Kategori: H. Aslan NURDUĞDU

  • SERTLEŞEN SİYASET KAOS HABERCİSİ Mİ?

    20 yıllık AKP, Recep Tayyip Erdoğan iktidarı 20 yılın sonunda %150 – 200’i bulan enflasyonla ekonomiyi çok sıkıntılı duruma düşürdü. Günlük hayatını idame edemeyen kitleler enerji ve gıdadaki fiyat artışlarına yetişemiyor. Alamayan, yiyemeyen kitleler kızgın. Son yıllarda Recep Tayyip Erdoğan, dilinden düşürmediği ve 4 parmakla yaptığı Rabia işareti ile hamaseti pek seviyor. Vatan, millet, dil, din, devlet söylemleri ile kitleleri ayakta tutmaya çalışıyor. Oysaki insanlar hayata mideleri ile bağlıdır. Bu da kendine yeten devamlı bulunabilen ucuz enerji, kendine yeten metalürji, kendine yeten kimya – petrokimya, kendine yeten gıda güvenliği anlamına gelir. Devlet, milletin bu ihtiyaçlarını karşıladığı oranda başarılıdır. Sonuç olarak başta da yazdığım gibi maalesef 20 yıllık AKP – Recep Tayyip Erdoğan iktidarı başarısızdır.
    İktidar bu halde iken muhalefette durum, “Ben Dersimli Kemal’im” diyen başta olmak üzere 6 benzemezin TV’lerde yan yana görünmesi, halka umut vermemektedir. Bu 6 benzemez enerjide, metalürjide, kimya ve gıda güvenliğinde elle tutulur ne proje ne de işi bilen kadro oryaya koyamamaktadır. Kemal Kılıçdaroğlu devlet dairelerine, bakanlıklara yaptığı baskın konumundaki saldırıları ve en son elektriğinin kesilmesi ile ilgili orta oyunu halk katında hiç de kaale alınmamıştır. Halk Kılıçdaroğlu için “Gulağasma Dersimli Kemal’e” demektedir.
    İktidar işi götüremiyor, muhalefet ise TV’lerde tuluat oynuyor. Oysa ülkenin güneyinde, Irak’ta, Suriye’de ABD’nin iti olan PKK ile savaş her gün devam ediyor. En son içişleri bakanı Süleyman Soylu ile milletvekili Ümit Özdağ arasında yaşananlar var. Bu millete yapılan en büyük saygısızlıktır.
    Siyaset ciddi bir iştir. Edepli olmak da siyasetçinin ilk işidir. Kaosu isteyen kim? Muhalefet mi? İktidar mı?
    Kaostan medet umanlar mı var?
    Halk “Bu böyle gitmez” derken kimin geleceğini de gösteremiyor. ‘Karamsarlık, ekonomideki olumsuzluklar ile birlikte kaos, her gün daha da yaklaşıyor’ algısı toplumda hâkim oluyor.
    Bunu önlemenin yolu HDPKK harici milli birlik hükümetidir, çare budur. Yarınlar çok geç olabilir. ABD ülkemize saldırmak için kaos mu bekliyor?
    Saygılarımla.

  • TEKÂLİFİ MİLLİYE YASASI NEDİR? BU GÜN UYGULANABİLİR Mİ?

    TEKÂLİFİ MİLLİYE YASASI NEDİR? BU GÜN UYGULANABİLİR Mİ?

    10 emirden oluşan Tekâlifi Milliye Yasası 7 – 8 Ağustos 1921 günü yayınlanmıştır. Birinci Dünya Savaşı’ndan yenik çıkan Osmanlı, emperyalist İngiliz, Fransız ve İtalyanlarca işgale başlamıştı. Hele 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in Yunanlılar tarafından işgali ülkede kargaşa ve umutsuzluğa yol açtı.

    Bunu gören ve 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkan Mustafa Kemal Atatürk, sırasıyla Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas Kongreleri sonucu 23 Nisan 1920’de ilk TBMM’ni açarak ve Türk Milletini örgütleyerek emperyalizme karşı savaşa başladı. İngilizlerin araç, silah vererek 15 Mayıs 1919 günü İzmir’e çıkarttığı Yunan ordusu, Ankara – Polatlı önlerine kadar geldi. Bununla birlikte, yurdun çeşitli yerlerinde iç isyanların biri bitiyor diğerleri başlıyordu.

    Hele hele, TBMM 10 bin askeri zar zor bir araya getirip bir ordu kurabilmişken, Yunanla ilk karşılaşmada bu ordudan 4 bin 600 asker silahı ile birlikte firar etmişti. Mustafa Kemal Atatürk, TBMM tarafından başkomutan atanmak istendi. Paşa bu görevi, 2 isteğini TBMM kabul ederse kabul edeceğini beyan etti.

    Bu iki istekten birincisi asker kaçakları ve hainler için “İstiklal Mahkemeleri” kurulması, ikincisi ise Tekâlifi Milliye yasasıydı.

    Bu şartlar altında 1911 Balkan Harbi’nden 1921’lere kadar zor bir hayat yaşayan Türk Milletinden, nihai kurtuluş için son bir fedakârlık, imece talep edildi.

    2 öküzü olandan biri alındı.

    Her ev bir çift çorap ve iç çamaşırı vermeye mecbur edildi.

    Camilerin kurşunları sökülüp mermi yapıldı.

    Ordu için her şeye ihtiyaç vardı. Bedeli sonra ödenmek kaydı ile zorla alındı.

    Asker kaçakları ve hainler İstiklal Mahkemeleri’nde yargılanırken, Tekalif-i Milliye yasası ile Yunanla ve iç isyanlarla mücadele eden ordunun maddi ihtiyaçlarını karşılandı.

    Evet, bu iki yasa Yunanı yenmemize, kurtuluşa ve Cumhuriyeti kurmamıza giden kurtuluş yolunu açmıştır.

    Okuyuculardan ricam şudur; o gün ülkemizde yaşadığımız olayları düşündüğünüzde bir tarafta savaş, hainlikler diz boyu, diğer tarafta ekonomik sıkıntılar kâbus gibi ve ABD ile sıcak savaşın an meselesi olduğu durumda. Kurtuluşu sağlayan bu iki yasa olmuştur.

    Hainler için İstiklal Mahkemeleri ve zor alımla toplumu rahatlatmak, “Bugün uygulanabilir mi?” sorusuna cevap olarak;

    Türk milleti, devletin, milletin, vatanın bekası için iki yasaya da bugün evet der. Yeter ki yöneticilerimiz yürekli olsunlar.

    Saygılarımla.

  • COGRAFYA KADERDİR, KADERİMİZ AVRASYADIR

    COGRAFYA KADERDİR, KADERİMİZ AVRASYADIR

    “Coğrafya kaderdir” şeklinde genel bir deyim vardır. Doğru bir tanımdır. Coğrafyamız Asya’dan Avrupa’ya bir at başı gibi uzanmakta. Asya, Avrupa ve Afrika’nın birleşme noktasında, önemli bir güzergâhta bulunmaktayız. Türkiye jeopolitik konumu gereği şanslı bir ülkedir. Bu şans iyi değerlendirilmelidir.

    784 bin km2 yüz ölçümü ve 85 milyon nüfusuyla tarım, hayvancılık ve sanayileşme azminde bir ülkeyiz. Etrafı 3 denizle çevrili coğrafyamıza baktığımız zaman doğuda İran, Azerbaycan, kuzeyde Rusya, güneyde Irak ve Suriye devletleri ile komşuyuz. Şimdi sırası ile bu komşularımızı irdeleyeceğim.

    İran 1 milyon 648 bin km2 yüz ölçümü ve 84 milyon nüfusuyla doğuda kadim dost kardeş ülke. Bu ülkeyi ekonomik olarak incelediğimizde petrol, doğalgaz zengini olduğunu görürüz. İhracatının büyük bölümü bu iki maddedir.

    Azerbaycan 87 bin km2 yüzölçümü ve 10 milyon nüfusuyla ülkemizin doğusundaki ikinci ülkedir. Azerbaycan Türk’tür. Bu ülkenin coğrafyasına baktığımız zaman burada da petrol ve doğalgazı görürüz. Tüm ihracatı bu iki üründür.

    Kuzeydeki komşumuz Rusya’ya baktığımız zaman 17 milyon 100 bin km2 yüz ölçümü ile Atlas Okyanusu’ndan, Pasifik’e, Kuzey Kutbu’ndan Karadeniz’e devasa bir coğrafya olduğunu görürüz. Rusya 144 milyon nüfusuyla çok büyük bir pazardır. Rusya, petrol, doğalgaz, kimyevi gübre, buğday, ayçiçeği, kereste, kömür ve demir ihraç eder. Rusya ekonomik olarak çok zengin bir ülkedir ve bizim kuzeydeki en önemli komşumuzdur.

    Güneydeki komşularımızı incelediğimizde Irak 439 bin km2 yüz ölçümü ve 40 milyon nüfusuyla petrol, doğalgaz, kükürt zengini bir ülkedir. 1 Dünya Savaşı’na kadar Osmanlı toprağıydı.

    Güneydeki başka bir komşumuz ise Suriye. Petrolü, doğalgazı ve gübrenin hammaddesi fosfat yatakları bol bir ülkedir. Etrafımızdaki ülkelerde enerji bol olmasına rağmen emperyalist ABD, bu ülkelerin hepsine ambargo uygulayarak o ülkeler kadar ülkemizi de cezalandırmaktadır. Yapmamız gereken, bu ülkelerle takas ticaretine girmek suretiyle ucuz enerji alabiliriz.

    Bir gün Atlantikçi bir gün Avrasyalı olunmaz. ABD Türkiye’ye düşmandır bu değişmez. Dost Rusya’dır, İran’dır, Irak’tır, Azerbaycan’dır, Suriye’dir. Enerjimizi bu ülkelerden çok ucuza temin edebiliriz. Atatürk milliyetçisi, halkçı devrimciler iktidar olmadan bu işler düzelmez.

    Saygılarımla.

  • İlimizde sürekçilik

    İlimizde sürekçilik

    Avcılık ve toplayıcılık ile sabahtan akşama kadar karnını doyurmak için uğraşan insanlık, koyunun, ineğin ve atın evcilleştirilmesi ile yerleşik hayata geçti. Hele de öküzü evcilleştiren insan, bu sayede tarımı daha iyi yapmaya başladı. Öküzün atın ehlileştirmesi tekerleğin de icadını sağladı. Sabanı kullanmak, kağnının, tekerlekli araçların icadı insanlığı yerleşik hayata daha da bağladı.

    Konumuz hayvancılık özelliklede büyükbaş hayvan ticareti, yani sürekçilik. Sürekçilik; sürü halinde hayvan alıp satanları tanımlar. Bu işi yapana da sürekçi denir.

    İç Anadolu genellikle küçükbaş hayvan, özellikle keçi, koyun yetiştirmeye uygun coğrafi özellikler taşır. Büyükbaş hayvancılık daha ziyade kuzeydoğuda, Erzurum, Kars, Ağrı ve Ardahan illerimizde daha çok ve verimlidir. Bunun sebebi ise yaylaların bol olmasıdır. Bu yaylalar yaz ayları boyunca da yağmur alır ve kar düşene kadar otu yeşil kalır. Büyük baş hayvanların meralarda bol ot bulmasını sağlar.

    Osmanlı, Anadolu’dan aşar, öşür ve asker alırdı. Devlet olmak yasa koymayı, asker – vergi almayı ve para basmayı gerektirir. Asker ve vergi bir devletin olmazsa olmazıdır.

    1699’da imzalanan ve Osmanlıda gerileme döneminin başlangıcı sayılan Karlofça Barış Anlaşması ile Osmanlı Devleti’nin tuna boylarında artık bir hükmü kalmamıştı. Bu sebeple Osmanlı, Balkanlar’a özellikle de İç Anadolu’ya yöneldi.

    Başkent İstanbul’u beslemek çok önemliydi. Osmanlı’da buğday, pirinç ve mısır, tarih boyunca hep Ukrayna coğrafyasından temin edilmiştir. Balkanlar’ın, Kırım’ın kaybı ile Ukrayna’dan tahıl gelmez olmuştu.

    Bu dönemde 2. Abdülhamid, demiryoluna çok önem verdi. Başkentin gıda güvenliğini sağlamak için İzmit’e kadar olan demiryolunu, 31 Aralık 1892’de Ankara’ya kadar ulaştırdı. Bunun temel amacı tiftik ve küçükbaş hayvan merkezi olan Ankara’dan İstanbul’a et temin etmekti. Ankara’ya kadar uzanan demiryolu ikinci bir kol ile Eskişehir’den Konya’ya bağlanacak ve tahıl ambarı Konya’dan da İstanbul’a tahıl sevk edilecekti. Ancak demiryolunun İç Anadolu’ya ulaşması Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerine nasip oldu.

    1927’de demiryolu Yerköy’e ve Kayseri’ye geldi. Devamında Sivas, Erzincan ve 6 Eylül 1939’da kara tren Erzurum’a ulaştı. Demiryolu mal, insan ve hayvan naklini artırdı. Başta Erzurum ve Kars olmak üzere yörede büyükbaş hayvan ticaretini hızlandırdı.

    İlimizde de bu işle uğraşan müteşebbisler çıktı. Bu müteşebbislerden birisi olan dedem Osman Nurdoğdu’da demiryolunun önemini iyi bilen biri idi. 1908’de Ankara’dan İstanbul’a asker olmuş, 1911 – 13 arası Balkanlar’da asker olmuş, trenin faydasını görmüş, 1916 – 1917 Bağdat cephesine yine demiryolu ile gitmiş. 1939 yılında trenin Erzurum’a ulaşması ile sürekçilik yapmaya başlamıştır. Sürüler halinde alıp Yerköy’e getirdikleri hayvanları Delice Irmağı kenarında beslemişlerdir.

    Beslenen bu hayvanlardan yaşlılar, 3 – 4 aylık bakımın ardından İstanbul’a kesime gönderilir, genç olanlar ise bölge çiftçisine 4 harman veresiye satılırmış. Ben babamdan, büyüklerimizden sürekçilik hikâyeleri dinleyerek büyüdüm.

    Evet, ilimizde sürekçilik önemli bir işti. Bugün traktörün çıkmasıyla öküz tarım dışı kaldı. Ama hayvancılık hala önemli bir konudur. Bedava, ucuz yem olmadan bol ucuz et olmaz.

    Ailesi sürekçilik yapmış hemşerilerime, bugün büyükbaş hayvan yetiştiren, ticaretini yapan çiftçi kardeşlerime selamlar saygılar.

  • İlimizde hangi madenler var? Madencilik ile ilgili neler yapabiliriz?

    Dünyada gelişmiş ülkelere baktığımız, bu zenginlik nasıl yaratılmış diye sorguladığımızda baraj yaptıkları, buradan enerji ürettiklerini sulu tarımla gıda güvenliğini garantiye aldıklarını ve madenleri işleyerek metalürjide öne çıktıklarını görürüz.
    Rönesans ile bilimde yaşanan gelişmeler, kimyada da devrimlere neden olmuştur. Metalürji ve kimyadaki gelişme sayesinde insanlık daha iyi yaşama kavuşmuştur. Hele de petrolün 1900’lü yıllardan itibaren damıtılması (ayrıştırılması), insanlığı refah toplumu haline getirmiştir.
    İngiltere, Almanya, Fransa demir cevherini kok kömüründe eriterek, başta otomotiv sektörü olmak üzere makine sektörü ile bugünkü zenginliklerine ulaşmışlardır.
    Türklerin tarihi de Tanrı Dağı’ndaki demir cevherini eriterek Ergenekon’dan çıkış ile başlar. Yeni hayata geçişleri mitolojimizde mevcuttur. Bu gün ülkemizin metalürjide, kimyada ve petro kimyada bir atılım yapması şarttır. Onun için başta valilik, belediye, ticaret odası ve diğer sivil toplum kuruluşları ilimizde hangi madenler var? Nerede ne çıkarılıyor? Bu konuları masaya yatıracak bir çalıştay yapılması şarttır.

    Başta MTA (Maden Tetkik Arama) ve diğer madenci kamu kurumları olmak üzere, vilayet öncülüğünde bir çalıştay organize etmelerini arzu ediyorum.
    Metalürjisi, kimyası, petrokimyası ve kendine yeten tarımı olmayan ülkenin savunması zordur ve bağımlı ülkedir. Bu Türk’e yakışmıyor. Madenlerimizi biz işleyeceğiz. Zengin bir ülke olmak dileğiyle.
    Saygılarımla.

  • 20 yılın ardından 5 yıl daha istemek

    20 yılın ardından 5 yıl daha istemek

    Evet, şu an ülkemizi yönetmeye çalışan Recep Tayyip Erdoğan – AKP hükümetleri, 2023 seçimleri için 5 yıllık bir iktidar daha talep etmekte. 2002 yılında iktidara geldiklerinden bu güne her şeyi kat be kat artıran bu iktidar, halktan yeni avans istemekte. Halk bu avansı da verecek mi? 2023 seçimleri bunun göstergesi olacaktır.

    Recep Tayyip Erdoğan – AKP hükümetleri;

    20 yıl boyunca metalürjide, petrokimyada ve kimyada ülke ihtiyaçlarını temin edemedi. Her geçen gün daha da dışa bağlanan bir sanayimiz var.

    Kendi kendine yeten 7 ülkeden biri idik. Şimdi her ay temel gıda ürünlerinin yokluğunu yaşıyoruz.

    20 yıl yol, köprü, otoban yapanlar bu ülkeye Samsun ve Sivas Divriği’de demir çelik fabrikası yapamadı.

    Yaz aylarında kullanmadığımız ama paşa paşa 2,5 milyar dolar ödediğimiz Rus doğalgazından Samsun’a, İran doğalgazından Ağrı’ya amonyak tesisi neden yapılmadı? Amonyak, kimyevi gübrenin temel taşıdır. 20 yıldır gübrede %90 dışa bağımlılık neden bitirilmedi? Geçen yıla göre fiyatı %200-300 artan kimyevi gübre, niçin ülkemizde üretilmedi?

    Dünya ihtiyacının %50’si kadar kromu maden olarak ihraç ederken, kromdan boru, levha, tel neden üretemedik?

    20 yıl gibi uzun bir iktidar süresince Yeşilırmak’tan, Kızılırmak’tan, Fırat’tan, Göksu’dan, Sakarya’dan İç Anadolu’yu niçin sulayamadık? Bir gün saman, bir gün, buğday, bir gün ayçiçeği, soğan, patates eksiğini yazmaktan ben usandım.

    Evet, 20 yıllık Recep Tayyip Erdoğan – AKP hükümetleri ülkemizi yönetemiyorlar.

    Bugün başarısız geçen 20 yılı unutup yeni bir 5 yıl daha talep etmeye hakları yoktur.

    Her iktidarın halefi muhalefettir. Muhalefet demek “Ben iktidara gelirsem daha iyi yaparım” demektir. Oysa ülkemizdeki 6 benzemez muhalefetin birlikteliği TV’de ve basındadır. Görüntüye oynuyorlar. iktidar olmak proje ve kadro olayıdır. 6 benzemez partide iddia da, umut da yoktur. Savaşın hüküm sürdüğü coğrafyamızda kaybedecek günümüz yoktur.

    Çare HDPKK harici milli birlik hükümetidir. ABD saldırılarına karşı ülke savunması ve üretim için kafa yoran, tükettiklerini üretmek mecburiyetinde olacak milli bir takım şart olmuştur.

    20 sonrası 5 yıl daha verin düzeltelim demek kaosu davet etmektir. Kaosu önlemenin tek çaresi HDPKK harici milli birlik hükümetidir.

    Son tahlilde kendine yeten, metalürjisi, kimyası, petrokimyası ve kendi kendine yeten tarımı olmayanlar, hele de enerjide dışa bağımlı olan her hükümet gider. Ülke bu noktadadır.

    Çözüm milli birlik hükümetidir.

    Saygılarımla.

  • Bu haritanın anlattıkları

    Ülkemiz Asya’dan Akdeniz’e bir kısrak başı gibi uzanan, ön Asya’nın en önemli coğrafyasıdır. Asya, Avrupa ve Afrika’nın birleştiği bir coğrafyanın merkezidir, tüm medeniyetlerin başlangıcı Akdeniz havzasıdır, jeopolitik konum olarak da çok önemlidir.
    1. Dünya Savaşı’nın galip ülkeleri, savaş sonrası Sevr Anlaşması’nda ABD başkanı Wilson’u Sevr’in hakemliğine getirdiler. Wilson ABD Kongresi’nin ortak oturumunda savaş sonrasında yapılacak barış antlaşmasıyla ilgili görüşlerini 14 maddede topladı. Aslında Wilson Osmanlı’nın dağıtılması, Kuzeydoğuda Ermenistan, Güneydoğu’da da bir Kürdistan kurmayı 1920’lerden beri hayal etmiş, kurmak için hep uğraşı içinde olmuştur. 1915 Ermeni tehciri, Kurtuluş Savaşı’nda Fransız, İngiliz, Yunan ordularını 9 Eylül 1922’de denize dökmemizle Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulmuş, Lozan’da da bu Türk Devleti’nin tapusu alınmıştır. Ama ABD, Lozan Barış Anlaşması’nı, özellikle güney sınırımızı kabullenememiştir.
    ABD 1920’lerden beri ülkemizle ilgilenmektedir. General Harbord’u Sivas’a gönderen ABD başkanı Wilson, 1920’lerde Kuvai Milliyecilerden, Mustafa Kemal Atatürk’ten hep hayır cevabını almıştır. 2. Dünya Savaşı’nda atom bombası kullanarak dünyaya gözdağı veren ABD, 1970’lerde dolarda altın garantisini kaldırarak 10 cent’e mal ettiği 100 dolarla tüm dünyaya hâkim olmaya çalışmıştır. ABD adeta kâğıttan kaplandır.
    Amerika’nın bu tarihi düşmanlığını bilmeyen Demokrat Parti ve Adnan Menderes, Türkiye’yi 1952 yılında NATO’ya katarak büyük bir hata yapmıştır. 70, 80 ve 90’lı yıllarda ABD kontrgerilla hareketleri ABD, NATO menşelidir,
    En son 15 Temmuz FETO kalkışması sonrası Baydın’ın Türkiye’de iktidar değiştirme arzusunun kökü ermeni iddiasıdır.
    1894’den 1923’e kadar 29 yıl süren Anadolu’yu Hristiyanlardan arındırma politikası iddiasıdır. ABD bu Ermeni iddiasını sahiplenmektedir. Yunanistan’a Türkiye sınırına 40 km uzaklıkta bin tank, Ege adalarında ABD üsleri, bize vermediği savaş uçaklarını vermiştir.
    Suriye’nin kuzeydoğusunda PKK’ya verdiği 60 bin tır dolusu bizde olmayan teknolojik silahlar ile 150 bin kişilik Kürt ordusu oluşturmuştur.
    Son tahlilde bu orduyu, tankları, uçakları Türkiye Cumhuriyeti’ne – Türk Milleti’ne karşı kullanacaktır.
    Doğu Akdeniz’deki gaz ve petrol yatakları ABD ve yandaşı Yunan, Kürt, Ermeni organizasyonu ile inşallah sıcak bir çatışmaya dönmez. Dönerse İstanbul’un Avrupa yakasını, özellikle Ayasofya’yı ele geçirmek Yunana verilmiş bir görevdir. ABD tank, uçak, helikopterler ve gemileriyle destek vererek ülkemizi işgali planlıyor.
    Olası 7 üstü bir depremde bu işgalin işaret fişeği olacaktır. Güneydoğu’da ise aşiret hukukuyla kan, kinle eğitilenler. Kürt görünümlü kripto Ermenilerin kontrolünde şu an Suriye’nin kuzeydoğusunda düzenli ordu aşamasındaki PKK’lılar sınırı geçip Fırat’a kadar güneydoğuyu koparmanın planı içerisindeler.
    Bu haritayı hiç aklınızdan çıkartmayın. Ama hesaplayamadıkları Türk’ün vatanı için neler yapacağıdır.
    Türk milleti ABD’ye güvenmiyor. En son yapılan bir araştırmada %91 ABD güvenmiyoruz diyor. Türk milleti düşmanın ABD olduğunu biliyor ve halkın %78’i ülkemizi savunuruz diyor. S400’lere karşı düşmanlığının sebebi S400 ülke savunmasını garanti ediyor, ABD Türk Milletine devletine düşmandır. Bunu millet iyi biliyor. Böyle bir ortamda önce içerdeki hainler temizlenir. Devletine sahip çıkmak Türk kadar Kürtün de vazifesidir. Bu resme iyi bakın ve hiç unutmayın.

    Saygılar.

  • Cumhurbaşkanından yemek tarifi

    Cumhurbaşkanından yemek tarifi

    Geçenlerde Recep Tayyip Erdoğan, Tokat havalimanı açılışında yemek tarifi verdi. Tarif şöyle; camız yoğurdu, Mekke hurması, yulaf ve kestane balı. Cumhurbaşkanı ayrıntılı bir şekilde bu yiyeceğin tarifini yaptı. Bir ara kendimi yemek programında zannettim. Bu tarifte kullanılan malzemeleri düşündüm.

    Camız yoğurdu; her yerde bulunur mu? Hayır. Bugün camız yoğurdu ülkemizde Samsun, Tokat ve Kırklareli’nde yöresel olarak bulunur. Pazarda istediğin an bulunan bir emtia değildir. İlimizde az da olsa bulunur. Sarıkaya kürkçüler köyünde 70 camızı olan bir amcamız var.

    İkinci madde hurma, hem de Mekke hurması olacak; Recep Tayyip Erdoğan burada da ince dini siyaset yapıyor. Oysa ülkemizde çoğunlukla İsrail’den ithal edilen hurmalar satılıyor.

    Yulaf ezmesi tamam, her yerde rahatlıkla bulunacak bir ürün. En sonda ise kestane balı veya acı bal olarak tarif edilen bir bal cinsi var ki, Artvin, Rize ve Kastamonu’da bulunur. Piyasada pek bulunmaz.

    Türkiye’nin değişik yörelerinden gelen bu ürünler lüks mağazalarda olabilir. İstanbul Esenyurt’ta, Ankara Mamak’ta, Kars Hanak’ta, Muş Varto’da Şırnak İdil’de, Yozgat’ın Kadışehri’nde bulunur mu?

    Evine 1 TL daha ucuz ekmek götürme derdindeki garibe bu tarifi vermek “Annen iyi mi?” demektir. Recep Tayyip Erdoğan boş hayaller yerine “Buğdayla koyun gerisi oyun” diyen Anadolu insanının et, yağ, ekmek, bakliyat, şeker, sebze, meyve ihtiyaçlarının karşılanması için kafa yorması gerekmektedir. Kullanım süresi kısa tarım bakanları ile bu işler olmaz. Garip bol et, ekmek yemesi için bir tarifiniz varsa onu söyleyin. Bulunduğunuz makamın hakkını verin. Millet boş laflardan bıktı.

    Gözümüz aydın şekere de %35 zam gelmiş, yeni şekere daha 7 ay var. Bu zammın devamı da var. Buğday piyasada 5-6 TL aralığında. TMO stoklarından 3,3 TL’ye buğday verdiği için ekmek fazla artmıyor. Ancak buğday hasadına 60 – 70 gün var. Bu arada buğdaya yeni zamlar gelebilir.

    İyi güzel şeyler yazmak istiyorum ama olmuyor. Hayat garibe sıkıntılarla dolu.

    Daha önceki yazımda bu tarifi deneyeceğim dediğim için beni haklı yere eleştiren M.Y. abimin eleştirisini hak ettim. Onun için ben koyun yoğurtlu pekmez yiyeceğim o tarifi yemeyeceğim. Saygılarımla.

     

  • Alamayan, yiyemeyen insana yemek tarifi vermek

    Alamayan, yiyemeyen insana yemek tarifi vermek

    Siyaset, insan yönetme sanatıdır. İnsanlar ise hayata mideleri ile bağlıdır. Barınma, üç öğün aş ve ahretlik eş bulmaktan oluşan 3 temel dürtüsü vardır.  İnsan doğası gereği hayat bu 3 eksen etrafında geçer. Bunların içinde en önemlisi 3 öğün aş ihtiyacıdır. İnsan doğar, yaşar ve ölür. Bu döngü 250 bin yıllık insanlık tarihi boyunca değişmemiştir. Evin, eşin olmasa da bir şekilde yaşanır ama 3 öğün aş hayatın olmazsa olmazıdır.

    İktidarlar vatandaşlarının ihtiyaçlarını karşılamak zorundadır. Bu da enerjide, metalürjide, kimya – petro kimyada, en önemlisi tarım ve üretim konularında kendi kendine yetebilir olmalıdır. Hayat bu 4 temel üzerinde dönmektedir. Bunların hepsi önemlidir. Hayatın, siyasetin Rabia’sı bunlardır. Hele de tarım ürünlerinin yokluğu büyük sorundur.

    Son bir yıldır petrol, doğalgaz sorun. Buğday sorun, et sorun, yağ sorun, yumurta sorun, saman sorun vs. vs. gündelik yokluklar say say bitmiyor. Yakında da şekeri konuşacak gibiyiz.

    Enerjide, metalürjide, kimyada, petro kimyada dışa bağımlı tüm bunların üstüne kendine yeten tarımı olmayan ülkenin, 20 yıldır muktedir olamayan, yiyemeyen vatandaşına TV’den yemek tarifi vermeleri enteresandır.

    Camız yoğurtlu, Mekke hurmalı, kestane ballı, yulaflı gece diyeti vermeleri enteresandır.

    Ekmeği 1 TL ucuza almak için saatlerce sırada bekleyen, günde 10 – 15 ekmek tüketen garip guraba kesim, bu yemek tarifini çok iyi öğrendi ve ilk seçimlerde bu tarife yakışır tavır göstererek gerekli cevabı vereceklerdir.

    Devlet yönetmek zor iştir. Öncelik ise insan ihtiyaçlarını temin etmekten geçer. Tarih, coğrafya, sosyoloji ve ekonomi bilmeyen sözde siyasetçiler de yönetemedikleri zaman gaf üstüne gaf yapar.

    Aç insanlar önce fırına bakar, ekmek alamazsa da duvarı yıkar. Gidişat duvarın yıkılacağını gösteriyor. Gelecek olan ise kaostur. Kaosa meydan vermemek için acilen HDPKK harici yerli ve milli unsurlardan oluşacak milli birlik hükümeti şart olmuştur. Bu hükümetin öncelikli hedefi ülkeyi ABD’ye karşı savunmak ve üretim atılımlarıyla dışa bağımlılığı azaltmak olmalıdır.

    Bu arada tarif güzel deneyeceğim. Saygılarımla…

  • Ucuz ve bol et, ucuz yemle mümkündür

    Ucuz ve bol et, ucuz yemle mümkündür

    Soldaki görselde kesilen dişi ineklerden çıkan buzağılar yer alıyor.
    İşin başlangıcı bu.
    Damızlık dişi hayvanlar neden kesiliyor?
    Bu soru; pahalı yemle besicilik yapan damızlık yetiştiricilerinin, zarar etmesi üzerine damızlık inekleri kestirmesi olarak cevaplanabilir.
    Hamile inekler kesilirken buzağılar da telef oluyor. İnek besleyenler mecbur kaldıkları, pahalı yemle besicilik, süt veya damızlık hayvan yetiştirmelerinin mümkün olmadığını gördükleri için hamile hayvanlarını kestiriyorlar.
    Sağdaki görselde ise Et ve Süt Kurumu’nun yaptığı %48’lik zam yer alıyor.
    Bu görsel, kırmızı et üretme pahalılığının kanıtıdır. Bu kesimler önümüzdeki aylarda süt, peynir ve kırmızı etin daha da pahalı olacağının işaretidir.
    Bu sorunun çözümü noktasında acil yapılması gerekenler ise; meşelikleri hayvancılara tahsis etmek, sulu tarıma geçerek yonca, fiğ, arpa, buğday, mısır üretimini artırmak olarak düşünüyorum. Bunlar olmadan ucuz ve bol kırmızı et hayaldir.
    Çoluk çocuğun et yemesi arzusuyla bol etli günler diliyor, saygılar sunuyorum.

  • MEŞE + KEÇİ = GEÇİM – ANILAR

    MEŞE + KEÇİ = GEÇİM – ANILAR

    Eskiden tiftik ticareti nasıl yapılırdı onu anlatarak başlayayım. Tiftik tüccarı, tiftik işçiliğini bilir ve nereden alıp nereye satacağını daha iyi bilirdi.

    Tiftik tüccarı her şeyden önce güvenilir insan olacak, kuvvetli sermayesi olacak, tiftik üreticilerini tanıyacak, onlar şehre geldiklerinde (şehirde yeterli otel olmamasından dolayı) evinde misafir edecek, atına bakacak, doktora ihtiyacı varsa doktora götürecek, ölüsüne, düğününe gidecek. Hayvanlarının arpa ve samanını, kırkım zamanı kırklıkçıları temin edecek. Velhasıl kemal üreticinin emrinde olacak. Nisan’dan itibaren üreticinin yanına gidip tiftiği tartıp teslim alacak. Topladığı bu tiftikleri 120 – 130 kg’lık jüt çuvallara doldurup İstanbul’a sevk edecek. Tiftik ticareti zor iştir. Eleman, para ve işçilik ister.

    Yozgat’ın tiftikleri 1927’de trenin Yerköy’e gelmesi ile tiftiklerin İstanbul’a nakli daha kolaylaşmıştır.

    Çayıralan Üçevciler Köyü, meşelikler içinde 3 parça mahalleden oluşur. 1980 öncesi geçim çok kolaydı o köyde bir ananın söyledikleri hala kulağımda ayda bir bir tekeyi Sarıkaya pazarında satar 1 aylık yiyeceğimizi temin ederdik. Sonbaharda tekeleri satar altınlar, bilezikler alırdık. Anaçları hiç kesmez erkek ve yaşlı olanları sayardık. Düğün yapacağımız zaman kendi sürümüzden ve akrabalardan gelecek sene vermek üzere erkek tekeleri ödünç alır, kız oğlan everirdik. Geçim çok kolaydı köyde et hiç eksik olmazdı. Hatırlı misafirlerimize çebiş keserdik. Ama bugün it rezilliği yaşıyoruz.

    Çengelli tiftik. Ankara keçisi hakkında bilgi verdim. Şimdi, Şırnak, Siirt, Mardin’in dağlık yöresinde çengelli tiftik olur. Ankara keçisinde genel olarak renk beyaz iken yukarda saydığım illerin dağlık bölgelerinde rengi siyah, kahverengi, koyu sarı renklerde çengelli tiftik cinsi keçilerimiz mevcuttur. Ankara keçisinin fitilleri ince olurken çengelli keçilerin fitilleri kalın olduğu için çengelli diye bilinir. Siirt battaniyelerindeki renkli tiftikler o keçilere aittir. Beyazlar ise İç Anadolu malıdır. Kürtlerin şalşapik elbiseleri de tiftikten üretilirdi.

    Kışın kasaplarda kesilen tiftik keçilerinin derileri tuzlanır, kırkılır, ona da fitilleri kısa olduğu için deri malı denirdi. Tüyü kırkılan deriler ise kundura sanayinde kullanılırdı.

    Tiftik ticareti zor iştir. Köylünün yumurtasına para yetmez. Tiftik sezonunda İstanbul Boyner firmasından avans para gelir, babam hep iş bank ile çalışırdı. Pazartesi günü gelen havaleyi banka bize Pazartesi, Çarşamba, Cuma gününde ancak öderdi. Çarşamba günleri Yerköy’de İş Bank önünde alım yapardık. Kestiğimiz müstahsil makbuzunu bankada ödetirdik. Perşembe Sungurlu’ya, cumartesi Kırıkkale’ye yüklü paralarla tiftik almaya giderdik. Bugün de İç Anadolu’da özellikle Ankara’da tiftik keçisi üreten aslen Yozgatlı, Kırım köyü Killik mezrası asıllı 3 hemşerime ve tüm tiftik keçisi yetiştiren üreticilere selam olsun.  Bu tiftikleri Kütahya organize sanayi bölgesinde tesislerinde işleyip topsa yapan, hem iç piyasaya çalışan hem de ihracatçı Gülümser Yıldırım hanım efendiye şükranlarımı sunarım. Tiftik keçisi geçimdir.

    “Kırmızı işlikli oğlan”

    Babam Münip Nurdogdu, dedem Osman Nurdogdu’nun en son çocuğudur. Bu anıyı babamdan dinledim. Dedem alış veriş yaptığı, avans verdiği insanları zimmet defterine yazıyor her yılbaşında da bu defteri yeniliyordu. Defterin bir sayfasının “kırmızı işlikli oğlan” diye birine ayrıldığını gördüm. Ne ad, ne köy bilgisi hiçbir şey yok ve o zamanın parası ile bu adama ciddi bir avans olarak para vermiş. Ben bunu tespit ettikten sonra “Baba bu kırmızı işlikli oğlan kim?” diye zaman zaman sorsam da babam konuyu geçiştirirdi. Derken Mayıs ayı geldi. Mayıs ayında her hafta çarşamba günü willis pikabımız ile Yerköy’e gider avans verdiğiniz tiftik üreticilerin tiftiklerini teslim alırdık. Tren istasyonunun yanındaki bahçedeki kahvehane alım merkezimizdi. Öğle vakti bir at arabası 4 katır Çiçekdağı tarafından bulunduğumuz kahveye geldi. Babam beni yanına çağırdı. Hafifçe kulağımı kıvırarak “Senin kırmızı yelekli oğlan bu” dedi. Tiftik tüccarları tiftik üreticileri ile kanka olurlardı güven her şeyin başı idi.

    Numanlar olarak 5 noktada tiftik keçisi yetiştirdik. Merkeze bağlı Dagboymul köyü ortakçımız Çantacının Hacı. Dagboymul köyü meşelikler arasında bir köydür, Çorum Boğazkale ile sınırdaştır. Hitit topraklarıdır.

    Kahyaköy Hakkı Çavuş. Burada kömümüz vardı ve kar pek düşmezdi. Meşelik, keven dolu bir bölge ve önü Delice Irmağı’dır.  Yerköy – Süleymanlı Köyü ve İnandık Köyü. Bu iki köyün arkası meşelikle doludur. Aygar Dağları’nın kışı yumuşaktır, keçi yemsiz kışı geçirirdi. Son olarak Cihanpaşa ve Baltasallar köyleri. Bu köyler de bol meşelikli köylerdir.

    Yozgat’ın kuzeyindeki Kabaktepe dediğimiz bölge, özellikle Cehirlik bölgesi habitatı, bitkileri, ot dokusu ve havasının tiftik yetiştirmeye çok uygun olduğunu babam anlatırdı. “Doğudan kıl keçiyi getir 1 yıl burada yayılsın 1 yıl sonra tiftik keçisine döner. Bu da tecrübe ile sabittir.” Derdi. Yani bunları yaşamıştı. Yozgat’ın dağlarında tiftik keçisinin sevdiği hava ve ot örtüsü mevcuttur.

    1914’e kadar Yozgat Merkez’e bağlı Cihanpaşa köyünde tiftik kırkımı şenliklerle başlardı. Keçiler kesilir, rakılar içilir, Yerköy, Çiçekdağı tarafından gelen kırkıcılar bu köyde mevcut keçilerin kırkımını 40 günde zor bitirirlermiş. O zamanlarda bu köyde çok keçi varmış. Bugün var mı bilmiyorum. Ama Ankara’ya inşaat işçiliğine giden çok amelesi olduğunu biliyorum.

    Tiftik işçiliği titizlik isteyen bir işti. Tulup yapılır, istife çekilir, belli oranda nem verilir, 120 – 130 kg gelen jüt çuvallara basılırdı. Loş, hafif rutubetli zemin kat depolarda tiftik istife çekilirdi. Çuvallanır kamyona yüklenerek İstanbul’a sevk edilirdi.

    Dedem, amcalarım ve babam, 1920’li yıllardan 40’lı yıllara kadar, çevre köyleri atlarla gezip tiftikleri toplarmış. 1940’lardan itibaren atların yerini Willis pikabımız almış. 1954’den itibaren 5600 kg taşıyan desoto kamyonumuz mevcuttu. Bu kamyon tiftik yüklü olarak Bolu Dağı’nda devrildi. Şoförümüz Bekir ağa vefat etti. 1970 yıllarda babam Münip Nurdogdu şoför İsmet Candan’a ait Thames kamyonetle yıllarca tiftik toplayıp İstanbul’a sevk etti.

    Karabet Usta, Yozgat Akdağmadeni’ne bağlı Çat köyünden İstanbul’a yerleşmiş bir hemşerimizdi. Tiftik eksperiydi iyi bir insandı. Babam İstanbul’a gittiğinde muhakkak onunla birlik olurdu. Karabet Usta’yı, 1968’de babam beni de İstanbul’a götürdüğünde tanıdım. Kadıköy Şaşkın Bakkal semtinde tren yolu kenarında evi vardı. Evin bahçesinde koyunları, köpekleri vardı. “Tren sesi Yozgat’tan çıkıp, Ankara’dan İstanbul’a, yeni bir hayata başlamamın işareti. Koyunlar ve havlayan köpekleri dinlemesem uykum gelmez. Ben Yozgat Akdağ, Çat köylü bir çobanım.” derdi. Güzel insandı. Ruhu şad olsun ışıklar içinde uyusun.

    Saygılar.

  • Meşe + Keçi = Geçim – 3 

    Meşe + Keçi = Geçim – 3 

    Birinci ve ikinci yazımda keçi, meşelikleri ve keçinin beslenmesini bir tarih ekseninde ve ilgili coğrafyasında Ankara keçisini anlattım. Karaman ilinde prens çeşmesi diye bilinen mevkide eni 3 metre boyu 5 metre olan ve en az 5 bin yıllık kaya kabartması var.

    Bu kaya oymasında; bir kadın, başında meşe yapraklarından bir taç, bir elinde nohut ve makarnalık sert buğday başakları, öbür elinde ise bir salkım üzüm, ayaklarından dizine kadar gelen Ankara keçisi figürleri bulunuyor.

    Bu kaya oyması bize; meşenin Anadolu’nun en doğal ağaç dokusu olduğunu, yapraklarının pelitlerinin yem, odununun ise yakacak olduğunu anlatıyor. Nohut ve buğdayın bu toprakların en önemli tarım ürünü olduğunu anlatıyor. Üzümün bu coğrafyada her bölgede yetişeceğini anlatıyor. Keçinin ise giyecek, et ve süt olduğunu anlatıyor. 5 bin yıl önce bu coğrafyada yaşayanlar bunların kıymetini bilip resimleyerek tarihe not düşmüştür. Maalesef 1980 öncesi 2 Milliyetçi Cephe hükümetleri ve 12 Eylül’ün ABD’li cuntacıları bu yerli ve milli ürünü yok ettiler.

    Tarih, Bizans döneminde 11. Ve 12. Yüzyılda Anadolu tiftiklerinin toplanarak İtalya’nın Milano şehrine Venedik’e götürüldüğünü, burada ip yapılıp ince kumaşlar üretildiğini yazar. Amerika’nın keşfi ile gasp edilerek getirilen altın ve gümüş, Avrupa’ya Rönesans’ı getirmiş ve ilimdeki gelişmeler öncelikle en önemli insan ihtiyacı olan giyinme üzerine olmuştur. Hele de buharın tekstil ürünlerinde kullanılması ile İngiltere ve Fransa’da kumaş konusunda devrimler yaratmıştır. Özellikle tiftiğin yumuşaklığı, inceliği, kışın sıcak yazın serin tutması, tiftiğin önemini çok artırmıştır. O zamanlarda Anadolu’da tiftikten iplik, soft yapmak, Ankara merkezli bir iş kolu imiş. Ankara’da 10 bin soft tiftik ipi yapan işletme varmış. Tekstilde gelişen batı çağ atlarken, Osmanlı kumaş üretememiştir. O dönem denizlere hâkim İngiltere Anadolu’dan Ankara keçilerini götürerek Güney Afrika’da keşfettiği Anadolu iklimi hâkim coğrafyalarda yetiştirmiştir.

    Gelelim ilimize…

    1800’lü yıllarda tiftik işini yapanlar aynı zamanda kumaş da satarlarmış. O yıllarda maalesef ithalat ve ihracat hep Hristiyanların tekelindeymiş. İlimizde hem kumaş hem tiftik ticareti yapan Karalyanlar, Hancıyanlar, Vahan Atamyanlar firmaları kumaş ve tiftikte otoriteymişler.

    Merkezi Yozgat’ta olup, Samsun’da acentesi, İstanbul’da, Fransa Marsilya’da, İngiltere Bradford’da şubesi olan öyle bir firma var ki o dönem ilimizden topladığı tiftiği, katır ve develerle önce Samsun’a, oradan deniz yolu ile İstanbul, Fransa ve İngiltere’ye ulaştıran Yozgat merkezli ithalat ihracat şirketi.

    Masal gibi değil mi?

    3 beyazı (un, şeker ve bez) 3 siyahı (kömür, petrol, demir) olmayan Türkiye Cumhuriyeti bezi Sümerbanklarla halletti, özellikle Boyner firması ülkede kaliteli İngiliz kumaşlarını, giysileri üretmeyi başardı. Bugün Beymen markası tiftiğin yarattığı bir markadır.

    Bugün bile tiftikten ip, giysi, malzeme üretenlere selam olsun. Suni iplikler yerine tiftik, yünle, kendirle üretilen giysiler giymenizi tavsiye ederim.

    Osmanlı’nın son döneminde en büyük tiftik tüccarı Ankaralı Onannes Kasapyan adlı tiftik tüccarıdır. Fransa’ya, İngiltere’ye en çok tiftiği bu tüccar satarmış. Şu anki Çankaya Köşkü’nün bulunduğu alanda ilk bağ evinin sahibi olan tiftik tüccarıdır.

    Bugün hala tiftik işleyen Gülümser Yıldırım hanımefendiye şükranlarımı sunar ellerinden öperim. Saygılarımla.

  • MEŞE + KEÇİ = GEÇİM – 2

    MEŞE + KEÇİ = GEÇİM – 2

    Bugün, önceki yazımda yarım kalan keçi konusuna devam edeceğim.

    Anadolu coğrafyası üç tarafı denizle çevrili, kıyılarda ılık Akdeniz iklimi, içerilere doğru gidildiğinde karasal iklim özellikleri taşır. Bu sınırların koordinatları; batıda Afyonkarahisar doğuda Yozgat kuzeyde Kastamonu Ilgaz Dağları ve güneyde Karaman, Konya arasında kalan alandır. Karasal iklim özellikleri Ankara keçisinin de doğal yaşam alanıdır. Bu bölgede, Ilgaz Dağı, Elmadağ, Dinek Dağı, Çiçekdağı, Aygar Dağları, Deveci Dağı, Şeker Dağı, Hasan Dağı vb. bu dağlar Ankara keçisinin doğal ortamını oluşturur. Bu dağlarda 21 Mart itibariyle otlar yeşerir ve meşelikler sürgün verir.

    Haziran ortasından itibaren yani gün dönmeye başladığında, meşelikler gölge yaparak topraktaki otların erken kurumasını engeller. Öte yandan meşelikler yağlı pelit ve yaprakları ile keçinin çok sevdiği yemi bedava sağlar. Tam deyim ile “Dağda yayılır gölde içer”, bedava yemle hem en sağlıklı eti, hem de en sağlıklı sütü oluşturur.

    Keçi yetiştiricisi 21 Marttan, kasım sonuna kadar hiç yem vermeden hayvanını bedava meşelikler sayesinde besler. Kışın en soğuk zamanlarında keçiler 3 ay boyunca içerde yazdan hazırlanan arpa, samanla beslenir. Keçiye en fazla 3 ay yem verilir. Geriye kalan 9 bilemedin 10 ay keçi meşeliklerde bedava beslenir. Küçükbaş hayvanlar büyükbaş hayvanlara göre dağlık alanda daha çok beslenir. Büyükbaş hayvanlar genel olarak düz ve otlu alanları tercih eder.

    İlimizin adı da otu sütü bol yer anlamına gelen Youjgat’tan gelmektedir. Zamanla bu tanımlama Yozgat’a dönüşmüştür. Yozgat’ın kurucusu Çapanoğlu, Saray köyünde kışlığı olan kalabalık bir aile idi. Yazlıklarının Yozgat’ta olması iklimin, coğrafyanın mecburiyetidir. Çünkü ilimizde havaların ısınması 21 Martta başlar. Haziran ortasından itibaren yılın en sıcak günleri yaşanır. Bu dönemde otlar yakıcı güneşten korunma ihtiyacı duyar. Şehrimizin ve Çamlık’ın güneyindeki meşelikler, keçinin kolay yaşamasını sağlar.

    Tekrar hatırlatmak isterim ki, bu gün ülkemizde et üretiminin az, et fiyatlarının yüksek olması 1980 öncesi iktidara gelen 2 Milliyetçi Cephe hükümetinin, “Keçiler meşeliklere zarar veriyor” gerekçesiyle aldığı kararların neticesidir.

    Yıllarca tiftiğin peşinde koştum. Çarşamba günleri Yerköy’de, perşembe günleri Sungurlu’da, cuma günleri Keskin’de, cumartesi günleri Kırıkkale’de, pazar günleri ise Kırşehir Akçakent’te (eski adıyla Sıtma’da) babam, kardeşim Bekir ve ben yıllarca bölgenin tiftiğini toplar, mayıs, haziran, temmuz aylarında İstanbul’da satardık. İsmail, Hasan ve Fazıl Boyner biraderlere çok tiftik sattık.

    ANAP iktidarı döneminde keçilerin vahşice kesildiğini, ihraç edildiğini bizzat gördüm ve yaşadım. Turgut Özal ve Kenan Evren, bugün yaşanan et sıkıntısının baş aktörleridir.

    Dedem Osman, babam Münip, kardeşim ve ben 1984 yılına kadar tiftik ticareti yaptık. Ancak ticareti yapılacak tiftik ve keçi kalmayınca bakliyat işine girdik.

    Tiftik keçisi üretmiş ve bu dünyadan göçüp gitmiş herkese Allah rahmet eylesin diyorum.

    Et, protein deposudur. Protein beyin gelişimini sağlar. Ergenliğe kadar yeterli protein alamayan çocukların beyin gelişimi eksik kalır ve zekâ geriliği ortaya çıkar.

    Yeteri kadar et yiyemeyen, tahılla beslenen kişiler, hastalıklar karşısında savunmasız ve daha kısa ömürlü olur.

    Dünya gıda örgütü raporlarına göre insan beslenmesinin %20’sini et proteini kapsar. Et olmadan sağlıklı nesiller yetiştiremeyiz.

    Bugün halen keçi yetiştiren, akıllı ve namuslu tüm üreticilerimize saygılarımla.

  • Meşe + Keçi = Ucuz Et  – 1

    Meşe + Keçi = Ucuz Et  – 1

    Bugünkü yazımın başlığı kimya formülü gibi. Meşe + keçi = ucuz et. Biraz uzun bir yazı olacak 2 veya 3’e bölerek yazacağım.

    Konumuzun iki kahramanı var meşe ağacı, yani meşelikler ve keçi. İnsanlar, bir tarih ekseninde, sınırları belli coğrafyalarda sosyolojik halk katmanlarıyla ve bu coğrafyanın verdiği ekonomi ile yaşarlar. Bu tanımı biraz daha açarsak, bu tanım; coğrafi olarak nerelisin, memleketin neresi? Sosyolojik yönden konun, komşun kim? Kimlerle yaşar, kimlerle ticaret yaparsın? Ekonomik yönden ise, ne yer ne içersiniz, geçiminizi nasıl sağlarsınız? Sorularının cevabıdır.

     

    Numanlar, (Lomenler) tiftik keçisi yetiştiricisiydi. Yozgat’ta 6 noktada Ankara Keçisi yetiştirdik. Yozgat’ın tüm tiftiklerini toplar İstanbul’a satardık. Fotoğrafın ortasında yer alan babam Münip Nurdogdu, sağında Hafız Bekir Nurdogdu ve sol baştaki Murat Türkmen’dir. En az 75 – 80 yıllık bir fotoğraftır.

     

     

    İlimizde 5 bin 500 yıldır yerleşik tarım mevcut. Tiftik keçisi ise bu tarihten de önce İç Anadolu’da mevcuttu. Firigler döneminden kalma kaya oyma resimlerinde yer alan keçiler bunun kanıtıdır. Keçi, Afyonkarahisar’dan Yozgat’a, Karaman’dan Kastamonu’ya kadar Anadolu coğrafyasının doğal hayvanıdır. Bu hayvan her şeyi yemez. Temiz olmayan suyu kesinlikle içmez. Gece yaylıma gitmez ve yiyeceğine, içeceğine titiz bir hayvandır. Sütü anne sütüne yakın kalitededir.

    Uzun yıllar boyunca eti, sütü ve tiftiği ile İç Anadolu köylüsünün özellikle de dağ köylüsünün en önemli geçim kaynağı olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulduğu tarihlerde Anadolu’da 1 kişiye 5 keçi düşerdi. Bu durum 1980’lere kadar devam etti.

    Milliyetçi Cephe hükümetleri sırasında güya ormana zarar veriyor diye keçilerin meşeliklere girmesi engellenmeye başladı. 12 Eylül ABD cuntası sayesinde 1980 sonrası meşelikleri tamamen keçiye yasaklandı. Keçi üreticileri ellerindeki anaç keçilerin tamamını kesti. Ucuz et bedava yemle olurdu ve meşelikler bedava yem kaynağı durumundaydı. Ülkemizde bugün et sıkıntısı varsa, et üretimi az ve çok pahalıysa sebebi, keçiyi meşeliklerden men eden, adı sözde milliyetçi hükumetler ve ABD cundası lideri Kenan Evren’dir. Devamında ise Turgut Özal’ın liberal ekonomisi bugün etteki sorunun temelidir. Bugün ülkede 5 kişiye 1 küçükbaş hayvan düşüyor ve düzelmesi bu kafalarla zordur.

    Çayıralan’a bağlı Üç Evciler Köyü, meşelikler içinde 3 parça mahalleden oluşur. 20 yıl önce ziyaret ettiğimde köylü bir kadın; “Keçi geçimdi, meşeler bedava yemdi. Meşelikler yasaklandı. Keçi gitti geçim bitti oğlum. Kayseri’de işçi kocam gurbetçi oldu. Şimdi ben keçisiz meşeler içinde dul kadın hayatı yaşıyorum” demişti.

    Evet, meşelikleri küçükbaş hayvan üreticilerine tahsis ederek, çoban desteği sağlanır, yol, su getirilirse bedava yemle ucuz ve bol ete kavuşabiliriz.

    Osmanlı döneminde ilimizden İngiltere’ye tiftik ihraç edilirmiş. 9 günde Samsun’a, oradan da İngiltere’nin Bradford şehrine ihraç edilir, fiyatı altın ile ölçülürmüş. İngiliz kumaşı tiftik sayesinde ünlenmiştir. İngiliz kumaşını var eden tiftik olmuştur.

    1980’li yıllarda Yozgat’ta Kabak Tepe ardındaki 10 köyde 100 bin keçi vardı. Bugün kaç tane kaldı? Bilen söylesin.

    1980 öncesi keçileri meşeliklere yasaklayanlar, milliyetçilik maskesi ardında vatan hainliği yapmış ABD uşaklarıdır. Vatandaş bu doğruyu bilmeli. Bugün yaşanan et sıkıntısı ve pahalılığının temeli budur.

    Saygılarımla.

     

     

     

     

     

     

     

     

  • MEMLEKETİN DÜŞTÜĞÜ HALE BAK

    MEMLEKETİN DÜŞTÜĞÜ HALE BAK

    Siyaset, insan ihtiyaçlarını kamuya, çevreye zarar vermeden karşılamak, insanı iyi yaşatmak şeklinde tarif edilir. İnsanlar hayattan barınma, 3 öğün aş ve ahretlik eş ister. Bu 3 temel dürtü insanların hayatta yaptıkları tüm işleri kapsar. Hayat bu 3 dürtü etrafında gelişir.

    Son 6 ayda yaşanan sıkıntıları doğuran yanlışlar şu şekilde gelişti;

    Çiftçinin kara gün dostu olarak tabir edilen Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO), hasat zamanı buğdayın kilosunu çiftçiden 2,25 TL’den aldı. Aynı buğday bugün Rusya ve Ukrayna’dan kilosu 6 – 7 TL’den ithal ediliyor.

    Hal yasası çıkmadığı için sebze, meyve üreticisinde 1 TL olan ürün, büyükşehirlerde 10 TL gibi fahiş fiyatla satılıyor. Salatalık 25, patlıcan 40 TL’yi gördü.

    Mazot, benzin zamları otomatiğe bağlandı, takibi mümkün değil.

    Kimyevi gübre fiyatları %300 arttı.

    Ekmek, sıvı yağ, bakliyat fiyatları uçuyor.

    Bütün şehir yasası ile kırsalda tarımsal üretim her geçen gün düşüyor. Köyden, üretimden koparak şehirlere yapılan göç engellenemiyor.

    Doğan her 5 buzağıdan birisi ölüyor.

    Tarımda 5 milyon istihdam var ama SGK kayıtlısı 530 bin kişi.

    Yani dert çok, yaz yaz bitmez. Cumhurbaşkanı 13 uçakla keyifte, saraylarda gün geçiriyor, şu anki en önemli işi Marmaris’te yapımı devam eden yazlık sarayı.  Orman yangınları yaşanan bölgelerde, sel afetlerinde vatandaşın başına çay atıyor. Doktorlara “Çekin gidin” diyor, “Biz bu işi Suriyeli doktorlarla da yaparız” diyor. Her gün bir pespayelik, laçkalık, liyakatsizlik devlette ve iktidar partisinde yaşanıyor. Kamuoyuna yansıyor, halk gündelik ihtiyaçlarını bile temin etmekten aciz durumda, kara kara düşünüyor. Çözüm bulamıyor. İktidar çözümsüz ve 20 yılın sonunda bitmiş durumda.

    Ya muhalefet?

    6 yamalı bohça misali ilkesiz, şuursuz, plansızca TV’de ama halk katında kabul görmüyor. Halk Yozgat tabiriyle “Gulaasma…” diyor.

    Türk vatandaşının bu rezilliklere tahammülü kalmamıştır. Peki, çözüm ne derseniz HDPKK harici tüm partilerin yerli, milli unsurlarından oluşacak, ABD’ye karşı ülke savunmasını sağlayacak ve tükettiklerimizi üreteceğimiz milli birlik hükümeti şart olmuştur. Vatan Partisi ve bilge lideri Doğu Perinçek olmadan olmaz. Ülkenin kurtuluşu budur. Saygılarımla.

  • Yağ

    Yağ

    Evet, bugünkü konumuz yağ.
    İnsanların yaşaması için en hayati temel gıdaların başında gelen yağ. Ayçiçeği, soya ve pamuk çekirdeğinden elde edilen sıvı yağ. Özellikle de Ayçiçek yağı.
    Ayçiçeği, kazık köklü bir bitkidir. En çok Trakya’da 3 il ve 30 ilçede yoğun ekimi yapılır.
    TÜİK’in açıkladığı son rapora göre 2017’de 640 bin ton, 2018’de 712 bin ton, 2019’da 1 milyon 136 bin ton, 2020’de 1 milyon 146 bin ton, 2021 yılında ise 739 bin ton ithal etmişiz. Yani bu ülkenin her yıl 1 milyon ton yağlık ayçiçeği ithalatı yapması gerekiyor.
    Devlet TMO ile buğdayda yaptığı işi yağlık ayçiçeğinde de yapmalıdır. Bu ürünün hasat edildiği Ekim – Kasım aylarında ülkenin ihtiyaç duyduğu bu maddeyi Ukrayna ve Rusya’dan bir seferde ithal edip ve yağ imalatçılarına vererek hem yağdaki fiyat artışlarını önler, hem de gıda güvenliğini sağlar. Ama ülkemizde 20 yıldır bunu yapacak bir devlet adamı yok.
    Sıvı yağların en önemlisi zeytinyağı ile ilgili de bir şeyler söylemek isterim. 283 milyon zeytin ağacı olan ülkemizde yılda 1,5 milyon ton zeytinyağı üretmekteyiz. 283 milyon olan ağaç sayısını 500 milyona çıkarmalıyız.
    Yeni yapılacak barajlarla sulu tarıma geçip yağda dışa bağımlılığımızı bitirmeliyiz.
    Temel gıda ürünlerinin piyasada denetlenmesi, fahiş fiyattan mal satanların ifşası şarttır. Şu anda sıvı yağda zincir marketlerde sıkıntı bulunuyor. Vatandaşlara da şunu söylemek isterim stok yapmayınız.
    Herkes itidalli davranmak zorundayız. Zor günleri beraber aşacağız.
    Yazımı yağ çekerek bitirmek isterim, yağınız bol ve ucuz olsun.
    Saygılarımla.

  • Rusya – Ukrayna savaşının gıda güvenliğimize vereceği riskler

    Rusya – Ukrayna savaşının gıda güvenliğimize vereceği riskler

    Ukrayna eski SSCB’nin en önemli ülkesidir. Ruslarla aynı soydan, Slav ırkından gelen bir millettir ve Ruslarla aynı kaderi yaşamıştır. 1. ve 2. Dünya savaşlarının fiili gerçekleştiği coğrafyadır.

    Gerek Ukrayna, gerekse Rusya ülkemize en yakın buğday üreticisi ülkelerdir.

    Ukrayna 604 bin km2 yüzölçümü ve tahıl, yağlık ayçiçeği, soya üretilen tarım arazilerinde yıllık yağış ortalaması metrekareye 600 kg yağmur düşen büyük bir coğrafyada yer alır. 44 milyon nüfusu ve kişi başına 870 dekar ekilebilir büyük parçalı tarım arazisi olan Ukrayna, yılda 30 milyon ton tahıl yetiştirir. Tahıl sonrasında yağlık ayçiçeği, soya üretimi yüksek bir ülkedir. Özellikle bol yaz yağmurları ile ay çekirdeği, soya ve çeltik üretimin orta Avrupa’da önemli bir merkezidir.

    Gelelim Rusya’ya. 17 bin 130 km2 yüz ölçümü 144 milyon nüfusu ile dünya buğday üretimibin%25 üretir. 50 milyon ton üretimiyle petrol, doğalgazdan sonra en çok sattığı ürün buğdaydır. Gerek Ukrayna gerekse Rusya’nın karşılaştırmalı rakamlar sonrası ülkemizin durumu şudur.

    Ülkemiz 784 bin km2 olmakla birlikte tahıl üretimimiz İç Anadolu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde ağırlıklıdır. Ülkemizde 20 milyon buğday yetiştiririz o da yağmur yağışına bağlıdır. 2021 yılında yaşanan kuraklık buğday üretimimizi 10 milyon ton sınırında bırakmıştır.

    Ülkemizde tahıl üretimi kuru şartlarda yapılır ve “İki yağmurun açı üçüncü yağmurun tokuyuz” şeklinde tarif edilir. Tahıl ekilen illerimizde yılda metrekareye 350 kg yağış düşer. Bu da buğday üretiminizi olumsuz etkilemektedir.

    Buğdaya bağlı tüketim alışkanlığımız bulgur, makarna, ekmek, unlu ürün tüketme alışkanlığımız 3 öğünde ekmek tüketmemiz otomotiv, tekstilden sonra ülkemizin tahıl işleyip satan ABD’den sonra Akdeniz’de un ihracatçısı bir ekonomimizin varlığı buğdaya bağımlılığımızı artırmaktadır. Ukrayna’nın Rusya ile savaşı ülkemizin gıda güvenliğine büyük riskler yükleyecektir.

    Savaşlar silahla yapılır ama öncelik gıda depolarını ele geçirerek, tahrip ederek yapılır. Ukrayna – Rusya savaşında tahıl, ayçiçeği, soya, çeltik depoları ne durumda? Ülke olarak en önemli konu budur. İnşallah bu savaş kısa sürede biter.

    Ukrayna’dan buğday, mısır, yağlık ayçiçeği, soya, gübre ithal ederiz. Rusya’dan ise petrol, doğalgaz, buğday, gübre, mısır, kereste ithal ederiz 2 ülkede gıda güvenliğimiz için olmazsa olmazdır. Ukrayna’ya sebze, meyve ihraç ederiz. Bu ülkeler kaynaklı turizm de ülkemiz için önemlidir. Rusya’ya sebze, meyve, tekstil ürünleri ihraç ederiz. Yine aynı şekilde Rus turistler de ülkemizde ciddi döviz bırakır. Bu savaş uzarsa ülkemize çok zarar verecektir.

    Ukrayna Rusya savaşı şu an buğday piyasasına etki yaptı buğdayın tonu 200 TL artı.

    TMO’nun son alım bugday ton fiyatı 517 dolar –  7.406 TL. Yakında ekmek 10 TL olursa şaşırmayın.2022 buğday hasadına tam 100 gün var benden söylemesi.

    İki Slav kökenli tek milletin kavgası ABD’nin planıdır. “Kahrolsun ABD” diyerek yazımı bitiriyorum. Katil ABD, Asya ve Avrupa’dan defol git.

  • Eminevim havlu attı

    Eminevim havlu attı

    Eminevim adı altında ev, araba pazarlayan şirket 50 bin müşterisinin 765 milyon TL’sini iç ederek battı. Binlerce ev ve araba hayali kuran vatandaşımız mağdur oldu.

    Türkiye’nin hemen her ilinde “faizsiz ev, araç vereceğiz” iddiasına güvenip sisteme katılarak ev ve araba sahibi olmak isteyen küçük tasarruf sahibi vatandaşımız dolandırıldı.

    Sistem nasıl işliyor?

    Bu firmaların çalışma sistemi, kadınların altın günü gibi işliyor. Yani 60-100 kişilik gruplara ayrılan katılımcılar belli süreler içinde ev veya araba sahibi oluyor. Hatta son günlerde bu süre 6 aya kadar düşürüldü. Bununla birlikte, güzel mekânlar, çalışan genç güzel kızlar, yakışıklı delikanlılar figüran rol kesiyorlar. Vatandaş da bu gösterişe kanarak kıyıda köşedeki birikimini, emekli maaşını, ev ve araç almak için bu şirketlere yatırıyor.

    Sistem, başvuranları inek gibi sağıyor. Devlet nerede? Toplu Konut İdaresi (TOKİ) nerede? derseniz hiç yoklar. Devlet vatandaşının can ve mal güvenliğini korumak zorundadır, buna mecburdur. Ancak uygulamada devlet de bu mağduriyeti önleyemiyor.

    Bu tür bir yazıyı 8 ay kadar bir süre önce yazmıştım ama yayınlayamadım. Keşke o yazım yayınlanmış olsaydı “Ben 8 ay önce bu işin sonu kötü olur demiştim” derdim. Olmadı.

    Devlet ev, araç veren bu şirketleri denetim altına almalı, vatandaşın mağdur olmasına göz yummamalıdır. Bu tür şirketlerle ilgili devlet yöneticileri, mv ilan edilmelidir, devlet kurumunu kullanıp vatandaşları mağdur edenler ifşa edilmelidir.

    Burada asıl sorumluluk vatandaşa düşüyor. Hıyarım güzel diyene tuzu alıp koşanlara Allah akıl fikir versin. En garanti tasarruf yolu altın biriktirmektir.

    Eminevim’in Yozgat’ta şubesi yok. Kayseri şubesi Yozgat’ta mağdur olanların merkezi.

    Eminevim havlu attı. Aynı veya benzer sistemle çalışan şirketlere acil kayyumlar atanmalı, vatandaşın mağduriyeti önlenmelidir.

    Saygılarımla.

  • YUMURTA

    YUMURTA

    Evet, bu günkü konumuz yumurta. Kanatlı hayvanların ürünü olan tavuk yumurtasını yazacağım. Ülkemizde 35 bin 500 köy mevcuttur. Her köy evinde muhakkak 10 – 20 tavuk bulunur. Sabahları haşlanmış, evde yemek yokken sahanda tereyağı ile yenen yumurta, tüm toplumun tükettiği bir üründür. Protein deposudur. Doktorlar günde 2 yumurtanın sağlıklı olmak için şart olduğunu söyler. Hele çocukların beslenmesinde yumurta olmazsa olmazdır.

    Ülkemizde yumurta üretimi Bolu, Balıkesir, İzmir, Afyonkarahisar, Konya ve Çorum illerimizde bulunan gelişmiş sanayii tesislerinde üretiliyor. Tavuk beslenmesinde mısır ve soya fasulyesi olmak üzere iki ürün öne çıkar.

    Evet, yumurtanın bol ve ucuz olmasının 2 temel dayanağı mısır ve soyadır. Ancak ülkemizde bu iki ürünün üretimi yeterli değildir.

    TÜİK’in son açıkladığı benim de bu köşeden değerlendirdiğim raporda, 2021 yılında ithal ettiğimiz tarım ürünlerinde bu iki ürünün durumu şöyle idi; 2 milyon 107 bin ton mısır ithal ederek 618 milyon dolar ödemişiz. Soyada ise, 2 milyon 631 bin tona 1,5 milyar dolar ödemişiz.

    Bu rakamlar da gösteriyor ki yumurtada dışa bağımlıyız. Soya ve mısır olmadan yumurta olmaz. Bol ve ucuz yumurta mısır, soya üretimini artırmakla mümkündür. Ve bu iki ürün de sulu tarımla elde edilir. Gıda güvenliğinin temeli sulu tarımdır.

    Konu yumurta olunca, bu konuda halk arasında espri olarak anlatılan bir olayı anlatarak yazımı bitireyim.

    Paris’te düzenlenen yumurta konulu bir konferansta, bilim adamları, profesörler, üreticiler yumurta ile ilgili bildiriler sunmuş. Tavuklar dinlenmiş, yumurta dinlenmiş, en son söz verilen horoz ise “Ben yer içer tavuğa karşı olan sorumluluğumu yapar geçerim. Gerisi beni ilgilendirmez.” demiş.

    Evet, ülkenin yöneticileri de aynen horoz gibiler. Yiyor, içiyorlar ancak sorumluluklarını bilmiyorlar. Haa işe yaramayan horozu da keserler. Saygılarımla.

  • DAP 18.46 ÜRETİYORUZ

    DAP 18.46 ÜRETİYORUZ

    Kimyevi gübre konusunda ithal ettiğimiz kimyasalların miktarını ve karşılığında ödediğimiz bedelleri TÜİK son raporunda açıkladı.

    Bu rapora göre; 3 milyon 731 bin 166 ton azotlu gübre ithal edip, bunun için 1 milyon 362 bin dolar ödemişiz. 290 bin ton potaslı gübre ithal edip 92 milyon dolar ödemişiz. Azot, fosfor, potaslı diye tarif edilen ikili – üçlü kompoze (NP ve NPK) sınıfı gübrelerden ise 756 bin ton ithal edip 450 milyon dolar ödemişiz. En son 18.46 şeklinde tarif ve 18% azot, 46% fosfat şeklinde formüle edilen DAP gübrede ise ithalatımız 18 bin 528 ton ve bunun karşılığında ödenen 7 milyon 224 bin dolarla en az ithal edilen gübre cinsidir.

    18.46 DAP gübresinden geçmiş yıllarda 3-4 milyon ton ithalimiz varken 2021 yılında 18 bin 528 tona nasıl indi? Buna sebep olarak, Mardin Mazıdag’da yerli bir şirketin kurduğu DAP fabrikasının olduğunu görüyoruz.

    Milli gübre ekmek su kadar önemlidir. En çok ithalatın azotlu gübrede olduğu kesindir. Çözüm İran’dan, Rusya’dan alıp yazın kullanamadığımız ve depolayamadığımız doğalgazdan Samsun’da, Rus gazından Ağrı’da, İran gazından amonyak üreterek azotlu gübre eksiğimizi kapatabiliriz. Hele de yaz aylarında kullanmadığımız doğalgaz için ödediğimiz 2,5 milyar dolarımız boşa gitmez. Tarım hayatın olmazı ise kimyevi gübrelerde tarımın olmazsa olmazıdır. Hedefimiz kimyevi gübre üretmek olmalıdır. Üreteceğiz.

  • Gıdada KDV indirimi

    Gıda fiyatlarındaki fahiş artışlar ülkemizi, insanlarımızı ciddi manada sıkıntıya sokmaktadır.
    7 puanlık KDV indirimi çok az olmakla birlikte yüreklere su serpmiştir. Ama fiyatlara pek etkisi olacağını düşünmüyorum
    İnsan hayata midesi ile bağlıdır. Günde 3 öğün gıda tüketmesi gerekir. Hayatı idame ettirmek için en fazla tükettiklerimizi, un ve un ürünleri, yağ, şeker, kırmızı et, tavuk, balık, bakliyatlar, sebze – meyveler, şeker, bal, pekmez, süt ve süt ürünleri olarak sıralayabiliriz.
    Son KDV indirimi bu ürünlerin fiyatlarını etkileyecektir. Fiyat arzla talebin kesişmesidir. Arz çok, talep az olursa fiyat aşağılarda kalır. Talep çok, arz az olursa fiyat yukarılarda oluşur. Fiyat artışını belirleyen arzın çok olmasıdır.
    Bugün gıdada yaşanan sıkıntının temeli üretim azlığı yani, arzın az, talebin çok olmasıdır. %50 – %100 fiyat artışlarının temel sebebi geçenlerde açıklanan ve benim de yine bu köşeden detaylı şekilde ele aldığım 2021 TUİK raporunda net olarak görünmektedir.
    Hatırlarsak bu rapora göre yuvarlak rakamlarla 8 milyon ton buğday, 2 milyon ton mısır, 2,5 milyon ton soya, 1,2 milyon ton pamuk ithal ettiğimizi yazmıştım. Bunların dışında canlı hayvan da ithal ediyoruz. Bu saydığım tüm ürünleri de dövizle alırsak fiyat elbette yüksek olur. Çünkü üretimimiz tüketimimize yetmediği için ithalat, ithalatı da dolar karşılığı yapıyoruz.
    Bu olayın bir de aç gözlülük boyutu var. Devlet, milletin ortak iradesi demektir. Devletin diğer görevi piyasayı, denetlemesidir. Devlet, “Serbest piyasa düzenini bırakalım. İstedikleri fiyata satsınlar, zamma hep devam etsinler” diyemez. Halkın gıda güvenliği için fiyat denetimleri şarttır.
    Esnaflardan ricam, ülkemiz sıkıntılı bir dönemden geçiyor. Sizlere de az karla halka hizmet düşmekte. Vicdanlı olun, helal kazanç peşinde olun. Yoksa devletin eli çok ağırdır. Ama esas konu mal arzını yükseltmek, çoğaltmaktır.
    Bir anı ile yazımı bitirmek istiyorum.
    İkinci Dünya Savaşı sırasında Yozgat’ta şeker ve sabunu 5 kuruş fazla fiyata sattığı için Hamalın Nuri olarak bilinen bir esnafı, devlet hem hapse atmış hem de para cezası kesmiştir.
    Son söz, sulu tarım olmadan tarım ve hayvansal ürünler ucuzlamaz. Satan 7 alan 10 olduğu müddetçe fiyatlar dizginlenemez. %7 KDV indirimi bu yaraya merhem olmaz / olamaz.
    Saygılarımla.

  • Kimyevi gübre ithali

    Kimyevi gübre ithali

    Bir önceki yazımda TÜİK’in açıkladığı iki rapordan bahsetmiş, ilkinde ithal ettiğimiz tarım ürünleri olan buğday, mısır, ayçiçeği, soya ve pamuğun insan hayatında ve ülkemiz ekonomisi için ne anlama geldiğini madde madde anlatmıştım. Bu yazımın konusu ise TÜİK’in açıkladığı ikinci rapor olan ithal ettiğimiz kimyevi gübreler listesidir.

    Tarım hayatın olmazsa olmazını üreten sektördür. Tarım insan, hayvan ve sanayinin ihtiyaç duyduğu emtiaların tamamını içerir ve tarım hayatın olmazsa olmazı ise kimyevi gübrelerde tarımın, sanayinin olmazsa olmazıdır.

    Kimyevi gübreler ikiye ayrılır.

    1- Azotlu gübreler, %46 üre, %26 can (Kalsiyum Amonyum Nitrat), %21 ASG (Amonyum Sülfat Gübresi).

    2- Kompoze (Potaslı gübreler) gübreler ise,  20-20 NP (kompoze), 18/46 DAP (Di Amonyum Fosfat), 15.15.15. NPK (üç on beş kompoze) gübrelerdir.

    Ülkemiz kimyevi gübre üretiminde kendi kendine yeterli değildir. 4 milyon 803 bin 775 ton ithalatla azotlu gübre, üretimin olmazsa olmazıdır. Doğalgaz ve amonyak bağımlılığı ile bu hayati emtiada da dışa bağımlıyız.

    Bu bağımlılıktan kurtulmak için neler yapılabilir? Bu sorunun cevabı ise;

    • Samsun’da Rus doğalgazından amonyak üretmek,
    • Ağrı’da İran doğalgazından amonyak üretmek,
    • Afyonkarahisar Dazkırı Acı Göl’deki potastan potaslı gübreler üretmek,
    • Şu an Mardin Mazıdag’da üretilmeye başlayan 18/46 DAP gübre üretimini artırmak şarttır.

    Kimyevi gübre üretici firmalarına arsa, üretim teşvikleri, ithalat kolaylıkları, vergi – harç istisnaları ile 3 yılda ülkemiz bu ithalatı bitirir. Bilakis ihracatını bile yapar. Bu iki temel konuda çözümü, akılcı, milliyetçi, halkçı, devrimciler ve üretme sevdalıları yapar. Kimyevi gübre üretmek vatan borcudur.

    Hele de yaz aylarında kullanmadığımız ve 2,5 milyar dolar ödediğimiz Rus, İran doğalgazından amonyak ondanda kimyevi gübre üretmemiz mecburiyettir.

  • Karnemiz kırıklarla dolu

    Karnemiz kırıklarla dolu

    TUİK geçtiğimiz hafta iki rapor yayınladı. Bu raporlardan ilkinde, 2021 yılında ithal ettiğimiz bitkisel ürünlerin tonajları, tutarları ve ton fiyatları, ikinci raporda ise fiziki gübre ithalat oranlarını ve bunun için harcanan döviz miktarlarını açıkladı.
    Her iki raporda da ülkemizin karnesi kırıklarla dolu.
    Bu yazımda 2021 yılında ithal ettiğimiz bitkisel ürünleri tek tek inceleyerek yazacağım.
    Fiziki gübre ithalat raporunu ise bir sonraki yazıma bırakıyorum.
    TÜİK’in açıkladığı ilk rapor ithal ettiğimiz tarım ürünleri olan buğday, mısır, ayçiçeği, soya ve pamuk ile ilgili. Bu tarım ürünlerinin insan hayatında ve ülkemiz ekonomisi için ne anlama geldiğini madde madde anlatacağım.
    BUĞDAY
    784 bin km2’lik ülkemizde, Karadeniz’de Samsun ili hariç, batıda ise Ege’den, başlayıp Ağrı Dağı’na kadar 81 vilayette 6 – 7 vilayet hariç tüm ülkede buğday yetişir. Atalarımız “Buğdayla koyun gerisi oyun” atasözü ile en temel gıda maddesinin buğday olduğunu vurgulamıştır.
    Buğday, un insan ihtiyaçlarının temelidir. Bu sektör çok önemlidir. 3 öğün beslenen insanın olmazsa olmaz temel gıdasıdır. Un, bulgur, makarna, bisküvi, ekmek sektörü ülkemiz için çok önemlidir. Yılda 20 milyon ton buğday üretiriz ama kalitesinden dolayı un olmaz. O nedenle proteini yüksek buğday ithal etmemiz şart olmuştur. Sulu tarıma geçmediğimiz takdirde de bu ithalat devam edecektir.
    İthal ettiğimiz 8 milyon 139 bin ton buğdaya 2 milyon 441 bin dolar ödemişiz.
    MISIR
    Ucuz beyaz etin olmazsa olmazı, kanatlı hayvanları beslemenin temel ürünü mısırdır. Mısır ancak sulu tarımla elde edilir. Su olmazsa mısır da olmaz. Mısır şurubu şekeri, çoğu gıda sektörünün ve yemlerin olmazsa olmazıdır. 2 milyon 107 bin ton mısıra 618 milyon dolar ödemişiz. Sulu tarımla bu engellenir.
    AYÇİÇEĞİ
    Tohumundan yemeklik yağ çıkarılan, posaları hayvan yemi olarak değerlendirilen önemli ve ülkemiz tüketiminin %70’i ithal edilen bir tarım ürünüdür. Özellikle yaz aylarında yağış alan bölgelerde yetişir. İdeal yetiştirme bölgesi Trakya’dır. Kuru şartlarda da yetiştirilir ama sulu tarımda olduğu kadar verim elde edilemez. Sulu tarıma geçerek, bu önemli tarım ürününü tükettiğimiz kadar üretmeliyiz. 739 bin ton ayçiçeğine 534 milyon dolar ödemişiz.
    SOYA FASULYESİ
    Sıvı yağ, yem sanayinin, özellikle kanatlı hayvanların beslenmesinde olmazsa olmaz bir tarım ürünüdür, protein yüklüdür. Soya, sıcak yaz mevsimi isteyen sulu tarım ürünüdür. Çukurova’da buğday sonrası ikinci ürün olarak ekilir. Özellikle Çukurova’yı mısır ve soya ekimine tahsis etmeliyiz. 2 milyon 631 bin tona 1 milyar 531 milyon dolar ödemişiz.
    PAMUK
    Yerleşik hayata geçen insanoğlu giyinmenin, örtünmenin yolunu pamuk ekimiyle buldu. Pamuk Akdeniz iklimi hakim bölgelerde Ege’nin belli yerlerinde, tüm Akdeniz’de ve Güneydoğu’nun ova kesimlerinde yetişir. Sanayide kullanılan önemli bir tarım ürünüdür. Lifleri iplik yapımında, yağlı tohumları yemeklik yag üretiminde, küspesi ise hayvan yemi olarak kullanılır. Sulu tarımla, yoğun emekle üretilen önemli bir tarım ürünüdür. Gaziantep, Adıyaman, Kahramanmaraş, Adana, Denizli, Bursa, İstanbul pamuk ipliği üzerine sektörlerle doludur. Konfeksiyon ihracatımızın temeli pamuktur. 1 milyon 193 bin ton pamuğa 2 milyon 415 bin dolar ödemişiz.
    Buraya kadar saydığım 5 kalemde toplam 14 bin 809 ton tarım ürününe, 7 milyar 539 milyon dolar ödemişiz.
    Bu 5 tarım ürününün ithalatını önlemek, sulu tarıma geçerek ve çiftçileri bu ürünleri ekmeye teşvik ederek üretmek tek çıkar yoldur.

  • İSTİLLAH SEVER İKTİDAR VE MUHALEFET

    İSTİLLAH SEVER İKTİDAR VE MUHALEFET

    İstillah, İç Anadolu’da hesapsız, kitapsız ve kazanmadan yapılan harcamaları yapanlara denir.

    Yönetici olanlar veya bir örgütün başında olup har vurup harman savuranlara ve kazancına bakmadan fazla harcayarak geleceğini riske atanları halk “Çok istillahlı” diye tarif eder.

    Önce iktidarı inceleyim.

    “Biz Osmanlı torunlarıyız” lafı karşımıza çıkıyor. Osmanlı 1453’te İstanbul’un fethi ile yükselme devrine girdi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u ele geçirdiğinde Anadolu’da 2 bin yıl hüküm süren Doğu Roma’dan kalma Topkapı Sarayı’nı imparatorluğun idari merkezi yaptı. Bizans’ın inşa ettiği saraya ekler yaparak da 1830’lara kadar geldi. Padişah Abdülmecit dışarıdan aldığı borçlarla 1853’de Dolmabahçe sarayını yaptırdı. Abdülmecit sonrası padişah olan Abdülaziz’de beylerbeyi, Çırağan saraylarını ermeni mimar Serkis Balyan’a yaptırdı. Abdülhamit denizden ve karadan saldırılara açık diye içerlerde yıldız tarafında güvenliği öne çıkaran yıldız sarayını yaptırdı. Osmanlı bu 3 padişah döneminde hep savaş halinde idi. artık balkanlardan asker alamıyor, Anadolu’nun Türklerinden asker alarak 1804’den 1922’ye kadar hep toprak kaybetti. Ama İstanbul’da saray yapmaktan hiç geri durmadı. Türk Milleti, Kurtuluş Savaşı’yla makûs talihini yendi. Çankaya Köşkü, Mustafa Kemal Atatürk tarafından Çankaya sırtlarında bağ evi halinde tiftik tüccarı Ohannes Kasapyan’dan alınan ve Çankaya’da zaman içerisinde mütevazı bir saray olarak kaldı. Ancak Recep Tayyip Erdoğan’ın Beştepe Sarayı, Ahlât Sarayı, Marmaris yazlık sarayları ile “Osmanlı torunuyuz” iddiası devam etti.

    İlk 1878’de moratoryum (dış borçlarımızı ödeyememe) sürecine girdik. Liyakatsizlerin elinde çarçur olan devlet istillaha boğuldu. Bugün de ülkenin gerçek gündeminde ilk sırada moratoryum ardından, konsolidasyon yani iç borçların uzun vadede ödenmesi konuları vardır. Dövizdeki artış da istillahla ilgilidir. Milyon dolarlık makam arabaları, jipler, uçaklar, yatlar, vs…

    Gelelim muhalefete.

    48 bin TL’ye balık yiyen İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, geceliği 100 bin TL olan otelde video çeken CHP Genel Başkanı. Ne iktidar ne de muhalefet tutumlu olmayı hiç sevmiyorlar. El öperek para dilendikleri İngiltere’de kraliçe 1703 yılında yapılan Buckingham Sarayı’nda ikamet ediyor. Devleti buradan idare ediyor. Balıkçının oğlu Recep Tayyip Erdoğan da, “Ben Dersimli Kemalim” diyen de aynısını yapıyor. İstillah seviyorlar ama istillah adamı bozar. Asgari ücretle ucuz ekmek kuyruğundaki yığınlar hınçlanıyor ve umudu göremiyor.

    Bugün seçmenin 3/1’inin kararsız olması ülkemizde büyük sürprizlere gebedir.

    Osmanlı 1853 – 1856 yılları arası Kırım’da İngiliz, Fransız parasıyla savaşırken İstanbul’da da borç parayla Dolmabahçe Sarayı yaptırılıyordu. “Osmanlı torunuyuz” diyenler biraz tarih okumalı.