Siyaset konuştuğumuz bazı insanlar var ki teflon tava gibiler…
Yanmaz, yapışmaz cinsten…
Onlar konuşunca sana yapışıyor ama sen konuşunca onlara hiçbir şey yapışmıyor…
Denizaltı gibiler; her şeyden haberleri var, her şeyin hem de tam içindeler. Sonrasında iş dedikleri gibi olmayınca aynı zamanda hiçbir işten haberleri yok moduna geçiveriyorlar.
Esasen bu insanların siyaseti hem dişi hem de dişli…
Nasıl mı?
Şöyle ki:
Herhangi bir talebi olunca öncelikle önüne bir adam koyuyor, onu bariyer olarak kullanıyor.
Yani demem o ki eline maşayı alıyor, başlıyor sıralamaya: “Şöyle olmalı, böyle olmalı…”
Baktı ki işte mesafe aldı, tam o sırada görünür olmaya başlıyor. Her ne kadar bu işleri falanca söylese de onu meydana süren, konuşturan benim gibilerinden…
İş biraz daha ilerleyince ileri sürdüğü adamı karalamaya başlıyor. İşte tam o sırada o adamın etine don lastiği sündürüyor; hem de acıtabildiği kadar acıtıyor canını…
Niye? Onunla işi bitti, kullandı, Selpak mendil gibi bir kenara attı.
O canını yaktığı adam piyasaya çıkıyor, bas bas bağırıyor: “Beni kullandı, kaldırdı, attı.” diyerek…
Bizler o kadar alıştık ki bu tür olaylara, safa yatıp ta işin başından anlattırıyoruz arkadaşa…
Hah, tam bu sırada meydan muharebesini kazanan arkadaş tekrar o kullandığı adamla irtibat kuruyor. Niye mi? Adam bize yanaştı ya, anlattı ya bildiklerini; inanılmaz rahatsız oluyor…
Artık ok yaydan çıkmış oluyor.
Artık macun tüpten çıkmış oluyor; geri döner mi, dönmez elbet…
Bu kadar lafı niye ettim?
Siyaset değişti.
Siyasetçi değişti.
Seçmen de değişti.
İyi anlaşılsın istiyorum…
Herkesin birbirini yargıladığı, kimsenin bir başkasını beğenmediği tuhaf zamanlarda yaşıyoruz. Neden bu tür olumsuz davranışlar zamanla değişmez, hatta gittikçe pekişir ki?
Okuyoruz, yazıyoruz, insan içine karışıyor ya da insanlardan uzak kalıp inzivaya çekiliyoruz ama iyi insanların hoşuna gitmeyecek karakterlerimizden ödün vermiyoruz. Okuyor ama sadece bilgi ediniyoruz. Yaşıyor ama sadece başkasına akıl verecek tecrübeler ediniyoruz; kendimize faydalı işler yapmamak için ise âdeta çırpınıyoruz.
Yazının gidişatının aksine, konuyu AK Parti seçmenine getireceğim.
Dikkat ederseniz seçmenlerin bir kısmı da bu sözünü ettiğimiz olumsuz davranışın esiri durumunda. Recep Tayyip Erdoğan partiyi kurdu kurulalı, partiye oy veren seçmen kitlesi kendi aralarında birkaç gruba ayrılıyor.
Birincisi; davasına asla toz kondurmayan, Erdoğan’ı hatalarıyla birlikte kabul eden, kendi içlerinde eleştirilecek konular varsa eleştirip dışarıya karşı birliktelik görüntüsü veren insanlar. Bunlar resmin tamamına bakarak hareket ediyorlar. Erdoğan giderse ülkenin başına ne geleceğini bilen, her şart ve koşulda —Erdoğan çizgi dışına çıkmadığı sürece— ona destek olmak için kelle koltukta hareket edenler.
Bir diğer grup ise Erdoğan’a sürekli destek veren ama verdiği destekten ötürü de bir şeyler bekleyen, beklediği olmayınca da sırf karşı tarafa fırsat geçmesin diye desteklemeye devam edenler. Bunlar, beklentileri gerçekleşmeyince AK Parti içindeki simsarlardan rahatsız olanlar; onların yapıp ettiklerinin Erdoğan’a ve partiye zarar verdiğini düşünen tipler. Kendileri oturdukları yerden ahkâm kesip her ortamda sürekli AK Parti’yi eleştiren ve partinin oy kaybetmesine sebep olan kişiler. Sorunca da “Ben oyumu veriyorum.” diyorlar.
Bunlar: “AK Parti, içindeki AKP’lilerden arınmalıdır.” diyorlar.
“AKP’liler” diye diye kendi konfor alanlarını genişletiyorlar. Hem hiçbir sorumluluk almıyor hem ellerini taşın altına koymuyor hem de sadece oy vererek aslî görevlerini yerine getirdiklerini düşünüyorlar. Her ortamda olumsuz eleştiriler yaparak partinin kan kaybetmesine sebep oluyor ve bundan da “AKP’lileri” sorumlu tutuyorlar. Kelle koltukta Erdoğan’a destek olanların verdiği mücadelenin binde birini bile vermiyorlar ama sorduğunuz zaman kendilerini “AK Partili” olarak tesmiye ediyorlar.
Yazının başında belirttiğimiz gibi; insanlar önce kendilerini sigaya çekmezlerse, sözüm ona bu AK Partililer bu tür davranışlarından vazgeçmeyerek Erdoğan’a verdikleri zararın farkına varmazlarsa ve o meşhur “simsar” AKP’liler de Erdoğan’a yük olmaya devam ederlerse, onlarla birlikte memleket de kaybeder.
Sonuç:
Heyecanla sakin ve sabırlı olmayı,
Acemilikle tecrübelileri,
Gençlerle ileri yaştakileri
Harmanlayamazsak, yan yana, el ele, göz göze getirilmezse sel önünden kütük kapma yarışı devam edecektir.
Bazıları suyun başını tutmuş,
Yanına gelenlere damla düşürmüyorsa,
Ondan sonra bana nazar değdi, başım ağrıyor, elim yüzüm kıpkırmızı, ateş gibi diyerek hayıflanmasın.
Selametle…
Bir yanıt yazın