o deniz mavisi gözlerini görmeden önce Gülbahar.

    Bilmezdim gök yüzünün ve suyun kainatın hayat kaynağı olduğunu,  senin  o  gök  mavisi gözlerini görmeden önce Gülbahar

    Bilmezdim Karadeniz’in bu kadar çılgın,  bu kadar hırçın ve bir o kadar da güzel olduğunu, senin o Karadeniz bakışlı  güzel gözlerini  görmeden önce Gülbahar.

    Karadeniz’in o kıyılara buran çılgın dalgalarını anlat bana Gülbahar,  yada sen dur o mavinin içinde  coşkun bakışlarınla gözlerin anlasın.

    Anlatsın bana gülbahar Karadeniz’in sevgilerini, hasretlerini, özlemlerini  anlatsın duru berrak ve dalga dalga gözlerin, anlatsın.

    Kara denizi anlatsın bana, gözlerin Gülbahar, yürekten bir söz içten bir gülüşle, dostluklarını, yarenliklerini,  mavinin elinde çırpınan  berrak mavi gözlerin anlatsın.

    Bana Karadeniz’in umutlara atılan ağları, germilerle nasiplere çıkılan yollarını, inişleri yokuşları mavi boncuk takmış güzel yüzlü kızlarını, anlatsın bana gözlerin Gülbahar.

    Ilgıt ılgıt rüzgarlarını umutlara açılmış  yelkenlerini, kemençeden çıkan namelerini  Ayşe nine ile Dursun dayının manileri, anlatsın bana gözlerin Gülbahar.

    Fındık silkeleyen gençlerin bileklerini, çay toplayan kızların kınalı ellerini, her türlü güçlüğün üstesinden gelen cefakar kadınlarının, güçlü duruşlarını  anlatsın bana gözlerin Gülbahar.

    Umutlara açılmış yelkenlerini, hasretlerle düşülmüş özlem kokan deniz yollarını’ nasiplere atılmış ol tatlarını anlatsın bana gözlerin Gülbahar.

    Ahşap kokan evlerini, heybetiyle bakan surlarını,  gönülleri birbirine bağlayan asma köprüleri anlatsın bana gözlerin Gülbahar.

    Kuş diliyle söylenen türkülerini, kemençeyle, tulumla oynanan  horonlarını, sevgililere anlatılan sessiz namelerini, anlatsın bana gözlerin Gülbahar.

    Yemyeşil yaylalarda koşuşan kuzularını, her biri ayrı telden çalan bin bir türlü ağaçlarını , bu yokuşların tutkunu olmuş coşkulu  insanlarını, anlatsın bana Gözlerin Gülbahar.

    İnsanlığı, sevgiyi, dostluğu, tıpkı seninle bizim dostluğumuz gibi dostluğu,   anlatsın bana, o merhametle bakan gözlerin Gülbahar.

     

    Dört senedir gözlerini içene bakıp gülümsediğim sadece ve sadece dost olduğum, dostum Gülbahara ve onu yetiştiren güzel insanlar sevgi ve saygılarımla Raziye.

  • DÖNECEĞİM SANA SECCADEM

    DÖNECEĞİM SANA SECCADEM

    Döneceğim sana sevaplarımla, günahlarımla, sonu gelmez isteklerimle, döneceğim sana  seccadem.

    Akla gelmez hatalarımla, unuttuğum tövbelerimle, sonu gelmez pişmanlıklarımla, döneceğim sana seccadem.

    Belki gençken, belki yaşlıyken, belki bir gün pişmanlık içinde,  belki de son nefesimde çaresizlik içinde, döneceğim sana seccadem.

    Kul olmayı unutuşlarımla, kul kardeşlerimden aldığım  haklarımla, beni peşinden koşturan, nefsime olan kırgınlıklarımla, belki beni affedersin diye umutlarımla, döneceğim sana seccadem.

    İnsan olmak için çabalarımla, ama her defasında eksiklerimle, acizliklerimle, sonu gelmez hüsranlarımla, döneceğim sana  seccadem.

    İnsandan insanına, dağdan dağa, maldan mala, aranışlarımla, başka başka mutluluk peşinde koşmalarımla, yalan dünyanın seraplarının elinde savruluşlarımla, sonunda tek dostumun sen olduğunu öğrenişlerimle, döneceğim sana seccadem.

    Karıncanın çölü geçtiği gibi, geçeceğim. Örümceğin yokuşu çıktığı gibi, çıkacağım. Her yavrunun kedine verilen idrak ile soyuna göre ilk adımı attığı gibi, atacağım. Kaplumbağanın okyanusu bulduğu gibi, bulacağım. Hangi yöne gidersem gideyim ben yine elimde Kuran’ın, dilimde zikrin, gönlümde sevgin, ile döneceğim sana seccadem.

    Güneşin her akşam Batışı gibi, yıldızların yıllarca parladıktan sonra toz oluşu gibi, bitmez sandığım şu fani ömrümün son buluşu gibi, ırmakların denize koşuşu gibi, döneceğim sana seccadem.

    Bir bebeğin dünyayı merak edipte annesinin elini bırakışı gibi, sonra yine pişman olup  annesinin rahmetli kollarına koşuşu gibi, kulun her canı yandığında Allah Allah diyerek yakarışı gibi, denizdeki suların kıyılardaki koylara sokuluşu gibi, pişmanlık ateşinde ağlayarak döneceğim sana seccadem.

    Dolmayan bir boşluksun içimde seccadem, dile gelmeyen bir sözcüksün sen dilimde seccadem, anlatılamayan tarifi olmayan bir şifa sen seccadem, ruhumu temizleyen bir devasın sen seccadem, katılaşan kalbimi yumuşatan kararan perdelerimi aydınlatan bir ışıksın sen seccadem, beni aradığım sorularla buluşturan bir babsın sen  seccadem, bilinmeyen makamlarda  bir selamsın sen seccadem.

    Burak’sın sen seccadem insanı göklere çıkaran, divansın sen seccadem insan ile hakkı konuşturan,   gönül Kabemsin sen seccadem benim aciz sesimi hakka duyuran, anahtarsın sen seccadem hakla kulu buluşturan, bir mesajsın sen seccade aciz isteklerimi hakka ulaştıran.

    Bilemedim  seccadem hak yolunda kıymetini, göremedim seccadem bana ne hikmetler verdiğini, bulamadım seccadem bana en doru yolu yine senin gösterdiğini, anlamadım seccadem insan ruhunun ancak seninle temizlendiğini.

    Diyar  diyar dolaştıktan sonra yorgun bir yolcu gibi sana döneceğim, hiç bir şeyin bana senden daya yakın olmadığını anlayacağım, senin gösterdiğin insanlık Kâbe mi dünya maceralarım dan sonra bulacağım, belki pişman olup yanacağım, belki hak yolunu şükürler ederek bulacağım, Münker ile Nekir’e evet evet ben seccademi buldum da geldim diyeceğim seccadem.

    Şu dünyaya düştük bir yağmur damlası  gibi seccadem, hedef derya yol insanlık dediler seccadem, ama yolların yanında yollar vardı seccadem, şaşırdık bazılarında unvanlar vardı, bazılarında parlayan hayatlar, bazılarında servetler vardı… tıpkı damlaların  önündeki taşların, dağların, yokuşların olduğu gibi bir yağmur damlası gibi daldık dünya denen sınava seccadem  bazılarımız geçtik bazılarımız… öyle yada böyle dilim de duanla, gönlümde nurunla, sonu gelmez aranışlarımla döneceğim sana seccadem

  • BİRİ GELİR SENİ SEN EDER, BİRİ GELİR SENİ SENDEN EDER

    BİRİ GELİR SENİ SEN EDER, BİRİ GELİR SENİ SENDEN EDER

    Yıllar önce kitapların henüz değerini tam anlamış değildim ama çok sorular vardı cevaplanacak kafamda ve yüreğimde.
    İşte bu soruları sorduğum kalbi ve gönlü zengin Ali abim her soru soruşumda hemen kitaplığının önüne koşar saatlerce kitaplarını karıştırır ve sorduğum soru ile ilgili bir kitap bulup getirir ve bana “İşte aradığın sorunun cevabı bunun içinde, içini kemiren bütün sorularının cevaplarını bu “uçan halıların” içinde bulabilirsin boşa zaman geçirme oku derdi her zaman.
    Bir gün Ali abim yine bana bir kitap verdi. Kitabın adı çocuk gelişimi ile ilgili idi ama kitap bütün insanlığın ve insanın profilini çizmişti sanki satırlarında. Kitabı nasıl okudum nasıl bitirdim hala anlamış değilim. Nasıl derler “Okuma ihtiyacı bir barut gibidir, bir kere tutuşunca artık sönmez. (Victor Hugo)

    İşte bu kitap ta bende böyle bir etki yaratı ve tıpkı denizine düşen bir balığı, akıntının okyanusa çektiği gibi çekti götürdü beni kendi dünyalarına. Doyamadım doyamadım  o günden sonra okumaya ve öğrenmeye bir daha doyamadım. Bulamadım o kitabımın ve ondan sora ki kitaplarımın son sayfalarını bir daha bulamadım.

    Kelebeklerin kır çiçeklerini aradığı gibi o günden sonra hep o son sayfaları aradım, o sayfalar gurbetten de geçse, hasretten de geçse, yokluktan da geçse, hüzünlerden de geçse ben hep o son sayfaları aradım, arıyorum, arayacağım Allahın hikmetleri ile. Dilerim herkesin karşısına benim okuduğum gibi son sayfaları olmayan kitaplar ve Ali abim gibi “sizi siz yapan insanlar” çıkar…

     

  • ŞÜKÜRLER OLSUN

    ŞÜKÜRLER OLSUN

    Şükür etmek için bir bahane aradım geçen gün kendime, öyle bir daldım ki çıkamadım işin içinden.* Zorlanmadan nefse alabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN *Avuç açmadan doyabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN* Kimseye yaslanmadan yürüyebiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN *Ülkemde özgürce rabbime avuç açabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN * Başımı kardan kıştan koruyacak bir çatı bulabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN ALLAHA * En büyük günah olan kul hakkına girmeden, kulları yüzüne güle biliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN * Allahın bana verdiği akıl ve idrak ile yine ona, kabul eder ümidi ile ibadet edip dönebiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN * Ağlayanla ağlayışına, gülenin gülüşüne ortak olacak kadar kalbimi şeffaf tutabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN *Hangi yolda olduğumu bilmesem dahi, doğru yolda yürümek için çaba gösteriyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN *Doğanın , hayvanın, nimetin kıymetini bilip, onun sahibini görebiliyor ve ona göre davranabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN ALLAHA * Vakti kıymetini bilip, hiç ölmeyecekmiş gibi dünyam için, yarın ölecekmiş gibi ahretim için, çabalayabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN * Her şeyin azını yada çoğunun, zarar. Tam ortasının yarar olduğunu biliyor ve bunu hayat felsefesi yapıyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN * Hatalarımın farkına varıp dönebiliyor ve hakkı batıldan ayırıp ona göre davranabiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN * İyilikten örnek, kötülükten ibret alabiliyor ve iyilik yolunda başka kulları da teşvik edebiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN * Varlık ile yokluk arasında ki hiçliği bilebiliyor, yaratılışlarda ki hikmeti okuyabiliyor ve perdeler açılmadan önce arkasını görebiliyor isem ŞÜKÜRLER OLSUN Ve daha  …

  • GEÇ KALMIŞ HAYALLERDEN YENİ AÇILMIŞ YELKENLERE

    GEÇ KALMIŞ HAYALLERDEN YENİ AÇILMIŞ YELKENLERE

    Geç kalmış hayallerden,  geç yakalanmış şanslardan,  geç   farkına varılmış yeteneklerden
    gençliğe sesleniyorum. Kendi hazinenizin farkına varın, kendi potansiyelinizi ölçmeye kalkmayın  çünkü ölçülemeyecek kadar olağan üstüsünüzdür.

    Sadece dürüst bir şekilde isteyin ve kendinize bir hedef koyup biraz zaman tanıyın, kendinize  hata yapma hakkını verin göreceksiniz  neleri başaracaksınız. “Şunu unutmayalım ki başarının sırrı bilgidir. Bilgi  deneyimden doğar, deneyim ise hatalardan doğar”  Ampulü keşfeden Thomas Edison’a deneyinin yine başarısız olduğunu söylemişler “Hayır demiş  Edison başarısız olmadım; sadece ampulü keşfetmeyen bir yol daha buldum” demiş ve geceleri gündüz eden ampulü 10,000. deneyinden sonra bulmuş. Kendinize hata yapma şansını  verin hata yapa yapa başarmayı öğreneceksiniz. Ne zaman öğrendiğinizin ve ne zaman başardığınızın farkına bile varmadan bir bakmışsınız yapıyorsunuz. Yeter ki Sebahat kar bir şekilde azimle isteyin  neyi yapıyorsanız yapın ama en iyisini yapmaya çalışın unutmayalım ki dünyada bütün başarılı insanların tekbir ortak noktaları vardır oda asla vazgeçmemeleridir.

    Öğrenmekte ve engelleri aşmakta  su gibi olun  suyun macerası, hedefi  okyanusa ulaşmaktır. Bir yağmur tanesi buluttan düşer ve hızla okyanusa  doğru akmaya başlar, karşısına bazen taşlar gelir üstünden atlar, bazen dağlar tepeler gelir yanından geçer, bazen iniş gelir hızlı akar, bazen yokuş gelir durgun akar, bazen kıvrılır,  bazen coşkun akar ama hep bir amacı vardır oda okyanusa ulaşmak. Sizde istediğiniz doğrulara ulaşmaya çalışın.  Sadece doğru olsun ve sadece  isteyin yeter. Suyun macerası okyanusa ulaşmakla biter mi dersiniz ? Hayır okyanusa varınca hep altta kalmaya çalışır. Çünkü üstte kalırsa güneş onu yine  bulutlara çıkartır ve serüven yine başlar, tıpkı sizinde amacınıza ulaştığınızda her şeyin bitmeyeceği gibi.

    Bana göre zeka diye bir şey yoktur. İlgi  ve yetenek vardır. Kafanızı nereye yorarsanız onu yaparsınız, ne ile meşgul olursanız onunla haşır neşir olursunuz ve neyi hayal ederseniz onu başarırsınız bu iyi de olsa kötü de olsa aynıdır. “Nasıl biri olmayı düşünürsen öyle olursun, bir düşünce eken bir eylem  biçer, bir eylem eken bir alışkanlık biçer, bir alışkanlık eken bir huy biçer, bir huy eken bir karakter biçer, bir karakter eken bir kader biçer.”  Kim bilir hayat belki de budur.

    Önemli olan doğru düzgün bir hedefinizin olmasıdır. Aslında  hedefsiz bir şekilde yok olup gitmektense,  hedefinizin peşinden kaybolmak daha iyidir her zaman. Tıpkı hacca gitmek isteyen  karınca gibi “hacca gitmek için hazırlanan karıncaya bu halinle nasıl gidersin ömrün yetmez demişler olsun demiş karınca hiç olmazsa  yolunda ölürüm” Sizinde  hayatınızı  anlamlı bir şekilde yaşayacağınız  hedefleriniz  olsun ama kainata faydalı olsun. Bir insana bu dünyada da öbür dünyada da kendisi kadar iyilik yada kendisi kadar  kötülük yapacak hiç kimse yoktur. Kendinizin farkına varamayıp o olmaz bu olmaz derseniz  kendi  umutsuzluğunuzun  ve karamsarlığınızın içinde kaybolur gidersiniz. Yada kendi mucizelerinizin farkına varıp iyiliğin, güzelliğin, hedeflerinizin peşinden koşup her iki dünyada da kazanırsınız. Ne karanlığa bakıp ümidimizi keselim  nede aydınlığa aldanıp gaflete düşelim. Haydi gençler meşale sizin elinizde bu geminin hangi limana varacağına siz karar vereceksiniz.

    Tembel insan yoktur. Sadece kendine esin kaynağı oluşturacak kadar güçlü amaçları olmayan insanlar  vardır.(Antony Robuns)

  • ALLAHIN İŞİNE KARIŞILMAZ

    ALLAHIN İŞİNE KARIŞILMAZ

    Adam biri bir gün tarlada çalışırken yorulur ve uykusu gelir tarlanın içinde bulunan  bir kavak(çınar) ağacının altına yatar.
    Yattığı tarlada balkabağı da ekiliymiş. Adam  hem yatar hem de düşünür (haşa) şu Allahın işine bak der koskoca kavak ağacında küçücük kavak püskülü var küçücük kabak bitkisinde de kocaman  balkabakları var.
    Balkabağı kavak ağacına, kavak püskülü de küçücük kabak kökenine yakışıyor der ve uyuya kalır.
    Adam biraz sonra başına gelen  küçük bir darbe ile uyanır ve bakar ki  kavak ağacından düşen bir kavak püskülü başına düşmüş.
    Adam biraz önce söylediklerini hatırlayarak ya şimdi başıma düşen balkabağı olsaydı diye düşünür ve  “Allahın işine karışılmaz O ne eylerse güzel eyler” diyerek pişman olur.

    Kaşla gözün arasına düşecek damlayı düşünüp de kirpiği yaratan Allaha, daha sayamadığımız görülen görülmeyen bütün bu düzeni yaratan Allah; hamd ve şükürler olsun.

  •  BABACIĞIM BEN SENİ TUZ KADAR SEVİYORUM

     BABACIĞIM BEN SENİ TUZ KADAR SEVİYORUM

    Çok çocuğu olan bir adam oğullarına  beni ne kadar seviyorsunuz? Diye sorar ?  Biri demiş dağ kadar biri demiş dünya kadar  biri demiş vs… sıra en küçük oğlana gelir ve babası ona da  sorar “oğlum beni ne kadar seviyorsun?”

    Oğlan cevap verir babacığım ben seni tuz kadar seviyorum. Babası bunu yanlış anlayarak oğlunun kendisini çok az ve tuz kadar basit bir şekilde sevdiğini düşünür ve küçük oğluna hiç değer vermeyip bütün ilgisini,  sevgisini, malını hep büyük oğullarına verir.

    Gel zaman git zaman adam yaşlanır ve babanın değer verdiği ve çok şeyler beklediği oğulları babaya bakmazlar ve baba en sonunda  en küçük oğlunun eline düşer .

    En merhametlisi olan bu oğul,  babası yanına geldiğinde, babasını neden tuz kadar sevdiğini anlaması için önüne hep tuzsuz aş koyar.

    Baba bu tuzsuz aşları yedikçe aklı başına gelir ve oğluna yaptığı haksızlılar için üzülür aslında oğlunun kendisine “babacığım sen benim ağzımın tadısın” demek istediğini anlar.

    Büyüklerimin bana her zaman anlattığı bu hikayeyi  sizlerle paylaşmak istedim çünkü çocuklarımızın hal, davranış, ilgi alanlarına bakarak onları yargılamayalım, onları kardeşleri ile yada başka çocuklarla kıyaslamayalım çünkü  onların  hepside kendi  başlarına bir cevherdir ve bir bireydir.

    Çocuklarımızın hal ve davranışlarında  bir yanlışlık olmadıkça onları kendi istediğimiz kalıplara sokmaya çalışmayalım. Onların yeteneklerini keşfedip bu konuda destek olalım ve doğru dürüst bir hayat yaşamaları için onlara rehberlik edelim.

  • AY GİBİ PARLARSIN YETERKİ FİKRİN GÜZEL OLSUN

    AY GİBİ PARLARSIN YETERKİ FİKRİN GÜZEL OLSUN

    İster bir garip ol kendi aşına yapan, istersen saraylarda bakan, ister sırtında küfeyle rızkının peşinden dolaşan, ister alim ol yaradılışın peşinden koşan, ister seyyah ol sonu gelmez yollara düşen; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster seherde ol, ister mahşerde, ister yol kenarında bir bitkin, ister saray bahçelerinde bir yasemin, ister adalet ol, istersen de  adalete nail, Ay gibi parlarsın karanlığın ortasında yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster dertli ol yataklarda, ister masum ol iftiralarda, İster Yusuf ol kuyularda, ister yıldız ol semalarda, ister nilüfer ol sularda; Girersin Asiye’nin kollarında  Firavunların  saraylarına  yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster zengin ol ister fakir fukara, ister alan ol, ister veren, ister tarlada terini silen, ister fabrikada maaş veren, ister rabbine avuç açmış şükreden; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun.

    Doyarsın az bir rızıkla, mutlu olursun gözlerinin içine bakacak bir dostla,  huzuru bulursun doğrulukla  içtenlikle , şükrü bulursun kanaatle sebat ile;  Yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster çirkin ol, ister güzel, ister yalın, İstersen de endam bahçelerinde bir güzide salkım veyahut güneşin önünde bir kara bulut; Ay gibi parlarsın  yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster dağların başında, bir kuru ağaç ol, ister bataklıklarda sazlık, istersen de kürlerin ortasında bir garip kuş yuvası, ister yaşanmışlıkların ardından çökmüş bir ev yıkıntısı, istersen asırların habercisi olan bir taş parçası ; Etkilersin ruhları yeter ki fikirler  güzel olsun

    İster garip ol  köşe taşlarında, ister vezir ol divan başlarında, ister genç ol, ister sona beş, bir selamın bir sevabın dünyalara eş, çok şey değil bir içten gülüş, yürekten bir dönüş, bir iyi niyet ile; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster insanı sev, ister  hayvanı, varırsın hak yoluna yeter ki besle gönlündeki ki buseni, ararken cihanda alemi, bulursun sonunda sen kendini, katılaştırma yeter ki içindeki katılaştıkça kırılası kristalini, Ay gibi parlarsın yeter ki  fikrin güzel olsun.

    İster kul ol gözleri uzaklara dalan, ister medeni ol şehrin ışıklarında koşuşturan, ister bedevi ol çöllerin ayazlarında üşüyen, İster çoban ol kavalıyla dağlarda  raks eden, ister hükümdar ol dünyalara hükmeden, istersen de yoldaş ol  şu yalan dünyada ki yolculara eşlik eden; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster Mecnun ol çöllerde yiten, ister Leyla ol dillere düşen, ister söz ol yürekleri delip geçen, ister özlem ol günleri saydıran, ister hasret ol göz yaşlarını akıttıran, istersen de aşk ol sineleri  dağlayan; Güneş gibi parlarsın yeter ki sevgin gerçek olsun.

    ister uyurken, ister yürürken, ister boynunu bükmüş nazlı nazlı sınavlarını verirken,  istersen de Rabbine avuç açmış beni affet ya Rabbim ben senin aciz bir kulunum diye yalvarırken; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun

    İster ana ol gül yüzü sararmış solmuş, ister baba ol şakakları ağırmış, emanetleri uğruna kendilerini deli divane yıpratmış. İstersen de evlat ol helallik arkasından koşarmış; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster coşkun akan ırmak ol, ister susuz çatlayan toprak, istersen de son baharda ölüp gittikten sonra yeniden can bulan kainat; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun.

    İster kulübede ışık, istersen evlere hayat veren beşik, istersen çorbama batırdığım bir tahta kaşık, istersen de prenslere sevdalanmış bir garip aşık; Ay gibi parlarsın yeter ki fikrin güzel olsun

    Alem nedir merak etsen de, diyar diyar arasan da, Musa gibi sepetlerde, Yunus gibi balıkların karnın da, Hızır gibi suların üstünde, Yusuf gibi zindanlarda, İbrahim gibi ateşlerde, Sahabe gibi mahşerlerde …; Parlarsın sende ay gibi yeter ki fikrin güzel olsun.

  • HUZUR

    HUZUR

    Huzur yaban gülü gibi olabilmek,  çalıların dikenlerin  içinde tek başına açabilmektir.
    Dünyaya umutla bakabilmek, zorlukların içinde  gülümseyebilmektir.

    Hani bir hikaye vardır.” Bir gün bir kral huzuru en güzel resmedecek sanatçıya büyük bir ödül vereceğini ilan eder.  Yarışmaya çok sayıda sanatçı katılır. Günlerce çalışıp birbirinden güzel resimler yaparlar. Kral sadece ikisinden hoşlanır. Birincisinde sükunetli bir göl vardı. Göl bir ayna gibi etrafında yükselen dağların görüntüsünü yansıtmakta, üst tarafta pamuk beyazı bulutlar gök yüzünü süslüyordu. Resme kim baksa onun mükemmel bir huzur resmi olduğunu düşünüyordu.
    Diğer resimde ise engebeli ve çarpık dağlar vardı. Üst tarafta öfkeli bir gök yüzünden yağmurlar boşanıyor ve şimşekler çakıyordu. Dağın alt tarafında ise köpüklü bir şelale çağıldıyordu. Kral resme dikkatlice  bakınca şelalenin ardında, kayalıklardaki çatlaktan çıkan küçük bir çalılığı gördü . Çalılığın üstünde ise anne kuşun örttüğü bir kuş yuvası görünüyordu. Serçe akan suyun orta yerinde yuvasını koruyordu.” (Hatice Yeşildağ, Kalbe Düşen Damlalar saygılarımla ) Ödülü kim kazandı dersiniz? Tabi ki  ikinci resim kazandı ve kral şöyle dedi, “Huzur hiçbir üzüntünün ve sıkıntının bulunmadığı yer demek değildir. Huzur bütün bunların içinde bile yüreğinizin sükun bulabilmesidir.

    Huzuru huzurun içinde aramayın, huzur her şeye rağmen yaşamak, yolunu şaşırmamak, isyan etmemektir, katlanmak, doğruluktan ayrılmamaktır. Huzurunda huzursuzluğun da Allahtan geldiğini bilmektir. Huzur küçük şeylerle mutlu olabilmektir aslında onların ne kadar  değerli olduğunu kaybetmeden anlamaktır. Eşleri olanlar eşlerinin, sağlıklı olanlar sağlığının, viranesi olanlar viranesinin, amacı olanlar bir  amacının  bir gayesi olmasının, sahip olanlar sahip olduklarının değerini bilmektir huzur.

    Huzur deniz kıyısında değildir, huzur güller bahçesinde değildir, huzur ne mekanda ne zamanda ne nede şandadır, huzur bülbülün yuvam yuvam dediği  dikenlerin  tam ortasındadır. Fırtınalar ortasındaki kuşun yuvasındadır. Huzur yaban gülü gibi dikenlerin çalıların ortasında  açabilmektir. Huzur bazen çare olmak bazen çare bulmaktır, paylaşmaktır,
    bazen de bir derde deva olmaktır. Hayatı göklerde aramamak yerde bulmak, anlamaktır.
    Cennet için ahire ti beklememek, dünyadayken görmektir.

    Huzur selam değil kalpten bir gülüştür, Huzur dünya renklerinde yüzmek, görmektir.
    Huzur zaman tünelinin her anını yaşamak yaşayabilmektir.Acısıyla tatlısıyla tadabilmektir. Huzur borçlu olmamaktır(manen), vicdan paklığıdır, gönül rahatlığıdır. Huzur göz tokluğu, şükür bereketliliğidir.Huzuru saraylarda aramayın, huzur çalılıklarda yaban gülü gibi açmaktır. Çalılarla dost olmak, dikenlerle geçinebilmek, idare etmektir.

    Huzur yarın öleceğini bilsen de ahret deryasını unutmadan, hayata sımsıkı sarılmaktır. Huzur zamanı iyi değerlendirmektir, yirmisin ölüp de yetmişinde gömülmek değil. Huzur son baharda yaprak döküp kışın çilesini çektik ten sonra, yine ilk baharda filizlenmek, her şeye rağmen hayatı sevmek isyan etmemektir. Huzur zamanı gelince  susmak zamanı gelince de  güzellikle uyarmaktır. Huzur elindekini kaybetmeden kıymetini bilmek, kaşığında çıkana razı

    olmaktır. Eksikleri görmezden gelmek, karşısındakinin  marifetini  bilmektir, huzur yermek değil övmektir.

    Eşler birbirini  tamamlasa, veliler çocuklarından mucizeler aramasa, arkadaşlar bir verirken susup ta, bir alınca isyan etmese, kahvenin hatırı unutulmasa, ışıldayan hayatların o kadar da mutluluk vermediği bilinse, bir viraneye, bir tas çorbaya şükredilse, . Hızır aleyhi selamın dediği gibi her kötünün  içinde bir iyinin her iyinin içinde de bir kötünün saklı olduğu görülse,  sabrın her şeyin ilacı olduğu bilinse, cennet dünyadayken yakalansa, sahip olunan şeylerin değeri  kaybedilmeden  anlaşılsa.

    Susmakta coşkuyu buldum, şükürde bereketi buldum, aramakta dermanı buldum, saygıda sevgiyi buldum, anlamada uzlaşmayı buldum, sabırda dostluğu buldum, amaçta heyecanı, yaşamın kokusunu duydum, doğrulukta huzuru, zamanda şifayı buldum, sevgide maneviyatı, iyilikte özümü ruhumu buldum,  insanlarda  yoldaşlığı, gerçekte hakkı buldum, dünyada akıp giden zamanı, sürekli değişen anı buldum, bazen acı bazen tatlı, bazen huzurlu bazen huzursuz, kendimi ilginç bir sınavın tam ortasında buldum.

  • ECDADIMA MEKTUP

    Mutluluğu dert etmişim kendime haberim yokmuş anneannem.

    Mutluluğumu, mutlu olmak derdi yutmuş.
    Mutlu olmayı, mutlu olmak derdiyle unutmuşum anneannem.
    Mutlu olmanın peşinden koşarken mutsuzluğun resmini çizmişim.
    Şükretmeyi unutmuş, Küçük şeylerde ki, büyük şeyleri görmez olmuşum anneannem.

    Tatminsizlik almış başını gitmiş
    Moda adı altında dolmak  bilmeyen kuyular oluşmuş
    Neye sahip olsam değerini bilmez olmuşum anneannem.
    Her seferinde daha fazlasını istemiş,
    Kendimden başkasını düşünmez olmuşum anneannem.

    Bütün markaları  ezbere bilirken
    Kendi başıma düşünmeyi, akıl etmeyi  unutmuşum anneannem.
    Teknolojinin peşine takılıp, insanların gözünün içine bakmaz olmuşum.
    Derdi olanın derdine koşmaz olmuşum.
    Okurken internetten dünyanın öbür ucunda ki haberleri
    Yanı başımda ki komşumun derdini bilmez olmuşum anneannem .

    Üretmekten  ve  tüketmekten başka bir şey düşünmez
    Kış günün de penceremde ki aç kalmış serçeleri görmez,
    Hz Muhammet gibi oynayan çocukların içinde ki ağlayan yetimi fark etmez
    Hasta yatağındaki ihtiyarı ziyarete gitmez olmuşum anneannem
    Hz Eyyup’un vücudundan dökülen kurtları alıp geri koyarak,
    Alın bende hakkınız kalmasın dediği gibi,
    Haktan, hukuktan korkmaz olmuşum anneannem.

    Mutluluğum mutluluğum derken
    Bütün insanlık birbirine yabancı olmuş
    İnsanlar susmuş makineler konuşmuş
    Yanı başımızda ki insanla bile arada mesafeler oluşmuş
    Konuşulur, hem  de  çok konuşulur olmuş
    Ama hiç bir şey anlaşılmaz olmuş
    Samimiyet kalkmış  insanlar kendilerini yansıtmayan  maskeler takar olmuş anneannem

    Özenirken başka kültürlere  kendi değerlerimizi   unutmuşuz  anneannem.
    Kendi güzel geleneklerimizden vazgeçip ne yaptığımızı bilmez olmuşuz…
    Mutsuzluk almış başını gitmiş. Sonu gelmez istekler oluşmuş.
    Vermeden almak, üretmeden tüketmek içe değil dışa bakmak
    Hatta kıyafete  göre tavır almak, erdeme değil makamı saymak…
    Gibi hatalara düşmüşüz anneannem

     

    Şu makineleşmiş dünyada canın  değeri kalmamış anneannem
    Vicdanlar durmuş makineler çalışmış
    Mantık, merhametin önüne geçmiş
    Arkasındanda bir kınama mesajı oluşmuş
    Bilgi erdemi değil, gücü temsil eder olmuş
    Biz teknolojiyi değil, teknoloji bizi yönetir olmuş anneannem.

    Yalnızım anneannem yalnız kalabalıkların içinde.
    Yoksulum anneannem doyumsuzlukların içinde.
    Mutsuzum anneannem aranışların içinde.
    Amaçsızım anneannem  bollukların içinde.
    Hedefsizim anneannem korkularımın içinde.
    Bilinçsizim anneannem  karışıklıkların ortasında.
    Işıksızım anneannem ütopyaların  etkisinde.
    Bahtsızım anneannem teknoloji  çarkının  rotasında.

    Görmez olmuşum anneannem, gök yüzündeki bulutları
    Duymaz olmuşum yol kenarında öten kuşları
    Fark etmez  olmuşum şu dünyada ki renkleri
    Hissetmez olmuşum yuvamda ki sıcaklıkları
    Anlamaz olmuşum  dünyanın her yerinden yükselen feryatları
    Umursamaz olmuşum anneannem gözümün önündeki çarpıklıkları

    Oysa ki çocuklar ne kadar güzel gülermiş
    Güneş her akşam batarken nasıl güzel renkler saçarmış
    Günbatımında  deniz nasıl ağlarmış
    Rüzgar görevi aşkına  nasıl da hızlı koşarmış
    Seven sevdiğinin gözlerine nede güzel bakarmış
    Barışın, sevginin, merhametin olduğu yerde,dünya nasılda Cennetsi kokarmış.

  • BİR DOST ARIYORUM KENDİME

    Bir dost arıyorum el ele verip okyanusları aşacak. Bir dost arıyorum birlikte çiçeklerin rengini keşfedecek ve  çiçeğin renginde ressamın ne demek istediğini tartışacak.  Bir dost arıyorum bir kelebek misali bir  günlük ömrümün içine anlamlı  şeyler sığdıracak bu bir günlük ömrümü bin yıl gibi yaşayacak.

    Bir dost arıyorum  arada cinsiyet farkı olmayacak, dostluğa verilen emekler asla sorgulanmayacak, yaşamın bir ucundan tutulacak ve yepyeni şeyler keşfedilecek keşfedildikçe tartışılacak. Buldukça aranacak, aradıkça  bulunacak. Öğrendikçe  heyecanlanacak.

    Bir dost arıyorum kendime, antik kentlerin sokaklarında  koşarken, çağlar öncesinin gizemini görmek, çözmek heyecanıyla bakılacak. Yüksek dağların tepesinde dünyanın merkezinden gelmiş bir taşı alıp elimize sorgulayacak  ve  uğur böceğini parmağımızın üzerine kondurup dünyadaki var oluş amacını aranacak.

    Bir dost arıyorum ilk yardım sahasında birlikte koşacak, bir ihtiyarın koluna girip onunla birlikte geçmiş hatıralarını yaşayacak. Bir dost istiyorum çocuklarla bir olup salıncaklarda salınacak. Bir dost istiyorum dünyanın asilzadeliklerini boş verip, içinden geldiği gibi yaşayacak. Bir  dost arıyorum yüzünde yaşam sevinci hiç bir zaman eksik olmayacak

    Bir dost arıyorum kendime, kırkında emekli olup, hayatının sonuna kadar pineklemeyecek. Yarın öleceğini bilse dahi bu dünyaya için bir fidan dikecek, hayatının bir anını bile boş geçirmeyecek, yarın ölecekmiş gibi öbür dünya için hiç ölmeyecekmiş gibi bu dünya için çalışacak.  Öğrenme, keşfetme, üretme arzusu hiç bir zaman  eksilmeyecek.

    Bir dost arıyorum kendime  akşamın bozan sabahın olduğu fark edilmeyecek, açlık tokluk aşılması gereken bir dalga gibi görülecek, bazen harmanda omuz omuza verip birlikte çalışılacak, bazen de bir lokma ikiye bölüp paylaşılacak ve bunu yaparken de  hiç bir zaman karşılık  aranmayacak.

    Bir dost arıyorum kendime, bambaşka alemlerde hayatın amacı sorgulanacak, bazen diller susup gözlerle gönüllerle anlaşılacak, bazen bir zirvede oturup beraberce felsefe yapılacak,  bazen de oturup  karıncaların yuvasını izleyecek, bazen alacakaranlıkta güneşin doğmasını bekleyecek, ama hep yan yana birbirimizden emin  yaşanacak.

    Bir dost arıyorum kendime, “saman çöpleri gibi akıntıya kapılıp gitmeyecek” ve onun getirdiklerini yaşamayacak, kendi mutluluğunu kendi yaratacak, elimden tutup beni de koşturacak, zaman, geçim, taktir edilme  derdi olmadan hayatın getirdiklerini, sırtını doğruluğa vererek, usta bir savaşçı gibi bir bir aşacak

     

     

    Bir dost arıyorum kendime Cemre misali  havaya, suya, toprağa düşecek, sonrada bütün kainatı şenlendirecek. Sonrada gidip arılara sizin göreviniz ömür boyu çalışmak mı? Rengarenk  çiçeklere sizin ki  bu dünyayı güzelleştirmek mi? Sararmış başaklara ya sizin ki bu alemi doyurmak mı? Başını kaldırıp Güneşe ya  senin ki, seninki de bu dünyayı ısıtmak, aydınlatmak mı? diye soracak.

    Bir dost arıyorum kendime, insanlara dönüp sizin göreviniz de bu dünyayı şenlendirmek midiye soracak onların gözlerinin içine bakarak, acılarını görüp üzülecek, neşelerini görüp sevinecek kainatın kitaplarını bir bir okuyacak, başını doğrulara yaslayacak, gözün haramdan saklayacak, sözünü yalanlardan arındıracak, yardımını göstermekten sakınacak bir dost arıyorum kendime.

    Bir dost arıyorum kendime sineme  çekilmiş yaşarken, aniden arayıp  hep aklımdasın diyecek, yaşananların hatırını hiç bir zaman unutmayacak, en ufak bir hatamda beni silip atmayacak, sözlerinde hep nasihat, erdem olacak, davranışları  örnek alınacak, Bir dost arıyorum kendime baktığım zaman bir güneş gibi  parlayacak, ısıtacak. Yıllar sonra hatırladığımda iki damla göz yaşı ile anılacak.

    Bir dost arıyorum kendime, bazen aynı, bazen ayrı pencereden bakılacak, tartışacak tartışacak ama sonunda o tek gerçekte buluşulacak. Beni doğruluklara götürecek, Şükretmem gerekenleri öğretecek, Küçük sandığım şeylerdeki büyük şeyleri gösterecek. Ölmeden önce ölünecek. Hayatın gayesi çözülecek. İrem diyarlarında dolaşılacak. Firdevs kokuları duyulacak. Bir dost arıyorum kendime Hakkı benden razı edecek.

    Bir dost arıyorum kendime, hayatın her anı paylaşılacak, üzüntülerimizde ağlaşacak sevinçlerimizi paylaşılacak, zorluklarda dayan ılışacak, eksiklerimiz kapatılacak, iyi günden çok kötü gün dostu olunacak, herkes terk ederken beni o hep yanımda kalacak, herkes gülerken bana o hep ağlayacak, her kes düşmanken bana o hep dost kalacak, bir tokatta sarımsak tarlasını satmayacak, bir dost arıyorum kendime beni yarı yolda bırakmayacak.

    Bir dost arıyorum kendime Hz Mevlana’nın dediği gibi Merhamette, şefkatte güneş gibi olacak. Ayıpları ötmekte gece gibi olacak. Keremde, cömertlikte akar su gibi olacak. Öfkede , asabiyette ölü gibi olacak. Tevazuda, mahviyette toprak gibi olacak. Ya olduğu gibi görünecek, ya göründüğü gibi olacak bir dost arıyorum kendime her daim örnek alınacak.

  • ACELEM VAR  BENİM BU HAYATI YAŞAMAYA

    Acelem var benim bu dünyada bir fidanı da ben dikmeye
    Hayallerimi gerçekleştirmeye, gönüllerin rızasını almaya
    Acelem var, hem dünyamı, hem ahretimi kazanmaya
    Karşıma çıkacak olan devle savaşmaya
    Acelem var bir günlük ömrümü bin yıl gibi yaşamaya

    Acelem var dünyanın görülmeyenlerini   görmeye
    Tadılmayanlarını tatmaya , yaşanılmayanlarını yaşamaya
    Acelem var bir yetime el açmaya, bir ihtiyara arka çıkmaya
    Feryat  edenin feryadına koşmaya, bir çocuk gibi coşmaya
    Üstümdeki yükleri atmaya, her anı dolu dolu  yaşamaya.

    Acelem var benim sabah olmadan gözlerimi açmaya
    Son pişmanlık gelmeden,  bütün güzel  şeyleri yapmaya
    Acelem var benim boşa geçirdiğim zamanların acısını çıkartmaya
    Geri dönüşü olmayan yolculuk ta nefes nefese koşmaya
    Acelem var benim bu dünyadaki iyiliklere arka çıkmaya

    Acelem var benim Hz İbrahim gibi ateşleri geçmeye
    Acelem var benim Hz Eyyup gibi şükretmeye
    Acelem var benim Hz Muhammet gibi zikretmeye
    Acelem var benim Hz Mevlana gibi gönülleri fethetmeye
    Ah, acelem var benim gideceğim yeri hak etmeye

    Acelem var benim bende hakkı olanları, benden razı etmeye
    Şu önüme gelen şaşalı hayatı def etmeye
    Elim kolum dolu bir şekilde şu zirveye çıkmaya
    Torbalarıma altın madeni katmaya
    Ah acelem var benim komutanımın sözünü tutmaya

    Acelem var benim  tükettiğim kadar üretmeye
    Yokuş yukarı kanat çırpmaya
    Bu dünyada kalıcı bir  iz bırakmaya
    Gönüllere iyilikler  saçmaya, avuçlarımı açıp şükretmeye
    Yapabildiğim kadar doğruluğuma, doğruluk katmaya

    Acelem var benim bir kelebek gibi kanat çırpıp
    Okyanuslarda iyilik  fırtınaları çıkartı maya
    Kendimle beraber insanları da o meşhur gemiye katmaya
    Dünya alem hep birlikte huzur içinde buluşmaya
    Ah hayalim var benim, o iyi bir insandı diye hatırlanmaya.

    SON PİŞMANLIK FAYDA ETMEZ

    Zülkarneyn Aleyhisselam ordusuyla gece yolda giderken, ordusuna
    “ayağınıza takılan şeyleri toplayın” diye emir verir. Ordu bu emri duyunca, içlerinden

    Birinci gurup çok yürüdük, çok yorgunuz. Gece vakti birde ayağımıza takılanları toplayarak boşuna ağırlık mı yapacağız. Hiç bir şey toplamayalım diyerek. Hiç bir şey toplamazlar.

    İkinci  gurup ise madem komutanımız emretti, birazcık toplayalım, emre muhalefet etmeyelim zira ordunun komutanına itaat etmesi gerekir diyerek. Az bir şey toplarlar.

    Üçüncü gurup ise komutanımız bir şeyi boşuna emretmez. Muhakkak bir  bildiği vardır diyerek. Bütün abalarını ağzına kadar doldururlar

    Sabah olduğunda birde bakarlar ki  meğer altın madeninden geçmişler. Hiç toplamayan gurup “ah niçin almadık”
    Az alan ikinci gurup “Ah ne olaydı da biraz daha alaydık” Üçüncü çok alan gurup ise “Keşke lüzumsuz eşyalarımızı atsaydık ta biraz daha alsaydık” derler.(Hatice Yeşildağ, Kalbe Düşen Damlalar)

    Hayatta böyle değil midir zaten?  Bu noktada okuduğum bu güzel hikayeyi sizinle paylaşmak istedim.

  • GÖSTERİN BANA BENİ AYNALAR

    Gösterin aynalar bana beni gösterin de  Kaf dağından ineyim, gösterin de  kendi hatalarımı  göreyim, haksızken, haklılık iddia edipte, başkalarının incitmeyeyim,
    yetimin tarlasına basmayayım, komşumun ahunu işitmeyiyim, gururlanıp ta, kara taşlı kabristana, insanların  hakkıyla girmeyeyim.

    Gösterin aynalar bana beni gösterinde kibir tohumları ekmeyeyim, yalan gerçekler biçmeyim, yaradılış gayemden uzaklaşmayayım, kendimi tükenmez zannetmeyeyim, sonunda hüsran ile boynumu bükmeyeyim, sıratı müstakimde  pişmanlık ateşi ile geriye dönüp bakmayayım

    Gösterin aynalar bana beni gösterinde kendi geçeklerimi göreyim, ne kadar aciz olduğumu , ne kadar muhtaç olduğumu, biçareliğimi göreyim,  göreyim de  yaratanıma döneyim, gösterin de Arafat’ımı, Gönül Kabe’mi  bulayım.

    Gösterin aynalar bana beni, yaradılışımın  muhteşemliğini bileyim, istesem iyilikte melekleri geçtiğimi, istersem de  ne kötülükler ettiğimi, iki alemde de
    kendi yerimi kendim seçtiğimi,  gösterin  bana aynalar.

    Anlatın bana beni aynalar, bana övgü namelerini değil gerçeklerin  şarkılarını çalın,  bana suretimin değil  ruhumun resmini çizin, bana  hem acizliğimin hem de bir oka darda muhteşemliğimin masallarını anlatın aynalar.

    Anlatın  bana beni aynalar,üç beş damla kan olmadığımı, etten kemikten, nefisten ibaret olmadığımı, bu dünyada sadece  ben ben diyerek yaşamadığımı , gelip geçen bir yolcu olmadığımı, parlayan ışıklardan feyz  aldığımı anlatın bana aynalar

    Gösterin aynalar bana beni, denizlerin dibindeki incileri gösterin, gök yüzündeki yıldızları, yer yüzündeki  çatlayan tohumları, kabaran suları, ayaklanan filizleri, şu patlayan dağları,  önüme sunulan mucizeleri, gösterin  bana aynalar.

    Gösterin aynalar bana beni, kendi kendime neler neler ettiğimi boş şeylerin peşinden koştuğumu, benim olmayan şeylerin kavgasını ettiğimi, su misali bu  dünyadan gelip geçtiğimi,  kervancıyken, han’a minnet ettiğimi,  anlatın bana aynalar

    Gösterin aynalar bana beni,  bu gerçeğin sadece elli sene sürdüğünü, herkesin koltuğundan indiğini, sürat köprüsüne girdiğini ana, baba, evlat, dünyanın bittiğini, torbamda sadece  bir avuç sevabın kaldığını, anlatın bana aynalar.

    Anlatın aynalar  bana beni, her şeyi gördüğümü ama kendimi görmediğimi, her şeyi bildiğimi ama kendimi bilmediğimi, ezbere karanlıklarda yürüdüğümü, içe değil dışa baktığımı, kendimi değil, sandığım, olduğumu anlatın bana aynalar.

    Anlatın bana beni aynalar , insan kendini bilseydi, haktan hukuktan söz edilir miydi? Üzüntü nedir bilinir miydi? Ömrün yarısı  kavga ile geçirilir miydi? Ekmeklere kan sürülür müydü?  cennet ,cehennem yaratılır mıydı?  Anlatın bana aynalar.

    Göstermediniz bana beni aynalar, bana beni değil, sandığımı gösterdiniz, dünya ile birlik olup  gözümü kamaştırdınız, aklımı aldınız,  gerçek diye kandırdınız,  yıllar sonra birde kapımı acı gerçeklerle çaldınız ve beni o gerçeklerle yapa yalnız bıraktınız aynalar.

    !İnsan kendini göre bilseydi, her şey çok daha farklı olurdu. Kendimizi küçük göreceğimiz yerde büyük, büyük göreceğimiz yerde küçük görüyoruz.  sonrada bütün alem olarak  kaosları yaşıyoruz. Örneğin kendimizi  bazen kişilerle karşılaştırıp üstün görürken, diğer taraftan yatabileceğimiz üstesinden gelebileceğimiz zorluklar karşısında ben onu yapamam deyip kendimizi azımsıyoruz. Halbuki biz bütün alem olarak ne kadarda muhteşem yaratıldık.  

  • YOZGAT’TA GÜN BATIMI

    Yozgatlılara övünmek için akşam üzeri şu gökyüzünü süsleyen ” KIZIL GÜNBATIŞI ” yeter. Canı daralan, sevgilisinin kulağına birkaç güzel söz söylemek isteyip , romantik anlar yaşamak isteyen kim varsa alsın kafa dostunu fakültenin yanına gelsin ve gün batımını seyretsin.

    En şiddetli kış günlerinde bile küçük dalgalı tepelerin üzerine alçalan güneş ile birlikte bulutların yarattığı  resmi hiç bir ressam çizemez zira bu görüntü en büyük ressamın eseridir çünkü.

    Bize de bu resimden Feyz almak ve  anlamaya çalışmak düşer. Bazılarımız görür, bazılarımız görür anlamaz, bazılarımız da hayat telaşından hiç görmez bile yada alışılmışlıktan ötürü artık farkına bile  varmaz bu tür güzelliklerin.

    Güzel anlar yaşamak için illa deniz kenarına veya adı çok duyulan tatil merkezlerine gitmek gerekmez. dünyanın her yeri özel ve güzeldir. Tüm manzaralar biriciktir ve eşi benzeri yoktur.

    Her biri ayrı bir güzelliği veya hikayeyi anlatır, hikayeyi mi?  Evet hikayeyi dünya üzerinde asırların hikayesini, rüzgarların rotasını, buzulların eriyişini, güneşin dünyayı ufalayışını, levhaların volkanların üzerinde yüzüşünü, buna bağlı olarak dağların birbiri üzerine dizilişi, havanın şekline göre bin bir türlü bitkinin var oluşu yani bu hikaye anlatmakla bitmez.

    Dünya  sürekli sistemli bir şekilde, birbirini etkileyen olayların etkisiyle değişim içinde yani şu gördüğümüz sıradan gibi görünen dağlar asırlar önce bu şekilde değildi, yada elimize aldığımız bir taş bile asırlar öncesinin habercisi ve tanığıdır.

    Birde  bunlara ruh katacak olursak bazı yerlerde yükselen dağlar vardır bütün heybetiyle hissettirir insana kendini, bazı yerlerde denizler vardır  gönlü geniş insanlar bezer ne söylesen dinler ne atsan at san sindirir, bazen ovalar gelir önüne ufka kadar bakabildiğin, bazen de kıraç kayalar vardır sanki insana içini dökmek isterler asırlardır başlarından geçenleri tek tek anlatmak isterler bazı yerlerde de yaylarlar vardır tıpkı Yozgat’ta olduğu gibi  tertemiz havasıyla koşmak istersin ellerini havaya kaldırıp özgürce.

    İşte Yozgat’ın en çok beğendiğim özelliği küçük samur samur tepelerin üzerinden oluşan kızıl gün batışını seyretmektir.
    İnsanın mutlu olması için illa meşhur bir yerlere gitmesi gerekmez .
    Kainatı okumak en az kitap okumak kadar güzeldir. (RAZİYE ZEYTİN)

    Bence bu güzellikler ilk bahar festivallerinde en güzel  gün batımı fotoğraf yarışması olarak düzenlenebilir!

  • AĞLASIN  KEMANIM AĞLASIN

    Ağlasın da göstersin şu dünyadaki haksızlıkları
    Ağlasın da tercüman olsun yanan yüreklere
    Ağlasın da törpü olsun katılaşmış vicdanlara
    Ağlasın ağlasın da yoldaş olsun merhamet dolu kalplere

    Savrulsun savrulsun da  kemanımın sesi
    Hasret çeken gönüllere girsin
    Pınara  dönmüş gözlere değsin
    Değsin de onlardan bir name alısın
    Desin ki,sen benden daha temiz daha hassın
    Haklar sana, hasretler bana kalsın
    Nameler sana, inleyen hıçkırıklar bana kalsın desin

    Ağlasın kemanım ağlasın
    Kaldırımlarda üşüyen biçarelerin yanına varsın
    Hiç bir şey söylemesin çalsın öylece çalsın
    Sıcak buğulu mutluluklar sana, acılar bana
    Çığlık atan gülücükler sana, suskun diller bana
    Sıcak yuvalar sana, soğuk taş kaldırımlar bana
    Kalsın nağmelerini çalsın

    Ağlasın kemanım ağlasın
    Savaştan kaçan yurtluların
    Silahların gölgesinde büyüyen çocukların
    Boş boş bakan, acılı umutsuzluk dolu bakışların
    Yarım kalan umutların, dua eden avuçların
    Ufuklara  açılmış yelkenlerin, bilinmezliklere atılmış adımların
    Garip nağmelerin çalsın

    Ağlasın kemanım ağlasın
    Sevgiliye, sevdiğini anlatsın, ayrılığın tadına varsın
    Sevgiye giden yolu arasın
    Hamdım, yandım, bülbülün gülü sandım, desin
    Aksın  aksında kemanımın yanık nağmeleri
    Hayat amacının ne olduğunu bulsun
    Buda benden sevgiliye selam olsun, Nağmelerini çalsın

    Çalsın kemanım çalsın
    Boynu bükük zambakları anlatsın
    Seyirci suskun  duvarları
    Uzayıp giden geri dönülmeyen yolları
    Tirende son defa kalkan elleri
    Gönüllerden gönüllere akan nehirleri
    Of demeyen dertlileri dilleri, şükreden duaları
    Hasret çeken yanan hasırların, İnleyen nağmelerin çalsın

    Ağlasın  kemanım ağlasın
    Dağlardan dağlara esen rüzgarların
    Kıyılardan kıyılara vuran dalgaların
    En derin deryaya koşan suların
    Gönülden gönüllere akan sevgilerin
    Dili söylemeyen biçarelerin
    Kan damlayan, ah çeken yüreklerin,  Ahlı nameleri çalsın

  •  DOSTUM

    Bir gün düşman olacaksan bana, hiç dost olma ne olur
    Bir gün sileceksen beni dost defterinden, hiç yazma ne olur
    Bir gün esip çıkacaksan kapımdan, hiç girme ne olur
    Bir gün uzak  olacaksan bana, hiç yakın durma ne olur

    Bir gün yabancı olacaksan bana, hiç tanıma ne olur
    Bir gün bırakıp gideceksen beni, hiç gelme ne olur
    Bir gün başıma kakacaksan emeklerini, hiç verme ne olur
    Bir gün bitecekse kahvenin hatırı, hiç içilmesin ne olur

    En ufak bir hatamda sileceksen beni, bu günden sil ne olur
    Bir gün gelip vuracaksan sırtımdan, hiç durma bugün vur ne olur
    Bir gün yere eğeceksen bana bakan gözlerini, hiç bakma ne olur
    Bir gün gelip unutacaksan adımı, hiç söyleme ne olur

    Bir gün ayrılacaksa bu gönüller, hiç buluşmasın
    Bir gün kötü söz söyleyecekse  bu diller, hiç konuşmasın
    Hatırı olmayacaksa güzel günlerin,  hiç yaşanmasın
    Bir gün yalandan gülecekse,  bu yüzler hiç gülmesin

    Bir gün kırıp dökeceksek birbirimizi, bir gün satacaksak
    sarımsak tarlamızı,  güvenerek yaslamayacaksak sırtımızı, paylaşmayacaksak lokmamızı, derdimiz, sevincimizi;
    Hiç yaşanmasın bu dostluk, saklamayacaksak ebediyen sırrımızı.

    Kötü günlerimde hep yanımda kalmayacaksan
    Düştüğüm yerden beni kaldırmayacaksan
    Herkes gülerken bana, sen ağlamayacaksan
    Herkes terk ederken beni, sen hep yanımda kalmayacaksan
    Hiç yaşanmasın bu dostluk, dillerde susup gözlerde konuşmayacaksan

     

    Unutulup gidince bir köşe de, beni tek hatırlayan sen olmayacaksan
    Medet umarken tanrımdan sen kapımı aralamayacaksan
    Gönülden gönüle akıp, ruhlarda bir olmayacaksan
    Yılar sonra beni iki damla göz yaşı ile hatırlayıp anmayacaksan
    Hiç yaşanmasın bu dostluk, beni ömür boyu saymayacaksan

    Gecemi aydınlatan, yıldızım olmayacaksan
    Yan yana oturup, benimle ağlaşmayacaksan
    Güzel günleri ararken beni de, yanında taşımayacaksan
    Beni öz kardeşinden, üstün tutup sevmeyeceksen
    Hiç yaşanmasın bu dostluk, bana ahrette şefaatçi olmayacaksan

    Dost olmak  kolaydır dostum, önemli olan dost kalabilmektir
    Yıllar sonra sora iki damla göz yaşıyla,  O iyi bir insandı diye  hatırlanmaktır, dost olmak.
    “Dostluk unutulmayacak kadar güzel ve ender insanlarla yaşanacak
    kadar özeldir, dostum”.

    Lütfen dostluklarımız dostluk tadında hiç bitmesin, eğer ki bitti bitmek zorunda kaldı. Bittiği gibi güzel ve özel bir şekilde muhafaza edilsin!
    Çünkü o değerli anlara  bir daha geri ye dönülmeyecek, iki taraf içinde geriye dönüp bakıldığında hatırlanacak iki güzel hatıra kalsın.

    Çünkü o anda güven vardır, sevgi vardır, değerli zamanlarımızın paylaşıldığı anlar vardır,  birliktelik vardır. Bu birliktelik kardeşlik olabilir, evlilik olabilir, dostluk olabilir, ortaklık olabilir.

    Uzun lafın kısası demek istediğim, ayrılık gelip çattığında geçmiş güzel günlerin hatırı silinmesin, yaşanmışlıklar un ufak edilmesin!!!

  • BİZİM HİKAYEMİZ

    BİZİM HİKAYEMİZ

    Bir tutam kurumuş yaprak topladım geçen gün, tıpkı seninle benim hayallerimiz gibiydi.

    Bir tutam nergis kokladım geçen gün, tıpkı seninle benim aşkımız gibi hüzünlü kokuyorlardı.

    Renkleri beyazdı tıpkı bizim aşkımız gibi tertemizdi. Ama ortasında ayrılığın timsali sarı vardı.

    Beyaz bulutlar gördüm geçen gün, tıpkı seninle benim gibi ayrılıp ayrılıp  ağlaşıyorlardı.

    Boynu bükük zambakları gördüm geçen gün, tıpkı benim gibi  kaderlerine razı olmuş susuyorlardı.

    Kanadı kırık kuşları gördüm geçen gün, tıpkı senden ayrılan ben gibi çırpınıp duruyorlardı.

    Rüzgarın önünde bir yapraklar gördüm geçen gün, tıpkı sensiz kalan ben gibi savrulup duruyorlardı oradan oraya.

    Sararmış  resimleri gördüm geçen gün, tıpkı senin hasretinle yanmış ben gibi geçmişi sayıklayıp  duruyorlardı.

    Yalnız gezen bir ceylan gördüm geçen gün,  tıpkı  sensiz kalan ben gibi hayat amacını arıyordu düşe kalka yollarda.

    Bir kardelencik gördüm geçen gün, tıpkı sensiz kalan  ben gibi meydan okuyordu karlı dağlara.

    KANADI KIRIK KUŞLAR (KADINLAR)

    Gördüm evet gördüm,  gülü kopan bülbülü gördüm.
    Güneşi batan geceyi gördüm, filizi kopan dalı gördüm.

    Irmakları kuruyan denizi gördüm, umutları biten insanı gördüm
    Ateş deymiş çırayı gördüm, yüreği yanmış kadınları gördüm.

    Evleri başına göçmüş, rüzgara, yağmura rest çekmiş, yürekleri gördüm
    Dilleri susmuş, gözleriyle konuşmuş kadınları gördüm.

    Omuzlarında yükler vardı, yüreğinde acılar, gözlerinde yaşlar, aklındaysa onurlu bir hayat,  bin parçaya bölünmüş bir kadın gördüm.

    Ak hayallerini karalar bürünmüş, teselli defterinden umutlar silinmiş, Bir kaç silik hatıraya tutunmuş, her şeye rağmen hayata yeniden başlamış kadınlar gördüm

    Başını taşlara dayamış, kuştan, kurttan medet ummuş
    Çalı dibi yuvam, gölgesinde gezecek bir dalım olsun diyen kadınlar gördüm.

    Savaşmayı bilmeden seyit olmuş, yolunu kaybetmiş turnalar gibi seyyah olmuş,  bir kadın gördüm  ben büyümeden mürit olmuş.

    Yitmeden önce yitmiş, gitmeden önce gitmiş, fakat her şeye rağmen yıkılmamış, kırlangıç misali yuvasını  çamurdan yapmış kadınlar  gördüm.

     

     

  • ANNECİĞİM

    Anneciğim seni, elindeki çizgilerden tanıyorum
    Çünkü bu çizgiler bizim için çalıştığın emeklerin izleriydi.

    Anneciğim seni ağarmış saçlarından tanıyorum
    Çünkü bunlar, benim için harcadığın yılların  timsaliydi.

    Anneciğim seni bana bakan o deniz gibi gözlerinden tanıyorum
    Çünkü onlar bana duyduğun merhametin derinliğiydi.

    Anneciğim seni o kocaman yüreğinden tanıyorum
    Çünkü orası bizim bütün ailemizin yeriydi .

    Anneciğim seni yüzündeki çizgilerden hatırlıyorum
    Çünkü onlar bizim için  yaptığın fedakarlıkların izleriydi.

    Anneciğim seni bizim için çırpındığın sahnelerde görüyorum
    Çünkü onlar bizim için kanatlandığın anların bir yansımasıydı.

    Anneciğim cenneti senin ayaklarının altında görüyorum
    Çünkü bu sözler sana, Hz Muhammed’in müjdesiydi.

    Anneciğim sende güneşi görüyorum, çünkü güneş sende ki, merhametin, şefkatin göstergesiydi.

    Anneciğim sende toprağı görüyorum, ne kadar hata yapsam  da, kusur işlesem de hep affediyor, bir toprak gibi örtüyorsun.

    Anneciğim sende gök kubbeyi görüyorum,
    Çünkü gökyüzünün dünyayı sardığı gibi sende beni sarıyorsun.

    Anneciğim sende yağmuru görüyorum, çünkü  yağmurun yeryüzüne verdiği rahmet gibi,  sende durmaz bana veriyorsun.

    Anneciğim sen benim Babil bahçeleri gibi kokan nefesimsin
    Sen benim hayatta  tanıdığım ilk rehberimsin annem.

    Dünyamın dayanağı, cennetimin ayağısın
    Dualarımın kaynağı, acılarımın sığınağısın annem.

    Sen benim her sıkıntımda kaçtığım koyum
    Ama kıymetini hiç bilmediğim, nazlı şebboyumsun annem.

    Sen benim sırtımı yasladığım dağlarım
    Üzerinde koştuğum ovalarımsın annem.

    Anneciğim sen benim hastalandığımda
    Sokak lambaları gibi, başucumda duran ışığımsın.

    Sen benim hoyratça harcadığım, vazgeçilmezim
    Elime ne geçtiyse fırlatıp atığım engin denizimsin annem.

    Sen benim dünyamı aydınlatan, ısıtan güneşim
    Karanlıkta yolumu bulduğum çoban yıldızımsın annem.

    Sen bana kuşlar gibi uçmayı öğreten, kanadımsın
    Hayat rehberim, gönül defterim, sanatımsın annem.

    Her tehlikede hiç düşünmeden önüme kenetlenen, kalkanım
    Bu dünyada bana  yar, diyar olacak tek canımsın annem.

    Hayır dileğim, koruyucu meleğim, Her ihtiyacım olduğunda
    hemen koşacağım, hayat kaynağımsın annem.

    Resmini çizdim geçen gün boş duvarlara annem, boyan göz yaşı,
    fırçam hasret, duamsa hakkını helal et oldu annem.

  • AMAÇSIZLIK

    Amaçsız kalmak dünyada başımıza gelebilecek en zor şeylerden biri olmalı herhalde.
    İnsanın, iyi , güzel, doğru bir hedefinin olmaması ona mutsuzluk getirir.
    Hayattan zevk almaz hale gelir ve bu mutsuzluğunun da nereden kaynaklandığını bilmez ve durmadan boş şeylerde mutluluk veya mutsuzluk aramaya başlar.
    Hayat deneyimi çok fazla olan biri olarak benim tavsiyem yaşınız kaç olursa olsun, ne durumda olursanız olun kendinize her yönüyle doğru bir hedef seçin ne kadar uzak gibi görünse de, ne kadar zor olsa da ona doğru adımlar atmaya başlayın ama bu adımlar gerçekten doğru ve samimi bir şekilde olsun.

    Bunun içinde önceliklerinizi bilin ve zamanınızı kaliteli kullanın ve geçirin çünkü zaman  farkında olmadığımız, değeri ölçülemez bir değerdir bizim için. En ufak bir başarısızlıkta hemen vazgeçmeyin kendinize bir insan olarak hata yapma hakkını verin.

    Hedefiniz veya amacınız insancıl bir şeyde olabilir mesleki bir kariyerde mesela kimsesizlerin hayatını güzelleştirmek, sokak hayvanlarının yardımına koşmak veya boş arazileri ağaçlandırmak gibi vs, mesleki alanda  da en güzelini hayal etmek ve en azından yarısına ulaşmak veya ulaşmaya çalışırken bizim  için en hayırlısını bulmak gibi.

    Bu  hedeflerinizde ve arayışlarınızı da işinizin zor olacağını söyleyen çok kişi olacaktır mutlaka.Tıpkı kurbağanın hikayesi gibi

    “Kurbağalar  bir gün yarışmaya başlar ve hedef çok uzak ve zordur yarışmacılar bir bir bırakmaya başlarlar sadece bir tanesi devam eder seyircilerin  hepside bir şeyler söylemeye başlar işte  sen oraya varamazsın yol yakınken bırak gibi  vs. Yarışmacı kurbağa kimseden etkilenmeden hedefine doğru koşar ve başarır. Onu tebrik etmek için yanına gelenlere ve bunu nasıl başardığını soranlara  kurbağanın annesi oğlunun sağır ve dilsiz olduğunu söyler”

    Yani demek istediğim kendiniz ve çevreniz için doğru bir hedef belirleyin ve doğru yollardan ona ulaşmaya çalışın öncede yazdığım gibi ya hepsine ya yarısına yada sizin için  hayırlı olanına ulaşırsınız amaçsız olmaktan daha iyidir.

  •  MERHABA YOZGAT

    Dalga dalga dağlarına
    Serin serin rüzgarlarına
    Çalışkan samimi insanlarına merhaba Yozgat

    Karla döşenmiş yollarına
    Buz kesmiş saçaklarına
    Sıcak yüzlü insanlarına merhaba Yozgat

    Üzüm  bağlarından, nohut  tarlalarına
    Üç oklarından, Boz oklarına
    Tarih kokan Kızıl topraklarına merhaba Yozgat

    Saat kulesine
    Çapanoğlu camisine
    Her köşe başında bir testi kebapçısına merhaba Yozgat

    Soğuk karlı kışlarına
    Gelin olmuş ağaçlarına
    Samur samur tepelerinden kızıl gün batışlarına merhaba Yozgat

    Zamana meydan okuyan camilerine
    Nostalji  kokan küçük şirin dükkanlarına
    Hacı amcalarına, Melek teyzelerine merhaba Yozgat

    Arap çorbasından, Madımak’ına,
    Çeşit çeşit kebaplarından, kurulmuş yer sofrasına
    Uzun ince yollarından insana hayat veren yaylasına merhaba Yozgat

    Gittim Bozok obasına
    Çıktım Çamlık yaylasına
    Her gönülde bir Yozgat sevdasına merhaba Yozgat

    Soğuktur  suların içilmez
    Sevdim seni nedendir bilinmez
    İnsanlarının iyiliği güzelliği dünyalara değişilmez Yozgat

    Yozgat’ın sadece insanları bile bir destan yazmaya  değer fakat ben görebildiğim anlatabildiğim özelliklerini de katarak bu şiiri yazmak istedim.Yozgat’ın bana kattığı değerlere karşılık olarak.

  • ŞEHİTLERİN VASİYETİ

    Sevdiğimin, yüzüne keder değmiş deymesin
    Cemalim  askerde diye tasa edermiş etmesin
    Üzüntüm onu hasta edermiş dert etmesin
    Askerim, yarim, şehit oldu diye boyun bükermiş bükmesin

    Anam, mecnun olmuş yollarda  gezermiş gezmesin
    Feryat eden sesi arşa kadar gidermiş, gitmesin
    Kara yazmalar bağlarmış anam ak saçlarına bağlamasın
    Ben bir tane öldüm, bin tane doğdum ağlamasın

    Babam, tap udumu süzermiş süzmesin
    Demir gibi yüreği hiç bir zaman bükülmesin
    Dili ,  Yüreği taş kesilmiş, kesilmesin
    Birini verdim, bin tane daha olsa yine veridim desin, hiç düşünmesin

    Küçük kardeşim, gözlerin yere eğmesin, ufuklara yükseltsin
    Savaşı başlatan cehalettir, durduran ise kalem bunu unutmasın
    Ne imanından inancını, ne elinden kalemini, ne sözünde dilini,
    ne önünden işini, ne belinden kılıcını bırakmasın
    Vatan benden ona  emanettir, bunu bilmemek ihanettir unutmasın

    Milletime,Tekbir vasiyetim var oda vatanım sağ olsun
    Tekbir temennim var oda bu millet, bu ulus birlik olsun
    Bu vatan sevgisi, şehitlik arzusu varken düşmanlarımız isterse dağ olsun
    Hiçbir şey duramaz önümüzde  bu kahraman canlar feda olsun

    Ben katıldım şehitler kervanına, oturdum Yasir’ler, Hamza’lar divanına
    Alnımda parlayan kılıçla gittim  ölüler değil diriler diyarına
    Ayeti şerifler müjdelendi bana, hak şerbetleri sunuldu bana,af yazıları  yazıldı bana
    Firdevs kapıları açıldı bana, misk kokuları saçıldı bana
    Sen  tasa etme ak saçlı  ana,  şehit makamları verildi bana

    Savaşı başlatan cehalettir, kazandıran ise mertlik
    Barışı sağlayan kılıçtır, devamını  getire ise kalem
    İnsanlığı konuşturan medeniyettir, kaynaştıran ise kültür
    Ne kadar bilmesek de telimiz topraktır, birleştiren ise  Hak
    Habil ile Kabilden mirastır, acıların çekilmesinde ise bir vesile, bir baht, bir niyaz.

    Burada en çok şehitlerimizin küçük kardeşlerine vasiyetler  önemlidir. Başını öne eğmesin göklere yükseltsin derken. Ne kadar onurlu bir ulusun çocukları olduğunu bilerek, ufkunu geniş tutsun.   Savaşı başlatan cehalettir , durduran ise kalem derken. Bütün kötülüklerin başı cehalet olduğunu, bu yüzdende illimle uğraşılması  gerektiğini.  Ne imanından inancını derken, öz değerlerimizi kaybetmeden.  Ne  elinden kalemini derken,ne iş yaparsan yap ama mutlaka ilimle uğraş. Ne  sözünden dilini derken, Başka kültürlere özenip de, ne dilini,  ne değerlerini, nede geleneklerin kaybetme. Taklitçi olma, ilimde ve  çağdaşlaşmada örnek al. Ne belinden kılıcını bırakma derken de, vatanın sevmeye ve korumaya devam et demek istedim. Çünkü bizim bu zor günleri atlatmamız için bunlara ihtiyacımız var. Gençlerimizin  uyanık  olması, iyi yetişmesi hepsiden önemlisi çalışkan ve azimli olmaları  gerekiyor çünkü  yarınlar onların elinde.

  • SEVGİ NEDİR

    Sevgi yaşamaktır yaşatmaktır.Sevgi fedakarlıktır,merhamettir. Sevgi başkaları acı çekerken o acıyı ta yüreğinde hissetmek ama bir şey yapamamaktır. Sevgi her zaman sevdiklerinden on adım geriden götürtmektir. Önce onların mutluluğunu huzurunu düşünmektir. Sevgi almadan vermek, sevgi hayvana, çiçeğe, canlıya, cansıza yakınlık hissetmek, sevgi Allah yarattıysa çirkin bile olsa güzel yanını görebilmektir.

    Sevgi karşındakini olduğu gibi kabul etmek, hatalarının üzerine saplanıp kalmamaktır. Sevgi hoş görmek, övmek, çok görmemek olduğu gibi kabul etmektir.Sevgi barıştan yana olmak, ben demeyi unutmak biz demeyi bilmek, hatta bizden önce sen diyebilmektir. Allahın yarattığı diyebilmek, sanata Sanatçıdan ötürü saygı duymaktır. Sevgi hakkı bilmek,hakkın zevalinden  korkmaktır.

    Sevgi paylaşmak, başkaları aç iken tok yatmamak, üzüntülü iken mutlu olmamak, sevgi dayanışmak, koşamayanları koşturmak, göremeyenleri köprüyü geçirmek, bilmeyenleri bildirmeye çalışmaktır, sevgi kırmadan, incitmeden sevmek, emek vermektir.

    Sevgi bir annenin bebeğinin eziyetine katlandığı gibi katlanmak, sevgi o korkağın  civciv  yavrusunu koruduğu gibi kurumak, sevgi Hz. Hacer’in sevdiğine teslim oluşu gibi, teslim olmaktır. Sevgi bazen görmezden gelmek, bazen de gülüp geçmektir. Sevgi bakmak, görmek , anlamaktır. Sevgi var olanı korumaktır, yakıp yıktıktan sonra yeniden yapmaya çalışmak değil.

    Sevgi barışı sağlamaktır, fitneyi sokmak değil. Sevgi penceredir, güzel yanından görmek, göstermektir. Sevgi hakkı gözetmektir, sevgi sözleri tek tek seçmektir, sevgi hürmet göstermektir, sevgi karşındakinin değerini bilmek ve hissettirmektir. Sevgi her şeyden önce yaratılanı yaratan dan ötürü sevmek saygı göstermek,emanete hıyanet etmemektir. Sevmedim dediğin şeyin kime ait olduğunu bilmektir.

    Sevgi aynadır kendini karşındakinde görmek, Onun hataları olduğu  kadar kendinin de hataları olduğunu fark etmektir. Sevgi her şeyin bir sonu ve amacı olduğunu bilmektir. Sevgi kadir kıymet bilmek bir fincan kahvenin, bir el uzatışın, bir içten gülüşün, kırk yıl harını saymaktır. Sevgi hiyerarşidir topu ondan ona atarak  sonunda rahat yaşamaktır.

    Sevgi insanlarla  gözlerde selamlaşmaktır. Sevgi komşunu rahatsız etmemek, yemeğin kokusunu saklamak, külünü paylaşmaktır, sevgi haktan korkmaktır. Sevgi evladını sevmeden önce saymaktır, ona insan değerini vermektir. Sevgi kırk yıl aynı yastığa baş koyduktan sonra bir birinle hakkıyla helalleşmek yaşanmışlıkların hatırını gütmektir. Sevgi ananın, babanın önünde gözlerini yere dikmek, hak hukuk bilmektir. Sevgi kurallara uymak, hakları çiğnemektir, sevgi bazen susmak, bazen sevgiyle bakmak, bazen de kendini yok saymak, dayanışmaktır.

    Sevgi mutluğu paylaşmak,karşındakini eksiğine yanlışına takılıp kalmamak, olduğu gibi kabul etmek, el uzatmaktır. Sevgi iyi, kötü, uzak, yakın ayırt etmemek, sevgi sevginin nereden geldiğini çok iyi bilmek, sevgisizliğe tahammülü olmayan bilmektir (Allah). Sevgi toplumdur,ailedir,ana, baba, eş,evlattır, özlemdir. Sevgi burnunda buram buram tüten hasrettir. Sevgi bir ucundan ateş değmiş hasır gibi,yanmayı kabullenmektir, hiçbir zaman kavuşamayacağını bilsen dahi  öylece sevmektir. Sevgi el açmaktır,arka çıkmaktır, yan yana yürümektir, sevgi sözlerle değil gözlerle konuşmaktır, hatta gözler çığlık atabilmek, kucaklaşa bilmektir.

    Aslında en büyük sevgi duyulması gerekenedir.Gelmiş geçmiş bütün alemin adını başka başka koyduğu (Allaha).Sevginin kaynağı, aranışların başı, düzenin sağlayıcısına, onunda zaten bizden istediği bir tek şey var oda sevgi, sevgi tam olsa her şey tam olurdu. Kötülüklerin başı da sonu da sevgisizlik değil mi? Sevgiyi anlamamaktan, sevdiğini anlatamamaktan değil mi?

    Sevgi benden önce gelseydi, sevgi tam olsaydı Firaun Asiye’yi ateşlere atmazdı,sevgi tam olsaydı Kabil Habil’i kıskanmazdı, sevgi tam olsaydı düşmanın yoksa kardeşinde mi yok denmezdi, sevgi tam olsaydı sokak çocukları sokaklarda üşümezdi, sevgi tam olsaydı hapishaneler yapılmaz,  marifetmiş gibi er meydanları kurulmazdı, sevgi tam olsaydı üstünde en fazla elli sene yaşayacağı topraklar için insanlar susup silahlar konuşmaz, et et üstüne yığılmazdı. Sevgi tam olsaydı bir elmanın iki yarısı olan eşler ayrılıp ta, gücü başkasına yemeyen çocuklar boynu bükük, çaresiz, konmasız, her türlü acıya maruz kalmazdı.

    Saygı(hak)  sevgiden önce gelmeliydi, sevgi ,benden  önce gelmeliydi.” SAYGI,SEVGİ, BEN” olmalıydı. Fakat biz önce ben diyoruz, sora sevgiyi bulduk sanıyoruz, sonda saygıyı(hakkı) arıyoruz arkasından da  bütün alem olarak kaosları yaşıyoruz. Hakkı korumadan, sevgiyi bulmadan, beni nasıl yaşaya biliriz.

    Eğer böyle olsaydı insanlar yaşlanıp ta yalnız kalmaktan korkmazlardı. Kapılar kilit aramazdı. Sınırlar çizilip muhafızlar dikilmezdi. Savaş destanları yazılmazdı. İnsanların yarısı açlıktan, yarısı da oburluktan ölmezdi. Hak hukuk sevgi nedir bilinseydi, belki de Cennet, Cehennem bile yaratılmazdı.Sırf “ben” sevgiden önce geldi diye bütün dünya alem kan ağlamazdı.Eğer sevgi tam olsaydı din savaşları, toprak savaşları, ekmek savaşları olmazdı. Çünkü hepsinin de sevginin kaynağı olan Allahtan geldiği ve yine onun olduğu bilinirdi.

    Toprak hangi uğruna savaşa itibar etmişte, onun olmuş, sonunda çürütmemiş. Ekmeğe kim doymuşta bir daha acıkmamış, hangi ölen yanında bir paça ekmek götürmüş, mal götürmüş, sevgiyle, ibadetle, sevapla, giden var ama bir parça  malla, toprakla giden yok.

    Sevgi sanatı sanatçıdan ötürü sevmek, saymak,anlamaktır.Eserin sahibini bilmektir.Tıpkı sana iyilik edenin hatırını nasıl güdersen, sana bütün nimetleri verenin hatır gütmektir.