1789 Fransız İhtilali, burjuva ve halk katmanlarının aristokrat toprak ağalarına karşı eşitlik, özgürlük, kardeşlik şiarı ile ortaya çıktı ve dünyaya Milliyetçilik, Laiklik ve Cumhuriyetçilik olarak tanımlanan 3 kavramı kazandırdı.
Bu yazımda Milliyetçilik nedir? Onu yazacağım.
Milliyetçilik fikri 1789 yılında Fransa’da doğdu. Ekmek bulamayan halk katmanlarında geniş taban buldu. Özellikle çok dilli, dinli, mezhepli kozmopolit Balkan coğrafyasında milliyetçilik, kilisenin, papazların önderliğinde, ulus devletlere dönüştü. Milliyetçilik fikri, 1804 yılında Sırpları, 1820’de Yunanlıları 1911 – 13 Balkan Savaşı’na kadar tüm Balkan halklarını devletleştirdi.
Milliyetçilik emperyalizme ve yerli işbirlikçilerine karşı milletin maddi ve manevi değerlerine sahip çıkmaktır. Çok dilli, çok dinli Osmanlı bakiyesi bir milletiz. Osmanlı’da 16 etnik millet vardı. Türkler de bunlardan biriydi. Milliyetçilik, toprak sevgisine, insan sevgisine dayanmadığı müddetçe gerçek değerini bulamaz. 12 Eylül öncesinde ABD’nin yeşil kuşak projesi çerçevesinde YEL ÖNÜ AKILLILAR bu değerlendirmeleri yapmaksızın kendi gibi düşünmeyenleri de komünist damgasıyla damgalayarak emperyalizme hizmet ettiler. Oysa milliyetçilik, yurt sevgisidir. Farklı düşünse de vatandaşını hemşerini hoşgörü ile karşılamak mecburiyetinde olan bir zihniyet olmasını gerektirir. Maalesef 12 Eylül öncesinde ülkemiz bir kardeş kavgası yaşadı.
Osmanlı 1340’da çıktığı Rumeli coğrafyasından 1911 – 13 balkan savaşları ile atıldı. Tuna boylarından Meriç nehri kıyılarına çekildi. Osmanlının aydınları da milliyetçilik fikriyatına inandılar, partileştiler. İttihat ve Terakki Partisi, Türk aydınlanmasının temel partisidir.
Bugün günümüzde milliyetçiliğin en güzel tarifini Ülkü Ocakları İstanbul eski Başkanı Avukat Levent Temiz yazmış ve aynen şu ifadeleri kullanmıştır;
“Sizlere kısaca “Milliyetçiliğin” tanımını yapmak istiyorum. Milliyetçilik nedir?
Öncelikle milliyetçilik toplumsal yansıtıcı tepkilerin çok ötesinde proaktif kültürel-ekonomik dinamiklere ve kodlara sahip bir ideolojidir ve her şeyden önce bir “aydınlar hareketidir”.
Milliyetçilik; sömürünün, sefaletin, zulmün ve de her türlü zilletin karşısında kıyam edenlerin ideolojisidir.
MİLLİYETÇİ; DEVRİMCİDİR, TOPLUMCUDUR. Egemen kapitalist sistem karşısında ezilen, sömürülen kitlelere hürriyet ve tam bağımsızlık vadeden bir fikir sistemidir.
Kuru hamasetle kendisi ile çelişen neo-liberal ve emperyalist batı sömürgeciliğinin hegemonyasında olan bir milliyetçilik, milliyetçilik değildir. Emperyalist devletlerin rahminde doğan ve beslenen bir milliyetçilik Türk Milliyetçiliği olamaz. Böylesi bir milliyetçilik ancak emperyalizmin sömürü statükosunu korumaya amaç edinmiş işbirlikçi bir milliyetçilik olabilir.
Özellikle emperyalist merkezler 2000’li yılların başlarında Türk Milliyetçiliğini bölüp parçalamak amacıyla bir FETÖ/CIA projesi olan bir oyunu devreye koydular. Bu oyun; kitlelerin düşüncelerinde bir kavram kargaşası yaratılarak özellikle soğuk savaş sonrası oluşan “vatansever yeni cepheyi” bölmekti. Gördüğümüz kadarıyla azda olsa başarılı oldular.
Bu manada; “MİLLİYETÇİLİK eşittir ULUSALCILIK, ULUSALCILIK eşittir MİLLİYETÇİLİKTİR.”
Hâlbuki her iki kavram da aynıdır. Biri “Türkçe” kökten diğeri “Arapça” kökten türemiştir.
Değerli arkadaşlar; Türkiye’nin en az 40 yıllık yanılgısı “milliyetçilik” sözcüğünün “toplumculuktan” başka hiçbir anlama gelmeyişinin bir türlü anlaşılmak istenmeyişidir.
Küresel emperyalizmle uzlaşan ve işbirliği içerisinde olan milliyetçilik anlayışı “Türk Milliyetçiliği değil, emperyalist ve Siyonist merkezlerin dayattığı hormonlu Yeşil Kuşak Milliyetçiliğidir.”
Türk Toplumcu Milliyetçiliğinin öncü gücü İttihatçı Hareketi ve bu hareketin öncülerinden Yusuf Akçuralar, İsmail Gaspıralılar, Ziya Gökalpler, Bakü’lü Hüseyinzade Alibeyler ve GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRKLERDİR.
Hormonlu, kurgulanmış, komünizmin antitezi olmuş milliyetçilikten; Özgün Türk Milliyetçiliğine yani milliyetçi düşüncenin asıl kodlarına ancak bu saydığımız öncü kadronun formüle ettiği düşünce sistemine yeniden sarılarak geri dönebiliriz.”
Sayın Levent Temiz, Vatan Partisi’ne katılırken yazdığı bu metinde, Milliyetçiliğin tanımını çok güzel yapmıştır.
Anadolu, Türklerin, Kürtlerin, Arapların, Kafkaslardan, Balkanlardan yurt kaybederek Anadolu’da “Ne mutlu Türküm” diyen Atatürk Milliyetçisi, halkçı devrimcilere selam olsun.
50 yıllık CHP’liydim bugün Vatan Partisi üyesiyim. Levent beyin açıklamasına candan katılıyor yayınladığı metne imzamı atıyorum.
Kategori: H. Aslan NURDUĞDU
-
MİLLİYETÇİLİK NEDİR?
-

Taliban 20 yıllık ABD emperyalizmini kovdu
Orta Asya’nın tam ortasında, Çin, Hindistan, Pakistan, İran ve diğer Orta Asya ülkeleri ile çevrili dağlar ve derin vadiler ülkesi Afganistan 38 milyon nüfusu 653 bin kilometrekare yüzölçümü ile dağlılar ülkesi.
38 milyon nüfusun sosyolojik dağılımı ise şöyle; Peştu’nlar (Patanlar) %42, Tacikler %27, Özbekler %9, Hazarlar %9 ve nüfusun kalan kısmını diğer Afgan halkları oluşturur. 38 milyon nüfusun %90’ı Sünni geri kalanlar ise Şii mezhebindendir. Koyu şeriatçı bir İslam sosyal hayatın tüm kurumlarını, davranışlarını belirler. Bunda da Sovyet Rusya’nın 1979 işgali, devamında ABD’nin işgali toplumun muhafazakâr olmasında çok etkili olmuştur. Zaten tarım din toplumlarında ideoloji dindir bugünde bu ortaçağ zihniyeti Afganistan’da geçerlidir. Aşiret hukukunu yenememiştir. Çünkü üretim yoktur. Hele de metalürji, kimya üretimi hiç yoktur. Ülke ihtiyaç duyduğu çoğu tahıl ve pirinci ithal eder.
Üretemedikleri için Suudi Arabistan, Pakistan, ABD ve diğer körfez ülkeleri bu ülkede çok etkilidir. Afganistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Pakistan ve İran ile çevrilidir. Her sınırda yaşayan o ülke vatandaşları komşu ülkenin sosyolojisi ile paralellik taşır. Merkezi otorite bu sınırdaş vatandaşlarına biraz şüphe ile yaklaşır ve bu bölgelerde güvenliğe çok dikkat eder. 1920’lerde İngiliz emperyalizmini, 1970 Sovyet Rus emperyalizmini, son 20 yılda da ABD emperyalizmini kovan orta Asya’nın yiğit Müslüman halklarını alkışlıyorum. Bundan sonraki hayatları insan ihtiyaçlarını kamuya, çevreye zarar vermeden üretmek olmalıdır. İyi yaşamak tüm Afganların hakkıdır. Afganistan zengin ülkedir. Madenleri, suyu ve kendine yeten tarımıyla Orta Asya’nın zengin ülkesi olacaktır. Çin Halk Cumhuriyeti’nin kazan kazan politikaları Afganistan’a, Orta Asya’ya ve tüm Asya ülkelerine zenginlik, barış kardeşlik getirmesi dileğiyle. Saçı, sakalı beni ilgilendirmez. ABD emperyalizmini kovanlara selam olsun.
1920’li yıllarda emperyalist İngiliz’e karşı ulusal kurtuluş mücadelesi veren Türkiye ve Afganistan’dan Türkiye, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene” şiarını bu ülkede başarılı kıldı. Türk Milleti’ni yarattı ve 100’üncü yılını kutlayacağımız cumhuriyeti kurdu. Afganlar bunu başaramadılar. Bir millet olamadılar ve hala aşiret hukukuyla yaşıyorlar.
Son söz; cumhuriyetimize, Türkiye’ye ve Mustafa Kemal Atatürk’e saygılarımla.
-

İLİMİZDE NE ÜRETİYOR, DIŞARI NE SATIYORUZ?
İnsanlar tarih ekseninde, sınırları belli coğrafyaya ait, insan dokusu, sosyolojisi ve o coğrafyanın yarattığı ekonomi çerçevesinde yaşar. Bu tarifin Türkçesi şudur. Tarih atan kim, kimlerdensin, nerelisin, memleketin ilin, ilçen, köyün neresi? Sosyolojik komşun kim? Ekonomisi nasıl? Ne yer ne içersiniz? En önemlisi geçiminiz ne? Sorularıdır.
Evet, ilimizin ekonomisi tarım ve hayvancılık üzerine kuruludur. Tahıl, bakliyat ve şeker pancarı üretimi ilimizin ekonomik ana gelirini oluşturur.
Sanayi ne var dersek;
Bir çimento fabrikası.
Biri devlete ait Sorgun Şeker, diğeri ise Kayseri Pancar Kooperatifi mülkiyetinde olan Boğazlıyan Şeker Fabrikası olmak üzere iki şeker fabrikası.
Ana hammaddesi PP-PE ve kâğıt olan biri Akdağmadeni’nde da PP-PE çuval üreten fabrika, diğeri de hammaddesi kâğıt olan Kraft Torba Fabrikası. Yine özel sektöre ait tuğla ve briket üreten firmalarımız mevcut. Saray Organize Bölgesi’nde ise bir elin parmaklarını geçmeyecek, küçük ölçekli işletme mevcuttur.
Orman ürünlerimiz ise Akdağmadeni ile Çayıralan ilçelerimizde yoğunlaşmıştır ve devlet kurumlarıdır. Bir de Yenifakılı ve Çandır ilçelerimizde traverten ocakları mevcuttur.
Kaplıca yönünden Sarıkaya ve Sorgun ilçelerimiz iç turizme hizmet eder. Yabancı turistin gelme şansı yoktur.
13 ilçemizde 40 un fabrikası kapalıdır. Sadece Çekerek ve Sorgun’da üretim yapan un fabrikaları açıktır.
Tarımın temel sorunu ise yeterli suyumuzun olmamasıdır. Hele bu yıl şu güne kadar ancak pancara 3-4 su veren çiftçiler baraj yetkililerden aldıkları “Su bitti” ifadesi ile kara kara düşünüyorlar. Bu sene pancar verimi düşük olacak. O da şeker üretiminin düşmesine sebeptir.
Velhasıl kelam, kuru tarımda tahılda, bakliyatta yaşanan sıkıntı sulu tarımda pancar ve yoncada da kendini gösterecektir.
Bu yıl sıkıntılı bir yıl.
İlimizin tarımda en önemli sorunu; çok buğday üretmemize rağmen unluk kalitede proteini yüksek buğday üretemememizdir. İlimizde 40 un fabrikasının kapalı olma sebebi budur.
Şeker pancarında ise sorun polar düşüklüğü ve dekar başına verim düşüklüğüdür. İlimiz topraklarının tamamı PH değeri yüksek, çok kireçli, organik madde eksikliği neticesinde bilinçsiz gübre tüketimi ile yukardaki olumsuzluklar ortaya çıkmakta ve ilimiz çiftçisinde gelir kaybına sebep olmakta.
Sonuç; tahıl, bakliyat ve pancar üretiminde kükürt katkılı, organik maddesi olan, çinko ihtiva eden, kompoze gübreler kullanmalıyız. Özellikle tahıl üretiminde tabanda 3*15 ZN kompoze, kullanılmalıdır. Üst gübrede ise %21 asgari amonyum sülfat kullanmaları uygun olur. Ama esas olay sulu tarıma geçmeliyiz. Kuru tarım “Allah ne verirse”dir. Dekara 100 – 150 kg sulu tarımda ise dekara 400 – 500 kg verim alınır.
Pancarda ise polar düşüklüğünün başı organik madde eksikliği ve az sulamadır. 65 lt /sn suyu olan ilimizde yeni barajlar – göletler yapmak, daha yüksek gelir ve göçün önlenmesi için şarttır.
İlimizin tüm ihtiyaçları şehir dışından geliyor. Bu da Yozgat’ın belini büküyor.
-

Küçük üretici de ‘infak’a muhtaç
Geçtiğimiz hafta Cumhuriyet Alanı’nda, İnfak Derneği Yozgat Şubesi’nin etkinliğine tanık oldum. Yozgat Belediyesi’nin siyasi tercihidir verebilir.
Sözlükte ‘infak’ kelimesinin karşısında; “Müslümanların, yardıma ihtiyacı bulunan kimselere maddi anlamda yardımda bulunmasıdır.” yazıyor. Yani kelimenin özü yardım.
Bu tanımdan sonra esas konumuza geleyim. İlimiz yüksek platoda olan tahıl, bakliyat ve küçükbaş hayvancılık ağırlıklı üretimi olan bir ildir. Sebze meyve üretimi ilimizde on binde 1 olan tarımsal bir konudur. Sebze, meyve yetiştirmeye pek önem vermeyiz ve coğrafyamızda mevcut karasal iklim özellikleri de sebze meyve üretmeye uygun değildir. Eylül ayı ortasından itibaren don riski mevcuttur. O nedenle sebze meyve üretimi ilimizde “yetti bitti” şeklinde tanımlanır. Evet, sebze meyve üretimimiz bu tanımlamadaki gibidir. İlimiz bin 300 m yüksekliktedir. Merkeze bağlı ve içinden Bişeközü Çayı’nın geçtiği Musabeyli Boğazı, Musabeyli, Topaç ve Dayılı köylerinde sebze, meyve üretimi yapan çiftçilerimiz mevcut. Küçük ölçekte üretimini yaptıkları salatalığı, domatesi, fasulyeyi veya erik, elma, armudu, büyük cami ve müze etrafında satarak gelir elde etmek istiyorlar. Haklılar. İlimizdeki bu küçük üreticileri eski Buğday Pazarı meydanında değerlendirmek şarttır.
Sayın belediye başkanı; üreten bu insanlar ürettiklerini satmak istiyorlar. İnfak Derneği’ni Cumhuriyet Alanı’na taşırken, dededen – atadan köylü ve üreticilere de destek veriniz. Bu küçük üreticiler eski Buğday Pazarı’nı şenlendirir.
AKP zihniyeti küçük üreticileri desteklemeyi pek sevmiyor. Küçük üretici olmadan büyük üretici olmaz. Sebze meyve üretip, köşe başlarında nafakasını arayan Yozgatlı hemşerilerime selam olsun.
Belediye başkanı küçük üreticilere karşı ‘infak’ı göstermelidir.
-

30 AĞUSTOS ZAFERİ’NİN ŞİFRELERİ
- Osmanlı tarım ve din devletiydi. Savaşarak bir yeri zapt eder, orayı tımar yapar, o bölgeden yeniçeri alır, Hristiyanlardan cizye toplardı. Orta çağda durum buydu. Tarım din topluluklarında geçerli ideoloji dindi. Osmanlı için de İslam’dı. Osmanlı çok dinli, dilli bir tebaa idi. 16 asli unsur içerisinde Türkler vardı. İç Anadolu, Toroslar ve Ege dağlarında yaşayan, ağırlıkla hayvancılık yapan konargöçer toplumlardı.
- Osmanlı 1299’da kuruldu. 1683 Viyana Bozgunu ile çöküşe başladı. Avrupa ülkeleri Rönesans yaparak bilimde, sanatta ilerlediler. Metalürji ve kimyadaki atılımları sonucu, ordusuyla var olan Osmanlı’yı yendiler. İngilizler, Fransızlar ve Ruslar, Osmanlıyı kendi aralarında paylaştılar. Birinci Dünya Savaşı bir bakıma Osmanlı’yı paylaşma savaşıydı.
- Osmanlı Rumeli’de büyüyerek imparatorluk haline geldi. Rumeli’nin sosyolojisi çok karışıktır. Rumlar, Bulgarlar, Hırvatlar, Arnavutlar, Karadağlılar, Romenler, Makedonlar karışık vaziyette yaşamaktaydılar. Hristiyanlık dininin Katolik, Ortodoks ve Protestan mezheplerine tabi idiler. 1789 Fransız Devrimi, Balkan coğrafyasında hayat buldu ve devletleşti. Sırplar 1804’de, Yunanlılar 1820’de diğer balkan halkları da 1900 başına kadar devletleştiler. En son Müslüman Arnavutlar da Osmanlı’dan koptular. Osmanlı 600 yıl hükmettiği coğrafyadan 1911 – 1913 yılları arasında yaşanan Balkan savaşları sonucu tüm Balkanları kaybetti. Tuna boylarından Meriç Nehri’ne çekildi. Osmanlı’nın üst rütbe askerleri hep Balkan kökenlidir. Mustafa Kemal Atatürk de balkan kökenliydi.
- Selanik gibi çok kültürlü bir ilde doğan Mustafa Kemal Atatürk, Yunan’ı, Rum’u, Arnavut’u, Hırvat’ı velhasıl kelam tüm Balkan halklarını çok iyi öğrendi ve içinde yaşadı. Balkanlar’da çeteciliği öğrendi. 1804 Sırp İsyanıyla başlayıp 1918 1.Dünya Savaşı arifesine kadar süreçte Türklerle bir arada bulundu. Bilfiil savaşlarda, vatan savunmasında, Balkanlarda, Çanakkale’de, Bitlis ve Muş’un kurtuluşunda Türkleri çok iyi tanıdı ve sevdi. Vatan savunmasındaki duyarlılıklarını ve yurtseverliklerini tanıdı. Türkiye Cumhuriyeti boşuna konmuş bir ifade değildir. 1800’lerden 1922’ye kadar vatan için bedel ödeyen Türklere olan saygıyı ifade eder. Kafkaslar ve Balkanlardan gelen, vatan kaybetmiş Türk orjinalitesinde olmayan bu bölgenin insanları da “Ne mutlu Türküm diyene” ifadesini severek kullanmışlardır. Bugün de hala öyledir. “Ne mutlu Türküm diyene” demek, Türküyle, Kürdüyle, Arabıyla yurt kaybetmiş Kafkas ve balkan halklarının “Biz birlikte Türkiye Cumhuriyeti devletinde birlikte yaşayacağız” parolasıdır. Atatürk ve arkadaşları bu devleti yaratmıştır.
Hem Libya’da, hem Suriye cephesinde Arapları tanıdı. 1915 sonrası Vilayeti Sitte coğrafyasında Ermenilerden, Asurilerden arındırılmış bu coğrafyada Kürt aşiretlerinin yaptığı talanları gördü. Askerde ve iç güvenlikte görevli Çerkezleri tanıdı. 1855’de Kırım ve Kafkasya’nın kaybı ile tüm Kafkas halklarını tanıdı. 1820’den itibaren yurt kaybeden tüm Balkan halklarını sahada ve savaşta tanıdı. İstanbul’dan sonra en kültürlü Osmanlı şehrinin Selanik olması fikri gelişimini tamamladı.
- Osmanlı, 1. Dünya Savaşında 9 cephede savaşa katıldı. En az 1 milyon asker sevk etti. Savaş sonrası 1918 yılında imzalanan Mondros Mütarekesi sonucu tüm ordu dağıtıldı. İç güvenlik için Erzurum’da, Amasya’da, Ankara’da ve Konya’da az bir asker bırakıldı. Kurtuluş Savaşı bir tek Mustafa Kemal Atatürk’ün sayesinde olan bir hadise değildir. Büyük bir kadro hareketidir. İttihat Terakki ruhuyla, hayatı cepheden cephede geçen, yurt kaybetmiş ailelerin asker çocuklarıydılar. 1. Dünya Savaşı sonrası işlerini de kaybettiler. Bu yurtsever insanlar, batıda Yunan, doğuda Ermeni, Karadeniz’de Pontus Rum çetelerine, içerde ise halife yanlısı eşkıyaya rağmen, yurdu kurtarmayı, devlet kurmayı başardılar.
- Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı 1917’de Sovyet devrimiyle Rusların doğudan çekilmesidir. Lenin Atatürk’e hem para hem silah vermiştir. En önemlisi Ermeni tacizi, Sovyetlerin devreye girmesiyle bitmiştir. Doğu cephesi bu şekilde oluşmuştur. Kazım Karabekir’in varlığı Türkiye Cumhuriyeti kurulana kadar büyük güven vermiştir.
Güney cephesinde Fransızlarla anlaşarak çekilme sağlanmıştır. Kapitülasyonlardan dolayı Fransızlara alacak garantisi verilmiştir. Hatay’dan çekilmişizdir.
- Mustafa Kemal Atatürk, batı cephesinde Yunanla değil, İngiliz imparatorluğu ile savaşmıştır. 200 bin Yunanlı, 2 milyon 500 bin Rum’un yaşadığı batı bölgesine onun için çıktı.
- Ruslardan temin edilen silah ve mühimmatın toplamı 300 bin tondu. İnebolu’ya gelen bu kargolar o dönem Anadolu’da Hititlerden miras kalan kağnılarla taşındı. Bu taşıma halk tarafından bedavaya yapılmadı. İnebolu’dan Ankara’ya bir kağnı seferi o zamanın parasıyla 50 TL ödemeyle yapıldı. Bu paralar da Ruslar, Afganistanlı ve Müslüman Hindistanlıların gönderdiği altınla ödendi.
- Tüm ihtiyaçları halktan toplanan ve yeniden oluşturulan ordu, Kars cephesinden getirilen Krupp topları, Fransa’nın bıraktığı silah, araç – gereç, Ruslardan gelen silah parası ve Mustafa Kemal Atatürk’ün çıkardığı iki yasa (Asker kaçakları ve hainleri istiklal mahkemelerinde yargılaması yasası ve Tekâlifi Milliye yasası) ve atlı süvariler geri çevirme vurup kaçma taktikleriyle, Yunan ordusunu bozguna uğratmışlardır. Bu uğurda emeği geçen başta İsmet İnönü, Kazım Karabekir, Sakallı Nurettin Paşa, Fevzi Çakmak ve Ali Fuat Cebesoy gibi yüzlerce yiğit akıllı insan ve bu yurda emeği geçenlerin ruhları şad olsun. Onlar sayesinde varız.
SONUÇ
Yurt kaybetmiş Kafkas ve Balkan halklarının asker çocukları, Osmanlı’nın son kurmay askerleri, İttihat Terakki’nin Anadolu’daki aydınları ve askerlik nedeniyle işini kaybetmiş subaylar 30 Ağustos’u yaratmışlardır. 30 Ağustos, kurtuluşun ve kuruluşun başlangıcıdır.
-

“BEN DERSİMLİYİM” DEMENİN ÖZÜ
Yozgat’ta Yeniufuk Gazetesi’nde iki aydan bu yana, haftada iki defa yazı yazıyorum. Bu yazılarımda ülkenin ve ilimizin ekonomik durumunu öne çıkartan yazılar yazmaya dikkat ediyorum. Arzum da bu yöndedir. Ama dedemin, babamın ve benim 50 yıl üyesi olduğum CHP’nin proje adamı “Ben Dersimliyim” diyen Kemal Kılıçdaroğlu ve Dersim’le ilgili bu konu hakkında fikrimi yazacağım.
Dersim diye birilerinin hep öne çıkardığı ilimiz 62 plakalı Tunceli’dir. Adını Mustafa Kemal Atatürk koymuştur. Tunceli 7 bin 774 km2 yüz ölçümü, 83.000 toplam il nüfusu olan dağlık bir bölgedir. Tarım yapılacak fazla arazisi yoktur. Derin vadiler meşeli dağlarla dolu bir coğrafyadır. Tarım arazisi kıt, madeni, suyu bol bir ildir. Fırat’ın en önemli su havzaları bu bölgededir.
“Eskiden bu coğrafyada geçim nasıldı”yı anlatacağım.
Tüm doğuda olduğu gibi burada da aşiret hukuku geçerlidir. Bu hukuk nedir dediğimizde, bireyin hiç bir önemi yoktur. Bağlı olduğu aşiret ne derse onu yapan, biat kültürünün hâkim olduğu bir coğrafyadır.
“Ben Dersimliyim” diyenlerin sonbaharda Erzincan ovasından fasulye ve üzüm, Elâzığ ovasından buğday, arpa, nohut çalar, Bayburt ve Gümüşhane tarafından guruplar halinde köylünün merada yayılan büyükbaş – küçükbaş hayvanlarını sürü halinde gasp ederlerdi. Karşı koyan çobanı, köylüyü katleder, bir kış buralardan çaldıklarıyla yer içerler, hayatlarını bu şekilde idame ettirirler, bunu da bağlı oldukları aşiretle birlikte yaparlardı. Aşiretin Türkçe anlamı “Çete” demektir.
1937 Tunceli İsyanı, Cumhuriyete karşı bir isyandır. Devlet, bu isyan sonucunda başıbozukluğu düzeltmiştir.
Tunceli’de ciddi gümüş, bakır, kurşun madenleri vardır. Osmanlı bu bölgedeki madenleri çıkartmak istediğinde bu eşkıya aşiretler madenlerde çalışan işçilerin evlerini yakar, maden çıkartılmasını engellerdi. Osmanlıda bölgenin tarihi hep eşkıyalık olmuştur. Devlet olmak; kaide ve kuralları hayata geçirmekle mümkündür. Aşiret hukuku buna karşı durur. Coğrafyanın dağlık ve ormanlık olması, devlet otoritesinin sağlanmasında büyük zorluk çıkartmaktadır. Bugün de aynı şartlar o bölgede hâkimdir.
“Ben Dersimliyim” diyenlerin şeceresi budur. Şimdi 2 tarihi olayı anlatacağım.
1 Yozgat Çapanoğlu olayı:
Çapanoğlu Yozgat’ın kurucu ailesidir. İlin kuruluşundan 13 Mart 1920 tarihine kadar sancak temsilcisi olmuş, Osmanlı’da üst görevler almış bir ailedir. 1920’de Atatürk Ankara’da ilk meclisi kurduğunda, ilimizden de temsilci istedi. İş burada koptu. İl müftüsü Müftü Hulusi Efendi, Ankara’ya giderek “Çapanoğlu isyan edip 10 bin atlı ile Ankara’yı basacak” der. Çapanoğlu’na ise “Atatürk Çerkez Ethem’i Yozgat’a gönderip sizi asacak” der.
Gerek Akdağmadeni, gerekse Zile’de ki isyanlar sonucu, Çapanoğlu kendini destekleyen Çerkezler ve Aynacıoğlu Mehmet ile ilimizi zapt eder. Ankara hükümeti Yunanla Ege’de savaşırken bu işi düzeltmeye Çerkez Ethem’in başında olduğu Kuvayı Seyyare Kuvvetlerine vazife verir.
Böylelikle Çerkez Ethem, Çapanoğlu hadisesini bitirmiştir. Bu olaylarda çok sayıda Yozgatlı asılmıştır. Ama bir taraftan da batıda Yunan işgali vardır. Bu ortamda gerçek, Yozgatlının bu hadiseye (Çapanoğlu İsyanına) destek vermediğidir. Ve Kurtuluş Savaşı’na hem asker hem de mal olarak candan destek vermiştir. Kurtuluş Savaşı’nda bin 500 kişi şehit veren bir ildir. Ulûl emre itaat etmeyi sever. Bugün de böyledir.
İkinci olay ise Koçgiri İsyanıdır.
6 Mart 1921 Koçgiri isyanı, Sivas’ın doğusu, Erzincan ve Tunceli’de, Seyit Rıza’nın da içinde bulunduğu bir isyandır. Yunanın Polatlı’ya kadar geldiği, top seslerinin Ankara’dan duyulduğu bir zamanda Seyit Rıza, “Dersim bölgesindeki Erzincan ve Sivas’ın doğu ilçeleri ile Malatya ve Tunceli’de Kürt devleti kurduk. Bizi tanıyın.” diye Atatürk’e telgraf çeker. Atatürk’te merkez ordu komutanı Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman’ı göndererek isyanı bastırır. Kurtuluş Savaşı’na ne Tunceli’den, ne Elazığ’dan ne de Erzincan’dan bir Allah’ın kulu katılmaz. Tarihi gerçek budur. Aşiret hukuku, eşkıya hukukudur. Kan ve kin üzerine oturur. 1937 ve 1938’de yaşanan Tunceli İsyanları da Koçgiri İsyanı’nın devamıdır.
Evet, iki ilin hikâyesini de anlattım. Mustafa Kemal Atatürk’ün iki vasiyeti vardır. Birincisi Türkiye Cumhuriyeti, ikincisi ise 6 ok ilkeleri, 1 Milliyetçilik, 2 Cumhuriyetçilik, 3 Laiklik, 4 Halkçılık, 5 Devletçilik, 6 Devrimciliktir. Bugün bunlar yeni CHP’de hâlâ mevcut mudur?
“Ben Dersimli Kemalim” diyen Hayk dönmesidir, projedir. Anadolu Alevileri bu oyunu anlayamadılar. “Ben Dersimli Kemalim” diyene verdikleri mezhepsel destek ile bilmeden emperyalizme hizmet ediyorlar.
2010’dan bugüne hiç seçim kazanamayan “Ben Dersimliyim” diyen zat, CHP’yi HDPKK’ya monte etme operasyonudur. Birlikte yaşamın temel aktörü olan Anadolu Alevilerinin bu yanlıştan döneceğine, birlikte yaşama sahip çıkacaklarına güveniyorum. Mustafa Timisi’nin Birlik Partisi ve Haydar Veziroğlu’nun Barış Partisi’nin sonu ortada. 6 oka dönen bir CHP iktidar olur. Emanet HDPKK oylarıyla 5 ili almak başarı değildir.
BUGÜN ÜLKEMİZ, ABD EMPERYALİZMİ İLE ADI KONMADIK BİR SAVAŞ HALİNDEDİR.
Eşkıya Seyit Rıza ve “Ben Dersimliyim” diyen Kemal Kılıçdaroğlu aynı aşirettendir. Şeyh Hasanlı aşiretindendir. Bu konuda daha ayrıntılı bilgi almak isteyenlere aşağıda fotoğrafı da bulunan kitabı okumalarını tavsiye ediyorum.
GERÇEKTEN ATATÜRK MİLLİYETÇİSİ, HALKÇI VE DEVRİMCİ CHP’LİLERİ AYRI TUTARAK, İŞGAL ALTINDAKİ CHP’NİN EN ÜST YÖNETİCİSİNİN GERÇEKLERİNİ YAZDIM.
Sonuç: “Ben Dersimliyim” demek, “Türkiye Cumhuriyeti’ne, Mustafa Kemal Atatürk e, Türk’e düşmanım, kinim, kanım var” demektir. Bunu da, “Atatürk milliyetçisiyim”, “Halkçı devrimciyim” diyen CHP’li kabul etmez.
“Ben Dersimliyim” projesi CHP’nin baraj altında kalmasıyla biter.
-

KALKINMANIN VE ZENGİNLEŞMENİN ANA KURALLARI
Tüm dünyada kalkınmış ve zenginleşmiş ülkelerin ekonomik tarihlerini incelediğimizde;
Metalürjiye yatırım yaptıklarını, kimya – petrokimyada çok geliştiklerini ve tarımda özellikle barajlar yaparak, elektrik ürettiklerini ve sulu tarımda çok geliştiklerini görürüz.
Buna örnek Almanya, İngiltere, ABD, Japonya ve Güney Kore’dir. Şimdi ise Çin ve Hindistan yukarda saydığım metalürji, kimya, elektrik üretimi ve tarımsal üretimlerindeki verim artışıyla zenginleşmekteler.
Biz neden başaramadık?
1923 – 1950 aydınlanma ve üretim seferberliği ile geçti. 3 beyazı; bezi, şekeri, unu, 3 siyahı; demiri, kömürü, petrolü üretmek Türkiye Cumhuriyeti’nin acil hedefleri oldu.
Gelişmiş Avrupa ülkelerine baktığımız zaman özellikle Almanya, Fransa ve İngiltere, yukarda saydığım 3 maddeye uygun işler yaptığı içindir ki Almanya metalürjide, kimyada onlarca dünya markası yaratmıştır. Fransa ve İngiltere de aynı başarıları göstermiştir.
Şimdi anlatacağım olay Türkiye ve Güney Kore örneğidir.
1950’li yıllarda iç savaşla Güney Kore, Kuzey Kore’den ayrılarak ekonomik mücadeleye başladı. O tarihlerde Türkiye’de kişi başı milli gelir 400 dolar iken, Güney Kore’de 100 dolardı.
Bir başka nokta Türkiye’nin 784.000 km2, Güney Kore’nin ise 100.000 km2 yüz ölçümü var. Yani topraklarının tamamı Türkiye’nin yaklaşık 8’de 1’i kadar.
Öte yandan yeraltı zenginlikleri konusunda da şanslı değil. Ne kromu, ne bakırı, ne demiri, ne alüminyumu ne de çinkosu var. Ama dünya çapında Hyundai ve Kia başta olmak üzere en az 10 tane dünya markası olmuş metalürji ve kimya ürünü üreten marka oluşturmayı başarmış.
Bizim dünya markası olmuş metalürji ve kimya tesislerimiz neden yok? Her üç ayda tarımsal bir ürünün yokluğunu tartışıyoruz.
Evet, 1950’lerden başlayarak bugüne kadar kaynak tüketerek, devlet tarafından 100 yıldır desteklenen Koç’lar, 70 yıldır desteklenen Sabancı’lar dünya markası olmuş metalürji ve kimyada bir marka yaratamadılar. Suçlu, ülkemizi son 70 yıldır yöneten siyasi iktidarlardır. Devlet – özel sektör dayanışmasıyla yeraltı kaynaklarımızı değerlendirmeliyiz. Yerli, milli araçları, gübresi, ilacı ve kendini besleyen tarımı yaratmak milli bir görevdir. İyi siyaset ise, bunu hayata geçirmektir.
Bugün Güney Kore’de milli gelir kişi başı 40.000 dolar, ülkemizde ise 8.000 dolar Türkiye’nin sekizde biri yüz ölçümü ve 40 milyon nüfus olmasına rağmen hammaddesi hiç yok, ama zenginleşmiş. Ülkemiz ise Güney Kore’nin 8 katı 84 milyon nüfus ve her türlü hammadde krom, bakır, alüminyum, çinko bol miktarda mevcut. Buna rağmen bu fakirliğin sebebi nedir? Eğitime önem vermemek. Kaynakları çarçur edip çalmak. Bunu yaparken de Müslüman Türk maskesi takmak. Geriye baktığınızda bu memleketin 70 senesi boşa gitmiş.
-

‘KÖHNE PANAYIR’DAN ‘TARIM FUARI’NA
İlimizde 26-29 Ağustos 2021 tarihleri arasında düzenlenen Tarım, Gıda ve Hayvancılık fuarını gezdim. Fuarların, festivallerin amacı yapıldığı yerde, ilde veya ilçede üretilen ürünlerin tanıtılarak il dışına, yurt dışına satışını gerçekleştirmektir. Her standı dikkatlice kontrol ederek gezdim. Aklımdaki soru şuydu; “Yozgat’ta üretiliyor mu?” Bu soru benim için kilit sorudur.
Fuarı gezerken, 1700’lü yıllarda Sivas iline bağlı bir sancak olarak kurulan Yozgat’ı, bizlerden daha önce yaşayanlar “Otu, sütü bol yer” anlamına gelen “Youjgat” diye adlandırmışlar. Evet, bu sözün kaynağı ise Ali Açıkgöz’ün belediye başkanlığı döneminde tarihçi Orhan Sakin’in yazdığı ilimizle ilgili kitabıdır. Şu anda bu kitap belediye basın bölümünde mevcuttur meraklısı araştırır.
Evet, ilimiz tarım ve hayvancılık şehridir. Bugün de tahıl, pancar, bakliyat ve küçükbaş – büyükbaş hayvancılık şehrimizin gelir kaynağını oluşturur. İlimizin tarımsal üretimini 10 bin çiftçi ailesi yapar. 30 bin kişi çalışır ve 420 bin boğazı besler. Olay budur.
Bu fuarın tarihi de dikkatimi çekti; 26 Ağustos’ta başlıyor 29 Ağustos’ta bitiyor. Demek ki ürettiğimiz bir şey yok. İlimizin tarihini bilen biri olarak, 45 gün süren köhne panayır aklıma geldi. Küçükbaş – büyükbaş hayvan ve bakliyat ile birlikte halı, kilimin satıldığı köhne panayır tam 45 gün sürerdi. Bağdat’tan, Şam’dan, Halep’ten alıcılar gelir, Yozgatlının ürettiklerini alıp gider ve altın bırakırdı. Bugün 10-15 tanesi ayakta kalan konaklardan 540 konak yapan Yozgatlı, ilimizi “Anadolu’nun en zengin ili” algısını 1800’lerden 1910’lara kadar taşımıştır.
Bugün ilimiz tükettiklerini üretememektedir. Artı değer katarak dışarı sattıklarımız çok az. Üreterek zenginleşen ve hiç göçmeyen Yozgat idealiyle, fuarı gezerken ‘üretebildiklerimizi’ bulmaya bakın.
-

NAŞAT’IN GIYMETİNİ BİLEMEDİK
Konumuz büyük ozan Neşet Ertaş.
Neşet Ertaş, Kırşehir, Çiçekdağı’na bağlı Kırtıllar Köyü doğumludur. Kırşehir doğumlu olmasına rağmen tüm çocukluğu ilimizde geçmiştir. Neşet Ertaş’ın asıl anası vefat edince, babası Muharrem Ertaş Yozgat Kırıksoku Köyü’nde kendi aşiretinden bir hanımla evlenerek ilimiz Kırıksoku Köyü’ne yerleşmiştir. Yozgat tüm köylerinde özellikle Salmanlı, Çiçekdağı mıntıkasında Neşet Ertaş, köy düğünlerde türkü söyledi. Halkın beğenisini kazandı. Derken tüm Türkiye’de adı duyuldu, marka bir sanatçı oldu. TRT’de yaptığı programlarla ününe ün kattı. 1 ve 2’nci Milliyetçi cepheli yıllarda mezhepsel baskılara dayanamadı, Almanya’ya yerleşti. Düğünlerde çaldı hayatını kazandı. Tüm kazandığını kendi aşiretinden gariplere harcadı ve servet sahibi olmayı düşünmedi. Vefat etmeden önce ülkemize döndü, millet onu bağrına bastı. Neşet Ertaş söylediği türküler ya anonim halk ezgileriydi ya da kendi yazdıklarını türküleştirirdi. Her türkünün bir hikâyesi olurdu. Neşet Ertaş bu eserleri yaşadıkça yazdı halka mal etti. Katkısı olamayan hiçbir eseri (anonimler hariç) seslendirmemiştir. Hep kendi hissettiklerini, yazdıklarını dillendirmiştir. Bugün de piyasadaki tüm sanatçılar, türkücüsü olsun popçusu olsun Neşet Ertaş’ın mirasını yiyorlar.
Niye bu kadar halk tarafından sevildi derseniz; az eğitimli, geliri az yığınlar Neşet Ertaş’ın türkülerinde kendi yaşamlarını gördüler, sevip de alamadıkları sevgililerini yoklukla süren hayatlarını Neşet Ertaş’ın eserlerindeki sevgiyle birleştirdiler, çare aradılar. Çözemedikleri psikolojik, sosyal ve fakirliklerinin çözümünü Neşet Ertaş’ın türkülerinde buldular. İç Anadolu’da istiklal marşından sonra en çok Neşet Ertaş dinlenir, sahne aldığı her yerde millet kulak verirdi.
Sivas’ın doğusunda da halk ozanları vardır. Siyasi duruşları keskindir ve her zaman siyaseti öne çıkarmışlardır. Bu sebepten dolayı Neşet Ertaş kadar sevilmezler. Neşet Ertaş için öncelik insandır. İnsani değerleri daha çok öne çıkardığı için çok sevilir.
Evet, ‘Naşat’ın’ gıymetini yaşarken bilmedik ama bu gün sahiplenebiliriz. Şehre Ankara’dan girişte bulunan parka onun adını (Garipler Parkı) verip, heykelini dikerek sahiplenebiliriz. Evet, Neşet Ertaş Kırşehirlidir ama tüm çocukluğu ve gençliği ilimizde geçmiştir. Tüm halk katmanlarının gönlüne girmiş güzel bir insandı.
Ruhu şad olsun.
ADI ÇIKMIŞ 9’A İNMEZ 8’E
Siyaseti insanlar arasında düşmanlık olarak algılayan “yel önü akıllı siyasetçilerimiz” sayesinde maalesef, 9’a çıkan ilimizin adını 8’e indiremiyoruz. Bunu Neşet Ertaş’ı sahiplenerek başarabilirdik ama yapamadık, yapamıyoruz.
İlimizin tanıtımını Neşet Ertaş kanalıyla yapabilirdik. İlimizle ilgili olumsuz algıyı, Neşet Ertaş’a sahip çıkarak yapabilirdik. Ama yapamadık. Ahmet Kaya’nın şarkılarında, “ÇOK SONRA DUYDUM Kİ YOZGAT’TA SÜRGÜNDE” algısını Neşet Ertaş’la yıkabilirdik.
-

Sorgun Şeker 1 TL bedelle Yozgat çiftçisine verilmelidir
Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda 3 beyaz, 3 siyah ürünlerin üretimi yoktu.
3 Beyaz; bez, un ve şeker, 3 siyah ise; demir, kömür ve petroldü.
Bu yazımda şekeri anlatacağım.
Osmanlı’nın son dönemlerinde şeker Avusturya’dan gelir, 5 vagon şeker geldi diye çay, kahve tiryakileri bayram edermiş. Cumhuriyet ile temel gıda ürünlerini üretmek için çok emek verildi. Bu gün şeker, Türk şeker yapılanmasında ekimi, üretimi, satışı bu üst kurul tarafından yapılmaktadır.
Bu üst kurulda;
- Devlete ait şeker fabrikaları
- Kooperatiflere ait şeker fabrikaları
- Özel şirketlere ait şeker fabrikaları mevcuttur.
İlimizde mevcut Boğazlıyan Şeker, Kayseri Pancar Kooperatifi’ne aittir. Mülkiyet sahibi pancar üreticileridir. Sorgun Şeker Fabrikası ise devlete aittir. Yazımızın özü de bu fabrikanın Yozgatlı pancar üreticilerine 1 TL bedelle verilmesidir.
Bu olur mu diyenleri duyuyorum.
1990 yıllarda Tansu Çiller’in başbakan olduğu dönemde Karabük Demir Çelik 1 TL bedelle Karabüklüye verildi, fabrika hala çalışıyor. Karabük’ün kalbidir. Aynı uygulama Sorgun Şeker’e emsal teşkil edebilir. Son 70 yıldır hep sağ partileri destekleyen, en son 20 yıldır da mevcut iktidarı destekleyen Yozgatlı, devlete – iktidara hep sahip çıkmıştır. Bu fabrikanın 1 TL bedelle devletten alınması, milletvekilleri ve siyasilerin Yozgat’ı sevip sevmediğini gösterecektir. Evet devlet 1 TL bedelle Sorgun Şekeri Yozgatlıya vermelidir. Bu arada Yozgatlı esnaf, şoför, işçi ve pancar üreticisinin bu sorumluluğu kaldırmak için plan ve çalışması şarttır. İlimizin 4 milletvekili ve tüm belediye başkanları bu konuda tek yürek, tek yumruk olması dileğiyle.
-

Uzunlu Barajı kurudu
Gelingüllü ve Çekerek Süreyya Bey Barajı’ndan sonra ilimizin en önemli barajı Boğazlıyan Uzunlu Barajı’dır.
Uzunlu Barajı Çayıralan, Çandır ve Boğazlıyan yöresinden çıkan suları toplayan bir barajdır. 1978 yılında Bülent Ecevit’in başbakan olduğu yılda tamamlanarak su tutmaya başlandı. Açık sulama kanalları yapılırken bu barajın gövdesinde delikler olduğu, su tutamadığı belli oldu. Tam 43 yıldır bu baraj sağlama çıkmadı, su dolmadı ve pancar üreticilerine hiç bir faydası olmadı. Hele 20 yıldır iktidar olan AKP, maalesef bu sorunu çözemedi. Oysa bu, baraj su tutsa ve dolsa cazibe ile Boğazlıyan, Yenifakılı ve Şefaatli’nin pancar eken köylülerine çok faydalı olacaktı.
Uzunlu Barajı için ne yapılmalı? Esas konu budur.
Bölgemizin yeterli yağış almadığı bir gerçektir. Çözüm ne? Uzunlu Barajı’ndan taş çatlasa 20 km uzaklıkta Kızılırmak üzerine kurulu Kayseri Yamula Barajı’ndan bir boru ile Uzunlu Barajı doldurulabilir. Yılda 365 gün yağmur, kar sularını barajlarda toplayıp, 90 günlük sulama döneminde kullanmak şarttır. Cazibeyle sulama en ucuz yoldur. Bugün Boğazlıyan pancar üreticisi derin kuyulardan temin ettikleri suyla pancar suluyor. Ödedikleri mazot, elektrik bedeli çiftçiyi üzmektedir. 20 yıldır iktidar olan AKP’nin bu işi bitirmek vazifesidir. Uzunlu Barajı dolarsa o bölgede bulunan Fehimli, Akbenli Çiftliği, Baraklı Göletleri de doldurulur. Kış aylarında Karadeniz’e boşa akan Kızılırmak sularından faydalanmalıyız, “Su akar Türk bakar” deyişi ortadan kalkması dileğiyle.
-

Hedefi tarımsal üretimini arttırmak olan toprak reformu şarttır
Ülkemiz 7 coğrafi bölgeden oluşur her bölgenin farklı tarımsal ürün deseni vardır. Bu 7 bölgenin Güneydoğu haricinde toprak dağılımında denge mevcuttur. Fakirin 1 ölçü tarlası varsa zenginin en fazla 3 katı tarım arazisi mevcuttur.
Ama Güneydoğu’da ise büyük bir adaletsizlik mevcuttur. 70.000 dekar arazisi olan ailelerin var olduğu yerlerde mezar yeri olmayan yığınlar var. Özellikle ş. Urfa, Mardin, Diyarbakır, Batman ve Şırnak ta toprak dağılımında çok büyük adaletsizlik mevcuttur. Ve Güneydoğu’da devletin, toprak sahibi olmayanlara verebileceği 3 kaynak vardır.
1. TİGEM arazileri.
2. Mayınlı araziler.
3. Hazineye ait Urfa, Diyarbakır, Mardin, Şırnak ve Adıyaman’da taşlı araziler.
Bu 3 kanaldan temin edilecek tarım arazileri başta bölgenin topraksız insanlarına üretimi artırmak kaydı şartıyla verilmelidir. Devletin tarım yapmasına gerek yoktur. Devlet, aklıyla üretime teşvik etmelidir. Bölge insanı buğday, pamuk, sebze yetiştirmeyi, koyun, inek bakmayı devletten daha iyi ve en ucuz maliyetle yapabilir.
Ve 40 yıldır ülkemizi meşgul eden PKK terörü kaybedecek hiç bir şeyleri olmayan, aşiret hukukuyla büyüyen insanlar, üretimde olmadıklarından devlete düşmanlıkla silaha sarılmakta. Bunu örgütleyen, 1920’den beri Sevr hakem liginin destekleri ile Doğu’da, Ermenistan ve Kürdistan kurmak isteyen ABD’nin askeri oluyorlar. Acil yapılması gereken Diyarbakır merkezli üretim kaydıyla, Güneydoğu’da devlet toprak reformu yapmak iradesini ortaya koyduğu an yukardaki 3 kaynaktan temin edilecek topraklarla ülkemiz rahatlar.
Bugün Güneydoğu’da terör Hakkâri, Şırnak, Siirt ve Diyarbakır’ın dağlık bölgelerinde. Bu da toprak reformuyla biter
Su kullananın, toprak işleyenindir. Slogandan çıkarıp hayata geçirmek dileğiyle. -

BAKLİYAT FİYATLARI HÜKÜMETİ DİNLEMİYOR
Devlet, Toprak Mahsulleri Ofisi (TMO) aracılığıyla tahıl, bakliyat piyasasına müdahale ederek bu ürünleri mubayaa edip daha sonra piyasaya sürerek fiyatları dengede tutmaya çalışır. Sosyal devlete düşen de budur. Bu yıl Nisan ayında TMO tahıl fiyatlarıyla bakliyat fiyatlarını da açıkladı. Yeşil mercimek ve nohut fiyatını 4, 050 TL olarak belirledi. Ülkede yaşanan tarımsal kuraklık maalesef bakliyatı da vurdu. Ürün çok az. Bu da fiyatı yükseltti. Zaten fiyat, arzla talebin kesişme noktasıdır. Mal arzı çok, talep az olursa fiyat aşağılarda oluşur, eğer mal arzı az talep çok olursa fiyat yukarılara çıkar. Bakliyat ta da mal arzının azlığı fiyatları bugün itibariyle nohut ta 6,5 – 7 bandında, yeşil mercimekte 7,5 – 8 TL bandında oluşmasına sebep olmuştur. Daha hasadın başındayız, sonbahara bu fiyatlar yeşil mercimekte 15 TL, nohutta 10 – 12 TL, fasulyede 20 – 25 TL bandında olacak gibi görünüyor. Tahılı üretici Rusya’dan temin etmek mümkün olabilir, ama bakliyatı temin edebileceğimiz tek ülke Kanada. Orası da kuraklıktan şikâyetçi. Ürün çok az. Fakirin yemeği nohut, fasulye ve yeşil mercimekte ki bu sorun hükümetçe halledilmelidir.
Hükümete düşen bakliyat fiyatlarını revize ederek yeni fiyat açıklamalıdır, yoksa bu fiyatlarla tüm bakliyat stokçuların eline geçer. Sonbaharda ve kışın anormal fiyatlar piyasaya hâkim olur. Son tahlilde nihai tüketici zarar görür. Bir aydın, eski bakliyatçı olarak hükümeti uyarıyorum. Aydına düşen de testi kırılmadan uyarmaktır. -

Tütünün Hikâyesi
Ben H. Aslan Nurdoğdu. Ticaret Lisesi çıkışlı lise ve devamında iktisat okumuş, işi gereği tüm ülkeyi, 81 vilayeti gezmiş bir insanım.
Bu tanıtımı neden yaptım? Konu tütün olunca coğrafyayı ve tarımı bilmek lazım. Ticaret lisesinde mal bilgisi dersimiz vardı. 3 yıl bu derste tarım, insan, hayvan ve sanayinin ihtiyacı olan tüm toprak ürünlerinin hepsinin genelini tarif ederdi. Tütün de bir tarım ürünüdür ve tüm aile fertlerinin katkısıyla hep birlikte yapılır emek isteyen, yoğun bir iştir. Dünyada 2 tür tütün mevcuttur.
- Virginia tipi tütün.
- Şark tipi tütün.
Virginia tipi tütün, ekvator kuşağı bölgesinde, çok nemli yağışlı tarım arazilerinde yetişir. Tütün yaprakları lahana yaprağı gibi olur. Bu tütün yaprakları kurutma sistemleri ile kurutulur çok büyük yapraklıdır ve tek başına içilmez. Muhakkak içine belli oranda şark tipi tütün katmak gerekir. Tek başına sigara olmaz.
Şark tipi tütün ise ülkemizin her yerinde özelliklede Adıyaman, Malatya, Bitlis, Ege ve Samsun’da bol miktarda yetişir. 1877’de iflas eden Osmanlı’nın Düyun-u Umumiye’ye verdiği tütün, dış borç ödememizin ilk hamlesi olmuştur. Şark tipi tütün tek başına içilebilen tek tütündür. Bu gün Adıyaman merkezli tütün sorunun en büyük sebebi bir paket sigaranın fiyatıdır. Yerli markaların 15 TL, yabancı markaların 20 – 25 TL olduğu bir ortamda sarma sigara 5 – 7 TL arasındadır. Dar gelirli insanlar ucuz sigarayı haklı olarak tercih etmektedir. Olayın sebebi çok kar elde etmek isteyen dış kaynaklı firmalar ve devletin fazla gelir elde etme arzusudur. Bu baskı da yabancı şirketlerin devleti tazyiki neticesinde olmaktadır. Tütün üreticisine kolluk kuvveti ile saldırmak büyük yanlıştır. “20 – 25 TL’ye sigara mı olur? 10 TL indirin tüketici size döner, yoksa bu iş bitmez” Sigara içen biri olarak yerli tütünden sigara içerek Adıyamanlı üreticileri destekliyorum.
Virginia tipi tütün ne kadar kurutma makinasında kalırsa kalsın alfa toksin yani zararlı küf taşır bu da kanserojen bir maddedir. Bizim yerli tütünler ise gölgede en az 5 ay açık havada kurur. O nedenle alfa toksin içermez, iyi kuruduğu için nem barındırmaz, kanserojen özelliği minimumdur.
Son söz; Tütün devlet tekeline dönmelidir. Tütün üretmeyen Japonya bile tütünü devlet tekelinde tutmaktadır. JTİ (Japan Tobacco International) markası Japon devletinin tütün şirketidir.
-

Yozgat’ta hayvancılık sorunları çözüm önerileri
Türkmen atalarımız konar-göçer bir hayat sürer hep taze otun peşinde koşardı. Kışın karın düşmediği ılıman yerlerde kışı geçirir baharla birlikte 21 Mart tan sonrada yaylalara göçerek kasım ayına kadar yaylalarda taze otun peşinden giderlerdi. İlimizde yerleşik hayatın başlangıcı 5500 yıl öncesine gider ve bu ot bolluğu beraberinde sütün, peynirin, yağın bolluğunu getirmiştir. Buralarda yaşayan bizden önceki insanlar, ilimizi şu şekilde tarif etmişlerdir YOUJGAT. Yani otu, sütü bol yer. Zamanla Yozgat’a dönüşmüştür.
İlimizin 1700’lü yıllarda Sivas’a bağlı sancak olmasını sağlayan da Bozok Yaylası’nda Türkmenlerin çokluğu ve küçükbaş hayvancılığının koyun, keçi sayısının çokluğu olmuştur. Osmanlı, “Bozok Yaylası’ndan hem asker hem de vergi alırız” düşüncesiyle 1730’dan sonra ilimizin sancak olmasına karar vermiştir.
Evet, ilimizde hayvancılık çok önemliydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında bir kişiye 5 küçükbaş düşerdi. Bu durum 80’li yıllara kadar geldi. Bugün ise her 4 kişiye bir küçükbaş hayvan düşüyor. Et protein demektir, beyni çalıştırır, sağlıklı bir yaşam etle mümkündür. Ama 80 öncesi ABD’nin sözde milliyetçi uygulamalarıyla emperyalizme bağlı çocuklar, keçiyi ormana sokmayarak keçilerin kesilmesine sebep oldular. Ormanlar keçiye yasaklandı. Meşe gitti, keçi bitti, geçim bitti. Evet, ucuz et bedava yemle olur. Bugün piyasada azlığının asıl sebebi budur. Ucuz yem olmadan ucuz, et çok olmaz.
Yapılması gerekenler;
Ormanlar hayvan yetiştiricilerine açılmalı ve tahsis edilmeli, yayla yolları yapılmalı, altyapı, su ve elektrik sağlanmalı, bu hayvanların yaylaya çıkış, yayladan inişte nakliye desteği sağlanmalı, çobanların SSK primlerini devlet ödemeli, olmaz ise asgari ücretin yarısı ek bir maaş devlet tarafından verilmelidir.
Ucuz et bedava yemle mümkündür. Büyükbaş hayvancılık ülke coğrafyamızda ancak yaz yağmuru alan kuzey doğumuzda bulunan 5 ilimizde mümkündür. Bugün Yeni Zelanda ve Avustralya’da kişi başına 20 küçükbaş hayvan düşüyor. Ülkemizin hedefi 1 kişiye 10 koyun-keçi olmalı, meşelikler boş durmamalıdır.
Et yiyen düşünür, doğruyu bulur. Acaba insanlarımıza reva görülen bu et kıtlığından siyasi fayda umanlar mı var? İnsanımız et, ekmek yiyip Allah’ına şükretmek istiyor.
İlimiz bakkallarında sekiz ay camız kaymağı, altı ay koyun yoğurdu satıldığı milli park içinde yaşayan insanlarımız, daha iyi yaşamayı bol protein tüketmeyi hak ediyor.
-

Doğu Karadeniz’deki sellerin nedeni
Dünyanın her yerinde tabii afet olur. Ancak arada sırada olur. Oysa Doğu Karadeniz’de yaşanan afetler artık kalıcı hale gelmiştir.
Sebep ne? Siyaset.
Siyaset; kamuya, çevreye zarar vermeksizin insan ihtiyaçlarını yine insanların yaşadığı coğrafyadan temin etmek, geçimini sağlamaktır. Karadeniz’in tüm coğrafyasında denizden hemen başlayan dik dağları ile %70 meyilli bir arazisi vardır. Bir tek Samsun ilimiz hariçtir. Tüm Karadeniz’de fındık, Trabzon, Rize, Artvin’de ise yoğun bir çay tarımı mevcuttur. Tüm Karadeniz’de Artvin, Hopa dan İstanbul Şile’ye kadar tüm dağlık bölgelerde tarım yapılacak toprak derinliği 1 m.’yi geçmez. Altı göğ kayadır. Samsun hariç bu ilde Yeşilırmak ve Kızılırmak delta yaptığı için ovadır. Şimdi bu sellerin sebebini anlatacağım.
Yıl 1984.
80 ihtilaliyle ANAP, Turgut Özal askeri ABD darbesi tarafından başbakan atandı. “İki siyasi eğilimi birleştirdim” diye yola çıktı. Oysa Karadeniz’de az tarım arazisine karşılık bol miktarda orman vardı. Kimindi bu ormanlar? Devletin. Ve bu ormanlarda kestane, kayın, ıhlamur, çınar ağaçları bol miktarda bulunurdu. Bu ağaçlar yüksek boyu, iri geniş yaprakları ve yoğun kökleriyle toprağı tutardı. Yaz aylarında Karadeniz’de yağan yağmurların hızını keserek, derinliği 1 m’yi geçmeyen yüzey toprağının sigortası bu ağaçlardı. ANAP, ormanlardaki bu ağaçları kestirerek yandaşlarına çay ve fındık bahçeleri yaptırdı. Ormanı oy almak için yandaşa peşkeş çeken siyaset uyguladılar.
Çay tohumdan büyüyen öbek halinde bir bitkidir boyu 1 m. geçmez. Fındık da taş çatlasa 2 m. yüksekliğinde çalımsı bir bitkidir, her sene budanarak fındık alınır. Bu iki ağaç türü yaz aylarında yağan bölgesel yaz yağmurlarının hızını kesemez.
Özellikle, Artvin, Rize, Trabzon, Giresun, Ordu’da yaşanan afet konumlu sellerin sebebi siyasi kazanç için kamuya, çevreye zarar veren bu rezillikler ANAP’la başladı. Suçlusu da ANAP, Turgut Özal’dır. En son Rize Güneysu afetinde Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan bu gerçeği ifade etti.
Son söz;
Siyasetin amacının kamuya ve çevreye zarar vermeksizin insanı iyi yaşatmak olması dileğiyle.
-

YOZGAT’TA TARIMIN SU (3) ve GİRDİ (4) SORUNLARI ÇÖZÜM ÖNERİLERİ
Bu yazıda tarımsal açıdan ilimizdeki su ve girdi sorunlarını ve yapılması gerekenleri yazacağım.
Su ile İlgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Yozgat kışları soğuk ve az yağışlı, yazları serin ve yağışsızdır. Karasal iklim özellikleri taşır. Kışın karın ne zaman düşeceği, yağmurun ne zaman yağacağını ancak yaradan bilir. 365 gün vakti saati belli olmayan bir yağış düzenimiz vardır. Kuru tarım “Allah ne verirse” dir, sulu tarım ise, çalışarak su temin edip sulu tarım yapmaktır. Kuru tarımda dekara 100-150 kg verim alınır, ortalaması 125 kg dır. Sulu tarım ise kuru tarımın 4,5 katı ürün almaktır. Dekara 400-500 kg ürün alıp zenginliği yaratmaktır.
İlimiz yılda ortalama 350 kg yağmur alır. Bu yağış miktarı zaten tahıl üretimi için yeterli değildir. Bir de yağışın düzensiz olması verimi daha da düşüren bir etkendir. İlimizin Akdağ ormanlarına ortak sınırdaş olan Çayıralan, Çandır, Akdağ, Sarıkaya ve Saraykent ilçelerinde yüksekliğin 1500 m.den yüksek olması ve Akdağ ormanları sayesinde yağış ortalaması 700 kg, yani il ortalamasının iki katıdır. Bu bölgeden çıkan Delice ırmağının suyu 30 lt/sn, Çekerek ırmağının suyu 18 lt/sn.dir. Kozan çayı ve öteki akarsularımızla birlikte ilimizin 65 lt/sn toplam suyu vardır.
İlimizde 750.000 hk. tarım arazimiz vardır ama ancak %2 si sulanır. 1milyon ton tahıl üretimini 2-3 katına çıkartmak ancak sulu tarımla mümkündür. 25 yıl önce 700 bin olan nüfusu 420 bine düşmüş bir Yozgat, kuru tarımla göç vermeye devam eder. İki yağmurun açı, üçüncü yağmurun toku Yozgat’ımızı ancak sulu tarımla kurtarabiliriz.
Su sorunu hem Yozgat’ın hem de Türkiye’nin en önemli sorunlarından biridir.
Su miktarının yeterli olması için barajlarımızın sayısı ve kapasiteleri arttırılmalıdır. Bu konuda yapılması gerekli yatırımlar:
- Delice ırmağı üzerindeki barajların (Gelingüllü barajı hariç) kapasitesi artırılmalıdır.
- Delice ırmağı, Şefaatli-Yerköy arasında Karanlık Dere denilen bir vadiden geçer. Bu vadi 40 km uzunluğundadır. Yerköy- Kayseri tren hattı da bu vadiden geçer. Bu tren hattı bu vadiden çıkartılıp güneyde bir güzergâh ile değiştirilirse, Karanlık dere- Yerköy- Şefaatli karayolunun vadinin daraldığı yerden önü kesilerek Yerköy’den Şefaatli’ye kadar 4,5 km. genişliğinde, en az 40 km uzunluğunda ve 100 mt yüksekliğinde bir baraj gölü oluşur. Çünkü Şefaatli’nin denizden yüksekliği 930 mt, Yerköy’ün denizden yüksekliği 770 mt dir. Karalık dere, baraj olmaya en uygun yerdir. İki tarafında sağlı-sollu, 100-150 mt ve birbirine paralel dağ silsilesi mevcuttur. Önü kesildiğinde baraj oluşur. Bu vadide küçük bir kaç köy vardır. İstimlakı da fazla para tutmaz. Önemli olan tren yolunu güneye kaydırmaktır. Bu suyu Yozgat’ın Kuşçu köyüne çıkartırsak Yerköy’ün 40, Yozgat’ın 30, Sorgun’un 30, Saraykent’in en az 10 köyü ve toplamda 110 Yozgat köyü sulanır. Suyun en son tahliyesi Delice ırmağına yapılır. Bu baraj Yozgat İl Özel İdaresi tarafından da yapılabilir. Kaya dolgu bir barajlık malzeme burada mevcuttur.
- Çekerek çayı üzerinde olan Süreyya Bey barajında Aydıncık bölgesinin denizden yüksekliği 700 mt.dir ve mikro klimalı bir coğrafyadır. Buradaki 22 köy Çekerek barajından alınacak suyla cazibeyle sulanabilir. Sebze, meyve üretiminde ilimizin deposu olur.
- Uzunlu Barajını, Kayseri Yamula barajından doldurabilir ve bu barajdan borularla su alarak suyu az olan göletleri doldurabiliriz. Sulu tarımda su 90 gün için lazım olur. Yılda 275 gün suyu toplayıp, 90 gün kullanabiliriz.
Tarımda Girdiler ile ilgili Sorunlar ve Çözüm Önerileri
Tarımın en önemli girdilerini 1.Tohum, 2. Taban gübreleri, 3. Üst gübreleri, 4. İlaçlar olarak sıralayabiliriz. Sebze üretiminden bahsetmeyeceğim çünkü ilimizde sebze üretimi on binde 2 düzeyindedir. İlimizde sebze “yetti bitti” diye tarif edilir. Çünkü karasal iklim nedeniyle sebze sezonu erken biter. Bu durum Ağustos ayının yarısının yaz, yarısının kış olduğu ilimizde iklimimizden kaynaklanan bir mecburiyettir.
Çiftçimiz sertifikalı tahıl tohumlarının azlığı nedeniyle kendi tahıl tohumlarını kullanmak durumunda kalıyor. Bu konuda hemşerilerime tavsiyem her yıl hasat ettikleri tahılın hepsini satmalarıdır. 20 km uzaklıkta üretilmiş tahıl tohumunu alıp elettirerek kullanmalarını tavsiye ederim. Nohutta 8,5 mm nohuttan ekim yapmalarını, yeşil mercimekte ise 6 mm üstü tohum kullanmalarıdır. Son yıllarda Sorgun ilçemizde bakliyat tohumu temin etmek daha kolaydır.
Tahıl ekiminde tabana 20 kg çinko katkılı organamineral 3*15 kompoze kullanmalarını tavsiye ederim. Tahıllar özellikle çiçekten dane tutmada potasyuma çok ihtiyaç duyar. Potasyum hem buğdayın protein değerini yükseltir ve verimi arttırır. Hemşerilerime tavsiyem her şeyden önce toprak tahliline uygun taban gübresi kullanmalarıdır. Üst gübrede ise 1. gübrede %46 üre ikinci üst gübrede %21 ASG amonyum sülfat kullanmalarını tavsiye ederim. Lütfen bu açıklamalarımı kendisini kanıtlamış ziraat mühendislerinin tavsiyeleri gibi dikkate alınız.
Tarımsal sorunlarını çözmüş ve artık göç vermeyen bir Yozgat hayaliyle iyi günler.
-

Tohum Krizi Kapımızda TOBB, Türkiye Tarımına Borçludur
Tarım ürünlerinden alınan %2,2 stopajın binde ikisini yasa gereği Ticaret Borsaları alır. Ülkemizdeki gayri safi milli hasılanın % 40-50 sini tarımsal ürünlerin oluşturduğunu düşünürsek “binde ikilik” bu gelirin çok büyük rakamlara ulaştığını anlarız.
Peki bu TOBB ne yapar? Kendisini var eden tarıma ne katkısı vardır?
Bana sorarsanız maalesef pek de bir katkısı yoktur. Ankara’da Halk Bank’ın ikiz kulelerini alıp devlete hediye eder, milli otomobilde pay alır.Haa, arada sırada da TV’lerde boy gösterip boş hayaller satarlar. Mersin’de ise Narenciyenin sorunlarına çözüm bulmaktan uzak, görsel bir şölenden öteye gitmeyen Narenciye Festivali yapar. Bildiğim en son da Yassı Ada’da lüks otel ve lokantalar yaptı. Üretici köylümüz gidip bu mekânlardan faydalanabilirmi? Kocaman bir hayır!
Oysa Mersin Ticaret Borsası istese neler yapabilir?
Birinci önerim: Eski bir zahireci ve sertifikalı buğday tohumu üretmiş, konuya vakıf bir insan olarak şöyle bir önerim var: Mersin tüm ülkenin bakliyat işlemesinin yapıldığı ildir. Çok sayıda bakliyat eleyen, temizleyen, paketleyen firma vardır ve bu firmalar borsanın da üyeleridir. Bu ilde ayrıca Tarım Bakanlığınabağlı Tohum Sertifikasyon Laboratuarı mevcuttur.
Borsamız nohut, yeşil mercimek, kırmızı mercimek, tüylü nohut, fasulye, acı bakla, bezelye, adi fig ve Macar figi tohumlarını Mersin’de ürettirerek, Mersin Tohum Laboratuarından alacağı çimlenme belgeleri ile bu tohumlukları bakliyat üreten il borsalarında bakliyat üreticilerine kar almaksızın vererek çok önemli bir iş yapabilir.
“ Kontrollü ekim yapılmadan sertifikalı bakliyat tohumu olmaz” mı diyorsunuz? Beyler bu işte önemli olan tohumun çimlenme olayıdır ve 20’şer tonluk partilerde o çimlenme raporları ile sağlıklı bakliyat tohumları üretilebilir.
Mersin Ticaret Borsası en az 30 ilde yetişen bakliyat ve hububatın vergisinin yattığı yer olarak Anadolu tarımına borçludur.
İkinci önerim: Ülkemizde normal yağış şartlarında 20-22 milyon ton buğday, 6-7 milyon ton arpa üretimi olurdu. Ama bu yıl yaşanan kuraklıkta buğdayda üretimin 15 milyon ton, arpada ise 4-5 milyon ton aralığında olacağı gözükmektedir. Tahıl üretiminde, üretimin % 10’u hep tohum olarak kullanılır. 2 milyon ton buğday, 500 bin ton arpa tohumuna ihtiyaç vardır. Oysa yağışsız sezon tohum olabilecek tahıl üretimini de kötü etkilemiştir. Tohum özelliği olmayan tahıllar nedeniyle buğday, arpa tohumunda sıkıntı büyüktür. TİGEM ve özel buğday, arpa tohumu üretimi yapan firmaların toplamı ihtiyaç duyulan tohumun ancak yarısını üretecek durumdadır.
Eylül, Ekim aylarında “tohum yok” sesleri yükselecektir. Ülkenin tarım sevdalılarından biri olarak Temmuz, Ağustos ve Eylül aylarını boş geçirmeden en az 1 milyon ton tahıl tohumunu hazırlamalıyız. Kendini dölleme yoluyla oluşan tahıllarda kontrollü ekim olmadan da çimlenme garantili tohum üretilebilir.
Çözüm nedir derseniz, Rusya’dan örnek alabiliriz. Rusya büyük tarım arazilerini özel şirketlere açarak geçen seneki tahıl üretimini %83 artırmıştır ve bugün ciddi bir tahıl satıcısı konumundadır. Acilen Tarım Bakanlığı, TMO ve TOBB bir araya gelip Rusya’dan bezostaja buğdayı (ülkemizin birçok yerinde yetişebilir olan, kırmızı ekmeklik bir cinstir) ithal ederek ve kontrollü serfitikasyona bakmaksızın, çimlenmesi %90-95 olacak biçimde ekilebilir tohumluk tahıl tohumunu çoğaltmak zorundayız. Her ilde, özellikle eleme tezgâhlarının çok olduğu Mersin’de buğday ve arpa tohumluğu için bir seferberlik şarttır.
Üçüncü önerim: Mersin Ticaret Borsası, yeni bir Bakliyatçılar Sitesi ve canlı borsa satış salonu inşasında öncülük etmelidir. Para vardır, kaynak sorunu yoktur. Bu konuda Büyük Şehir arsa tahsisi, alt yapı ve suyu sağlayarak yardımcı olduğunda Sebze-meyve Halinden de büyük bir gelire sahip olunacaktır.
Çok şey mi istedim acaba? Padişahlığı yıkan, Hilafeti kaldıran Cumhuriyetimiz bunları niye yapamasın?
İnşallah bu yazdıklarımı Tarım Bakanımız, TOBB, TMO yöneticileri ve Cumhurbaşkanlığı okur.
Haydi Tarım Bakanlığı, TOBB, TMO! Bu iş millî bir görevdir.
-

Varsın Buğday Pazarımız Olmasın Şemsiyeli Sokağımız Var Ya!
Yozgat ilinin ekonomik özelliği nedir dendiğinde tarım ve hayvancılık akla gelir. Merkez ilçemize bağlı 96 köyde buğday, arpa, bakliyat ürünleri ekilir. Yozgat’ın kuzeyindeki Kabaktepe mıntıkasında ve yüksek yayla köylerinde de koyun yetiştiriciliği mevcuttur. 1980 öncesi gibi olmasa da küçükbaş hayvancılık gene de vardır.
Peki bu 96 köyde üretilen tahıl ve bakliyatı pazarlayacağımız bir tahıl pazarımız var mıdır? Peki hayvan pazarımız var mıdır? Maalesef yoktur.
Daha önce bir tahıl pazarımız vardı. Sanki koca şehirde bina yapılacak başka arsa yokmuş gibi var olan bu tahıl pazarımız bina yapılmak üzere belediye tarafından satıldı. Bu yanlışı yapan tabii ki öncelikle o dönemin Belediye Başkanıdır. Ama sessiz kalarak bu yanlışa ortak olan o dönemin Ticaret Odası Başkanının, Ziraat Odası Başkanının ve TİCARET BORSASI BAŞKANININ hiç mi suçu yoktur? Bence bu kurum başkanları aynı zamanda Yozgat esnafının iş azlığının da sorumlularıdır.
Evet, son 20 yılda dile kolay 300.000 kişi göç veren ilimizde bir tahıl pazarı, bir hayvan pazarı yok ama ucuz siyaset bolca var.
Yazımın başlığını “Varsın Buğday Pazarımız Olmasın. Şemsiyeli Sokağımız Var Ya!” koymuştum. Özür dilerim unutmuşum, bir de 300 m2.lik Cumhuriyet Alanını kuş bakışı gören Ticaret Borsası idare binamız var.
Eski bir zahireci olarak söylemek durumundayım:
Bu eksikliğin giderilmesi şarttır.
Şu an itibariyle Yozgat’ın üreten köylüsü, Sungurlu’ya, Yerköy’e, Alaca’ya, Sorgun’a, Boğazlıyan’a, Sarıkaya’ya gitmektedir. İş olmamasından dolayı siftahsız dükkân kapatan il esnafımız bu gerçeği biliyor mu?
Hatırlarsınız bir zamanlar Yozgatlı hemşerilerimiz “Jandarma Alay Komutanlığı niye Yozgat’tan Manisa’ya nakledildi” diye taa Ankara’ya kadar yürümüştü. O gün, o yürüme eylemine bizzat katılan veya katılamayıp da destek veren tüm hemşerilerimin gözlerinden öpüyor ve onları ayakta alkışlıyorum.
Düşündüm de keşke o hemşerilerimiz şimdi de, Ankara uzak olur, Saat Kulesinden yıkılan Buğday Pazarına kadar yürüseler de “Tahıl Pazarımızı Geri İstiyoruz” deseler nasıl olur?
Bence çok da güzel olur, ilimize büyük bir iyilik yapılmış olur.
Kim bilir belki bir gün, bir bakarsınız ki…
-

Yozgat’ta Tarımın Sorunları ve Çözümleri: 1 – Planlama
Bu yazımızda tarımın planlanması sorununu ele alacağız. En genel tanımı ile plan, gelecekte nereye ulaşılmak istendiğinin bu günden kararlaştırılması demektir. Planlama ise planı ortaya çıkartmak için sarf edilen gayretleri, verileri bilim gerçekliğinde toplayarak bir hedef çıkartmaktır. Planlama verilerle konunun yorumlanmasıdır, bir süreçtir. Plan ise bir sonuçtur.
İnsanlar bir tarih ekseninde, sınırları belli bir coğrafyada ve o coğrafyada yaşayan sosyolojide ve o coğrafya sayesinde yaşarlar. Tarih atan, deden kim demektir. Coğrafya nerelisin, sosyoloji komşun kim, ekonomi ise ne yer ne içersiniz demektir.
İnsanların üç temel dürtüsü vardır: Barınma, 3 öğün yeme içme, Ahiretlik bir eş bulma. Bunların gerçekleşebilmesi ve planlama yapabilmemiz için öncelikle yaşadığımız coğrafyayı detaylı olarak bilmek gerekir:
Yozgat’ın yüz ölçümü 14.123 km2 dir. Bunun 14 ilçemize dağılımı ve ilçelerin rakımları şöyledir:
Akdağ 1810 km2. R: 1400m. Boğazlıyan 1515km2. R: 1050 m
Aydıncık 338 km2. R: 700 m Çandır 205 km2. R: 1400 m.
Çayıralan 995 km2.R: 1400 m. Çekerek 790 km2.R: 925 m.
Kadışehri 472 km2. R: 1317 m. Merkez 2024 km2. R: 1317m.
Saraykent 319 km2.R: 1330 m. Sarıkaya 1018 km2. R: 1169 m.
Sorgun 1768km2. R: 950 m. Şefaatli 882 km2. R: 910 m.
Yenifakılı 390 km2. R: 1036 m. Yerköy 1164 km2. R: 771 m.
İlimiz ancak birkaç günde gezilebilecek büyük bir ildir. 419.000 kişilik nüfusun %76 sı şehirlerde, %24 ü ise kırsalda yaşamaktadır. Köy toplam nüfusu 100.000, 14 ilçe nüfusu 320 000 dir. Nüfus yoğunluğu yani kilometre kareye düşen insan sayımız 31 dir.
Bir süredir bokilaj pardon müsilaj sorunu ile uğraşmak durumunda olan İstanbul ilimizin yüz ölçümü 5000km2, nüfusu da 20 milyondur. Kilometre kareye 4.000 kişi düşmektedir. Yani ilimizde 31 olan rakam İstanbul’da 4.000 dir. Planlama ile ne ilgisi var derseniz, 1950’den itibaren başlayan plansızlık 70 yılda o güzel şehri bokilaja teslim etmiştir. 1930’larla başlayan Planlı Kalkınma özellikle 1980 sonrasında tamamen bir plansızlık noktasına gelmiştir. “Bize plan değil pilav lazım” diyen zihniyetten kurtulmak şarttır. Tarım plansız olmaz.
İlimize dönersek 14 ilçesi, 36 beldesi 558 köy yerleşimleriyle bir tarım şehridir. Hububat, bakliyat ve şeker pancarı esas üretim konumuzdur. 750.000 hk. tarım arazimiz vardır ama ancak %2 si sulanır. %1 i Esenli Barajından, %1 i de derin su kuyularından elektrik ve mazot harcanarak sulanır. Özellikle derin su kuyuları çok pahalıya mal olur. Bu 750.000 hk.lık tarım arazisinin büyük bölümü ÇKS kayıtlıdır. Ama buradan 10.000 çiftçi ailesi ya oğlu veya yakını ile yani 2-3 kişilik çekirdek ailelerle tarım yapar. Yozgat’ın tarımsal hasılasını bu 10.000 çiftçi ailesi elde eder. Nüfus 420.000 kişi, üreten 10.000 kişi… Üstelik bu arazinin büyük bölümünde kuru şartlarda tarım yapılır. Kuru tarım “Allah ne verirse” dir. Sulu tarımdaki verim kuru tarımın en az 4 katıdır.
İlimiz 1000 m. üstü bir platodur. Yukarıda ilçelerimizin rakımlarını da belirttim. Planlamada, özellikle de su bahsinde bu çok önemlidir.
Plandan amaç üretmektir. Daha doğrusu ihtiyacımız olanı üretmektir. Örneğin ilimizde buğday üretilir ama ekmek olmaz. 40 un fabrikası kapalıdır. Giysi, kundura, bulgur, makarna, sebze, meyve hep dışarıdan gelir.
İlimizin nüfusunu, coğrafi durumunu, üreten insan sayısını, su durumunu, sulu tarım oranını, üretilen ürünleri, toprak özelliklerini (PH’ı, kireç oranı, organik madde miktarı, izelementlerden çinko ve demir durumunu) inceledikten sonra planlama yapılmalıdır. Devletin arşivlerine ulaşamadığım için var olan bilgilerimle bu yazıyı hazırladım.
Siyaset ciddi bir iştir ve çevreye, kamuya zarar vermeden insan ihtiyaçlarını karşılama görevi vardır.
Sonuç olarak bizi bilimin gerçekliğinde planlama yaparak çalışmak, çalışmak, daha çok çalışmak kurtarır.
-
YOZGAT’TA TARIMIN SORUNLARI VE ÇÖZÜMLERİ
İnsanların, hayvanların ve sanayinin ihtiyaçlarını tohumla, girdilerle ve suyla bol emek harcayarak topraktan temin etmeye tarım denir. Tarımın sorunlarını 6 maddede özetleyebiliriz:
1.Planlama sorunları
2.Toprakla ilgili sorunlar
3.Su ile ilgili sorunlar
4.Girdilerle ilgili sorunlar
5.Üretenlerin eğitimi ve üretimle ilgili sorunları
6.Üretilen ürünün stoklanması, değerlendirilip pazarlanması sorunları1. Planlama: Gerek ülkenin tamamında gerekse ilimizde ilk yapılması gereken tarım master planını yapmak olmalıdır. 14100 km2 de, 14 ilçe, 630 yerleşim yerinin her noktasında “ne yetiştirebiliriz”in planlanması gerekir. Yerleşim birimi ve köylerden başlayarak her ilçenin master planları çıkartılmalıdır. Soru şu olmalı: Burada ne yetişir? Toprak özellikleri nedir, su durumu nasıldır, o yörede yetişmiş iyi çiftçiler var mıdır?
Pilav yemenin temeli plandan geçer. “Bize plan değil pilav lazım” diyen zihniyetten kurtulmak şarttır.
2. Toprakla ilgili sorunlar: Öncelikle parçalı arazilerin acil birleştirilmesi gerekir. Köyde yaşamayan ama köydeki parçalı arazilerde hissesi olanlara devlet şunu demeli: Akrabalarından parçalı hisseleri al, tek tapu yap ve üret. Bununla ilgili Ziraat Bankası yetkili kılınıp bu arazileri birleştirmek isteyenlere yarı bedeli devlet tarafından ödenecek krediler çıkartılmalıdır. Krediler en az 15 yıl vadeli ve 2 yıl ön ödemesiz olarak düzenlenmelidir. Buradan amaç tarım topraklarını büyütmek ve ekecek insana vermektir. Çözümsüzlük halinde devlet bu parçalı arazileri toplayarak, satın alarak mıntıka, mıntıka tek tapu haline getirip bu arazileri tercihan o köyde eken birine satmalıdır. Bu konunun çok detayları vardır ama şimdilik bu kadar yeter.
3.Su ile ilgili sorunlar: İlimiz yılda ne zaman yağacağı belli olmayan 350 kg yağış almaktadır. Bunun içindir ki atalarımız “İki yağmurun açı, üçüncü yağmurun tokuyuz” demişlerdir. Bu deyim bence karasal iklimi en iyi tarifidir. Karasal iklim kışları soğuk ve az yağışlı, yazları serin ve az yağışlı diye tarif edilir. Ama Sarıkaya, Akdağmadeni, Çayıralan, Çandır bölgeleri Yozgat ortalamasının 2 katı yağış alır.(yılda 700 kg). Bu yüzden de bu bölgemizde Çekerek çayı 18 lt/sn, Delice ırmağı 30 lt/sn, Kozan çayı 10 lt/sn su verir. Tarif ettiğim bu bölgenin yüksekliğinin 1600-2000 m arasında olması ve bölgede Akdağ ormanlarının bulunması da bu su miktarını artırır. Sonuç olarak ilimizde toplam 65 lt/sn su mevcuttur.
4. Girdilerle ilgili sorunlar: Bu konudaki sorunlar, tüm Türkiye’nin her vilayetindeki sorunlarla aynıdır. Kimyasal gübre, ilaç, tahıl ve bakliyat tohumları ile ilgili genel sorunlarımız vardır. Gübre ve ilaçta dışa bağımlı olmamız, petrolümüzün olmaması ve devletin mazottan aldığı yüksek vergiler çiftçileri üretimden soğutmaktadır. Sertifikalı tahıl tohumları çok pahalıdır, bakliyat tohumu da başka bir derttir. Bunlarla ilgili çözümleri diğer yazılarımda detaylı olarak yazacağım.
5. Üretenlerin eğitilmesi: Üreticinin bilgi eksikliği verimi olumsuz olarak etkilemektedir. Her başarılı işin arkasında bilim, disiplinli çalışma, çalışan insanların bilgi kalitesi ve liyakati vardır. Başarmanın temeli işini iyi yapmaktan geçer. Bu nedenle üreticileri eğitmeliyiz. Bu konuda Tarım Bakanlığının ve Ziraat Odalarının öncülük etmeleri şarttır. Amaç üretim artışı ise aydınlanma ve dayanışma şarttır. Bunun da yolu köylerde kooperatifler kurmaktan geçer. Bu işte de devletin öncülük etmesi şarttır.
6. Üretilen ürünlerin stoklanması ve satışı: İlimizde esas olarak tahıl, bakliyat ve şeker pancarı üretimi yapılmaktadır. Şeker pancarı Sorgun ve Boğazlıyan fabrikalarınca alınmaktadır. Tahıl ve bakliyatın stoklanması ve satışı ile ilgili sorunları ve çözüm önerilerini daha sonraki yazılarımda ele alacağım. -

Yozgat’ta Göçü Durdurmak İçin 11 Maddelik Çözüm
Bu konuda yazdığım ilk yazıda ilimizde yapılabilir olan yatırımları kısa başlıklar halinde sıralamıştım. Bu yazımda ise konuyu daha detaylı olarak anlatacağım.
1. İlimiz, Çin çıkışlı ipek yolunun Türkiye içindeki bölümünün İstanbul – Yozgat – Kars güzergâhının tam ortasında kalmaktadır. Bu bizim için büyük bir avantajdır. Dünya üretimi Atlantik’ten Pasifik’e kaymaktadır. Çin, Hindistan ve Pasifik ülkeleri üretimde öne çıkmakta, ABD ve AB ise geride kalmaktadır. Özellikle kuzeyimizde bulunan Çankırı, Çorum, Amasya ve Tokat’ın, güneyde ise Kayseri, Niğde, Nevşehir, Kırşehir illerinin zamanla da artacak olan üretimlerinin ithalat, ihracat merkezi lojistik olarak Yozgat olacaktır. Çin’den gelen malların ithal kapısı, İç Anadolu’dan Çin’e gidecek malların da ihraç kapısı olacaktır. Devletimiz Yozgat’ı lojistik merkez ilan eder ve gerekli alt yapıları, planlamasını yaparsa ilimiz bir serbest bölge gibi büyük depolara ve nakliyeye ihtiyaç duyacaktır.
2. Anfo üretim izni İçişleri Bakanlığının tekelinde olan bir iştir. Anfo 34,5 an gübresini un haline getirip mazotla karıştırarak yapılan bir işlemdir. Dinamit lokumu, dinamit kapsülü üretimi MKE’nin yani devletin tekelindedir. Kapsül, dinamit lokumu patlamayı gerçekleştirir ama esas parçalama ve yumuşatmayı anfo denilen bu madde yapar. 34,5 AN’yi Gürcistan’dan, Rusya’dan temin edip un haline getirip mazotla macun yaparak kaliteli bir ambalajla kullanıma hazır hale getirebiliriz. Özellikle madenciler, taş ocakları, yol açanlar için önemli bir maddedir. Kurulmasını önerdiğim Yozgat Yatırım AŞ. bu işin iznini aldığı taktirde ilimize büyük piyango vurmuş olacaktır. 1 TL ye mal olanı 5 TL ye satmak diye tarif edebiliriz.
3. Terör örgütlerinin 33 AN gübresini dinamitle birlikte patlayıcı olarak kullanması sonucu bu gübrenin ithali yasaklandı. Özellikle tahıl, pancar, mısır üretiminde kullanılan ve üretimi arttıran bu gübrenin ithal iznini, yalnızca tarımda kullanacağımız garantisini vererek alabiliriz. Kuracağımız Yozgat Yatırım AŞ, ithal iznini aldığı taktirde Rusya’dan ithal edeceğimiz gübreyi ilimizde fiktif depolarda stoklayarak çevremizdeki 8-10 vilayete çok rahat pazarlarız. Ayrıca tahıl, pancar üretimimiz de artar.
4. Yozgat bir kış memleketidir. Yılda 150-200 bin ton ithal kömür tüketir. Samsun ve İskenderun’daki firmalarca ithal edilen bu işi ilimizde yapabiliriz. İlimizde 50 tane kömür satıcısı vardır. İhtiyacımız geniş depolama sahalarıdır. Bazı basit makinelerle ayrıştırıp tozlarını da çimento ve tuğla fabrikalarına satarak ithalatçının ettiği bu büyük karı ilimizde tutabiliriz.
5. İlimizde 750.000 hk.lık tarım arazisi mevcuttur. 20 kg tabana, 20 kg üste kimyevi gübre atıldığından binlerce ton kimyevi gübre ihtiyacı vardır. Azotu, fosforu, potası ve diğer izelentleri, çinkoyu, demiri katarak ilimiz topraklarının özelliklerine göre gerekli gübreyi üretebiliriz ve çevremizdeki illere de satabiliriz. Yılda 500.000 ton kompoze, bir o kadar da azotlu gübre satarak gelir elde ederiz. Organamineral ve sıvı gübreler, hünikfülvik bazlı organik sıvı gübreler üretiriz. Bu iş bizi asitlerden de gübre üretme pozisyonuna getirir. 35 yıl bu işe emek vermiş bir insan olarak iki yerde bu işi yapmaktayım. İşin hamallığını biliyorum.
6. İlimizde yaklaşık 1 milyon ton buğday üretilir. Ama yeterli yağışın olmaması sonucu buğdaylarımızın büyük kısmı yemlik konumundadır. Bu yüzden de ilimizde 40’a yakın un fabrikası kapalıdır. Buradan Sorgun ve Çekerek’ te Sortex, yemlik buğdayları temizleyip ekmek olabilir un üreten Bozdemirler un fabrikalarının incelenmesini öneriyorum. Yemlik 75 hektolitre buğdayı ekmeklik 81,82 çıkaran makineler gereklidir. Alman Böhler firması bu işin uzmanıdır. 10 hatlı buğday temizleme hattı ilimizin tüm buğdaylarını temizler ve bolca yem çıkar. Bozdemir unun Sorgun tesislerini görmek şarttır. Organize Sanayi bölgesi Yozgat’la Sorgun arasındadır. En az 350-400 köyün ürettikleri buğdayı almak için büyük silo yatırımları gereklidir. Bu tesis sayesinde buğday ithali de azalır. Bu buğday Karadeniz’de 5 vilayete yetmez. En önemlisi ilimizin un fabrikaları çalışır, dışarıdan un almayız.
7. Pancar küspesinden kuru pelet yem yapmak. İlimizde 2 şeker fabrikası vardır. Ayrıca 90 km uzarlıkta Çorum, 150 km uzaklıkta Kırşehir şeker fabrikaları mevcuttur. Bu dört yerden sezonda temin edilecek pancar küspeleri 10 kg. dan 1 kg. ya düşürerek daha saklanmasını, taşımasını amandoskahl marka alman malı küspe makineleriyle 10 hat olarak ciddi iş yaparız. Bu makinelerde yonca, mısır ve fig yeşil mercimek samanlarını da pelet haline getirebiliriz. İlimizde hayvancılığı geliştirmenin yanı sıra yurt içi satış ve ihraç etmek de mümkündür.
8. Büyükbaş hayvan ve kaz yetiştiriciliği yapmak. Buğday, pancardan çıkan atık yemlerle büyükbaş ve Fakıbeyli göleti sayesinde büyük miktarda kaz yetiştirebiliriz. Ucuz yem, ucuz etin temelidir. Ayrıca işsiz gençlerimize iş yaratırız.
9. Yozgat’ı bakliyatın baş şehri yapabiliriz. İlimiz iklim özellikleri ile bakliyat yetiştirmeye çok uygundur. Yeşil mercimeğin orijini ilimizdir. Nohut, a. fig ve macar figini ilimizde daha fazla üreterek hem ülke ihtiyacını karşılar hem de ihracat yapabiliriz. 1. nohut hattı, 2. Yeşil mercimek hattı, 3.Fasulye hattı, 4.Fig hattı kurarak hem üretimi arttırır hem de ilimizi Türkiye’nin erzak deposu yaparız. Ayrıca bu ürünlerin tohumlarını çoğaltarak ülke ekonomisine katkı yapar, bol ve ucuz yem elde ederiz.
10. İlimizde kükürt tesisleri kurmak. Kırıkkale orta Anadolu rafinerisi ilimize 150 km mesafededir. Kükürt, petrol atığı ve hem sanayide hem de tarımda yoğun olarak kullanılan çok önemli bir maddedir. Kükürtü kille, leonardidle, fosfatla karıştırarak çok değerli gübreler yapılabilir. Özellikle ASG 21 amonyum sülfat gübresinin ana hammaddesi kükürttür. Stok alanları kapalı depolar ve öğütme, karıştırıcılarla yapılan bir üretim şeması vardır. Karlı bir iş koludur.
11. Yozgat Yatırım AŞ bünyesinde Yozgat İnşaat AŞ kurulmalıdır. Bu şirket göletler, barajlar yapmalı, su kanalları inşa etmeli, var olan Çekerek, Delice ırmaklarını rehabilite etmelidir. Ayrıca ilimizde hangi maden var, otantik taşlarımızı nasıl değerlendiririz amaçlı çalışmalar yapmalı, kepçe, dozer, paletli iş makineleri, kamyonlar ithal etmelidir.
11 maddede açıkladığım bu yatırımların gerçekleşmesi için paramız (6,3 milyar mevduat) vardır. Devlet desteğini alarak, üretimle alakası olan tüm esnafların katılımını sağlayarak (kömürcüler, taş ocağı sahipleri, hazır beton imalatçıları, çuval üreticileri, keresteciler, kamyoncular, iş makineleri olanlar, soğuk demirciler, torna tesviye atölyesi olanlar, tuğla biriket imalatçıları) ve işi bilen Yozgatlı tasarruf sahipleri ve iş adamları önderliğinde Yozgat’tan göçü durdurabiliriz. Bu yatırımların sonucu olarak en az 20 milyon tonluk bir taşıma olayı ortaya çıkacak ve Yozgatlı, Sarıkayalı, Boğazlıyanlı, Sorgunlu nakliyeci ve kamyoncularımızın da yüzü gülecektir.
Üretmek, göçmemek ve zengin olmak dileğiyle…
-
İktidarı “Buğday” belirler
İnsanların avcılık ve toplayıcılıktan yerleşik hayata geçmesi buğdayın ekilebilir olmasıyla başlar. Buğday üretimi ilk olarak Anadolu’da başlamıştır. Dicle kenarında Diyarbakır’ın Eğil ilçesinde ve Konya’nın Çumra ilçesinde aynı buğday taneleri ve buğday tohumları bulunmuştur. Bu nedenle dünya buğdayın anayurdu olarak Anadolu’yu kabul eder.
Türkmen atalarımızın 1000’li yıllardan itibaren Anadolu’ya göç etmelerinin sebebi de burada buğday ve arpa üretiminin bol ve pazarlarda alınır, satılır konumda olmasıdır. Konargöçer Türkler de tahılın çok olması nedeniyle Anadolu’yu Türk yurdu yapmıştır.
İstanbul’da tüketilen tüm buğday Osmanlının son dönemine kadar hep Ukrayna’dan ithal edilmiştir. 1850’li yıllardan itibaren Kırım’dan gelen Tatar Türkleri, İç Anadolu’da buğday üretimini artırmıştır. Osmanlı 1890’lı yıllarda İstanbul’u beslemek için eti Ankara’dan, buğdayı Konya ve Eskişehir’den tren yolu ile temin etmiştir.
Anadolu’da 1920’li yıllardan 1940’lara kadar buğday üretimi hep kendine yetecek miktarda olmuştur. Ama 1935’ten itibaren kokusu çıkmaya başlayan 2. Dünya Savaşı sürecinde ülkemiz batıdan Almanların, doğudan SSCB’nin tehdidi altında olduğundan kırsalda iki öküzle buğday üretimi yapan köylü gençler ülke güvenliği için askere alınmıştır. Mecburi olan bu dört yıllık sürede, 1 milyon genç çiftçinin tarladan kopması nedeniyle buğday üretimi azaldı. Bunun üstüne bir de 1935-1945 yılları arasında Anadolu’da yaşanan kuraklığa bağlı kıtlık ve darlık, buğday ekmeğinin halka karne ile verilmesi ile sonuçlandı.
1923-1950 arası tek parti iktidarının 2. Dünya Savaşına girmemek için mecburen aldığı bu önlemler günlük hayatın zorlaşması ve buğday eksikliğine yol açtı ve bilindiği üzere 1950’de iktidar değişti.
Günümüze gelirsek ülkemiz gene kuraklıktan kaynaklı bir tahıl eksikliği ile karşı karşıyadır. Ülkemiz normal yağış aldığı yıllarda 20 milyon ton buğday üretir. Bu seneki kuraklık nedeniyle acaba rekolte ne olacak?
İşte en başta devleti yönetenlerin, sonra da “ben yurtseverim” diyen aydınların cevap araması gereken 100 puanlık sorular:
5-6 milyon tonluk bir eksik buğday üretimi hayatımızı nasıl etkiler, bu kış nasıl geçer?
84 milyon insanı, en az bir o kadar küçük-büyükbaş hayvanı nasıl besleriz?
Eksik üretim sonucu eksik yem, süt inekçiliğinde kesimler getirir mi?
Artan yem fiyatı haklı olarak üreticinin hayvancılıktan vazgeçmesine yol açar mı?
Ekmek 5 TL, et 150 TL, süt 20 TL, peynir 100-150 TL olur mu?
En kötüsü de, bu tahıl açığını ithalatla karşılayamaz isek ne olur?
Maazallah sokaklar çok ısınır da, büyükşehirlerde yağma, talan olur mu?
Tahıl üretimi, iktidarları değiştirecek kadar güçlü bir partidir. İnsanlar hayata mideleri ile bağlıdır. Tok insanları yönetmek daha kolaydır. Aç insanlar her zaman fırınlar için tehlike oluşturur.
Bu nedenle artık acil önlemler alınmalıdır. Tahıl üretimimizin merkezi olan İç Anadolu’daki 30 vilayetin acilen Yeşilırmak, Kızılırmak ve Fırat’tan alınacak su ile tahıl üretiminin arttırılması devletin bekası için şarttır.
Ekmek israfı, su israfı, yemek israfına son verecek önlemler acilen alınmalı, halkımız bilgilendirilmeli, gerekirse yaptırım uygulanmalıdır.
Hamdolsun Ayasofya’yı ibadete açtık, Taksim’e cami de yaptık. Ama aç insanlar ibadet edemezler. Anadolu’nun bir deyimi vardır. “ Hacıı ! Sünnetten önce farz vardır” derler. O da gıda güvenliğidir, sulu tarımla tahıl üretimidir. Siyasetin baş görevi, farzı budur.
-
Yozgat’ta göçü durdurmak
80’li yıllara kadar Devlet, sosyal devlet politikası gereği, alt yapı haricinde fakir yörelerin kalkınması amacıyla ekonomik yatırımlar yapardı. 24 Ocak kararlarıyla Devlet bırakın yatırımı, elindeki KİT’leri de satarak üretimden tamamen çekildi. Bu süreçte ilimizde mevcut tek fabrikamız da maalesef hurda fiyatına satıldı. Zaten sadece arsa değeri için alınmıştı ve o arsaya da AVM ve apartmanlar yapıldı. Keşke o fabrikamız “bira üretimine devam etmek” kaydıyla satılsaydı.
Konumuz bu değil. Bu yazımda gün bugün, saat bu saat ilimizde hangi yatırımlar yapılabiliri anlatacağım. Ayrıca bu düşüncelerimi anlattığım bir de video çekip facebook sitemde paylaşacağım.
Yozgat tarım ve hayvancılık konusunda en önemli ildir. 14.100 km2 yüz ölçümü, 65 lt saniye suyu ve 750.000 hk. tarım arazimiz vardır. İki şeker fabrikası, kömürü ve nakliyeci ordusuyla önemli bir ildir.
Daha da önemlisi bankalarda (1,7 milyar Türk Lirası ve 4,6 milyar da döviz bazında olmak üzere) toplam 6,3 milyar birikimi olan bir ilimizdir. Peki bu birikim sahibi hemşerilerimiz paralarını nasıl değerlendirir?
Ya bina yapar, ya da il dışından bayilik alıp dışarıda üretileni Yozgat’ta pazarlar… Ucuz fiyata arsa bulursa arsa alır ya da ikinci veya üçüncü evini alır… Peki tüm bunların ilimizde yaşayan ve herhangi bir üretme yeteneği de olmayan gençlerimize bir faydası var mıdır?
Yoktur! Bu nedenle de iş bulamayan genç insanlarımız başka illere göçmek zorunda kalır. Son 25 yılda ilimizin nüfusu 700 binden 415 bine inmiştir. Bunu hepimiz biliyoruz ama önemli olan şudur: Bu göç nasıl durdurulur ve çözüm nedir?
Bence çözüm için öncelikle iki şeye ihtiyacımız vardır:
Birincisi devlet desteğidir. Türkiye Cumhuriyeti Devleti gerçekten Yozgat’ın üretmesini ve zenginleşmesini istiyorsa bu desteği vermelidir. Nedir bu destekler: Vergi muafiyeti, vergi ve harç istisnaları, SSK muafiyetleri, ithal edilecek araç ve makineler için vergi muafiyetleri, Organize Sanayi bölgesi içinde ana yola cepheli, alt yapısı, yolları, suyu, elektriği olan ve Fakıbeyli göletinden faydalanabileceğimiz en az 1000 dekarlık bir yatırım sahasının tahsis edilmesi.
Devletin vereceği sermaye garantisi ve yatırım teşvikleri aşağıda açıklayacağım yatırımlar konusunda girişimciler için bir çekim gücü oluşturacaktır. Çünkü hem paraları garanti altında olacak, hem de büyüyecek bir işe girişecek, belki de yakınlarının da iş sahibi olmalarını sağlayacaklardır.
İkincisi, Yozgat esnafının ve halkının desteğidir. Yozgatlılar, daha zenginleşmek için ağızlarından düşürmedikleri milliyetçiliğin gereğini yapıp illerine sahip çıkmalıdır. Gerçi mevduat sahiplerine hak vermiyor da değilim. Geçmişte yaşanan YİBİTAŞ ÇİMENTO ve YİMPAŞ talanından sonra birlikte yatırım yapmaktan kaçınmaktadırlar. Kontrolü olmayan, paranın garantisi olmayan yerde para sahibi doğal olarak kaçar. Bunu önleyecek tek şey de devlet garantisidir.
Bu garanti ile öncelikle halka açık bir anonim şirket kurulmalıdır. Adı Yozgat Yatırım AŞ. olabilir. Yönetimi, Yozgat’ta yaşayan ticaret ve üretim yapan insanlardan oluşmalıdır. Kömür, gübre, inşaat malzemesi satanlar, inşaat işleri yapıp elinde kamyon, kepçesi olanlar, keresteciler, tuğla-biriket-hazır beton imalatçıları, kraft torba, pp, pe’den çuval imalatçıları, zahireciler, bakliyatçılar, sanayide tornası olanlar, soğuk demirciler, “üretim nasıl yapılır”ı bilenler ve sermaye sahipleri bu şirketten hisse almalıdır.
Yozgat Yatırım AŞ’nin yapması gereken iş konuları:
1. Çin çıkışlı İpek Yolu ilimizden geçmektedir. Yozgat lojistik merkez ilan edilmelidir.
2. İlimizde tükettiğimiz kömürü biz ithal edip ilimizde satmalıyız.
3. Kimyevi gübre, organa mineral, sıvı gübre imalatı yapılmalıdır. Bu konuda 35 yıllık tecrübem vardır.
4.Anfo üretim izni alınmalıdır.(Google’den arayınız)
5.33 AN gübre ithali ve İç Anadolu’da satma izni alınmalıdır.
6. Yemlik buğdaylardan ekmeklik un üretimi yapmak, temizlemek ve siloculuk, böhler marka sistemleri kurmak.
7. İlimizde 2 şeker fabrikası, yakın illerden Çorum ve Kırşehir’de de şeker fabrikası vardır. Bunların küspelerini kuru küspe haline getirerek (10 kg yaş küspeden 1 kg kuru küspe elde edilir) saklanabilmesini kolaylaştırmak. Yonca, mısır skajlarını aynı yöntemle amanduskahl makineleriyle yapmak.
8. Tarımda ve sanayide önemli bir madde olan kükürt ten kar elde etmek amacıyla kükürt tesisleri yapmak. Kükürt temini için Kırıkkale Rafinerisi iyi bir fırsattır.
9. Büyükbaş besicilik, kaz yetiştiriciliği yapmak. 1 milyon ton yemlik buğday üreten köylünün bu buğdaylarını siloculukla alıp temizlediğimizde çok miktarda yem çıkar. Ucuz yem, çok etin teminatıdır.
10. Yozgat’ı bakliyatın başşehri yapabiliriz. Yeşil mercimek, nohut, fasulye yetiştirmeye uygun bir iklimimiz var. Yozgat’ımız ülkenin erzak deposu olabilir. Hem tohum üretimi, hem de erzak olarak adi figi, macar figini tohum olarak üretip tüm Türkiye’ye satabiliriz.
11. Su, gölet, baraj, kanal inşaatı yapmak, maden ve otantik taşlarımızı değerlendirmek amacıyla Yozgat Yatırım AŞ bünyesinde bir de inşaat şirketi kurulmalıdır. Gereken kamyon, kepçe, iş makinelerini gümrüksüz ithal etmeliyiz. Devlet bu teşvikleri verdiğinde 1 TL. koyan hissedarların paraları işe başlamadan 3 TL. olur. Bunu gören küçük tasarrufçular da bu projeye ortak olmayı arzu ederler.
Devletimize ve Sayın Valimize büyük görevler düşmektedir. Ben kendi adıma naçizane bilgim ve tecrübemle hemşerilerimin emrine amadeyim.
Her şey hayalle başlar. İnşallah bu hayalim gerçekleşir de en azından ilimizde işsizlik biter ve artık göç vermeyiz.
