Kategori: CEMİL MERMERTAŞ

  • Yanan sadece ormanlar değil

    Yozgat’ımızda kavurucu sıcaklar her geçen gün biraz daha artıyor, insanlarımızı bunaltıyor. Biz Yozgatlılar olarak serin ve soğuk havaya daha alışkın olduğumuzdan bunaltıcı sıcakları sevmiyoruz. Ancak bu sıcaklardan daha yakıcı bir gerçek var ki, o da ülkemizin dört bir yanında çıkan orman yangınları, sadece ağaçları değil, içimizde, yüreğimizde ve geleceğimiz de yakıyor.

    Geçtiğimiz günlerde Eskişehir’de çıkan orman yangını, hepimizi yasa boğdu. Görev başında hayatını kaybeden kahraman orman personellerimize Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyorum. Onlar görevlerini canla başla yerine getirirken şehit oldular. Rabbim mekanlarını cennet eylesin.

    Orman yangınları sadece ağaçları değil, orada yaşayan binlerce canlıyı da yok ediyor. Yangının ortasında kalan bir serçenin, bir sincabın, bir kaplumbağanın kaçacak yeri kalmıyor. Deyim yerindeyse; ne kuş kanat çırpabiliyor ne de tavşan koşabiliyor. Alevler önüne çıkan her şeyi yakıp geçiyor, bizlerde Yozgat’tan izlemekle kalıyoruz.

    Yozgat’ımızda da risk her geçen gün artıyor. Özellikle ormanlık alanların bulunduğu Akdağmadeni, Aydıncık, Çekerek ve Saraykent bölgelerimizde dikkatli olunması gerektiği Valimiz Sayın Mehmet Ali Özkan tarafından sık sık dile getiriliyor. Allah razı olsun, hem Valimiz hem de ilgili tüm kurumlarımız canla başla mücadele ediyor, vatandaşları uyarıyor. Ama iş sadece devletin değil, hepimizin sorumluluğundadır.

    Son günlerde şehir merkezinde, mahalle aralarında çıkan yangınlar bile tehlikenin ne kadar kapımızda olduğunu gösteriyor. İtfaiye ekipleri, zamanla yarışarak bu yangınlara müdahale ediyor. Ancak her zaman dikkat etmemiz ve yangın çıkmadan önlem almamız gerekiyor. Bir anlık dikkatsizlik, yılların emeğini, doğanın binlerce yıllık dengesini bir çırpıda yok edebilir.

    Buradan tüm ailelere özellikle seslenmek istiyorum; çocuklarımızı bu konuda bilinçlendirelim. Kibritle, çakmakla, yangın çıkarabilecek malzemelerle oyun oynanmasına kesinlikle müsaade etmeyelim. Piknik alanlarında ateş yakmak, izmarit atmak, cam şişe bırakmak küçük bir kıvılcıma ve büyük felaketlere dönüşebilir.

    Ormanlarımız bizim ortak mirasımız geleceğimizdir. Onları korumak, sadece devlete bırakılacak bir görev değildir. Bu aynı zamanda insani ve vicdani bir sorumluluktur.

    Bugün ülkemiz, deyim yerindeyse yangınlarla sınanıyor. Gözümüz kulağımız her an yeni bir yangın haberiyle çınlıyor. Yozgat olarak biz de nasibimizi almadan önlemimizi almalı, her vatandaşımızla bu konuda seferber olmalıyız. Uyanık ve uyarıcı olmalıyız.

     

  • İsrafın bedelini kim ödüyor?

    Pandemi dönemiyle birlikte hayatımıza giren ekonomik sıkıntılar, adeta davetsiz misafir gibi ne yazık ki gitmek bilmedi. En çok da dar gelirli vatandaşlarımız, bu zorlu sürecin faturasını ödeyen kesim oldu. Özellikle emekli ve asgari ücretli vatandaşlarımız, ay sonunu getirmekte zorlanıyor; deyim yerindeyse iğneyle kuyu kazar gibi geçinmeye çalışıyorlar.

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı Tasarruf Tedbirleri Genelgesi’yle kamuda sıkı mali disiplin uygulama yoluna gidildi. Ancak bu uygulama sadece kağıt üzerindeki önlemler olmamalı; samimi bir tasarruf tedbiri içerisine de gidilmeli. Çünkü vatandaş zaten kendi yağında kavrulmaya çalışırken, kamu kurumlarında yaşanan israf herkesimin de dikkatini çekiyor.

    Dar gelirli vatandaşımız, evinde elektrikten suya, doğalgazdan ekmeğe kadar her kalemde kılı kırk yararak hareket ediyor. Ama aynı hassasiyeti ne yazık ki bazı kamu kurumlarında göremiyoruz. Kağıt israfı diz boyu, resmi araçlar şahsi işlerde ev işlerinde de cirit atıyor. Hatta bazı makam araçlarının Cuma namazı boyunca kapı önünde klima çalışır vaziyette bekletildiğine bizzat şahit oluyoruz. Bir makamda yönetici değişikliği yapıldığında ilk yapılan şey o yöneticinin kullandığı makamın değiştirilmesi. Gerekiyorsa elbette değiştir ama gerekmiyorsa o koltuk, o masa neden değiştiriliyor. Değişince işlemlerde yenilik mi oluyor? makam koltuğu masasıyla mı işler yürüyor.? Bu durum, adeta devlet malı deniz, yemeyen keriz anlayışının bir göstergesi gibi.

    Oysa Hz. Ömer’in, devlet işlerini yaparken ayrı, kendi özel işlerini yaparken ayrı mum yaktığı rivayetini bilmeyen yoktur. O günlerden bu günlere ne çok şey değişmiş. Beytülmal’a gösterilen özen, bugün yerini konfor düşkünlüğüne bırakmış gibi görünüyor. Oysa tasarruf, evde başlasa da aslında vicdanla başlar.

    Evimizde gereksiz yanan bir ışığı kapatırken gösterdiğimiz özeni, kamu kaynaklarını kullanırken de göstermek zorundayız. Bugün Yozgat gibi küçük şehirlerde yaşayanlar, İstanbul ya da Ankara’daki vatandaşlara göre biraz daha şanslı olabilir. En azından işler daha çabuk halloluyor, ulaşım masrafı daha az, hayat daha sade. Yozgat’ta bir uçtan diğer uca yürüyerek yarım saatte gidebilirsiniz. Ama büyük şehirde yaşayan bir emeklinin işi gerçekten zor. Bir hastaneye gitmek bile başlı başına bir masraf teşkil ediyor.

    Zamlardan en çok etkilenenler de şüphesiz bu dar gelirli kesim. Emekli vatandaşlarımız artık çay ocaklarında dostlarıyla bir çay içmeye bile çekinir hale geldi. Cumhuriyet Meydanı’nda vakit geçirmek, onların tabiriyle “en ucuz sosyal etkinlik” haline geldi. “Beş kişi bir çay içsek, 150-200 lira gidiyor; bari burada gölgede oturalım” diyorlar. Deyim yerindeyse, kuru ekmeğe talim eder hale geldiler.

    Eskiden torunlarına bayram harçlığı veren, küçük hediyelerle yüzlerini güldüren dedelerimiz şimdi “bakkala bile götürmeye çekiniyorum” diyor. Çünkü torunun canı bir çikolata çekse, cüzdanın içi boş çünkü.

    Hal böyle iken yöneticilerimize büyük görev düşüyor. Hak, hukuk, adalet çerçevesinde özellikle bu kesime yönelik sosyal desteklerin artırılması şart. Çünkü bir toplumun vicdanı, zor durumda olan vatandaşına gösterdiği şefkatle ölçülür. Eğer bir ülkede emekliler bayramda torununa harçlık veremiyorsa, o ülkede refah değil, sadece geçim sıkıntısı vardır.

    Evdeki lambayı boşa yanmasın diye söndürmekle başlayan bu kültür, devletin en tepesine kadar sirayet etmedikçe, alınan her tasarruf kararı kağıt üstünde kalmaya mahkumdur.

     

  • Devlet’te devamlılık esastır

    Devleti var eden, yalnızca onun sınırları ya da kurumları değil; hizmetlerin sürekliliğidir. Makamlar, mevkiler, koltuklar gelip geçicidir. Ancak milletin varlığıyla özdeşleşmiş olan devlet bakidir, ebedidir. Bu nedenle kamu görevine talip olan her bireyin, “bugün ben, yarın bir başkası” anlayışıyla hareket etmesi gerekmektedir.

    İnsan, görev aldığı yeri babasının çiftliği gibi değil; emaneti devraldığı bir bayrak yarışı gibi görmelidir. Dün başkasının taşıdığı bu emaneti bugün biz sırtlanıyorsak, yarın da bizden sonra başkaları taşıyacaktır. Esas olan; bu bayrağı yere düşürmeden, lekesiz ve gururla bir sonraki nöbetçiye teslim edebilmektir.

    Ne yazık ki ülkemizin birçok yerinde olduğu gibi Yozgat’ımızda da yöneticilik anlayışı, bir süreklilik değil, adeta sıfırdan başlama mücadelesine dönmüş durumda. Yeni gelen yönetici, öncekini yok sayarak, geçmişi silip kendi dönemine ait izler bırakma çabasına giriyor. Sanki yapılan her güzel iş, bir “rakip başarısı” gibi görülüyor. Oysa devlet aklı, kişisel hırsların değil; ortak aklın, istikrarın ve faydanın önünü açmayı gerektirir.

    Elbette her yöneticinin kendine has bir vizyonu, bir üslubu olabilir. Ama geçmişin toptan reddiyle geleceği inşa etmek mümkün değildir. “Eski köye yeni adet getirmek” isteyenler önce o köyde neyin işe yaradığını, neyin toplumun yararına olduğunu iyi analiz etmelidir. Çünkü hizmet, kişilere göre değil; halka faydasına göre değerlendirilmelidir.

    Kamu yararına bir hizmet yapılmışsa, onu sahiplenmek ve daha da ileriye taşımak gerekir. “Ben yapmadım, o yaptı” diyerek yapılanı yıkmak ya da yok saymak hizmetin heba olması değil, aynı zamanda bir önceki yöneticinin emeğinin de yok sayılmasının yanında harcanan milyonlarca liranın da boşa harcanması demektir. Eğer yapılan bir yanlış varsa onu yıkmadan düzelterek hizmeti sürdürmektir. Halk, kim yaptı demeden faydaya bakar. Hangi elden çıktığı değil, topluma ne kattığı önemlidir.

    Bu döngü, yıllardır aynı şekilde devam ediyor. Yeni gelen eskisini beğenmiyor, onun yaptığını değiştiriyor. Ardından başka biri geliyor, o da öncekini silmeye başlıyor. Böyle olunca da yerimizde sayıyor, boşa kürek çekiyoruz. Halbuki millet bizden kavga değil, hizmet bekliyor. Egolarımız ve kişisel çıkarımız için değil, kamusal yarar için çalışmalıyız.

    Yöneticilik bir hizmet makamıdır. Geçici olan bu görevler, kalıcı izler bırakma sorumluluğu taşır. Önemli olan, geride hoş bir seda bırakabilmek, ardımızdan “iyi hizmet etti” dedirtebilmektir. Çünkü nihayetinde unvanlar unutulur, isimler silinir, ama yapılan işler ya hayırla ya da tepkiyle anılır.

    Gelin, bu bayrak yarışını bir rekabet alanı değil; bir emanet bilinciyle sürdürelim. Kırıp dökmeden, yapılanı küçümsemeden, yarım kalan işleri tamamlayarak, doğruya doğru diyerek yol alalım. Devletin büyüklüğü, kişisel ihtirasların değil; ortak aklın, sağduyunun ve istikrarlı hizmetin eseridir.

     

  • Devlet yatırımı var, üretim ve istihdam nerede?

    Yozgat, devlet yatırımları açısından Türkiye’nin birçok iline göre oldukça şanslı bir konumda bulunuyor. Şehir Hastanesi’nden Adalet ve Diyanet Eğitim Merkezlerine, Hızlı Tren’den Havalimanı’na, Adli Tıp Kurumu’ndan spor ve eğitim altyapılarına kadar çok sayıda önemli kamu yatırımı, bu şehre kazandırılmış durumda.

    Ancak bu yatırımların toplumsal refaha ve ekonomik canlılığa dönüşmesi konusunda ciddi bir eşik aşılamıyor. Devletin fiziki imkanları sağlamış olması, her zaman kalkınmayı beraberinde getirmiyor. Gelişim, sadece yatırımla değil; bu yatırımların çevresinde oluşacak üretim, istihdamla mümkün olur.

    Bu noktada, sınır komşumuz Çorum önemli bir örnek teşkil ediyor. Yozgat’a göre devlet yatırımlarında daha az “şanslı” olmasına rağmen, ekonomik gelişmişlik sıralamasında Çorum, Yozgat’ın oldukça önünde yer alıyor. Peki neden?

    Bunun en temel nedeni, Çorumlu iş insanlarının memleketlerine yatırım yapmalarıdır. Bugün Türkiye çapında bir marka hâline gelen Ahlatçı Holding, yalnızca ekonomik değil sosyal anlamda da Çorum’un kalkınmasına öncülük etmektedir. Yani devletin yaptığı yatırıma, halktan, özellikle de sermaye çevrelerinden karşılık gelmektedir.

    Yozgat’ta ise bu aidiyet duygusu ne yazık ki istenen düzeyde değildir. Elbette bu kente gönül veren, yaptığı eğitim yatırımlarıyla adından söz ettiren saygıdeğer iş insanı Bilal Şahin gibi örneklerimiz var. Ancak memleket sevgisi, sadece birkaç hayırseverin omuzlarına bırakılmayacak kadar büyük bir meseledir.

    Tüm bu tabloya rağmen Yozgat, nüfusa oranla en çok göç veren illerin başında geliyor. Özellikle kırsalda yaşanan göç, köylerde tarım ve hayvancılığı bitme noktasına getirmiştir. Bugün köylere gittiğimizde karşılaştığımız manzara, 50 yaş üzeri nüfusun ağırlıkta olduğu bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu görebiliriz.
    Bu sürdürülebilir değildir. Bu gidişle 5-10 yıl içerisinde köylerde üretim yapacak insan dahi kalmayacak. Tarımın, hayvancılığın, üretimin yaşatılması için köylerimiz cazip hale getirilmek zorundadır.

    Yozgat, devletin imkanlarından faydalanıyor ama özel sektörün daha fazla yatırım yapması gerekir. Çünkü yatırımcının önünü açacak planlama, lobi ve yönlendirme yeterince güçlü değil.

    Daha önce dönemin Valisi Kemal Yurtnaç döneminde yatırımcı çekme konusunda bazı girişimlerde bulunuldu.

    Yurt dışından küçük ölçekli iş insanları getirildi. Otellerde ağırlandılar, toplantılar yapıldı.

    Ancak netice alınamadı. Yani mesele organizasyon değil, ikna ve süreklilik meselesi.

    Bu noktada yalnızca kamu bürokrasisine değil, siyasi temsilcilerimize ve yerel yöneticilere çok ciddi sorumluluklar düşüyor.

    Yozgat’ın kıymetli isimleri, Türkiye çapında saygınlık kazanmış siyasi isimlerinden; Sayın Cemil Çiçek,

    Sayın Bekir Bozdağ, Sayın Fuat Oktay, Sayın Lütfullah Kayalar, Sayın Kürşad Zorlu, Sayın Abdulkadir Akgül, Sayın Süleyman Şahan, Sayın Ethem Sedef ve daha sayamadığımız pek çok değerli isimler, Yozgat’ın yatırımcıyla buluşması için bir masa etrafında toplanmalı, iş insanlarına Yozgat’ın potansiyelini anlatmalıdır. Organize sanayi bölgeleri, altyapısı hazır tesis alanları, genç nüfusa yönelik istihdam projeleri bu isimlerin siyasi ağırlığıyla desteklenmeli, bir “Yozgat Ekonomi Platformu” kurulmalıdır.

    Yozgat, sadece devlet eliyle gelişemez. Devlet yatırımı bir kaldıraçtır, asıl kaldıracak olan ise yerel sermaye ve sosyal iradedir. Herkesin “bir Bilal Şahin yeter” dememesi; onun yanına onlarca Bilal Şahin yetişmesi gerekir. Bunun için birlik ve beraberlik gereklidir.

    Yozgatlı olup başka şehirlerdeki kıymetli iş insanlarımıza sesleniyorum;  “Memleket sizden yatırım bekliyor, vefa bekliyor, vizyon bekliyor.” Unutmayalım; Yozgat, terk edilecek değil, emek verilecek bir şehirdir.

     

  • “Liyakat yoksa istikrar da olmaz”

    Hayatta yapacağımız her işte başarıya ulaşmak istiyorsak, önce iyi düşünmeliyiz, iyi analiz yapmalı, ardından doğru üzerinde yoğunlaşmalıyız. Plansız, hesapsız yapılan işin sonu ya yarım kalır ya da hayal kırıklığı yaratır.

    Devlet işleri ise “Ölçmeden biçen, iki kere keser.” Sözünden de anlaşılacağı üzeri bu dikkatin ve özenin en üst düzeyde olması gereken alandır.

    Kurumlar, devletin işleyen mekanizmalarıdır. Her biri bir çarkın dişlisi gibidir. Çarkın dönmesi için o çarktaki dişlilerin sağlam olması gerekir. Nasıl ki bir yöneticinin liyakati, kurumu daha ileriye taşıyabilir; aynı şekilde, ehil olmayan bir yöneticinin göreve getirilmesi, o kurumu rutine hapseder, çalışanların moralini bozar, halkın güvenini zedeler. Liyakatsiz bir kişinin makamda uzun süre durması da mümkün değildir. Ama o sürede kuruma ve personele verdiği zararın, telafisi de uzun süre hafızlarda yer alır.

    Hele ki bu atamalar; sağlık, eğitim, tarım gibi doğrudan halkın hayatına dokunan alanlarda gerçekleşiyorsa, “telafisi olmayan zararlara” yol açabilir. “Çürük tahta çivi tutmaz.” Liyakati olmayan birini sorumluluk makamına getirirseniz, ne o makam anlamlı olur, ne de oradan beklenen hizmet gerçekleşir.

    Bugün devletin idaresi Cumhur İttifakı’nın elindedir. AK Parti, bu sorumluluğu halktan almıştır. Elbette siyasetçiler ve yöneticiler, bürokraside yapılacak atamalarda kendi değerlendirmelerini yapacaklardır. Ancak bu değerlendirmeler yapılırken “bu bana daha yakın olan değil, deneyimi tecrübesi liyakati olan tercih edilmelidir.

    Örneğin bir kuruma müdür yardımcısı atanacak. Müracaat eden 20 kişi arasında gözle görülür şekilde, en yetersiz olan göreve getiriliyor. Oysa içlerinde yıllarca emek vermiş, tecrübe kazanmış, eğitimini tamamlamış, halkla iyi ilişkiler kurabilen pek çok liyakatli kişi varken, onları görmezden gelmek, sadece kişilere değil, kuruma da zarar demektir. Ehil olmayan kişiyle çalışanların da motivasyonu düşer, kurumun itibarı zedelenir.

    Yozgat gibi insanların birbirini iyi tanıdığı bir şehirde, kimin neye layık olduğu üç aşağı beş yukarı bilinir. Ancak bakıyorsunuz, geçmişiyle hiç bağdaşmayan, tecrübesiz, hazırlıksız bir kişi, bir anda önemli bir kurumun başına atanmış. Soruyorsunuz, “Kim getirdi?” Cevap belli: “Falanca’nın adamı.” İşte bu anlayış, devlet ciddiyetine yakışmaz.

    Yozgat ve ilçelerinden özellikle eğitim ve sağlık başta olmak üzere birçok kurumla ilgili şikayetler alıyoruz. Bunlarla ilgili bizlerde gerek haberlerimizde gerekse il ve ilçe yöneticilerine konuyu ileterek çözümü noktasında elimizden geldiğince yardımcı olmaya çalışıyoruz.

    Buradan Milletvekilleri Akgül, Şahan ve Sedef’e, sesleniyorum. Sizler bu şehirde yaşayan insanların temsilcisisiniz. Liyakat temelinde yapılan atamalar hem sizi yüceltir hem de halka hizmet eder. Ancak sadece birkaç kişinin önerisiyle, köşeden dönülerek yapılan atamalar uzun vadede büyük kırgınlıklar doğurur. Vatandaşın teveccühünü kaybetmek, birkaç kişiyi memnun etmekten çok daha ağır sonuçlar doğurur.

     “Doğru söyleyeni dokuz köyden kovsalar da onuncu köyde baş tacı ederler.” Bizler bu şehrin evlatları olarak, kurumlarımızın daha etkin, daha saygın ve daha halk odaklı çalışmasını istiyoruz. Hangi görüşten olursa olsun, görevini layıkıyla yapan her birey bizim başımızın tacıdır. “Yiğidi öldür, hakkını yeme.” İster merkezde, ister ilçelerde olsun, her bir atama; toplumun vicdanını rahatlatmalı, adaleti ve güveni pekiştirmelidir.

  • Basının Sessiz Mücadelesi

    Basın; bir şehrin vicdanıdır, hafızasıdır, nabzıdır. Kamuoyunun gözü, kulağı ve sesi olma misyonunu üstlenen basın mensupları, bulundukları şehirlerin gelişiminde ve kalkınmasında önemli bir rol oynar. Biz gazeteciler yalnızca haber yazmaz, aynı zamanda toplumun değerlerini korur, sorunlarını gündeme taşır ve çözüm yolları için farkındalık oluştururuz. Ancak ne yazık ki, bu kutsal görevi yerine getirirken son yıllarda giderek derinleşen ekonomik darboğazla da mücadele ediyoruz.

    Gerek ulusal ölçekte, gerekse yerel düzeyde faaliyet gösteren yazılı ve görsel medya kuruluşları, artık ayakta kalabilmek için kelimenin tam anlamıyla mücadele veriyor. Özellikle yerel basın; artan matbaa maliyetleri, dağıtım giderleri, baskı zorlukları ve reklam gelirlerindeki ciddi düşüş nedeniyle çok zor bir süreçten geçiyor. Son dönemde uygulamaya konulan tasarruf tedbirleri kapsamında kamu ilan gelirlerinde yapılan kesintiler, birçok yerel gazete için adeta hayati damarların daralmasına neden oldu.

    Oysa bizler, bulunduğumuz şehri sadece yaşadığımız yer olarak değil; dertleriyle dertlendiğimiz, sorunlarıyla mücadele ettiğimiz, gelişmesi için çabaladığımız bir emanet olarak görüyoruz. Kaleme aldığımız her haber, yazdığımız her köşe yazısı, yaptığımız her röportaj; Yozgat’ın kalkınmasına, sosyal yapısına ve kültürel değerlerine bir tuğla koymak içindir.

    Kamuoyunu bilgilendirme görevimizi yerine getirirken, aynı zamanda meslek ilkelerimizden de asla taviz vermiyoruz. Şehir ve ülke gündemini ele alırken, kimseye zarar vermemeye, iftira atmadan, karalamadan, bilgi kirliliği yaratmadan haberlerimizi sunmaya özen gösteriyoruz. “İnce eleyip sık dokuyarak” kaleme aldığımız her satırda sorumluluğumuzun farkında olarak hareket ediyoruz.

    Belki siz değerli okuyucularımız bir haberimizi 3-5 dakika içerisinde okuyorsunuz ama o haberin ardında saatler süren bir emek, araştırma, doğrulama süreci ve titiz bir hazırlık vardır. Haber mutfağında çalışan her gazeteci; yağmurda, çamurda, sıcakta, soğukta, mesai mefhumu gözetmeden haberin peşinden koşar. Çünkü biliyoruz ki; doğru bilgilendirilmiş bir toplum, sağlıklı kararlar alan bir toplumdur.

    Ancak içinde bulunduğumuz bu zorlu süreçte, yerel basının daha fazla desteklenmesi gerektiğini her fırsatta dile getirmek istiyoruz. Sadece kamu kurumlarının değil, yerel işletmelerin, sivil toplum kuruluşlarının, hatta bireylerin de yerel basına sahip çıkması gerekir.

    Son olarak Biz gazeteciler, kalemimizi halkın vicdanı olarak kullanmaya, doğruya doğru, yanlışa yanlış demeye devam edeceğiz. Tüm zorluklara rağmen; mesleğimizin onurunu koruyarak, halkın haber alma hakkını savunarak yolumuza devam edeceğiz.

  • Yozgat’ın kaybolan değerleri

    Toplum olarak çok önemli, hatta kritik bir süreçten geçiyoruz. Adına ister “zamanın ruhu” deyin ister “dijital çağın dönüşümü”, yaşadığımız çağ insanı hem bireysel hem de toplumsal olarak yeniden şekillendiriyor. Ne yazık ki bu dönüşümün bizden götürdükleri, getirdiklerinden çok daha fazla. İnsani ilişkilerde samimiyetin yerini çıkar hesapları alırken, güvenin yerini şüphe, dayanışmanın yerini ise yalnızlık almış durumda.

    Küresel düzlemde yaşanan bu değer erozyonundan elbette Yozgat da nasibini alıyor. Anadolu’nun bağrından çıkan, tarihine, kültürüne, örf ve adetlerine sıkı sıkıya bağlı olan bu kadim şehir Yozgat’ımız da, artık her geçen gün biraz daha kimliğinden uzaklaşmakta. Elbette gelişmeliyiz, elbette dönüşmeliyiz; ama bu değişim, sahip olduğumuz değerleri silip süpürmemeli. Ne var ki geldiğimiz noktada, “komşunun komşuya selamı” bile dijitalleşmiş, samimiyet yerini şekle bırakmış durumda.

    Eskiden söz senetti, bir el sıkışma büyük bir güven ifadesiydi. Sepetle, senetle, kefaletle işler yürür, insanlar arasında bir bağ kurulur; bu bağ, ne enflasyona yenilirdi ne de zamana. Bugün ise nakit para dahi bir güven unsuru değil. Çekler, senetler, imzalar arasında boğulmuş bir toplumla karşı karşıyayız.

    Daha da vahimi, toplumun genelinde adalet ve hakkaniyet duygusunun yerini, “kişisel menfaat” anlayışı almış. Artık bir şey eğer bizim işimize geliyorsa “doğru”, gelmiyorsa “yanlış” kabul ediliyor. Kriterlerimiz vicdandan değil, çıkarlarımızdan şekilleniyor. Bir kişinin bizimle ilişkisi iyi ise yaptıkları hoş görülüyor; ama aynı kişi bir başkasıyla ters düştüğünde, o kişi artık “yanlışların adamı” ilan ediliyor. Oysa değerlendirmenin kişilere göre değil, çoğunluğun ortak faydasına ve ilkelere göre yapılması gerekir. Bugünün ilişkileri büyük ölçüde menfaat temelinde şekilleniyor. Bir dostluğun ömrü, çoğu zaman bir anlaşmazlığa kadar sürüyor.

    Yozgat gibi vatanseverlik duyguları güçlü, aile bağları sağlam, kültürel zenginliği köklü bir şehirde bile bu çözülmeyi görmek gelecek açısından son derece endişe yaratıyor. Köy ve mahalle kültürü, imece usulü yardımlaşmalar, bayram sabahları kapı kapı ziyaretler; ne yazık ki artık sadece birkaç ailenin sürdürmeye çalıştığı gelenekler haline geldi. Teknolojinin nimetleri bizi bilgilendiriyor ama aynı zamanda birbirimizden koparıyor. Dijital ekranlara saplanmış gözlerimiz, yanı başımızdaki insanları göremez hale geldi.

    Bu karamsar tabloyu dağıtmanın yolu, yeniden “biz” olmayı hatırlamaktan geçiyor. Mahalledeki yaşlı amcanın halini hatırını sormak, ihtiyaç sahibine görünmeden yardım etmek… Bunlar küçük ama çok büyük dokunuşlardır. Maddi gelişmişlik ancak manevi temeller üzerinde gerçekleşir.

    Yozgat olarak, Anadolu’nun bize yüklediği bu değerlere sahip çıkmaz zorundayız. Toplumun en sağlam yapısı, kardeşlik duygusudur. O kardeşliği yeniden inşa etmek, sadece yöneticilerin, siyasetçilerin değil, hepimizin görevidir.

     

     

     

  • “Makamlar Geçici, Millet Ebedidir”

    Eskiler derler ki: “Aynası iştir kişinin, lafa bakılmaz.”
    Kişi, kendi işini kendi yapmalıdır.

    Sana vereyim bir öğüt: “Kendi ununu kendin öğüt.”
    Bu atasözü, başkasına bıraktığımız veya ısmarladığımız işin başarılı olamayacağını gayet güzel açıklamaktadır.

    Yozgat’ta idari, siyasi ve sivil toplum kuruluşlarında görev yapan arkadaşların, kendi görev alanları haricinde her işle uğraştıklarını görmekteyiz.

    STK’larda yetkili olanlar siyasete müdahil durumdalar, siyasi görevleri deruhte edenler bürokrasi üzerinde etkili olmaya çalışıyorlar. Bürokrasi içinde görev yapanlar ise hiyerarşik yapıyı alt üst eden bir çalışma içerisindeler. Bir kurumun müdüründen daha çok yetki kullanan şube müdürleri var. Şube müdüründen daha yetkili davranan şefler var. Hepsinden öte, öyle memurlar biliyorum ki konuşmalarında, bulundukları kurumun “eğer ben olmazsam bu kurum batar” anlayışını benimsediklerini üzülerek görüyoruz.

    “Ee bunun ne zararı var?” diyenler olabilir.
    “Bırakın, insanlar kafalarına göre takılsın” diyenler de olabilir.
    Bana doğrudan bir zararı yok da…
    Bu insanların hiçbir şeye bir faydası da yok.

    Nasıl mı?

    Hayatın doğal akışına uygun, aynı zamanda Anayasa, yasalar ve yönetmeliklere uygun bir biçimde yaşamak bir kuraldır, kaidedir.
    Böyle olduğu içindir ki Türk Devleti ebed müddettir.

    Eğer böyle olmazsa, memlekette “At izi it izine karışır, sapla saman ayırt edilemez” ki bu meşhur bir veciz sözdür.

    İmam Gazali’nin de dediği gibi:
    “Liyakat sahibi olmadan bir makama gelenler, astlarını ısırır, üstlerine kuyruk sallarlar.”

    Kamu görevlisi olmak ve kamu görevi ifa etmek, Aziz ve Necip Türk Milleti’ne göre kutsaldır.
    Devlet adına görev yapmak, devletin yapmakla yükümlü olduğu asli, devredilemez ve ilişkide karşı tarafa üstün olduğu bazı faaliyetleri kapsamaktadır ve bunlara “kamu görevi” denmektedir.
    Bu tanım dışında kalan ve devlet tarafından yapılması zorunlu olmayan, şahıslar tarafından da yapılabilecek olan faaliyetler ise “kamu hizmeti” olarak tanımlanmaktadır.

    Takım elbise giymek, boyalı ayakkabı giymek, kravat takmak, günlük tıraş olmak bir kamu görevlisinin alamet-i farikasıdır.

    İnsani değerlerden yoksun, bilgi, birikim ve tecrübe gerektirmeyen şekilde, sadece siyasi güce yaslanarak bulunduğu makama oturan insanlar; yönetime ve devlete yük olurlar. Millet bu tür insanlardan haz etmez.  Bazı kamu görevlileri, asli görevlerini unutarak köşe yazarlığına soyunmakta; kaleme, sarılarak itibar inşa etme peşinde.

    Şu anda ülkemizi yönetme yetkisi, Aziz Milletimiz tarafından AK Parti’ye ve Cumhur İttifakı’na verilmiştir.
    Yani demem o ki; dini hayatı merkeze alarak yönetme iddiasında olan ve milletten bu doğrultuda yetki alan bir siyasi irade tarafından yönetiliyoruz.
    İslam’a göre yönetme yetkisi emanet bir güçtür.
    Nasıl ki “mahkeme kadıya mülk değilse”, yönetim yetkisi de mülk değildir.
    Yöneten, yönetilene kader çizemez, sınır koyamaz.

    Bu durum bürokraside de aynıdır.
    Bugün görev yaptığınız şeflik, müdürlük, şube müdürlüğü sizin mülkünüz değildir.
    Makam sahibi bir bürokrat, halka “Allah’ın iyâli” gözüyle bakmalı, bu bilinçle hizmet etmelidir.

    Sonuç olarak;
    Kamu kurum ve kuruluşlarında görev yapanlar, emanet bilinciyle hareket etmeli, hak ve hukuku gözeterek, aşağıdan yukarıya değil; yukarıdan aşağıya kurulan hiyerarşik yapıya uygun şekilde iş ve işlemlerini yürütmelidirler.
    Söylemleri ve eylemleri de bu çizgiye uygun olmalıdır.

    Bizimkisi, testi kırılmadan yol göstermektir…

     

  • “Orta Doğu Kaynıyor, Uyanık olalım”

    Dünya yine diken üstünde. Siyonist İsrail’in, uluslararası hukuku hiçe sayarak İran’a yönelik gerçekleştirdiği fevri ve tehlikeli saldırı, sadece iki ülke arasındaki bir çatışma olmanın çok ötesine geçmiş durumda. Bu gelişme, küresel düzenin kırılgan yapısını bir kez daha gözler önüne serdi. Artık kartlar yeniden dağıtılıyor; siyasi, ekonomik ve askeri dengeler yerinden oynuyor. Savaş çanları yalnızca Orta Doğu’da değil, tüm dünyada çalıyor.
    Savaşın, sadece cephe hattında değil, ekonomi başta olmak üzere her alanda etkisi var. Henüz ilk günlerinde olan bu kriz, ülkemizdeki ekonomik gündemi dahi geri plana itti. Doların ani yükselişi, petrol fiyatlarındaki artış, borsalardaki tedirginlik ve güvenlik politikalarında yaşanan ani değişimler, bu çatışmanın yalnızca bir bölgeye ait olmadığını; tam tersine tüm insanlığın ortak meselesi haline geldiğini gösteriyor.
    Türkiye, coğrafi konumu itibariyle bu fırtınanın tam ortasında yer alıyor. Orta Doğu’nun en stratejik ve en zengin topraklarına sahip bir ülke olarak, çok önemli bir noktadayız. Böyle bir konumda “tarafsız kalmak” ya da “bizi ilgilendirmez” demek ne yazık ki mümkün değil. Her çatışma, her kriz, her kırılma doğrudan ya da dolaylı olarak bizi yani ülkemizi etkiliyor.
    İran’a yönelik bu son saldırı, yalnızca bir askeri operasyon değil; bölgesel istikrarın daha da zayıflatılması, kaosun derinleştirilmesi ve ülkelerin iç işlerine doğrudan müdahale anlamına geliyor.
    Bu yaşananlara ek olarak, birkaç yıl öncesine kadar Yunanistan adalarına yerleştirilen ABD üslerini, Suriye’nin kuzeyinde PYD/YPG gibi unsurlara yapılan silah yardımlarını unutmamalıyız. ABD’nin bölgede izlediği politikalar, dostluk söylemlerinden çok uzak; Türkiye’yi kuşatma ve baskı altına alma niyetini açıkça ortaya koyuyor. Dost görünüp düşmanca adımlar atan bu anlayışa karşı dikkatli, birlik içinde ve güçlü durmalıyız.
    Yozgat gibi Anadolu’nun özünü temsil eden şehirlerin sahip olduğu milli ve manevi değerlerin önemi daha da ortaya çıkıyor. Bu topraklarda dil, din, ırk, mezhep ayrımı yapılmaz. Yozgat halkı, hangi siyasi görüşten olursa olsun, söz konusu vatan olduğunda yekvücut olur. Dün Çanakkale’de, Sakarya’da gösterilen birlik ruhu, bugün de aynı şekilde diri ve kararlıdır. Çünkü biz biliriz ki Türkiye’den başka gidecek hiçbir yerimiz yok. Bu topraklar, bize ecdadımızdan kalan bir miras değil, aynı zamanda gelecek nesillere devredeceğimiz kutsal bir emanettir.
    Bugünlerde en çok ihtiyacımız olan şey; aklıselim, milli birlik ve ortak akıldır. Hamasi söylemlere değil, yapıcı ve güçlü diplomatik adımlara; iç tartışmalara değil, dış tehditlere karşı ortak duruşa ihtiyacımız var. Özellikle gençlerimize, sosyal medya gibi mecralardan kirli bilgi akışıyla sunulan algı operasyonlarına karşı daha fazla bilinç ve uyanıklık gerekir.
    Şunu unutmamalıyız ki, biz ancak kendi içimizde kenetlenirsek, dış tehditlere karşı güçlü olabiliriz. Yozgat’tan Edirne’ye, Hakkâri’den Trakya’ya kadar bu vatanın her karışı şehitlerimizin kanlarıyla sulanmıştır. Milletimiz tarihi boyunca her türlü zorlukla mücadele etmiş, asla boyun eğmemiştir.
    Bugünde bu fırtınaya karşı, yeter ki bir olalım, diri olalım, birbirimize kenetlenelim.

  • Yozgat’ta Et Süt Kurumu kuyruğu

    Ramazan ayı yaklaşırken, Yozgat ve Türkiye genelinde milyonlarca vatandaş, oruç tutmanın getirdiği manevi sorumlulukla birlikte, bu özel döneme hazırlık yapıyor. Ancak, bu yıl hazırlıklar yalnızca manevi anlamda değil, ekonomik açıdan da bir hayli zorlayıcı. Ramazan, başta gıda olmak üzere birçok temel ihtiyacın önemli bir şekilde arttığı bir dönem. Özellikle son yıllarda yaşanan ekonomik sıkıntılar, gıda fiyatlarındaki artışı beraberinde getirerek vatandaşların bütçelerini ciddi anlamda zorlamaya devam ediyor. Bu süreçte, gıda temini için alışverişlerin yapıldığı yerlerin de önemi artıyor.

    Yozgat gibi şehirlerde, vatandaşlar daha uygun fiyatlarla gıda temin edebilmek için çeşitli stratejiler geliştirmeye çalışıyorlar. Ramazan’da oruç tutarken, sağlıklı ve yeterli beslenmek, hem beden sağlığı hem de ruhsal huzur açısından kritik bir önem taşıyor. Ancak, içinde bulunduğumuz ekonomik durum, gıda fiyatlarını fahiş oranlarda artırmış durumda. Özellikle kırmızı et ve süt ürünleri, bu artışlardan en fazla nasibini alan kalemlerin başında geliyor.

    Örneğin, Yozgat’taki kasaplar ve marketlerde 500-600 lira arasında satılan kıymanın fiyatı, Et Süt Kurumu’nda 350 lira civarına düşüyor. Yozgat Et Süt Kurumu olan şanslı illerden birisi. Ancak bu şanslı durum vatandaşa tam manasıyla yansıtılamıyor.  Vatandaşlarımız, sabahın erken saatlerinde bu satış noktasına akın ederek uzun kuyruklar oluşturuyor. Bazen saatlerce kuyrukta beklemesine rağmen istediği ürünler tükendiği için eli boşta dönebiliyor. Halkımızın bu soğuk havada, karda ve buzda mağdur olmamaları için bu şubenin sayısının artırılması büyük önem arz ediyor. Yozgat’ın usta gazetecisi Seyfi Çelikkaya da, bu durumu haberleştirerek toplumun gündemine taşımıştı. Çelikkaya, bu konuyu gündeme getirerek, hem halkın mağduriyetini dile getirmiş hem de çözüm önerilerine dikkat çekmişti.

    Ramazan ayında vatandaşların gıda ihtiyaçlarını karşılamak için en uygun fiyatları sunan Et Süt Kurumu’nun satış noktaları, yeterli sayıda ve ulaşılabilir olmalı. Bu yoğunluk nedeniyle mağduriyetlerin önüne geçmek için, Yozgat’taki Tarım Kredi Marketlerinde ya da anlaşmalı diğer yerli ve market zincirlerinde Et Süt Kurumu ürünlerinin satışa sunulması büyük bir kolaylık sağlayacaktır. Ayrıca, yeni satış noktalarının açılmasıyla birlikte, hem yoğunluk yaşanmaz hem de vatandaşlar soğuk havalarda mağdur olmaz.

    Ekonomik sıkıntılar, sadece Ramazan ayını değil, her dönemi etkiliyor. Asgari ücretli, dar gelirli aileler, her geçen gün daha da zorlanıyor. Bugün, kasaplarda ya da marketlerde satılan et ve et ürünlerinin fiyatları, halkın alım gücünü zorlayan seviyelere ulaşmışken, vatandaşlar daha uygun fiyatlı ürünlere yönelmek zorunda kalıyor. Ancak, bu süreçte devletin ve yerel yönetimlerin rolü büyük. Yozgat gibi şehirlerde, özellikle gıda temini konusunda vatandaşların daha rahat alışveriş yapabilmesi için kamusal hizmetlerin daha verimli şekilde sunulması gerek. Bu konuda il yöneticilerimizin ve siyasilerimizin de sorunun çözümüne ilişkin çalışma yapması gerekir.

    Aslında, bir zamanlar Türkiye, tarım ve hayvancılıkta kendi kendine yetebilen 7 ülkeden biriydi. Tarım, hayvancılık ve gıda üretimi konusunda güçlü bir altyapıya sahip olan ülkemiz, ne yazık ki şu an et ve et ürünleri gibi temel gıda maddelerinde dışa bağımlı hale gelmiş durumda. Bu durumu daha geniş bir perspektiften ele alıp, bu konuda bir köşe yazısı yazmayı ilerleyen günlerde daha derinlemesine değerlendireceğim.

  • Yozgat’ta eğitimde yeni dönem hazırlıkları

    Okulların açılmasına sayılı günler kaldı ve yeni eğitim-öğretim dönemi için geri sayım başladı. Her yıl olduğu gibi bu yıl da Yozgat’ta İl Milli Eğitim Müdürlüğü, yeni döneme en iyi şekilde hazırlık yapmak için yoğun bir mesai harcıyor. Eğitim, bir ilin ve hatta bir ülkenin gelişmesi açısından son derece önemli bir yere sahiptir. Eğitime yapılan her yatırım, geleceğe yapılan en değerli yatırımdır. Bu bilinçle, Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve ilçe milli eğitim müdürlükleri, yeni dönemin sorunsuz bir şekilde başlaması için gerekli tüm adımları atıyor.

    Yeni dönemin başlamasına kısa bir süre kala, Yozgat İl Milli Eğitim Müdürü İsmail Altınkyanak öncülüğünde, müdürlük yeni dönem için tüm hazırlıklarını tamamlamış durumda. İlçe milli eğitim müdürleriyle yapılan toplantılar, ilçelerdeki okulların ve eğitim yuvalarının yeni döneme hazır hale getirilmesini amaçlıyor. Yozgat’ın farklı ilçelerinde modern eğitim binaları hizmete açılarak, öğrencilere daha iyi ve çağdaş eğitim ortamları sunulması hedefleniyor. Bu gelişmeler, hem öğrencilerin hem de velilerin eğitim kalitesi konusundaki beklentilerini karşılayacak nitelikte.

    Yozgat ve ilçelerinde yeni eğitim yuvalarının açılması, ilde eğitime verilen önemin bir göstergesi olarak değerlendirilebilir. Modern ve donanımlı okullar, çocuklarımızın çağın gereksinimlerine uygun bir eğitim alabilmesi için büyük bir fırsat sunuyor. Bu binalarda verilen eğitimin kalitesi, öğrencilerin gelecekteki başarılarını doğrudan etkileyecek bir faktördür. Yozgat’ta eğitimde yapılan bu yatırımlar, şehrin eğitim düzeyinin yükseltilmesine ve dolayısıyla Yozgat’ın genel gelişmişlik seviyesinin artırılmasına katkıda bulunacaktır.

    Yeni eğitim yılına girerken, ailelerde de çocuklarının okul ihtiyaçlarını karşılama telaşı başladı. Kıyafet, kırtasiye malzemeleri ve diğer okul gereksinimlerini temin etmek için veliler, kırtasiyecilerin ve alışveriş merkezlerinin yolunu tutuyor. Bu telaş, her yıl tekrarlanan bir ritüel gibi, okul hazırlıklarının ne denli önemli olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor. Veliler, çocuklarının eğitimi için ellerinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor; bu da çocukların okula uyum sürecini kolaylaştırıyor ve motivasyonlarını artırıyor.

    Ancak burada sadece materyal ihtiyaçların karşılanması değil, velilerin çocuklarına olan ilgisi ve desteği de son derece önemlidir. Çocukların eğitim hayatındaki başarısı, büyük ölçüde ailelerinin onlara sunduğu desteğe bağlıdır. Velilerin okulla ve öğretmenlerle olan iletişimi, çocukların okula olan bağlılıklarını ve başarılarını doğrudan etkiler. Bu nedenle, velilerin yalnızca okul dönemi başlarken değil, tüm eğitim-öğretim yılı boyunca çocuklarının yanında olmaları, onlara destek vermeleri gerekmektedir.

    EĞİTİMDE KALICI BAŞARI İÇİN İŞ BİRLİĞİ ŞART

    Eğitimde kalıcı başarının elde edilmesi, yalnızca öğrenci ve öğretmenlerin gayretleriyle değil, aynı zamanda velilerin ve toplumun tüm kesimlerinin katkısıyla mümkündür. Yozgat İl Milli Eğitim Müdürü İsmail Altınkyanak, bu gerçeğin farkında olarak, gece gündüz demeden çalışıyor ve Yozgat’ın eğitim kalitesinin yükseltilmesine önemli katkılar sağlıyor. İl Müdürü Altınkyanak’ın bu özverili çabaları, şehrin eğitim alanındaki başarısının arkasındaki en önemli unsurlardan biridir. Ancak, bu başarının sürdürülebilir olması için toplumun bütün değerlerinin de eğitime destek vermesi gerekmektedir.

  • Hizmete bende talip oldum

    Yozgat’ta basın yayın sektöründe 30 yılı aşkın bir süredir çalışıyorum. Şimdi ise yeni bir adım atarak 31 Mart’ta yapılacak olan yerel seçimlerde Bilal Şahin Mahallesi’ne muhtarlık için adaylığımı açıkladım. Bu kararımda en büyük etken, ailemin, çevremdeki dostların ve meslektaşlarımın teşvikleri oldu.

    Klasik sözlerle sizleri sıkmak istemem ama 30 yıllık meslek hayatımda hiçbir zaman yanlışın yanında, savunanı ve tarafı olmadım. Bunca yıl mesleğimde tarafsızlığımı ve doğruluğumu korumaya özen gösterdim. Yozgat’ta, şehrimizin menfaatine olan projeleri ve çalışmaları kamuoyuyla paylaşarak toplumsal sorumluluğumu yerine getirmeye çalıştım. Şimdi, mahallemiz için yapılması gerekenlerin farkındayım ve bu doğrultuda hizmetlerde bulunmak adına muhtar olmak için mahalle sakinlerimizin oylarına talip oldum.

    Bilal Şahin Mahallesi için öncelikli olarak büyük ölçüde eksikliği hissedilen bir sağlık ocağı açılması için girişimlerde bulunacağım. Bunun yanı sıra, mahalle sakinlerimizin katılımı ve istişaresiyle belirleyeceğimiz diğer konularda da önceliklerimizi bir bir gerçekleştirmek için yoğun çalışma içerisinde olacağız.  Gelecekte, mahallemizin gelişimi ve refahı için elimden gelenin en iyisini yapmak istiyorum.

    Elbette, her işte olduğu gibi muhtarlıkta da ekibin deneyimli ve tecrübeli olmasının önemi büyüktür. İster kamu, ister özel sektörde olsun, yöneticilikte istenilen başarı ekip çalışması ile elde edilebilir. Böyle bir yönetimle mahallenin ihtiyaçlarını daha iyi anlamak, çözümler üretmek Bilal Şahin Mahallemize  büyük kazanımlar sağlayacaktır.  Tüm bu sebeplerle, muhtarlık gibi yerel yönetim pozisyonlarında aday olanlar için ekip seçimi ve ekibin deneyimli olması, hizmet kalitesini artırmak adına büyük bir önem taşır. Ben değil biz olarak ekimizle mahallemize yeni hizmetler buluşturma adına bir yola çıktık. Tabi ki her şey nasip kısmet, Rabbimizin takdiri ve mahalle sakinlerimizin desteği ile muhtar seçildiğimiz takdirde mesaimizi mahallemizi her bakımdan daha güzel ve daha yaşanılır bir örnek mahalle ye dönüştürmek için çalışacağız. Kalın sağlıcakla.!

  • AK Parti’de temayül heyecanı geride kaldı

    Geçtiğimiz Pazar günü Nohutlu Tepesi Bilal Şahin Sosyal Tesisleri en yoğun günlerinden birine AK Parti temayül yoklaması ile yaşadı. Yoğun hava muhalefetine rağmen AK Partili üyelerin yoğun katılım gösterdiği oylamada aday adayları bile, kendi ilçelerinin, beldelerinin üyeleri ile iletişim kurmakta güçlük çekti.

    AK Parti’nin yeni İl Başkanı Çelebi Altuntaş’ta ayağının tozu ile başkan olarak ilk kez geniş katılımlı temayülde partilileri ile buluştu. Salon girişinde partililerini karşılayan Altuntaş, sıcakkanlı yaklaşımıyla dikkat çekti.

    Temayülden çıkacak sonuç belirlenecek aday üzerinde gerçekten sonuca etki edecek mi? Benim kanaatimce bir etkisinin olacağını sanmıyorum. Çünkü bunu geçmişteki temayüllerde tecrübe ettik. Peki gösterilmeyecekse neden boşu boşuna temayül yapılıyor diye haklı olarak serzenişte bulunabilirsiniz. AK Parti’de aday belirleme sadece temayül ile sınırlı değil. Bu süreçte yüz yüze ve telefonla yapılan anketler, teşkilat görüşleri, vekillerin görüşleri ve ilgili kurulların kararlarından sonra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın vereceği karar da etkili oluyor.

    Milliyetçi Hareket Partisi (MHP)’de Sorgun, Şefaatli, Sarıkaya ve Akdağmadeni’nde mevcut başkanlarla seçime girileceği netleşmiş durumda. Fakat Yozgat Merkez ve bazı diğer ilçelerde şuan için MHP’den aday adaylığını açıklayan olmadı. İl Merkezinde ise kamuoyu tarafından İl Başkanı Tekin Irgatoğlu’nun aday adayı olacağı iddiası var. Çok değil, önümüzdeki günlerde İl Başkanı Irgatoğlu’da aday adaylığını açıklarsa sürpriz olmaz.

    Cumhur İttifakı dışındaki partilerin genel merkezlerinde yaşanan sorunlar yerelde de seçmenler üzerinde umutsuzluğa neden oluyor. CHP’de yaşanan genel başkan değişikliği partide ve yerelde bir heyecan yaratmadı. Aynı şekilde İYİ Parti’de son günlerde yaşanan istifalar ve iddialar parti tabanında da rahatsızlıklara neden oldu. Gelecek Partisi ve DEVA Partisi ise şuana kadar etkili bir vizyon ortaya koyamadı. AK Parti ve MHP açısından ise süreç Cumhur İttifakı’nın isteği doğrultusunda işliyor. Mevcut Başkan Celal Köse, muhalefet partilerden ziyade kendi partileri ile yarışır bir duruma geldi. Ayrıca geçen dönem bağımsız aday olarak seçime giren Kazım Arslan ciddi bir oy ile AK Parti’ye karşı kafa kafaya yarışmıştı. Geçtiğimiz günlerde Kazım Arslan, düzenlediği basın toplantısında bu seçimde bağımsız değil bir parti çatısı altında seçime gireceğini açıkladı. Arslan, parti ismini vermesinin uygun olmayacağını zamanı gelince partili yetkililer tarafından açıklamanın yapılacağını ifade etti. Bakalım önümüzdeki günlerde Yozgat siyaseti adaylık konusunda daha da hareketlenecek gibi gözüküyor.

  • İdeal Belediye Başkanı

    Yozgat’ta yaklaşan yerel seçimlerle birlikte belediye başkanlığı için aday adayları da adaylıklarını açıklamaya başladı. Bu süreçte aday adayları arasında çeşitli referanslara dayananlar, kamuoyu anketlerine güvenenler ve farklı kariyer geçmişlerine sahip olanlarda göze çarpıyor. Ancak, asıl dikkat çekmesi gereken nokta, kariyerlerinde başarıya ulaşmış, topluma hizmet etme arzusuyla dolu olanların da adaylıklarını açıklaması gerekmez mi!

    Geleneksel siyaset anlayışından farklı olarak, geçmişte farklı mesleklerde başarılı olmuş bireylerin, kariyerlerindeki deneyimlerini belediye başkanlığı gibi önemli bir göreve taşıma isteği de gayet normaldir. Mevcut belediye başkanının müteahhitlik, önceki başkanın sağlık il müdürü yani doktorluk kariyeri ve vekilliği, daha öncekinin ise muhasebe ve mali müşavirlik gibi farklı meslek gruplarından olması,  aslında belediye başkanının farklı meslek dallarından da aday adayı olabildiğinin göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

    Önemli olan, belediye başkanı aday adaylarının sadece siyasi referanslara dayanmaması; aynı zamanda güvenilir, dürüst, toplumun tüm kesimlerine eşit yaklaşabilen, adaletli, çalışkan, verdiği sözleri tutan ve toplum tarafından sevilen birisi olması gerekir.

    Yozgat’ta geçtiğimiz genel seçimlerde özellikle genç iş insanları ve bürokratlar, milletvekilliği seçimlerine oldukça büyük ilgi göstererek projelerini sunmuştu; şimdi neden belediye başkanlığı için aynı performansı göstermiyorlar. Bu hem partinin zenginliğini, hem de farklı fikir ve projelerin de ortaya çıkması anlamına gelmez mi. Vekillikte, başkanlıkta aynı çizgide, amaç şehre topluma hizmet etmek değil mi?

    Aday adaylarında aranan nitelikler arasında, geçmişteki şaibesiz bir yaşam, dürüstlük, partiler üstü düşünebilme yeteneği, adalet anlayışı, halka yakınlık, farklı önerilere açıklık ve projelerin gerçekçi ve uygulanabilir olması önemli. Ancak, en temel kriter ileri görüşlü olmak; şehre yeni bir vizyon kazandırabilecek düşüncelere sahip olması lazım.

    Geleceğin belediye başkanı, sadece bugünün değil, yarının da ihtiyaçlarını göz önünde bulundurmalıdır. Eğer adaylar, vaat ettikleri projeleri hayata geçirmekte başarısız olurlarsa, bu durum vatandaşlarda hayal kırıklığı ve güvensizlik yaratabilir. Seçim döneminde verilen sözlerin, seçildikten sonra da kararlılıkla takip edilmesi, seçilen başkanın sorumluluklarını yerine getirmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle, adayların vaatlerini dikkatlice seçmeleri ve gerçekleştirilebilir, sürdürülebilir projeler üzerinde durması önemlidir.

     

  • Yozgat eğitimimizin durumu

    Yozgat’ta özellikle son yıllarda modern okul binalarında eğitim verilmesine rağmen bir türlü hedeflenen başarıyı yakalayamadık. Bunun pek çok sebepleri olsa da en önemli sebebi bence eğitim sisteminin kalıcı ve ileriye dönük planlanmasının yapılamamasıdır. Her yeni dönemde, Milli Eğitim bakanları kendi vizyonlarını yansıtan değişiklikler yaparak, eğitim programlarını yeniden düzenliyor, bu durumda eğitimciler başta olmak üzere öğrencileri de olumsuz yönde etkiliyor.

    Son yıllarda bozulan ekonomik tablo, eğitimde büyük bir engel teşkil ediyor. Aileler, okul servisi, yemek masrafları, ders malzemeleri gibi ek maliyetleri karşılamakta bir hayli zorluk yaşıyor. Bu sorunu ancak refah seviyemizin,  alım gücümüzün artması ve ekonomimizin düzelmesi ile aşabiliriz.

    Yozgat’ta gazetecilik mesleğine başladığımdan bu yana pek çok Milli Eğitim Müdürü gördüm. Hepsinin de ortak gayesi il eğitim başarı seviyesini yükseltmekti. Bunda muvaffak oldular mı diyecek olursak elbette bulunduğumuz sıralamanın 1-2 tık üzerine çıkamadık. Bu durum sadece öğretmenlerin ve yöneticilerin sorumluluğunda değil elbette,  toplumun tüm kesimlerinin katkıda bulunması gereken bir alan. Bunu geçtiğimiz gün Yozgat basını ile bir araya gelen Sayın Valimiz Mehmet Ali Özkan’da  “eğitim alanı toplumumuzun tamamını ilgilendiren ve hepimizin sorumlu olduğu bir alan diyerek “ dile getirmişti.

    İl Milli Eğitim Müdürü Sayın İsmail Altınkaynak’ın göreve başlaması umut verici. Ancak, önemli olan sadece yönetici değil, ekibin de nitelikli olması. Kararlar, performansa dayalı olmalı, herkes sorumluluk almalı ve gerektiğinde hataları düzeltmek için çaba göstermeli. Bu, ancak liyakatin ve performansın önemsendiği bir sistemle gerçekleşebilir.

    Fakat eğitim gibi önemli kurumların başında bulunan yöneticinin de ekibinin iyi olması gerekir. Peki, bu işler böylemi oluyor. Sadece Milli Eğitim de değil, diğer kurumlarda da durum aynı, farklı olmuyor. Aslında farklı olması gerekir ki, fikirler yarışsın, ortak kararlar alınsın doğru olan ne ise onun üzerinde çalışılsın. Gelin görün ki siyaseten ya da benzer sebeplerden dolayı kaptan, yardımcılarını seçemiyor, elindeki imkanlarla gemiyi yürütmeye çalışıyor. Netice itibariyle de istenilen hedefe ulaşılmıyor ve olan tabi yöneticiye ve şehre oluyor.

    Halbuki yönetici kendi yakın çalışma arkadaşlarını kendisi belirlese. Kişisel ilişkiler doğrultusunda atanan yardımcılar ve şube müdürleri, istisnalar hariç hangi çalışmada performans sergileyerek kurumlarının adını öne plana çıkarmıştır. İlgili bürokratlar  yaptıkları veya yapacakları işlerin arkasında durmalı, inisiyatif almalıdır. Öyle yanlış şeyler yapıyorlar ki, yanlışı yapan kişi basit bir işi dahi düzeltmek için kendini sorumlu tutmuyor ve sorumlu tutmadığı gibi üzerine de almıyor. Aslında burada bir suçlu aramak gerekirse suçu bu gibi kişileri bürokrasi de sorumluluk almaya teşvik eden, referans olanlarda aramak lazım. Eğer liyakate ve doğru seçimlere vurgu yapılır, görevlere layık olan kişiler getirilirse ancak istenilen başarıyı yakalayabiliriz.

  • Akgül ve Şahan’dan beklenti büyük

    Yozgat, uzun yıllardır siyaset arenasında her dönem önemli mevkilerde temsil edildi. Ancak son yapılan seçimden sonra yeni kabinede Yozgat’a ayrılan bir bakanlık olmaması hayal kırıklılığı yaratsa da en az bakanlıklar kadar etkili bir kurumun (TSKOMB)’un başında bulun AK Parti Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül’ün olması ve Milletvekili Süleyman Şahan ile birlikte; samimi ve uyum içerisinde çalışması Yozgatlıların ileriye dönük umutlarını artırdı.

    AK Parti İktidarları döneminde Yozgat’In bakanlık nezdinde temsil edilmesi AK Parti Yozgat Milletvekili Abdulkadir Akgül’ün omuzlarına büyük bir sorumluluk yükledi.

    Geçmişteki siyasi kariyeri boyunca sergilediği başarılı performansı ile dikkat çeken Akgül’ün  ayrıca TESKOMB Genel Başkanlığı görevini yürütmesi ve özellikle Milletvekili  Süleyman Şahan’la olan samimi birlikteliği ve uyumu, Yozgatlılarda geleceğe dair büyük umutlar taşımasına neden oluyor. İki vekil, şehrin karşılaştığı sorunları ilgili bakanlıklara ileterek çözüm için ellerinden geleni yapıyor. Projeler konusunda ortak bir vizyonla hareket ediyorlar ve şehirlerinin kalkınması için birlikte çalışıyorlar.

    Bu işbirliği, Yozgat’ın önündeki engelleri aşması ve şehre yeni projeler kazandırması adına büyük bir güç kaynağı oluşturuyor. Eğitimden sağlığa, tarımdan sanayiye kadar pek çok alanda yapılan istişareler ve ortak kararlar, şehrin geleceği için umut verici bir tablo çiziyor.

    Milletvekili Abdulkadir Akgül ve Süleyman Şahan, şehirlerine olan sadakatleri ve kararlılıklarıyla Yozgat’ı daha aydınlık yarınlara taşıma konusundaki gayretleri önümüzdeki süreçte daha da belirgin bir hale gelecektir.

    Milletvekili Süleyman Şahan’ın genç ve işin mutfağından geliyor olması, halkla iç içe sürekli sahada bulunması da halkın takdirini topluyor. Yine İlçe ziyaretlerinde vatandaşlarla olan diyalogu ve kendisine iletilen sorunları yerinde çözüme kavuşturulması için girişimlerde bulunması beklentilere dair umutları da artırıyor. Evet, iki vekil’de Yozgat için bir kağıda iki imza atıyor, her konuda tam mutabakat içerisinde çalışmalarını sürdürüyor.

    Ülkede yaşanan ekonomik olumsuzluklar bir tarafa, Yozgat’ın da yatırım ve istihdam alanında ihtiyaçlarının karşılanması gerekir. Burada da iş yine; Akgül, Şahan ve il yöneticilerine düşüyor. Tarım ve hayvancılık bakımından büyük bir öneme sahip Yozgat’ta üretimin artırılması ve tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi, sanayileşme adımlarının hızlı bir şekilde atılması başta göç olmak üzere bir çok sorunların da çözüme kavuşturulmasını sağlayacaktır.  Umarız, Milletvekili Abdulkadir Akgül ve Süleyman Şahan’ın ortak vizyonu ve çabaları, Yozgat’ımızı daha da ileriye taşınmasında önemli katkı sağlar.

     

     

  • 100.Yılımızı coşkuyla kutladık

    Yurt genelinde olduğu gibi Yozgat’ımızda da Cumhuriyetimizin 100. Yılını coşkuyla kutladık. 29 Ekim coşkusu Şehrimizde gündüz ayrı gece ayrı etkinliklerle kutlandı.

    Cumhuriyet Meydanındaki kutlama etkinliğinde Vali Mehmet Ali Özkan’ın duygu yüklü konuşması ve ardından düzenlenen gösteriler, büyük beğeni topladı.

    Akşam saatlerinde Cumhuriyet Meydanı’nda toplanan vatandaşlar, ellerinde Türk bayrağı ve fenerlerle terminal kavşağına kadar marş söyleyerek yürüdü. Renkli görüntülere sahne olan yürüyüşe, 7’den 70’e çok sayıda vatandaş eşlik etti.

    Terminal kavşağında son bulanan yürüyüşte Yozgat Valisi Mehmet Ali Özkan, etkinlikte emeği geçenlere teşekkür ederek yürüyüşe katılan vatandaşların Cumhuriyet Bayramı’nı kutladı.

    Vali Özkan, burada yaptığı kısa ve duygu yüklü konuşmasında kalabalığın yüreklerine dokundu.  Özkan, “Büyük Türk Milletinin asil, öz evlatları Yozgatlılar, bu yürekler böyle vurdukça, bu gönüller böyle durdukça Albayrak ilelebete Cumhuriyet sonsuza kadar yürüyecek var olun.  Siz oldukça bu gönüllüler topu vurdukça Albayrak başımızda durdukça mazluma zalim eli değebilir mi. Var olun Sağ olun.  Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü olan bugünde başta; Önderimiz Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Şehit ve Gazilerimiz olmak üzere; gerek aklı, gerek ilmi, gerekse bedeni ile ülkemize hizmet etmiş bütün vatan erlerini selamlıyorum, Cumhuriyet Bayramımızı kutluyorum.” dedi.

    Vali Mehmet Ali Özkan, Belediye Başkanı Celal Köse, Cumhuriyet Başsavcısı Recep Sevgili, İl Jandarma Komutanı Kıdemli Albay Nejdet Özcan, İl Emniyet Müdürü Recep Tecimer, Bozok Üniversitesi Rektörü Prof. Dr Evren Yaşar, İl Milli Eğitim Müdürü İsmail Altınkaynak ve diğer kurum müdürleri, 7’den 70’e tüm Yozgatlılar bu coşkulu günde bir kez daha birlik ve beraberlik duygularıyla dolup taştı.

    Bu coşku, sosyal medyada da zirveye ulaştı. Büyük Önder Atatürk’ün ilham verici sözleri, Yozgat’ımızda da binlerce insanın kalbinde yankılanarak Cumhuriyet sevgisini yeniden alevlendirdi. Facebook, Twitter, Instagram ve diğer platformlarda paylaşılan fotoğraflar ve videolar,  Cumhuriyetimizin 100. yılını gurur ve mutlulukla kutlayan insanlar, ülkemizin birlik ve beraberlik içinde ne kadar güçlü olduğunu gösterdi.

    Daha sonra Cumhuriyetimizin 100’üncü yıl dönümü onuruna, Vali Mehmet Ali Özkan ve eşi Arzu Özkan Hanımefendi’nin ev sahipliğinde Valilik Salonunda Resepsiyon düzenlendi. Burada da Cumhuriyetimizin 100. Yıl pastası kesilerek birlik ve beraberlik mesajları verildi.

    Netice itibariyle, Cumhuriyetimizin 100. Yıldönümü, tüm yurt genelinde olduğu gibi Yozgat’ımızda da dolu dolu etkinliklerle kutlandı. Birlik ve beraberlik içinde Cumhuriyetimizi daha nice yıllar boyunca aynı coşku ve heyecanla kutlamak dileğiyle.

     

     

     

     

     

  • Önce kendimiz birliktelik sağlayalım

    Günümüzde, birlik ve beraberlik kavramları hayatın her alanında önem taşıyor. Bu değerler, başta ailede, iş dünyasında, siyasette, derneklerde ve toplumun genelinde sağlanması gerekir. Ancak insan doğasında var olan kıskançlık, çekememezlik ve haset gibi duygular yüzünden erozyona uğradı.

    Siyaset, insanlara ve topluma yardımcı olma sanatıdır. Bu alanda rekabet ve çekişmeler, sadece siyasetçilerin değil, toplumun genelini etkiliyor. Ülkemizdeki siyasi liderler arasındaki çekişmeler, halk arasında da toplumun geneline yansıyarak  zaman zaman olumsuz olaylarında yaşanmasına da sebep oluyor.

    Özellikle siyasetteki rekabet, teşkilatlarda kişisel hırsların ve çıkarların öne çıkmasına neden oluyor.

    Örneğin; AK Parti Yozgat İl Başkanlığı pozisyonu, son dönemde yaşanan karmaşık bir sürecin içinde bulunuyor ve bu süreçte, parti içi birliktelik sağlanamadığı için çekişmeler kamuoyunun dilinden hiç düşmüşüyor. 21 yıllık AK Parti iktidarında Yozgat’ta böyle bir belirsizliğin yaşandığını hatırlamıyorum. Burada önemli bir faktörü de gözden kaçırmamak gerekiyor. O da Yozgat ve ülke siyasetine damga vurmuş isim olan, AK Parti’de ve devlet yönetiminde önemli görevler alan Adalet Eski Bakanı ve şuan Şanlıurfa Milletvekili Bekir Bozdağ’dır.

    Bozdağ’ın Yozgat milletvekilliği döneminde şekillenen Yozgat teşkilatı, bürokrasisi hala ağırlığını koruyor. Öte yandan yeni vekiller TESKOMB Genel Başkanı Abdulkadir Akgül ve Süleyman Şaha’dan teşkilatın ve Yozgat halkının beklentisi çok büyük. Özellikle ağabeylik görevi Milletvekili Sayın Akgül’e, düşerken, Sayın Şahan’la, samimi ve uyum içerisinde hareket etmesi önümüzdeki günlerde siyaset adına yapılacak düzenlemelerin şekillenmesinde önemli rol oynayacaktır. Akgül’ün, ülkenin en büyük kuruluşlarından olan TESKOMB’taki yöneticilik kariyeri ve siyasi tecrübesi Yozgat adına önemli bir kazanç sağlayacaktır. Sayın Şahan’ın genç olması ve halkın nabzını yakından tutması Yozgat ve yozgatlılar adına umut verici olarak değerlendirilmektedir. Bu hafta yada önümüzdeki hafta içerisinde atanması beklenen AK Parti İl Başkanı’da Sayın Akgül ve Sayın Şahan’ın üzerinde hem fikir olduğu, birlikte uyum içerisinde çalışabileceğine inandıkları bir isim olacaktır.

    Sözün özü, yazımın başında ifade ettiğim gibi samimi ve kararlı bir birlikteliğin sağlanaması ile yapılacak ve yapılması planlanan bütün çalışmalar daha hızlı bir şekilde yol alacaktır. Atanacak olan il başkanı kendi egolarını ve kişisel çıkarlarını bir kenara bırakarak, teşkilatı ile uyum içerisinde ve toplumun genel çıkarlarını ön planda tutarak hareket etmesi hem kendi, hemde Yozgat’ımız açısından bir kazanım olacaktır.

     

  • Yozgat’ın sorunları belli

    Yozgat’ın sorunları belli, yeniden keşfetmeye gerek yok tabi ki, ancak sorunların karşısında durarak ve bu sorunları doğru analiz ederek çözüme kavuşturmalıyız. Şehrimizde; tarım, hayvancılık, eğitim ve sağlık gibi temel sektörlerde önemli adımlar atılmalıdır. Ancak bu adımları atmada yerel yöneticiler, sivil toplum kuruluşları ve vatandaşlar olarak hep birlikte sorumluluk taşımalıyız.

    Son yıllarda Türkiye, ekonomik ve sosyal anlamda zorlu bir süreçten geçiyor. Artan enflasyon ve girdi maliyetlerindeki artış, özellikle dar gelirli vatandaşlarımız için büyük bir sıkıntı kaynağı haline geldi. Kış mevsimine girmek üzereyiz hal böyle olunca giderlerde yaz aylarına göre iki kat artacak ve bu durum ekonomik anlamda vatandaşımızı daha da zorlayacak.

    Yozgat, tarım ve hayvancılık için oldukça elverişli bir coğrafyaya sahip olmasına rağmen, bu sektördeki sanayileşme eksikliği şehrin büyümesini sınırlıyor. Özellikle kırsal bölgelerde, genç nüfusun neredeyse yok denecek kadar azalması dikkat çekiyor. Bu durumun pek çok nedeni bulunuyor. Geçmişte her köyde binlerce küçükbaş ve yüzlerce büyükbaş hayvan bulunurdu. Ancak, günümüzde bu hayvan sayıları düşmüş durumda ve çoban bulma konusunda Afganlılar göze çarpıyor. Çünkü köylerde genç nüfus kalmadı.

    Yozgat Ziraat Odası Başkanı Sayın İsmail Açıkgöz’ün konuyla ilgili tespitleri, bu sorunların vurgulanmasında önemli bir rol oynamaktadır. Başkan Açıkgöz’de tarım ve hayvancılığın son yılardaki durumunu sürekli dile getirerek yetkililere uyarılarda bulunmayı ihmal etmiyor. Ancak ekonomik tablo, sadece tarım ve hayvancılıkla ilgili değil. Ekonomideki olumsuz gelişmeler, üretimi ve çiftçiyi de büyük ölçüde etkiliyor. Yüksek mazot ve gübre fiyatları, artan hayvan yemi maliyetleri besicileri zor durumda bırakıyor. Hal böyle olunca, çiftçi ve üreticilerde mecburen küçülmeyi veya hayvancılığı bırakmak zorunda kalıyor.

    Teşviklerin yetersiz olduğu maliyetlerin arttığı bu dönemde, çiftçiler ve üreticiler zor şartlarda üretim yapıyor.  Özellikle akaryakıt indirimlerinin yatlara sağlanması ve hala üretim yapan çiftçilere sağlanmaması sorgulanacak bir durumdur.

    Aynı şekilde eğitimde, sağlıkta da diğer alanlarda da benzer sorunlar yaşanıyor. Ülkemizde ilk açılan şehir hastanesi adeta 5 yıldızlı otel konforunda hizmet sunuyor. Fakat hastanede hekim sıkıntısının bir türlü çözüme kavuşamaması vatandaşların haklı tepkisine neden oluyor. Burada bir hakkı teslim etmek gerekirse oda başhekimin özverili ve gayretli çalışmasıdır. Elinden gelen bütün çabayı sarf ediyor ve kendisi zaman zaman poliklinik hizmeti de veriyor. Ama buna rağmen bir türlü hekim açığı sorunu giderilemiyor. Bu başhekimin sorunu değil, burada görev il sağlık müdürlüğüne, il yöneticilerine ve Yozgat milletvekillerine düşüyor.

    Bir diğer ve önemli sorunlardan birisi de Yozgat’ımızın eğitim kalitesinin istenilen seviyeye ulaşmaması. Eğitimde de maalesef Yozgat olarak istenilen başarıyı yakalayamadık. Modern okul binaları inşa edilse de, eğitim kalitesi hedeflenen noktaya ulaşamadı. Sınır komşumuz olan Kırşehir yıllardır ilk 10’nun içinde yer almasına rağmen biz ise yıllardır 66 plakası altında eğitim seviyemizi sürdürüyoruz. Bu konuda da ciddi atılımlar değerlendirmeler yapılmalıdır. İl Milli Eğitim Müdürü göreve yeni başladı. Umarım nerde ne gibi eksikliler var ve bu eksikliklerin giderilmesi adına önemli çalışmalar yapar. Daha pek çok alanlarda da benzer sıkıntılar var. Sorun belli, çözümde belli.  Ama uygulamada biran önce ciddi adımların atılması ve buna yönelik çalışmaların yapılması gerekir. Kalın sağlıcakla.!!!

  • Menfaat Çıkar İlişkileri

    Menfaat ve çıkar ilişkilerini günümüzde, hayatın her alanında dikkat çeken bir eğilimle gözlemliyoruz.
    Geçmişte insanlar, daha samimi ve açık bir şekilde kendilerini ifade ederken, bugünün dünyasında işler, beyazı siyaha, siyahı beyaza çevirme cesaretini göstererek yanlışları sıradanlaştırılıyor. Bu değişimin pek çok nedeni olsa da sonuç, insan ilişkilerinin erozyona uğradığının bir gerçeğidir.
    Eskiden bir esnaf, komşusuna çek-senet olmadan borç verirken, bugün selam vermekten bile çekinir hale geldik. Bu durumun arkasındaki nedenler çok çeşitli olabilir, ancak sonuçta insanlar arasındaki güven kaybı kendini hissettiriyor. Kimileri, işlerinin yürümesi veya kendi çıkarlarını korumak için dürüstlükten taviz vermeyi tercih ediyor.
    Bu değişim, toplumları, aileleri ve bireyleri büyük ölçüde etkiliyor. Belki de bu kadar karamsar olmamalıyız, ancak hayat ve koşullar, toplumu etkileyen önemli faktörlerden biri olarak karşımıza çıkıyor.
    Siyaset, kurumlar ve sivil toplum kuruluşları (STK’lar) açısından da benzer bir tablo görmek mümkün. Kamuya baktığımızda pozisyonlar torpil ile belirleniyor. İşin ilginç tarafı, bu durum yöneticilerin de aynı taktiği izlemesine yol açıyor. Kendi çıkarlarını öne çıkaranlar, STK’larda veya siyasi partilerde bir kimlik kazanarak hareket ediyorlar. Makamlara gelenler, sanki bu pozisyonları emekleriyle, yetenekleriyle kazanmış gibi davranırken, gerçekler çoğu zaman farklı olabiliyor.
    Kurum müdürleri, STK başkanları veya siyasi partilerin il başkanları, genellikle kendi yetki ve sınırları doğrultusunda hareket ederken bunu yönetim kurulu üyeleri de kendilerini yetki sahibi görerek işlerini yürütmeye çalışmakta o kuruma, o partiye ve o sendikaya zarar verdiğinin farkına varmasına rağmen işlerine böyle geldiği için hareket etmektedirler. Hal böyle olunca yanlışlarda eksilerde kurumların, STK’ların veya siyasi partilerin başındaki kişilerin hanesine yazılmaktadır. O yüzden yöneticiler, milletvekilleri özellikle; bu pozisyonlarda bulunan kişilerin seçiminde daha dikkatli ve adil olmalıdırlar.
    Eğer ki işinde kendini ispatlamış kamuoyunun takdirini kazanmış ise o insanlara hak ettiği değeri, makamı verelim. Onun o işte ki başarısını topluma faydasını gözeterek ona değer verelim. O falanca partisinin adamı diyerek hak ettiği makama gelmesi gerekirken, iftira ile onu oradan uzaklaştırıp hiç tecrübesi olmayan birisini de o makama getiriyorsak ne topluma ne Yozgat’a ne de ülkeye bir fayda sağlayamayız. Aksine bu tür düşünceler topluma da çevreye de şehre de zarar verir.
    Sözün özü; Menfaat çıkar ilişkilerinin yükselişi, toplumumuzda ciddi bir değişimi işaret ediyor. Ancak bu değişimlerin nedenlerini anlamak ve olumlu bir yönde değişim sağlamak mümkün. İnsanlar arasındaki güveni yeniden inşa etmek, liyakati teşvik etmek ve toplumsal değerleri hatırlamak, bu sorunların üstesinden gelmek için ciddi adımlar atılabilir. Unutmamalıyız ki, bir toplumun en büyük zenginliği dürüstlük ve güvendir.

  • Bayramlık misafirlerimiz

    Bayramlık misafirlerimiz

    Türkiye’de hepimiz bugün farklı şehirlerde yaşamak yerine doğduğumuz, büyüdüğümüz, nüfus cüzdanımızda doğum yerimizin yazdığı memleketimizde yaşasaydık, şehirlerin nüfusları bakın nasıl olurdu? 

    Dün olduğu gibi bugünde; dini, iktisadi, siyasi, sosyal ve diğer sebeplerden memleketini bırakan, başka şehre yerleşen birçok insan var.

    Peki, bu insanlar ya kendi memleketlerinde yaşasalardı?

    Türkiye’de hepimiz memleketimizde yaşasaydık şehirlerin nüfusları bakın nasıl olurdu?

    Birbirine bağlı iki sorudan hareketle şehirlerin gerçekte olması gereken nüfuslarını tespit eden haber sitesinin verdiği bilgilere göre, ilk baştan şunu ifade etmeliyim…

    Yozgat’ın her ne kadar bugün nüfusu resmi kayıtlarda 424 bin gibi görünse de, yukarı da bahsi geçen sorulara verilen cevaplarda Yozgat’ın bugün olması gereken nüfusu 1 Milyon 196 Bin 202 kişidir.

    Yani “GÖÇ” dediğimiz olay yaşanmamış olsaydı, Yozgat’ın bugün gerçek nüfusu 1 Milyon’dan fazla olacaktı…

    Her yıl yapılan araştırma ve istatistiklerde; Yozgat göç veren illerin başında yer almaya devam ediyor… Bu araştırmanın rakamlarına baktığımızda ise, her yıl 10 binden fazla insanın bir sebep yüzünden memleketinden göç etmek durumunda kaldığını biliyoruz.

    Yozgat’tan insanların göç etmelerinin sebepleri araştırıldığında en önemli sorun istihdam alanlarının yetersiz kalması ile ortaya çıkan işsizlik olmuştur.

    İnsanlar, doğduğu, büyüdüğü topraklarda geçim sıkıntısına düşmesinden dolayı memleketlerini terk etmek, başka şehirlerde yaşamak durumunda kalmıştır.

    Çünkü bir şehirde doğup, büyüyen, yaşama atılan insanların bir arada kalabilmesini sağlamak için en önce üretim alanları olmalıdır…

    Üretimin olmadığı bir yer de insanları bir arada tutmak hiç kolay değildir. Dolayısı ile Yozgat bu konuda yanlış üstüne yanlış atılan adımların ve yapılan politikaların sonucunda en çok göç veren iller arasındadır.

    Tabi bu konuda tek suçlu Yozgat değildir. Hükümetlerin uyguladığı politikaların faturasını ağır bir şekilde ödeyen Yozgat, bugün yaşadığı istihdam ve işsizlik sorunlarında henüz bir çözüm bulamamıştır.

    Bugün Kurban bayramına sayılı günler kala cadde ve sokaklara baktığımızda çok sayıda başka şehirlerin plakasını taşıyan araçlar görmekteyiz.

    Bu insanlar doğup, büyüdüğü memleketlerinden yukarı da saydığım sebepler yüzünden “göç” etmek durumunda kalan bayram vesilesi ile memleketlerine misafir olarak gelen hemşerilerimizdir.

  • OSB’ler Şehirlerin lokomotifidir

    OSB’ler Şehirlerin lokomotifidir

    Gelişmenin, kalkınmanın temelini Organize Sanayi Bölgesindeki iş gücüne bağlı yapılan istihdamlar oluşturmaktadır. Sonda söyleyeceğimizi en başta söyleyelim; Unutmayalım ki, bir şehirde iş ve aş varsa, orada huzur vardır, mutluluk vardır. Yozgat’ta yaklaşık 30 yıl önce kurulan Organize Sanayi bölgesi bu şehir ve insanlar için, iş kapısı, aş kapısı ve umut olmuştur.

    Bir dönem tam kapasite ile faaliyet gösteren çok sayıda fabrikanın bacasının tüttüğü Yozgat Organize Sanayi bölgesinde istihdam sayısı 10 binlere kadar ulaşmıştı.

    Bugün tekrar eski günlerine dönmeye yönelik çalışmaların devam ettiği yeni fabrikaların kurulması için yoğun çaba ve gayret gösterildiğini biliyoruz.

    Bu konuda Cumhurbaşkanı Yardımcısı hemşerimiz Sayın Fuat Oktay Bey’in özel gayretleri olduğunun farkındayız.

    Garip ama gerçek o ki; Yozgat bir taraftan birikimlerini bankalarda açılan mevduat hesaplarında bekletmeye devam etse de, öte yandan dışardan davet eden yerli yatırımcıların istihdama katkı sunması beklenmektedir.

    Yozgat’ın acı olan başka bir gerçeği ise, Yozgat Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren firmalar maalesef kaderleri ile baş başa bırakıldı.

    Büyük bir alan üzerinde kurulu OSB’nin içindeki yollar deyim yerinde ise kaderine terk edildi.

    * * * *

    İlimiz Valisi Ziya Polat Bey, Yozgat’a geleli 11 ay oldu. Bu ay sonunda bir yılı tamamlamış olacak.

    Sayın Polat, İl Merkezi başta olmak üzere İlçeler, Beldeler ve zaman zamanda köy ziyaretleri yaparak, şehrin dinamiklerini daha yakından görmeye devam ediyor.

    Hafta başında Organize Sanayi Bölgesine giderek yönetim kurulu toplantısına başkanlık eden Vali Polat,daha sonra hem Ritim tekstil fabrikasında hem de Turizm otelcilik okulunda çeşitli incelemelerde bulundu.

    Yozgat Valisi Ziya Polat, Organize sanayi bölgesinde önce  318 kişinin çalıştığı Ritim Teksil fabrikasını da  ziyaret etti. Yozgat’tan Avrupa’nın çeşitli ülkeleri ile Çine çeşitli tekstil ürünlerini ihraç eden, yurt içinde de ünlü markalara üretim yapan, Ritim Tekstil fabrikasını gezdi .Üretim ile ihracaat konularında yetkililerden bilgi alan Vali Polat, daha sonra fabrika çalışanlarının sofrasında öğle yemeğini yedi.

    Ritim Tekstil fabrikasını gezdikten sonra Organize Sanayi Bölgesindeki Fatih Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne (Turizm Otelcilik) okuluna uğrayan Vali Ziya Polat,

    Okulun çalışmaları konusunda bilgi edindi. Polat, burada staj gören Yiyecek İçecek Hizmetleri alanı öğrencileri ile buluşarak sohbet etti.

    OSB’de faaliyet gösteren ve Yozgat insanına istihdam sağlayan firma sahipleri bu durumdan eminim ki çok mutlu olmuşlardır. Çünkü bir sanayi, yatırımcı her zaman devletinin sıcak elini üzerinde hissetmek ister.

  • Vefa plaketi

    Vefa plaketi

    Yozgat’ta son zamanlarda siyasette hiç kimsenin alışık olmadığı gelişmelere tanıklık ediyoruz…

    Daha doğrusu mevzuya şöyle başlayalım…

    Ak Partinin Yozgat İl başkanlığında yapılan görev değişimi ile siyasetçiye bakış açısı bütün kapsamı ile olmasa da önemli ölçüde ve bizlerin de dikkatini çekecek bir nokta da değişti…

    Sizlerle buradan sohbete hazırlanırken, dün gazetelere ve internet sitelerine düşen fotoğraf serisi dikkatimi çekti…

    Fotoğrafları tek tek inceledim…

    Her zaman ya da her fırsatta yan yana kolayca gelmeyecek isimlerin aynı yerde buluşmuş, aynı havayı teneffüs etmiş olmaları ne yalan söyleyeyim birilerini rahatsız etmiş (!) olsa da sevindirdi beni.

    Fotoğraflara bakarken, kendi kendime “ha şöyle, bunu yapanın, akıl edenin ve düşünenin işi-gücü rast gitsin” dedim…

    Söz konusu siyaset olunca çok kullanılan bir söz vardır… “Siyasette vefa olmaz” Bizim siyasetçileri aynı kareler içinde görünce malum sözün artık etkisini kaybettiğini düşündüm.

    AK Partinin İl Başkanı Yusuf Başer’in güzel bir davranışı bugün bu yazıya attığımız başlığın adının “Vefa” ile başlamasına vesile oldu.

    * * * *

    Şimdi konu ile ilgili habere bir göz atalım…

    Ak Parti Yozgat İl Başkanı Yusuf Başer, partisinde  geçmişten bugüne kadar  il  ve merkez ilçe teşkilatları ile il meclislerinde  başkan olarak görev yapan dava arkadaşlarına törenle birer vefa plaketi takdim etti.

    Ak Parti il başkanı Yusuf Başer’in bu jesti  tüm başkanlar tarafından memnuniyetle karşılandı. Göreve geldikten sonra  partinin çalışmalarına hız kazandıran Başer, eski teşkilat başkanlarını biraraya getirip partide birlik-beraberlik örneğini sergiledi.

    Ak Parti Yozgat il başkanı Yusuf Başer’in organizasyonu ile Hayri İnal konağında düzenlenen plaket törenine Ak Parti eski il başkanlarından Yusuf Bahri Yazarel, Zekeriya Avşar. Avukat Yusuf Başer, Fahri Açıkgöz, Harun Lekesiz, Celal Köse, Çelebi Dursun, İl Meclis başkanı İskender Nazlı ve merkez ilçe teşkilat başkanları katıldı.

    Ak Parti İl Başkanı Yusuf Başer, plaket töreninde yaptığı açıklamada  Ak Partinin kuruluşundan bu yana hizmetleri olan Başkanları  bir araya getirmek, geçmişten bugüne yapılan  hizmetleri hatırlamak ve bundan sonra vatandaşlarımıza daha iyi hizmeti sunmak için böyle bir toplantı düzenlediklerini söyledi.

  • Velhasıl zordur yazmak…

    Velhasıl zordur yazmak…

    Yazacaksın, yazdıkça düşüneceksin, düşündükçe yazacaksın…

    Yazarken bazen bir tebessüm, bazen bir kahkaha…

    Bazen bir iç ağrısı, gönül tutuşması, bazen bir hıçkırık…

    Bazen de bir öfke peydahlanır, dişler sıkılır, rengin değişir, ellerin titrer, yazacaklarını yazdıkça silersin…

    Nala mıha değmesin diye dikkat ettikçe isyanlar fışkırır yüreğinden…

    Velhasıl zordur yazmak…

    Yazacaksın, yazacaksın da…

    Yazdıklarında hiçbir insani duygu değer olmayacak…

    Ne sevinç, ne öfke, ne hüzün…

    Senden sadece yaz ama sağa sola dokunma…

    Kimseyi rahatsız etme… Yazarken bu sessiz tembihler gelir aklına…

    Durur düşünürsün. Yahu ben insanım, okuyanlarda insan…

    Ben olaylara insanca bakarım, okuyucularımda insan gibi okur…

    Bir olayı vicdanına sevk edip, aldığın raporda kötülük varsa…

    Sen o hadiseye sırıtacak kadar alçak bir tavır mı takınacaksın…

    Ortada bir kötülük var, insanlar zarar görecek, yanlışlık var…

    Ne yapsın yazar… Sussun mu, kalemi alıp fırlatsın mı, yazmasın mı?

    İşte öyle zordur yazmak…

    Her gün yazı yazmayan Ben bunları “neden?” yazdım…

    Gazetemizin kuruluş yıldönümünde ne yazacaktım ki…

    Tercihini zordan yana yapan bir gazete…

    Yozgat’ta yaşananları, kuruluşundan beri sayfalarına taşıyarak geldik bu güne…

    Adam gibi yazmak gayreti bir gazetenin sevdası ise, ancak tebrik ve takdir edilir…