Kategori: Meltem YILMAZ

  • Sivillerin Öldürüldüğü Hiçbir Savaş Haklı Olamaz

    Sivillerin öldüğü hele masum çocukların öldüğü hiçbir savaş haklı olamaz. Dünya masum insanların öldürülmesine göz yumuyorsa, bana kimse insan haklarından bahsetmesin. Bunun adı savaş değil cinayet. Bu cinayetlerin mahkemesi dünya olarak bize düşmüyor mu? Kim verecek cezayı?
    Aklımın yetmediği ise, herkes kendi ülkesinde güzel güzel yaşasın nedir bu doyumsuzluk. Kaçıncı yüzyıldayız ve hala savaşlar oluyor. Kabullenemiyorum. İnsan hayatı bu kadar ucuz mu, her insanın yaşama hakkı var, biz bunu nasıl yok ediyoruz.
    Filistin’de çocuklarla ilgili hiçbir habere bakamıyorum. Onları yaralı bereli görmeye dayanamazken bir insan olarak, insanlar nasıl öldürebiliyor. Savaşın tarafları önemli değil sivil halka zarar veren bir savaş karşısında susmak bize, insana, insanlığa yakışmıyor. Filistin için dünya susmamalı. Yıllardır kanayan yara sarılmalı. İnsan Hakları Konseyi somut adımlar atmalı. Dünya yaşanılabilir bir yer olana kadar tüm ülkeler seferber olmalı ve yürek yakan bu savaş sahnelerine dur demeli.
    İnsanlığımızı mı yitiriyoruz anlam veremiyorum. Teknoloji geliştikçe, bizler de mi makineleşiyoruz. Savaş nedir, sivil halkı vurmak nedir. Yazarken bile kafayı yiyecek oluyorum. Devlet yöneticilerin isteklerini arzularını gerçekleştirmek için masum insanların öldürülmesi çok zalimce değil mi?
    Dua etmekten başka elimizden bir şey gelmemesi de çaresizliğimizi gösteriyor. Savaşa girsek ayrı bir sorumluluk. Devlet büyüklerimiz elbette en doğru kararı ülkemiz için verecektir. Ben sadece bir insan olarak sivil halkın ölümlerine yüreğim dayanmıyor bunu dile getirmek istedim.
    Dünya olarak acil tüm ülke büyükleri toplanmalı. Başka bir gezegen yok yaşayabileceğimiz. Birileri savaşa dur demeli.Savaşlar, dünyadaki tüm ülkelerin sorumluluğu olmalı. Dünyanın sonunu kendi ellerimizle, savaşlarla yapmamalıyız. Dünya yaşanılabilir bir gezegen olmaya devam etmeli. Aklım bir yerde duruyor. Tek bildiğim bu saatten sonra çıkan her savaştan tüm ülkelerin sorumlu olduğu ve masum insanların öldürülmesine dur denilmesi gerektiği. Dualarımızı eksik etmeyelim. Saygılarımla..

  • Çekerek’te Hindistan Rüzgarı

    Bu hafta sonu yine Çekerek ilçemizdeki programa katılma şansım oldu. Çekerek ilçemize film çekimi için görüşmeye Hindistan’dan bir ekip geldi aktörleriyle birlikte. Aynı zamanda iki farklı kültürün birleştiği etkinlik renkli sahnelere de sahiplik yaptı. Hindistanlı ses sanatçıları şarkılarıyla renk kattı programa. Program boyunca yüzlerindeki mutluluk fark edilmeyecek gibi değildi. Çekerek ilçemize hayran kaldıklarını her fırsatta dile getirdiler.
    Hindistan filmlerini severim, gerek kıyafetleri, gerek dansları, gerek kültürlerini yansıtmaları ile filmlerde sosyal konuları ele almalarıyla dikkatimi çekmiştir. Çekerek ilçemizde Hindistanlıların film çekimi ön görüşme yapmak için gelmeleri ne kadar güzel bir gelişme. İlçeye katkısı, tanınırlığının artması gibi avantajları saymakla bitmez. Sosyal medyada paylaştığımda film çekilse ne olur gibi olumsuz yorumlar yazılsa da Gönül Dağı dizisinin Sivrihisar ilçesine katkısı yok mu? Yapmayın arkadaşlar. Çekerek ilçemizde güzel bir enerji ve ekip var, belediye elinden geldiğinde girişimlerde bulunuyor ve başarılı da oluyorlar. Helal olsun valla. Çekerek İlçesi Belediye Başkanı Eyyüp Çakır Beyefendi ve ekibi hakkını veriyorlar yaptıkları her işin. Bu şehre tek tuğla koyanının elini öper hiç de gocunmam. Çekerek inanın şuan Yozgat’ın incisi ve takdir edilmeli çalışan insanlar. Eleştirenlere diyorum buyurun gelin siz yapın sahne sizin. Kimse kılını kımıldatmaz inanın o eleştirenlerden. O vakit bırakın çalışan insanların moralini bozmayı.
    Çekerek ilçemiz ayrıca yaptıkları organizasyon işlerinde de oldukça başarılı. Gerek oluşturdukları rota ve yöresel yemek sunumları, lavanta ürünleri, yöresel ürünlerle göz dolduruyor. Hindistanlı misafirlere servis ettikleri arabaşı çorbamızın hamurunu yutturmaya çalışırlarken keyifli dakikalar yaşandı. İki farklı kültürün bir araya gelerek kardeşlik bağlarının gelişmesi ve iş ortaklığı için önemli bir gezi programı oldu.
    Süreyya Bey Barajının görüntüsüne de hayran olan sanatçılar ilçeyi sevdiklerini söylediler. Kısa süre içinde film çekimi ve film okulu için yeniden geleceklerini ifade ettiler. Çekerek Hindistan’ın Bollywood oyuncuları geçidini yaşadı adeta. Suman Talwar,Naresh Vijay Krishna, Siva Balaji , film yapımcısı Tummalapalli Rama Satyanarayana , ses sanatçıları Neha Karode ve Anubhav Suman, Sufi müzik sanatçısı Adnan Salem, Haydarabad Qawwali grubundan Warsi Brothers, moda tasarımcısı Aslam Khan ve Seshu KMR katıldılar.
    Çekerek ilçemiz daha ne yapsın. Görün Hindistanlı ekip film çeksin ilçemizde, ziyaretçi akınına uğrayacak. Çekerek Belediyesi ekibi oldukça başarılı ve özverili, güler yüzlü. Turizm işlerinde güler yüz, hizmet kalitesi olmazsa olmazlardan. İnanıyorum ki Çekerek ilçemiz bu ekiple film projesine hazır. Biz Yozgatlılara düşen onları desteklemek. Gereksiz yere moral bozmamak. Rahmetli anamın dediği gibi uzayan kol bizden olsun. Çekerek yolun açık olsun. Saygılarımla…

  • Yozgat’ın Turizm Merkezi Çekerek

    Geçtiğimiz hafta Çekerek Belediyesi’nin daveti üzerine, tanıtım videoları çekmek için Çekerek ilçemize gittim. Her gittiğimde hep bir telaşla kısa bir zamanda uğradığım ilçeyi iki gün doya doya yaşadım. Gördüm ki Yozgat’ın turizm merkezi Çekerek olacak.
    Aromatik Tıbbi Üretim Tesisinden başlayan gezimde, tesiste lavantanın nasıl kıymetli işlendiğini ve üretime katkı sağladığını gördüm. Üretmek bir şehre oldukça katkı sağlıyor. Üretilen ürünlerde Kadın Kooperatif satış ofisinde satılıyor. Ofis oldukça temiz, görselliği muhteşem, çalışanlar candan. Kadın eli değer de kötü olur mu hiç? Çekerek Belediye Başkanı Sayın Eyyüp Çakır Beyefendi ile bir toplantıda bulunma şansım oldu. Eşinin toplantıya katılmış olması da kadınlara verdiği önemi gösteriyor ayrıca. Buradan hemen toplantı ile kısa bilgi vereyim Hindistan’dan bir ekip Çekerek ilçemize gelecekmiş. Ne kadar gurur verici. Bizler yanımızdaki Çekerek ilçemize gitmezken, adamlar başka ülkeden geliyor.
    Çekerek’e gidip de rafting yapmadan olur mu? Bir kere değil iki kere yapmak zorunda kaldık video çekiminde aksilik olunca. Korkulacak bir şey yokmuş, suya düşerim diye çok korkmuştum oysa. Sonra Bilim Merkezine geçtik. İki hoca var ki orada o kadar naif ve tatlılar ki çocuklarımız mutlaka onlarla tanışmalı, bilimsel çalışmaları yakından görmeliler. Bilim Merkezinin terasında yüksek çözünürlüğü olan teleskoplar var, güneşi, ayı, gezegenleri yakından görebiliyorsunuz.
    Zaman nasıl geçmiş farkında değildik. Çekerek’de yemek nerede yenir tabi ki Şato Restoranda. Bilmeyen var mı bilmiyorum etinizi kendiniz götürüp, salatanızı kendiniz yapıyorsunuz. Eti oradaki şef pişirip getiriyor. Farklı konsepti ile dikkat çeken restoranın manzarası gecesi gündüzü ayrı güzel.
    Gelelim Çekerek Millet Bahçesine. Teras çıkınca , Süreyya Barajı görüntüsü muhteşem ötesi.
    Geceyi bungalov evlerde geçirdim. Kışın da hizmet verecek olan bungalov evler ziyaretçilerini bekliyor.
    Genel olarak değerlendirecek olursam, dolu dolu yaşayacağınız haftasonu için Çekerek ilçemize mutlaka gidin ve konaklayın. Güler yüzlü insanlarla eminim sizin de yüzünüz gülecek. Çekerek Yozgat’ımızın incisi olmaya aday. Yapılan yatırımların kıymetini bilmek gerek. Her sene geldiğimde bambaşka bir Çekerek görüyorum. Buraya yatırım yapan değerli devlet büyüğümüz Sayın Fuat Oktay Beyefendiyi, özveri ile çalışan yöneticileri, Çekerek Belediye Başkanı Sayın Eyyüp Çakır Beyefendiyi canı gönülden kutluyorum ve Allah sizlerden razı olsun diyorum. Saygılarımla…

  • Karabıyık Köprüsünden Geçer Bir Yavuz

    Karabıyık Köprüsü; şurada neredeyse başucumuzda…Yozgat Boğazlıyan yolu üzerinde, Karabıyık Köyünün yol ayrımının yaklaşık 500 metre kuzeyinde ve yola yaklaşık 200-250 metre uzaklıkta, yani bildiğimiz Atatürk yolu kenarında. Belki bir çoğumuz duydu, belki bir çoğumuz gördü, belki de bir çoğumuzun haberi bile yok. Ne büyük kayıp değil mi, yaşadığımız şehre yabancı olmak.
    2013 yılı yaz tatilinde, Yozgat’ta fotoğraf çekmek için yaptığımız araştırmada bulmuştum Karabıyık Köprüsünü. Google görselleri oldukça etkileyici gelmişti bize. Kolları sıvadık, yola düştük, google amcamız Şefaatli’ye yönlendirmişti bizi, yerini bilmediğimizden. Şefaatli ilçesinde kime sorsak bilmiyordu. Biz de araçtan inip etrafa bakınmaya başladık, yaşlı bir amca makinelerimizi görünce meraklanmış olmalı, usulca bize gazeteci misiniz diye yaklaştı. Başladı sohbet. Derdimizi anlatınca bilirkişiye kavuşmanın sevinci ile atladık araca. Git git bitmiyordu yol. Birden anayola çıktık. Yol kenarında yine bir amca ile karşılaştık ve bize yolun karşısında olduğunu söyledi, sonra bulursunuz dedi. Puzzle gibi parçaları birlerleştire birleştire bulacağımız köprüyü daha çok merak etmeye başladık, az bilinenlerin keşif heyecanı bizi sarmıştı bir kere. Yolun karşısından köy yoluna girdik. Girdiğimiz toprak yol, 50 metre sonra ikiye ayrılıyordu. Sağa sola baktık bir levhada yok. Ne yapmalıyız derken, az kullanılan yolun daha mantıklı olduğuna karar verdik, kimse bilmediğine göre pek giden de olmamıştır diye düşündük.
    İki tarafı ağaçlı, gökyüzünü zor gördüğümüz bir yoldan geçtik, ilerliyorduk nereye gittiğimizi bilmeden. Nihayet yolun sonunda köprüyü bulduk. Bizdeki sevinç çığlıkları, milli maçlardaki sevinci aratmayacak cinstendi doğrusu.
    Köprüde yürürken, Mısır Seferleri için yapılan bu köprünün üzerinden, Yavuz Sultan Selim ve ordusunun geçtiğini hayal ettim. Ne de güzel bir köprüye sahibiz aslında. Şurada anayoldan gözükecek kadar yakın bir köprünün varlığını, yeni öğrendiğim için utandım biraz da kendimden. Tarihi bir köprünün öksüz bırakılmasına üzülmedim desem yalan olur.
    Sonra dedim ki kendi kendime, kimse üzerine alınmasın lütfen, sesli düşünme eylemi bu sadece. Köprüyü ışıklandırsak, anayoldan geçenlerin dikkatini en azından akşamları çekmez mi ? Şu ağaçlı yola da bir güzellik yapılabilir. Renkli taşlarla döşenmiş, ağaçlarla örtülü bir yoldan, Yavuz Sultan Selim’in geçtiği köprüye gitmek fena mı olurdu? Tabi mümkünse bir de dikkat çekici levhalardan rica ediyorum. Yılda bir kez de Yozgat Kültür Şenliği yapılsa ve unutulan, bilinmeyen tarihi eserlerimize tur düzenlense kötü mü olurdu? Siz bana bakmayın, ben yine sesli düşünüp, parmaklarıma hakim olamadım. Saygılar…

  • Rotamız Yozgat; Akdağmadeni’ndeyiz

    Her gittiğimde mutlaka bir değişiklik gördüğüm, hayran kaldığım yerdir Akdağmadeni. Memleketim diye söylemiyorum, aman ha, gitmediyseniz de mutlaka görmeniz gereken bir ilçe. Ben Yozgat’ın Paris’i diyorum, siz ne derseniz…
    17 yaşımsın dediğim memleketimden, 17 yaşımda üniversiteyi kazanınca ayrıldım, ayrılış o ayrılış. Çocukluğumu ilmik ilmik dokuduğum, gözümü açtığımda hatırladığım, burnumu sızlatan yerlerden bir tanesidir. Düşünün bundan 20 sene öncesi bayanlar akşamları yürüyüşe çıkardı ve rahatsız eden kimse olmazdı, durum bugünde böyle yanlış anlaşılmasın. Bir ara beden eğitimi öğretmenliğine hazırlandığım için koşardım ben de annemlerle akşamları.
    Bilmem nedendir kitap okuyan da fazladır orada. Kürdü, Çerkesi, Alevisi, Türkü, Muhaciri bir arada yaşar, kimse kimseyi rahatsız etmez. Kozmopolitan bir yapısının gereği belki de orada yaşayan insanların bakış açısını değiştirmiş olmalı.
    Ben kendimi bildim bileli evimizde büyük bir kitaplık ve kitaplar vardır. Babamla kim önce okuduğu kitabı bitirecek yarışı yapardık, o hayatımın en güzel yıllarında… Demem o ki, ilçemizde mutlaka ailede birilerini kitap okur bulursunuz mutlaka.
    Hasret kaldığım memleketime, bu bayramda gittiğimde, akşam geziyoruz kardeşlerimle, Ahşap Cami’nin olduğu tepenin ışıklandırması, Türk Bayrağımızın dalgalanması ayrı bir hava katmış, ağzım açık bakarak geçtim yoldan ne yalan söyleyim. Ah dedim az ilerde deniz de olaydı kim tutardı seni, hey gidi Akdağmadeni !
    Biz çocukluğumuzda havuz başı parklarda dondurma yeyip, çay içerek büyüdük. Gözümüzü açtığımızda dolu dolu bir yerde bulduk kendimizi. Hala bile Akdağmadeniliyim dediğinizde insanlar ooo diyebiliyorsa biz farkımızı koymuşuz demektir.
    Güzeldir benim ilçem, insanlarıyla, doğasıyla, çiçeğiyle, böceğiyle, ormanlarıyla… Geçtiğimiz günler ilçemizde çıkan yangını duymayan kalmamıştır. Nasıl içim yandı anlatamam. Bakmaya kıyamadığımız çam ağaçlarımız yandı. Biz de yandık… Biraz daha dikkatli olmalıyız eğer ormanda ateş yakıyorsak piknik için.
    Bir de Muşalli Kalemiz var bizim ,ilçeye 8-10 kilometre uzaklıkta. Görülmeye değer mi değer valla. İnsan en çok kendi memleketini gezemiyor her defasına dile getiriyorum. Ertelemeyelim hayatı, yarınlarımızı. Ne diyecektim unutmadan, kalenin hemen aşağısında iki türbe bulunmaktadır. Çocukluğumda hayal meyal kaleye çıkmak için gittiğimizde bir Fatiha okurduk. Neden çıkardık, annemin köyünde bulunuyor çünkü güzelim kale. Yıkılmış ama hala ayakta kalan bölümleri var. Neyse gelelim türbelerimize…Bu türbeler kaleye yakın olanı Ali Çelebi aşağıda olanı ise Mahmut Çelebi Türbesidir. Bir de efsane anlatılır Ali Çelebi ve Mahmut Çelebi hakkında…
    Ali Çelebi ve Mahmut Çelebi Muşali Kalesi düşmanların elinde iken burayı fethetmek için kalenin bulunduğu tepenin altında savaşırlarken, düşmanın biri Mahmut Çelebi’nin kafasını uçurur. Kafası yere düşen Mahmut Çelebi; yerden kafasını koltuğunun arasına alarak düşmanla savaşmaya devam eder. Bu durumu gören düşman paniğe kapılıp korkup kaçmaya başlar. Bu arada kadının biri Mahmut Çelebi’nin kafasının koltuğunun altında olduğunu görünce: “ Bakın, adam kellesi koltuğunda savaşıyor,” diye bağırır. Bunu Mahmut Çelebi’ de duyar ve durumu fark ettiği anda olduğu yere düşer ve şehit olur. Aynı çarpışmada Ali Çelebi’de şehit düşer ve Ali Çelebi ve Mahmut Çelebi’nin, şehit düştükleri yerlere kubbeleri de bulunan türbeleri yapılır. Fakat ertesi gün sabah bakarlar ki Mahmut Çelebi’nin Türbesi’nin kubbesi yıkılmıştır. Tekrar kubbesini inşa ederler, fakat ertesi gün gene aynı şekilde kubbesinin yıkılmış olduğu görülür. Bir kez daha kubbesi inşa edilir. Bu kez inşa eden ustaların o gece rüyalarına Mahmut Çelebi girer ve “ Benim gövdem üstünde başım yok, sizde türbem üzerine kubbe koymayın” der. Bu rüya üzerine artık Mahmut Çelebi’nin türbesinin üzerine kubbe yapımından vazgeçilir.
    Ya işte böyle dostlar… Tarihimizde savaşlarımız ne hikayelerle doludur. Aslında Yozgatımız çok geniş bir tarihe ve kültüre sahip. Araştırmak, yazmak, gezmek de bize düşer. Bakalım haftaya yolumuz nereden geçecek. Görüşmek üzere…

  • Yozgat’ta Mutlu Musun?

    Mutlu olmayı bilmiyorsan dünyada her yer aynıdır. Venedik’teki insanlar depresyona girmiyor mu? Ya Yozgat’ta bütün insanlar mı mutsuz. Yozgat’ta yapılacak bir şey yok deyip, evden çıkmayan, para harcamak istemeyen insanlar elbette mutsuz olur. Yozgat’ta ben neden istediğimi yapabiliyorum. Tiyatro ekibi bile kurmuşluğum var. Eğer siz evde oturmayı tercih ediyorsanız bu sizin kararınız Yozgat’a bağlamamak gerek. Elbette sınırlı imkânlar. Arz talep meselesi de. Yatırımcı kimse gelmezse para kazanmazsa elbette buraya golf sahası yapmaz değil mi? Size sevdiğim yaşanmış bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum mutluluk üzerine.
    Guy de Mauppasant sürekli Eyfel Kulesi’nde bir kafede otururmuş. Neden kuleden bu kadar nefret ettiği halde gidip orada oturduğunu soranlara da “Paris’ te Eyfel’in görünmediği tek yer burası” cevabını verirmiş.
    Bakış açımızı geliştirdiğimizde mutlu olmayı öğreniyoruz. Venedik’teki her insan mutlu mu diye sormak lazım ara sıra.
    Yozgat’ta kaçımız Çamlık Milli Pakında sabah yürüyüşüne gidiyoruz?
    Yozgat’ta yıl içinde birçok tiyatro oyunu geliyor kaçına gidiyorsunuz?
    Yozgat’ta güneşin doğuşunu ve batışını seyrettiniz mi Nohutlu Tepesinde?
    Yozgat’ta bir çok spor yapabilirsiniz, tenis, badminton gibi hangisi ile ilgileniyorsun?
    Yozgat’ta en son ne zaman sinemaya gittin?
    Yozgat’ta tarihi yerleri, ilçeler dahil gezdin mi?
    Yozgat’ta müzik eğitimi alabileceğini biliyor musun?
    Yozgat’ta birçok STK, topluluklar etkinlik yapıyor hangisine katıldın?
    Liste uzar gider, mesele Yozgat değil biz ne istiyoruz. İstediğin her şeyi bulursun hayatta aslında. Evet denizimiz yok, olaydı iyiydi amma yok işte. Deniz olmayınca bu şehirde bir şey olmadığı anlamına gelmiyor. İş, ev, yemek, temizlik, televizyon derken eve hapsediyoruz kendimizi Yozgat’ta. Elbette günlük işler de olacak, planlı yapılınca vakit çok kalıyor insana. Hafta içi çalışıyorum eğlenmeyim yoruldum derseniz, canlı müziğe gitmek için hafta sonunu beklerseniz, mutlu da olamazsınız bu şehir karşısında beklentilerinizde. Mutluluk çok geniş bir kavram, ben bu şehirde hiçbir şey yapmadan, evden çıkmadan Yozgat’ı eleştirenler için söylüyorum. İnsan kendine yatırım yapmalı. Bunun yolu da kurslardan, eğitimlerden, sosyalleşmeden geçiyor her nerede yaşıyorsanız, mesele Yozgat değil… Saygılarımla…

  • Seçim Sonrası Yozgat’ta Yenilikler Olmalı mı?

    Konu Yozgat olunca sanki dert tasa bitmiyor gibi geliyor. Tabi kaç kişi kafaya takıyor bu da muamma. Hepimiz hayıflanırız Yozgat gelişmiyor diye. Yazdıklarımı herkes okusun ancak herkes üstüne alınmasın. Yozgat’ta kurum yöneticilerin dokunulmazlıkları var gibi tavırları rahatsız edici değil mi? Yöneticiler, çalışanlar için oradalar, çalışanlar onlar için orada değil. Çalışanlar mutlu değilse, yönetimde sıkıntılar varsa yöneticiler değiştirilmeli. Uzun yıllar yöneticilik yapanlar, devlet kurumu değil de kendi yerleri gibi davranmaları bence çok rahatsızlık verici.
    Çalışanlarına mobbing uygulayanlar, seslerini yükseltip bağıranlar, işi beğenmiyorsan git diyenler diye liste uzar gider. Devlet büyüklerimizden ricam, sizlere sorun yok gibi aktarılıyor ancak sorun çok aslında. Sorun olmayan yerde sorun daha çok. Sonra bizler mutlu çalışan, kaliteli, verimli hizmet alan vatandaşlar olsun istiyoruz.
    Çok kıymetli Hocam Erol Özmen’in derste söylediği cümle hala kulaklarımda; yöneticiler çalışanlarla iletişimi yönetmek zorunda. Maşallah Yozgat’ta bazı kurumlarda iletişimi yönetmek değil de, çalışanların canını almaya çalışıyorlar. Hakaretler, beş dakika geç kaldın diye hesap sormalar, en ufak sorunda yerini değiştirmeler. İlçeye gönderirim gibi tehditlerle susturmaya çalışmalar, hakkını arayanlarla uğraşmalar. Hizmet kalitesi ile bu kadar çok uğraşsaydık daha iyi olmaz mıydık? Sözlerim meclisten dışarı elbette kim isterse üstüne alınsın. Hatta size Yozgat’ın mükemmelliyetini anlatayım.
    Yozgat’ta çalışanlar çok mutlu, herkes kendi çalıştığı birimden memnun. Hizmet alan vatandaşların memnuniyet oranları da yüzde 90 üzeri. Herkes güler yüzlü. Her şey yolunda… Yöneticiler çalışanların arasından su sızmıyor. Adalet her yerde. Birisi 5 dakika geç gelse ne derdin var diye soranlar var mesela. İşe hiç gelmeyenler de mutlu. Birine bir birim iş verilirken diğerine on birim verilenler de mutlu. Mutlu mesut yaşıyoruz. Yozgat başarılı iller arasında.
    Bu kadar hayalden sonra gerçeklere dönelim. Keşke biz çalışanlar seçimle seçebilseydik yöneticileri. Beş yıldan fazla da kimse yönetici olmasaydı. İç sesim biraz dış ses oldu sanırım. Devletimizin kurumlarını kendi babalarının iş yerleri görmelerine müsaade etmeyelim. Kimse devletimizden büyük değil. Seçimlerden sonra Yozgat’ımızda yenilikler yapılmasını istiyorum. Yeni bir dönem yeni bir yönetim olmalı düşüncesindeyim. Saygılarımla…

  • Yozgat’ta Çevre Kirliliği

    Sanırım yaş ilerledikçe kalabalık ortamlardan uzaklaşıyor insan ve doğada daha çok zaman geçirmek istiyor. Hepimiz de görüyoruz çevre temizliğine çok dikkat etmiyoruz. Hepimiz kızıyoruz, peki kötü kim, bunu yapan kim? Piknik alanlarında çöpleri hayvanlar karıştırıp dağıtabiliyor. Görevliler nerde peki diyoruz o zamanda. Geçen haftalarda Akdağmadeni’ne gittim. Akdağmadeni’ne gidip piknik yapmadan olmazdı. Aileler var kalabalık bir piknik alanı. Küçük bir de su akıntısı vardı. Video çekmek için gittim, ne göreyim tüm çöplerini suya döküp gitmişler, poşetlerin kimi suda taşlara takılmış, kimi sürüklenip gidiyor, hiç hoş bir görüntü değildi. Yetişebildiklerimi topladım. Piknik alanlarında çöplerimizi bırakmamayı bir adet haline getirdik. Elbette hayvanların yiyebileceği yiyecekler bırakılabilir poşet olmadan.
    Yine bir hafta sonu Sorgun Üç Tepelere gittiğimde her yer yine çöpten geçilmiyor, kimse rahatsız olmuyor, piknik yapmaya devam ediyorlardı. Çevre temizliği kültürünü oluşturmak zor mu bu kadar anlamamış değilim bu şehirde.
    Sosyal medyada en çok gündeme gelen Yozgat Çamlık Milli Parkımızın bakımsızlığı ve kirliliği. Elbette hayvanlar karıştırabilir, dağıtabilir anlarım. Çözüm noktasında Yozgat Belediyemiz çalışmalar yapmalı. Küçücük çöp kovaları olmasın. Çamlık girişte konteynır olsun, herkes giderken çöpünü atıversin bizahmet. Görevliler de sürekli kontrol etseler fena mı olurdu hani.
    Aydıncık ilçemizde Şebek Geçicini görmeyen, bilmeyen var mı bilmiyorum. Sosyal medyadan gelen bir mesajda Şebek Geçici yol kenarındaki çeşme etrafının çöpten geçilmediği yazıyordu. Bir gittiğimde dikkat ettim ve gerçekten öyleydi. Başka bir etkinlik için gittiğimizden hazırlıksızdım eldiven ve çöp poşeti yoktu yanımda ancak bir gün planlı olarak gideceğim yerlerden bir tanesidir.
    Yozgat’ta gelin görün gezin dediğimiz ne kadar yer varsa çevre kirliliği mevcut. Çevre dostu birkaç dernek faaliyet gösterse de bu çevre temizliği kültürü zaman alacak bu şehirde farkındayım. Sen, ben, o el atmazsak kim yapacak bu işleri bilmiyorum. Sadece Yozgatlı olarak Yozgat’a bakıp üzülüyorum. Bir yanım git derken bir yanım çekiyor kalıyorum. Memleket bizim, biz sahip çıkıp, insanları uyarmamız gerekirken en çok da biz kirletiyoruz bu şehri…
    Saygılarımla…

  • Yozgat’ta Fotoğraf Üzerine Kısa Söyleşi

    19 Ağustos 1839’da “fotoğraf”, Fransız Bilimler Akademisi ve AcadémiedesBeaux-Arts düzenlenen Institut de France’daArago tarafından resmen tüm dünyaya duyurulmuştu. Tüm Fotoğraf Severlerin Dünya Fotoğraf Günü Kutlu Olsun…
    İlk profesyonel fotoğraf makinesini elime aldığımda üniversite birinci sınıftı. Yıl 2001… Sivas Cumhuriyet Üniversitesi. Zenit makinemle 36 pozla, karanlık odada baskı yaptığım yıllar. O zamanlar karanlık odanın inanılmaz bir çekiciliği vardı. Yıllar yılları kovaladı ve ben yıllar sonra yeniden Yozgat’a geldiğimde Seyfi Çelikkaya Hocamla tanıştım. Kursa başladık. Kursta sanki bilerek seçilmiş gibi uyumlu bir ekiptik. Sık sık bir araya gelip çekim için Yozgat sokaklarında az dolaşmadık. Biz güzel çocuklardık.
    Hep şikâyet ederler ya Yozgat’ta ne var diye, sorunun Yozgat olmadığını anlıyorsunuzzamanla. O yıllar Seyfi Hocamın emeklerini inkâr edemem. Çok uğraştı bizlerle. Emeğine, yüreğine sağlık. Keşke aynı ekiple yeniden bir araya gelme şansımız olsaydı. Dağıldık çil yavrusu gibi hep bir yerlere, başka şehirlere. Arkadaşlardan üç beş kişi kaldık, ara ara hala bir araya gelir çekim yaparız.
    Yozgat’ta yaşarken çok değerli dostum Fatih Koçak’la tanışma fırsatım oldu, daha sonra Oktay Yıldırım Ağabeyle. Onlardan da fotoğraf üzerine çok kıymetli bilgiler aldığım doğrudur. Fotoğrafa bakış açımı değiştiren yaratıcık katmamı sağlayan isimlerdir.
    Yozgat ve İzmir’de fotoğraflarım sergide görücüye çıktılar. Bu duygu gerçekten inanılmaz tatlı bir şeydi. Haber fotoğrafçılığı üzerine kendimi geliştirsem de ara ara manzara çekimleri yaptığım da doğrudur. Ancak çekimlerimi çeyiz sandığıma kaldırıyorum. Pek sevmiyorum paylaşmayı nedense. Kim bilir bir gün açılıverir kapak bir bakmışsınız kendi fotoğraf sergimi açmışımdır.
    Dünya Fotoğrafçılık Günü önüme pat diye düşünce yazmadan geçmek istemedim. Bu şehirde fotoğraf üzerine çalışan benim gibi sandığa kaldıran da var, paylaşıp kamuoyuna faydası dokunan da. Bu şehirde fotoğraf sanatı var, görseniz de görmeseniz de. Kıymet bilinse de bilinmese de. Emeğe saygı gösterilse de gösterilmese de bu şehir de fotoğraf sanatı var ve makine tutan o eller çok kıymetli.
    Bir diğer konuda Yozgat’ta fotoğrafçılığı her ne kadar ticari olarak yapsalar da o fotoğrafçı arkadaşlarımızın da bu şehre emeği çok ve oldukça başarılılar. Sadece düğün ya da portre fotoğrafı çekmiyorlar sandığımız gibi. Şehrin fotoğraf arşivine büyük katkıları olduğu da inkâr edilemez bir gerçek. Kıymet bilinir bilinmez o ayrı bir konudur. Tek bildiğim sahip çıkılmalı fotoğraf sanatı ile uğraşan tüm dostlara. Saygılarımla…

  • Abbas Sayar’ı Anmak Anmamak

    Abbas Sayar’ın dediği gibi Yozgat var Yozgatlı yok. Abbas Sayar gibi bir ismi ölüm yıl dönümünde şehir olarak anmamak çok üzücü değil mi? Abbas Sayar’ımız var diye övünürken sanki sahipsiz gibi anmamak da garip değil mi? Gerçi Yozgatlı olarak kaç kişi Abbas Sayar okumuştur muamma. Gerçi Abbas Sayar’ı da ne kadar tanıyoruz, tanıtabiliyoruz ki..
    Abbas Sayar, yazmaya şiir ile başladı. Toplam 6 şiir kitabı yayımladı. Bu kitaplar çok dar bir çevrenin dışına çıkmadığından bugün bilinmemektedir. Ancak daha önce yayımladığı tüm şiirleri 1992 yılında derlenip Boşluğa Takılan Ses adıyla kitaplaştırılmıştır. 1999’da ölümünden sonra derlenebilen şiirleri ise Şiirler adıyla yayımlanmıştır.
    1950’lerde roman türüne geçti. İlk romanı Yılkı Atını yazdıktan yaklaşık on – on beş yıl sonra 1970’te yayımladı. Yılkıya bırakılan bir atın doğadaki yaşam savaşını anlatan ve arka planda köy halkının yoksulluğu ve çaresizliğini sergileyen roman daha sonra filme uyarlanmıştır.
    Yılkı Atı’nı yayımladıktan sonra ikişer yıl arayla romanlarını yayımlamayı sürdürdü. 1972’de yayımladığı Çelo, radyo oyununa (Nebahat Abla’yı Yitirdik adıyla)uyarlanmış; 1974’te yayımladığı Can Şenliği ise TV1’de dört bölümlük bir dizi ve sinema filmi olarak gösterime sunulmuştur.
    Yazarın tek öykü kitabı Yorganımı Sıkı Sar 1976’da, Dik Bayır adlı romanı 1977’de yayımlandı. Takip eden yıllarda Tarlabaşı Salkım Saçak (1987, roman), Anılarda Yumak Yumak (1990, anı-roman), Boşluğa Takılan Ses(1991, şiir), Noktalar (1991, vecizeler) adlı kitaplarını yayımladı.
    Abbas Sayar’ın yapıtları köy edebiyatı kategorisinde değerlendirilir. Yapıtlarında genellikle Orta Anadolu’yu anlatır. Romanlarında Türk köylüsünün nasıl yaşadığını bilmek, öğrenmek ve yaşam koşullarını değiştirmek gerektiğini aydınlara ve politikacılara haykırır.
    El Eli Yur El de Yüzü adlı romanında ise politika ile uğraştığı dönemdeki anılarından yola çıkarak; 1954-1957 seçimlerinde Zağcıoğlu köyünün genel durumu, köylünün politikacılara bakışı; politikacılarla köy halkının birbirlerinden beklentilerini bir kara mizah örneği olarak gözler önüne serer.
    Böylesine bir yazarı Abbas Sayar’ımızı sessiz sedasız bilenler mezarını ziyaret ederek andılar. Ya biz Yozgat olarak ne yaptık? Hiç…

  • Yozgat Somut Olmayan Kültürel Mirasımız Güncellenmeli

    Somut Olmayan Kültürel Miras Ulusal Envanterine baktığımızda Yozgat’a ait 10unsurun olduğunu görüyoruz. Peki nedir bu somut olmayan kültürel miras; gelenekler, ritüeller, halk seyirlik sanatları, masallar vb. kültürel değerleri kapsar. Evet şimdi bakalım listemizde Yozgat’a ait ne var ne yok. Çot, Kına Töreni, Yağmur Duası, Hıdrellez, Çiğdem Pilavı, Aşıklık, Saya Gezme, Sinsin, Testi Kebabı, Arabaşı… Peki bu ilin somut olmayan kültürel miras listesi sizce de zayıf değil mi? Diğer illere baktığımda 40 ya da 50 tane varken neden bizim listemiz bu kadar zayıf kalmış.
    Kültür ve Turizm Bakanlığının internet sayfasına baktığımızda; Somut Olmayan Kültürel Miras çalışmasının basamaklarına ulaşıyoruz.
    Envanterle ilgili işlem basamakları şunlardır:
    1. İllerde öncelikle ilgili kurum/kuruluş, araştırma merkezi/enstitü, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile uzmanlar ve gerekli durumlarda somut olmayan kültürel miras taşıyıcılarının katılımı ile İl Tespit Kurulları oluşturulur.
    2. Bu Kurullar kendi illerindeki somut olmayan kültürel miras unsurları ile yaşayan insan hazinesi aday önerilerini, gerekli tespit formlarını doldurmuş halde periyodik olarak yılda iki kez Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğüne gönderir.
    3. Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğü, illerden gelen verileri kendi bünyesinde ilgili kurum/kuruluş, araştırma merkezi/enstitü, sivil toplum kuruluşu temsilcileri ile uzmanlar ve gerekli durumlarda somut olmayan kültürel miras taşıyıcılarının katılımı ile oluşturduğu Uzmanlar Komisyonunda değerlendirerek, envantere alınacak unsurları belirler ve Makam Onayına sunar.
    4. Envantere alınması kararlaştırılan unsurlar, envanter sistemine kaydedilir ve Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğün web sitesinden kamuoyuyla paylaşılır.
    Bildiğim kadarıyla ilimizde bu kurul da var. Zayıf kalan listemizle ilgili çalışmalar yapacaklarını umut ediyorum. Hatta işi kolaylaştırmak içinde ben aklıma gelenleri yazayım, sizin de bildikleriniz varsa bize iletin çok mutlu olurum. Oya sanatı, dikiş dikme geleneği, işleme ve nakış sanatı, örme-örgücülük, köy odası geleneği, kıraathane kültürü, kermes geleneği, sağdıçlık geleneği, asker uğurlama, hacı uğurlama, diş hediği, sünnet töreni, nişan, düğün, taziye geleneği, ölü helvası geleneği, mevlit geleneği, pazarcılık kültürü, mani söyleme geleneği, halay, kaplıca kültürü, aşure geleneği, tarhana yapımı geleneği, helva kültürü, reçel yapımı geleneği, erişte geleneği, turşu kültürü gibi aklıma gelenler. Bunlar ve çalışmada çıkacak belki de onlarca unsur neden ilimizin envanterine eklenmesin.
    Sen, ben sahip çıkmazsak ilimizin kültür aktarımı nasıl olacak yeni kuşaklara, çocuklarımıza, torunlarımıza. Yozgat Kültürü ile ilgili deneyimli, başarılı STK’lar, kıymetli insanlar var. Kurulda onlar yer alıyor mu bilmiyorum ancak, yer almıyor ise çalışmaya dahil edilmeli.
    Özlem Aydoğdu Atasoy’un Nisan-Mayıs 2016 döneminde yapmış olduğu bir çalışmaya; Araştırma ve Eğitim Genel Müdürlüğünde görev yapanlarla; İzmir ve Ankara Kültür ve Turizm Müdürlüklerinde görev yapanlarla adı geçen il müdürlüklerinde; Yozgat Kültür ve Turizm Müdürlüğü İl Tespit Komisyonu Üyesi katılmış, toplantı Ankara’da gerçekleşmiş. Çalışmadan aldığım bölümü olduğu gibi aktarıyorum.
    Yozgat İl Tespit Komisyonu üyesine göre ise İlMüdürlükleri için SOKÜM iş yükü demek, gereksiz bir iş yükü demek. İl müdürlükleri işibilmiyorlar ve öğrenmekte istemiyorlar. Ayrıca il müdürlüklerine liyakatsiz atamalar var. İşinbaşına liyakatsiz atanan birinin gelmesi demek O kişi işi bilmediği için veya o işle ilgilenmediği için işin düzgün yürümemesi demek…
    Tüm görüşmecilerin cevaplarından ortaya çıkarılan sonuçlar aşağıda sıralanmıştır:
    – İl Müdürlüklerinin somut olmayan kültürel mirasın ne olduğunu bilmediklerini,
    – İl Müdürlüklerindeki kadroların –özellikle de yönetici kadrosunun- çok sık değiştiği/
    değiştirildiği,
    – Her ilde folklor araştırmacısı olmadığı, olan illerde somut olmayan kültürel mirasla
    ilgili genelde folklor araştırmacılarının ilgilendiği,
    – Folklor araştırmacısı olmayan illerde somut olmayan kültürel miras konusunun hemen hemen hiç bilinmediği, konuyla ilgilenilmediği, gelen yazışmaların işlem yapılmadan dosyasına kaldırıldığı,
    – Daha önceki yıllarda illerde yapılan somut olmayan kültürel miras bilgilendirme toplantıları veya eğitimlerinin iller açısından çok faydalı olduğu,
    – İl Müdürlüklerinde somut olmayan kültürel miras konusunun il müdürünün bu konuya bakış açısı ile ilgili olduğudur.
    Çalışmada ifadelere yer verilmiş.
    Diğer illeri bilmem de bizim bu konuda Yozgat olarak çalışma yapmamız gerekir bunu bilirim. Saygılar.
    Kaynak: https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/862338

  • Yozgat’ı Biz Tanıyor muyuz, Geziyor muyuz?

    Uzun bir aradan hatta çok uzun bir aradan sonra yeniden yazmaya başlamak benim için oldukça heyecan verici. Bu süreçte Yozgat’ı neredeyse karış karış gezdim diyebilirim. Evliya Çelebi mertebesine yetişmek mümkün olmasa da ben de Yozgat’ı gezerken gördüklerimi, öğrendiklerimi aktarmak için yeniden yazmaya karar verdim. Memleketimize bir katkımız olursa ne mutlu. Tabi bu süreçte sosyal medyada Yozgat tanıtımları ile ilgili çekimler yapmaya başladım ve oldukça ilgi de gördü. Hatta dernek kurma şansımız bile oldu arkadaşlarımızla. Yozgat Kültürel Değerleri Koruma Tanıtım ve Sanat Derneği. Bu yazımda da dernek olarak Yozgat merkezde rota çalışması yaptık, şehrimize bir misafirimiz geldiğinde, yürüyerek nereleri gezdirebiliriz bunun kısa bir çalışmasını yaptık. Bu çalışmamızda desteklerini esirgemeyen Yozgat Lisesi Müdürümüze, özellikle ilk tanıştığımız günden itibaren Yozgat çalışmalarımızda destek veren Yozgat Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürü Önder Gürel’e teşekkürlerimi borç bilirim. Şehrimiz için emek veren her insan benim için çok kıymetli.
    İlk rotamız Yozgat Lisemiz oldu. Okulun içini gezebiliyorsunuz, mini bir müze gibi bazı eski eşyalar da mevcut. Kötü haber hafta sonu açık olmaması. Çalışan insanları düşünürsek, il dışından misafirleri gelse, bu güzel şirin binamızı sadece dışarıdan görmüş olacaklar. Çok üzülüyorum.
    İkinci rotamız Eski Askerlik Şubesi Binası… Birçok etkinlik toplantı, eğitim bu binada yapılabiliyor. İçi de özenle döşenmiş bu tarihi binamız hafta sonu herhangi bir etkinlik yoksa yine kapalı. Arka tarafında açık bir bahçesi olan binanın bahçesi bakım yapılsa görüntü kirliliği de azalmış ve binaya yakışır bir hale gelmiş olacak kanaatindeyim. Hatta orayı kitap kafe gibi yapsalar gidip kitap okusak ne güzel olur.
    Üçüncü rotamız da Yozgat Saat Kulemiz. Saat Kulesiyle fotoğrafı olmayan kaç kişi var bu şehirde bilemiyorum ancak güzel pozlar, öz çekimler yapılabiliyor. Saat Kulesinin balkonu zamanında yangın gözetleme kulesi gibi kullanılmış. Gönül isterdi ki biz de Saat Kulesine çıkıp, Lise Caddesine kuş bakışı bakabilseydik…
    Dördüncü rotamız Tol Çarşısı… İyi restore edilen yerlerden bir tanesi. Restore edildikten sonra çok güzeldi ne var ki, oradaki dükkanların bazı malzemelerini (borular vs) duvara yaslamış olmamaları açıkçası görüntü kirliliği yapmış. Oraya gitmişken bir çay da içmeden olmazdı. Tol Çarşısına şemsiye takılsa yukarıya ne güzel olurdu…
    Beşinci rotadayız. Çapanoğlu Büyük Cami… İhtişamı ile insanı büyülüyor. Motiflerse Osmanlı döneminde Batıdan etkilenerek yapılan ilk Anadolu’daki örneklerinden. İnsanın içeriye girince manevi olarak etkilenmemesi mümkün değil. Kadınlara ayrılan bölümün çok küçük olması, hatta giriş kısmının turizm açısından daha estetik yapılması gerektiğini düşünüyorum.
    Altıncı rota Hayri İnal Konağındayız. Konak oldukça güzel, hele ki orada Önder Ağabeyimiz şehrimizin yüzü. Güler yüzü, hoş sohbeti ile ziyaretçilerde güzel bir tebessüm oluşturuyor. Konağa geldin, Önder Ağabey bir da saz çalıp, bir türkü söylemiş ise senden şansısı yok. Konakta yerli yemişiz kavurga ve çay ikram ediliyor. Benden tam puan alan Hayri İnal Konağı ve ekibi, elbette Yozgat Belediyemiz takdiri hak ediyor, hakkını yememek lazım .
    Yedinci rota Yozgat Müzesi. Birlikte rota oluştururken arkadaşlarım müzenin ücretli olduğunu hatta kartsız girilmeyeceğini biliyorlarmış. Yozgat Müzemiz ücretsiz, kartsız giriliyor. Yozgat Müze ekibi de oldukça ilgili ziyaretçilerle. Bize o gün müzeyi gezdiren arkeolog arkadaşımız Olcay Bey’e de teşekkürlerimi sunarım. Sanırım şehrimizde teşekkür etmeyi unutuyoruz. Emek verenler küstürülmemeli. Yozgat Müzesi pazartesi günleri hariç her gün mesai saatlerinde açık. Yeni modern bir müzeye ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum ayrıca.
    Sekizinci rotamız Hüzni Baba Konağı. Bu konakta da edebiyat, sanatla ilgili etkinlikler yapılıyor. Etkinlik haricinde yine konak kapalı. Belediyemizden ricamız hafta sonları da ziyarete açılması.
    Dokuzuncu rotamız da Başçavuş Cami… Başçavuş Cami külliyenin camisi imiş. Ben de yeni öğrendim. Külliyenin mektebi yıkılmış, yanan hamam da külliyenin içinde imiş.
    Onuncu ve son rotamız da Divanlıoğlu Konağı. Konak daha hizmete girmemiş ancak sağ olsun Önder Müdürümüz bize konağın kapılarını açtı. Bahçesi, iç mimari ile de oldukça dikkat çeken konağımızın eminim hizmete açılınca birçok ziyaretçisi olacak.
    Genel olarak Yozgat’a misafirimiz geldiğince sadece Çamlık Milli Parkımızın olmadığını, yürüyerek Yozgat’ta gezilecek yereler olduğunu da göstermek istedik. Konaklarımızın haftasonu da ziyaretçilere açılması durumunda rota sayısı da oldukça artacak. En azından tarihi konaklarımız açılmalı düşüncesindeyim. Yozgat gezi turumuzu yürüyerek, gidebilecek rotaları tamamladık. Gezide gördüm ki Yozgatlı olarak biz kendimiz bile bu gittiğimiz yerlere gitmemişiz, misafirlerimizi götürmemişiz.
    Sağlıcakla kalın..

  • Nuh’un Gemisi Evlerimiz

    Nuh’un Gemisi Evlerimiz

    Rabbim yeni bir dünya düzeni kuruyorum mu dedi acaba? Bildiğiniz Nuh’un Gemisi değil mi evlerimiz. Herkes kendi gemisine binsin ve orada kalmayı başarabilirseniz, yenidünyada var olacaksınız der gibi oldu bu yaşadığımız salgın. Covid-19 sen küçücük boyunca ne işler açtın başımıza…

    Daha düne kadar maske takan bir insan görsek, öcü gibi bakıyorduk ve uzak kalmaya çalışıyorduk, ne hastalığı var diye, oysa şimdi maske takmayanlara öcü gibi bakıyoruz, ya hastaysa diye. Hey gidi dünya matruşka gibi sürprizlerle dolusun maşallah.

    Ne günah işledik derken, doğanın kendine gelmesiyle belli değil mi ne haltlar karıştırdığımız. Bildiğin yeryüzü kendine geldi. Bu süreçte İstanbul Boğazının turkuaz renge dönmesini hayranlıkla seyrettim haberlerde. Yunus balıklarının dans etmelerine ne demeli. Dışarda göremediklerimizi aslında içerdeyken görebileceğimizi anladık biraz da bu süreçte.

    Küçücük, gözle göremediğimiz bir virüsün bizi bu hallere getirdiğini unutmayalım. Yeni bir dünya başlıyor. Ve Nuh’un Gemisi evlerimizden ayrılmadığımızda bu dünyada var olacağız. Bana öyle geliyor ki, hayat eve sığar dedikçe, dünyayı evimize sığdırdık aslında. Çocuklar ve yaşlı vatandaşlarımızı ilk gemiye aldık. Mecazı anlamda bağlantı kuruyorum, yazdıklarım bir yerlere gitmesin dipnot J . Çocukların geleceğine ve büyüklerimizin tecrübelerine ihtiyacımız olacak bu gemide. Geriye kalanlardan,  direnci olanlar kalacak, diğerleri yenik düşecekti bu hikâyede…

    Öyle karmaşık bir süreç ki, hayat eve sığdı, biz sığamadık sadece. Memur olanlardan çok özel iş yeri sahipleri, orada çalışanlar bu süreçte çok etkilendi. Yardımlar ne kadar yeterli oluyor bilemiyorum. Bizler memur maaşıyla ucu ucuna yetiştirirken onlar ne yapıyor, peki ya çözüm? . Taşıma suyla döndüğü kadar mı olacak bilemedim. Rabbim yardımcınız olsun.

    Bir de sokak hayvanlarımız perişan. Elimden gelince yiyecek ayarlasam da hepsine yetişmem mümkün değil. Ramazan ayında ilk komşumuzu düşünmek gelir, bu süreçte yemek vermek de ne kadar doğru bilemedim. Hazır paket kolileri en azından temizlenebilir. Herkes kendi gücünce eminim Ramazan ayını çok iyi değerlendiriyordur. Denk gelirseniz sokak hayvanlarımızı da unutmayalım. Bu gemide hayvanlarımıza da ihtiyacımız olacak.

    İşte küçücük virüsün başımıza açtıklarına bakın. Alın size yepyeni bir dünya dedi. Dikkat edin artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak dedi biraz da. Yeni bir dünya başlıyor. Doğa kendini bu sürece hazırlıyor, ya peki biz hazır mıyız?

     

     

  • En Çok Tiyatro Seyircisi Olan İl Yozgat

    En Çok Tiyatro Seyircisi Olan İl Yozgat

    Evet yanlış duymadınız en çok tiyatro seyircisi olan il Yozgat. TÜİK 2017 yılı tiyatro seyircisi ve nüfus verilerine göre Türkiye’de 1.000 kişi başına düşen tiyatro seyircisi sayısı 87’dir. Oransal olarak en çok tiyatro seyircisi olan il 1.000 kişi başına düşen 253 tiyatro seyircisi sayısı ile Yozgat olmuştur.

    Yozgat için çok güzel olan bu durum iyi değerlendirmeli. Bir sanat dalında bir kitleye sahibiz. Ülke genelinde Yozgat algısını az çok hepimiz biliyoruz. Hele hele gelişmediği düşünülen bir ilin önemli bir sanatta kitleye sahip olması bana kalırsa elmas gibi kıymetli. İşlenmeyen elmasın kıymeti olmadığı gibi, biz de bu durumu işlemeliyiz.

    Yozgat’ta tiyatroya emek veren hocalarımıza ve sanatçılarımıza destek vermeli, oyunlarını da asla kaçırmamalıyız düşüncesindeyim. Gönül ister ki neden Yozgat Devlet Tiyatrosu olmasın. Nasip, kim bilir belki o günleri de göreceğiz.

    Her oyununu severek seyrettiğim ve kaçırmadığım Burak Öngel Hocamız yine perde açıyor. “Bir Delinin Hatıra Defteri” . 29 Şubat 2020 Cumartesi Günü sahne alacak. Eminim yine salon taşacak, bize de bu yakışır.

    27 Şubat 2020 Perşembe Günü de Sivas Devlet Tiyatrosu da Yozgat’ta perde açıyor. “Lena, Leyla ve Diğerleri” .

    Aslına bakacak olursak ilimizde tiyatro oyunu senede dört veyahut beşin üzerinde oluyor. Her gittiğim oyunda salonun dolu olması beni o kadar mutlu ediyor ki.

    Tiyatroya desteklerini veren Yozgat Valiliğimize, Kültür ve Turizm Müdürlüğümüze bize bu imkanları sundukları için çok teşekkür ederim.

    Yozgat’ta bu kitleyi oluşturmaya öncülük etmek büyük başarı. Tiyatronun devamlılığını sağlamak için uğraşan, gece gündüz emek veren sanatçılarımız ve hocalarımızın başarısı da ayrı bir takdire şayan durum. Yozgat sizlerle güzel. Rabbim başarılarınızın devamını getirsin. Işığınız hiç sönmesin. Bizi kah ağlatan, kah güldüren, düşündüren, hüzünlendiren oyunlarınızda biz hep sizi ayakta alkışlayalım.

    Bu hafta ki oyunları kaçırmayalım dostlar. Yozgat yine tiyatro seyirci sayısını hep zirvede tutsun. Saygılarımla…

  • Kadın Ne Yaparsa Toplum da Onu Yapar

    Kadın Ne Yaparsa Toplum da Onu Yapar

    Bakış açımızı değiştirme zamanı gelmedi mi? Av Mevsimi filmini seyrettiniz mi bilmiyorum, Cem Yılmaz’ın en etkileyci sahnelerinden bir tanesiydi, tam ölmek üzere ve konuşamıyor parmaklarıyla bakış açınızı değiştirin diyordu. Bazen bir yol bir yere götürmüyorsa tersten gitmeli. Okuyan,sinemaya giden, tiyatroyu kaçırmayan bir kadın elbette çocuklarını ve eşini de götürecektir. Ve yine altını çizerek belirtmek istiyorum biz kadınlara çok iş düşüyor.

    Kadın hakları denilince aile bütünlüğünü bozacak sanılıyor nedense. Üzgünüm ki gelişmekte olan ülkelerde bu algı mevcut. Oysa kadın; birlikte güçlü, çocuklarıyla eşsiz, eşleriyle bir bütündür.

    Toplumuzda bastırılan kadınlarımız yeni yeni kendini tanımaya başlıyor. İstediği gibi gülmeyen, ağlaması bile suç olan bir kadın, yeni yeni evet ben buyum diyebiliyor. Ekonomik özgürlüğün vermiş olduğu güç de elbette bunun yansıması. Bu demek değil ki aile bütünlüğü bozulsun. Bir kadın elinden gelen ne varsa yuvası için didinir durur ve son haddine gelene kadar da bekler.

    Kader bu… Evlenmek nasıl helal kılınmışsa, boşanmak da helal kılınmıştır. Sırtımızı mı dönelim, ihityacı olan kadınlara ? Bir erkek sokakta uyuyabilir, bir kadın uyuyabilir mi peki? Kadın ve erkek eşitliği diyoruz ya. Ben adaletten yanayım hep. Kadın  ve erkek arasında adaleti istiyorum.

    Ülkemizde kadınlara yönelik çok güzel çalışmalar yapıldı ve yapılıyor. Hatta you tube kanallarında dolaşırken yaşlı amcalar kadınlara maaş bağlanmasın evlenmiyorlar diye şikayet ediyorlardı. Napsın garibim o yaşa kadar hangi erkeğin kahrını çekti bilmiyoruz ki. Şimdi erkek arkadaşlar bana kızacak, susayımen güzeli.

    Velhasıl bir filozofun dediği gibidir eş olmak, aile olmak. Sandalda iki kişinin kürek çekmesine benzetir filozof, ya birlikte kürek çekeceksin, ya sırasıyla dinlenerek. İki kişinin durmasıyla olmaz yol almak. Emek vereceksin, zaman ayıracaksın.

    Kadın hakları dediğimizde, ya da kadına pozitif ayrımcılık dediğimizde, toplumu güçlendirmek için yapılan çalışmalar olduğunu bilmeli, bu konuda çalışma yapanlara destek vermeliyiz. Kimse yuva yıkılsın istemez. Ve bir kadın isterse herşey güzelleşir, yeter ki sizler destek verin. Saygılarımla…

  • İletişim Üzerine Söyleşi

    İletişim Üzerine Söyleşi

    Cep bilgisayarlara sahip olduğumuzdan beri,  yüz yüze iletişimi ne kadar sağlıklı yapabiliyoruz? Cep bilgisayarım mı var der gibisiniz, akıllı telefon ve internetiniz varsa bilgisayardan bir farkı da kalmadı değil mi? Hatta künyemiz gibi, cep telefonumuzu evde unutsak, hemen dönüp alıyoruz o derece bizden biri.

    Evde, işte, sokakta, kafede vazgeçilmez telefonlarımız ve sosyal medya hesaplarımız… Birlikte olduğumuz insanlarla sohbet etmek yerine mesajlaşmayı seçmek, kim nerede ne yapıyor takip etmek ne kadar sağlıklı? İşin en ilginç yanı çok iyi mesajlaşan insanların yan yana geldiklerinde bu kez başka arkadaşlarıyla mesajlaşması ve yüz yüze olan iletişimin geri planda kalmasıdır.

    Her yerde sosyal medya uzmanlığı gibi eğitim ilanları görüyorum, birbirimizi o kadar çok kaçırıyoruz ki, acaba kontrollü medya kullanımı eğitimleri mi verilmeli demeden edemiyorum.

    İnternet her yerde… İşimizi, gücümüzü hep internetten üzerinden hızlıca halledilebiliyoruz bu apayrı boyutu. İnterneti ne kadar sağlıklı kullanıyoruz bu da başka boyutu.

    Bizler telefon ve internetimiz olmadan yoksunluk duygusunu yaşamıyor muyuz? Öyleyse bağımlıyız… Peki, bu ilişkilerimizi ne kadar etkiliyor. İnsanların yan yana gelmesi kadar güzel bir faaliyet olabilir mi, sevincini, üzüntünü, derdini tasanı paylaştığın bir ortam iyi gelmez mi. Ya çocuklarımız ne durumda?

    Dostlarım hayat standartlarımız değişirken, kendimizi teknolojinin gelişmesiyle birlikte faydalarının yanında zararlı durumlarında içinde de bulduk. Peki, ne kadar dikkat ediyoruz bu duruma.

    Önceden insanlar daha mutluydu derken şakaları yoktu büyüklerimizin. Yaşadığımız bu dünyada uyuşturucusundan tutun, birçok kötü alışkanlıklara çanak tutan insanlar bir adım kadar yakınımızdayken, gözlerimizi dört açmalı ve çocuklarımızla vakit geçirmeyi ihmal etmemeliyiz.

    Mekanikleşen iletişim biçimini ben kabul etmiyorum. Mesajlaşmak benim için en son tercihim olurken, telefonla ararım, ilk tercihim ise hep yüz yüze iletişim olmuştur. Mimiklerim, ses tonum olmadan yaptığım tüm görüşmeler tedirgin eder beni, algılar değişir ve yanlış anlaşılmak istemem.

    Arkadaşlarımla görüştüğümde telefonla uğraşanları uyarıyorum, hatta bir iki kere oluyorsa görüşmüyorum yüz yüze, nasılsa telefonla da halledebiliyoruz diyorum. Bayramda tüm kardeşlerimin ve yeğenlerimin telefonlarını da topladığım doğrudur.

    İletişime biz şekil verelim, iletişim mekanikleşmesin dostlar… Saygılar…

  • Neler Oluyor Bize

    Neler Oluyor Bize

    Yozgat en güvenilir şehir derken derken nazar mı değdirdik? Artan silahlı, bıçaklı saldırılar. Güzel şehrimin güzel insanları, evet yılar geçtikçe birbirimize olan tahammülsüzlüğümüz azalıyor gibi olsa da, biliyorum ki hala orada güzel kalplerimiz var, bir karıncayı bile incitmeye korktuğumuz.

    Susmak…Aslında çok zor bir yandan da çok kolay bir eylem. Bugüne kadar hayatıma baktığımda pişmanlık duymadığım tek yaşantım sustuğum olaylar. Haklı ve haksız da olsam sustuğum olaylar sonradan hep lehime döndü. Bu hak aramamak değil. O an ki olayda sıcakken duygularımızı kontrol etmek. Sinirlerimiz yatışınca zaten ortak bir dil bulmanın yolunu buluyoruz aslında. Dikkat edin ailemizle, çocuklarımızla, akrabalarla tartıştıktan sonra keşke böyle olmasaydı, hay dilimi tutsaydım da söylemeseydim dediğimiz çok olmuştur. İşte buradaki olay hay dilimi tutsaydım…

    Sinirlenen insan karşısında ses tonunuz normalse, bir süre sonra o da şaşırıp kalıyor, sakin olmanıza ve hatasını anlayıp, normal ses tonu ile konuşmaya devam ediyor. Biz de karşımızdaki insan gibi sesimizi yükseltmeye başladığımızda olaylar içinden çıkılmaz hal alıyor. Hiçbirşey sizin canınızdan öenmli değil.

    Yozgat’ta güzel haberleri okumaya devam etmek istiyorum, üniversiteli gençlerin projeleri, öğrencilerimizin, öğretmenlerimizin başarısını, sağlıkta yeni gelişmeler, sinema, tiyatroya dair güzel haberleri yine eskisi gibi okumak istiyorum.

    Bize en çok Yozgat’a sahip çıkmak yakışıyor, doğal yapısını korumak, kültürel özelliklerini, örf ve adetlerimizi yaşatmak yakışıyor azizim.

    Üç günlük dünyada üç kuruşluk değer yüzünden kırıp geçmek de neyin nesi. Hadi toparlan Yozgat’ım ülkemizin en güvenilir, en refah şehri olmaya devam et !

    Bizim bize zararımız olmasın.Sevgili ebeveynler biliyorum ki her çocuk aynı karakterde olmuyor. Ancak bizi örnek alıyorlar. Kitap okuyan anne babaların çocukları kitap okuyor, sanatla ilgilenen anne babaların çocukları sanatçı oluyor. Kısaca bizler yön veriyoruz. Elbette okulun, çevrenin etkisi büyük.İlk en küçük toplum aileden başlamak gerekmiyor mu, değişim için ? Sevgi ve saygılarımla…

  • Sorgun Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı

    Sorgun Tekerlekli Sandalye Basketbol Takımı

    Dört maçlarına katılma şansım olduğu Sorgun Tekerelekli Sandalye Basketbol Takımımızı yürekten kutluyorum. Hatta helal olsun diyorum. Yozgat merkezde neden var neden yok derken bu işe gönül verenlerin Sorgun’da olduğunu gördüm. Yanlış anlaşılmasın sporla ilgili bir proje yapılmasını kastediyorum. Umarım merkez ve diğer ilçelerimizde de bu projelere el atan yürekli insanlarımız bir araya gelir.

    Bugün kü asıl kahramanım Sorgun takımında olan Hacer. Bir kadın olması, iki Yozgat’ımızı temsil etmesi açısından benim için o an muhteşem birşeydi. İlk katıldığım maç sonrası hemen yanına gidip kendisini tebrik ettim. Sana ihtiyacımız var Yozgat’ta bir kadın olarak yılmadan burada olman benim için paha biçilmez dediğimde ellerimi tuttu. Ve diğer takımımız Adana’dan gelmişti ve orada da bir kadın arkadaşımız yer alıyordu. Kendisini de tebrik ettim. Bizler spordan uzak yaşarken, sizler bu yaşam mücadelesi içinde dört elle sarılmışsınız dedim, gülümsedi. O gülümsenin içine dünyaları sığdırdı da, bana o an salon çok dar geldiğini hissettim, duygulandım. Bu benim iç dünyamın başka bir boyutu…

    Aslında onları sahada görmek beni öyle mutlu etti ki, eve başka bir huzurla geldim. Hayatta güzel şeyler hala devam ediyor ve bu yanıbaşımızda Sorgun’da oluyor. Onları desteklemek de bizlere düşüyor.

    Arkamı dönüp salona baktığımda yok denecek kadar az seyirciyle maçta olmak beni üzüyor. Bu duruma el atmak istedim. Belediye Başkanımızın eşi Sayın Nagehan Köse Hanımefendi, Yozgat’ta kadın başkanların olduğu STK’ları biraraya getirdiği toplantıda bu konuyu dile getirdim.

    Sonuç mu, final maçında Yozgat’tan Sorgun’a giden gönül dostları… Maçı kaybetmiş olsak da çok güzel bir dostluk maçı oldu. Düziçi takımıyla oynadığımız bu maçta taraftar yoktu. Dostluk vardı. Bizler hepsini desteklemeye gittik. Onlar herşeye rağmen, hayatta ayakta kalmaya çalışan dostlarımız. Maç sonunda hep birlikte fotoğraf karesinde olmak, maç sonunda iki takımın da biribirine sarılması görülmeye değerdi… Unutmayalım ki hepimiz engelli adayıyız ve herşeye rağmen sporla uğraşan dostlarımız Yozgat’ta yalnız bırakılmamalı. Sevgiler…

  • Yozgat Dokunulmaz Şehir Olsun, Hep Böyle Doğal Kalsın, Bakir

    Yozgat Dokunulmaz Şehir Olsun, Hep Böyle Doğal Kalsın, Bakir

    Bir kadın olarak, en güvenilir dolaştığım şehirdir Yozgat. Hiçbir yerde geç saatte yürümeye cesaretim olmaz belki ama mecbur kalsam, Yozgat ürkütmüyor beni.

    Yozgat’a bazen iş yerimden baktığımda, Nohutlu Tepesi karşımızda, mahalleler öyle sade öyle doğal, öyle içten gözüküyor ki, Kentpark’a kafamı çevirmek istemiyorum, binalar taa oradan üstüme yıkılacak hissi ürkütüyor beni. Bir şehri geliştiren binaların yüksekliği midir? Biz var olanları korusak, binalar değil de şehirde yaşayan bizler değişsek daha iyi olmaz mı?

    Başlıkta da belirtiğim gibi bakir kalsın bu şehir, dokulmazlık verilsin, artık göç almayalım. Yozgat’ın bu doğal yapısını bozmayalım. Başucumuzda doğayla, Çamlığımızla hep böyle kalalım. İnanın daha kıymetli bir şehir olacağız, insanlar ilerde bu doğal kentimizi merak edip gelecekler. Tabi ki kalsın demekle olmuyor, içini doldurmak gerek, bizlerle…

    Binaya değil, biz yaşayanlara yatırım yapalım. Sanata, spora, kişisel gelişime odaklanalım. Esnafımız kazansın diyoruz ya, esnaf da kendini geliştirmeli, müşteri odaklı, iletişim becerilerini alabileceği kurslarla desteklenmeli.

    Ev hanımlarımıza yönelik projeler üretilmeli. Kadınlar neyle ilgileniyorsa, toplum da o yana gidiyor aslında. Kadınlarımızın sanatla, sporla ilgilendiğini, kitap okuduğunu düşünelim. Yetiştirdikleri çocuklar nasıl olur sizce, muhteşem değil mi? Kitap oku diyoruz çocuklarımıza, bizler de televizyon karşısına geçiyoruz ya da telefonlarla sosyal medyanın dibini buluyoruz.

    Az insan, çok huzur mantığıyla, en güvenilir şehirler arasında olan Yozgatımız korunmalı. Bir şehirde nüfus artışı beraberinde gelişimi getirirken, bir de sorunlarını da getiriryor. Suç oranlarındaki artış, nüfus artışı ile doğru orantılı. Metrekare başına düşen insan sayısı artıkça, sosyal alanlarımız azalıyor ve gerginlik yaratıyor, suça eğilim baş gösteriyor, yapılan çalışmalar ortada.

    İnsanoğluyuz neyden uzak tutulursak orası kıymetli oluyor. Dokunulmaz şehir olduğumuzda insanlar sırf merak ettiği için gelecek, şehrimize tayin nedenli gelen memurlar dışında kimseye otourum izni  verilmediği bu projede, şehrimiz en güvenilir şehir, doğal yapısı bozulmayan, kültürü tarihini koruyan bir yer olacak.

    Hadi canım oradan dediğinizi duyar gibiyim, sorun yok, ben de öyle diyorum kendime. Mümkün olmayan hayallerimi sizlerle paylaştığımızın farkındayım, Nasreetin Hoca misali “Ya tutarsa”. Sağlıklı, huzurlu bir hafta diliyorum. Görüşmek üzere…

  • Meydan Nefes Aldı, İçim Ferahladı

    Meydan Nefes Aldı, İçim Ferahladı

    Hangi bina neden yıkılır kısmını tartışmadan geçerek, belediye binasının yıkılmasıyla sanki şehir nefes aldı. Bina bina üstüne kurulu bir şehrin içinde boğuluyoruz. Evimin ön cephesi Çamlığı görüyor, arka cephesi Nohutlu Tepesini… Yozgat’ı iki tepe arasına sıkıştırılmış gibi hissediyorum. Bu duyguyu yaşayan sadece  ben miyim onu da bilmiyorum.

    Geçen hafta belediyeye gittiğimde eski bina tamamen yıkılmıştı. Ay dedim ne ferah olmuş, buraya kesinlikle sosyal alan planlamalılar. Şehir nefes alıyor gibi hissettim. Kapalı otoparka giderken, yine karamsarlığa büründüm neden mi? Kapalı otoparkın üst caddede kalan mimarısı çok çirkin gözüküyor. Kapalı otoparka lafım yok, gayet de başarılı ve park için kurtarıcı bir proje olmuş. Belki hala üst kısmı tam anlamıyla bitmediğinden çirkin gelebilir dedim ancak yok gözüme hitap etmeyen bir kaç yapı mevcut. Umarım ben yanılıyorumdur. Bittiğinde güzel bir görüntü hepimize iyi gelir. Hepimizin nefes almaya ihtiyacı var…

     

    Gülümsemekle İtibarınızı Yitirmezsiniz

    Ödümüz kopuyor sanki karşımızdaki insana selam verip gülümsemekle… Bu cümleden sonra yazdılarım tamamen hükümsüzdür kimse üzerine alınmasın. Alınan varsa da bir aynaya bakmalı bence.

    Verdiğim iletişim eğitimlerinde söylediğim bir sözle başlamak istiyorum. Suratlardaki ciddiyet suratsızlıktır, ciddiyet prensiplerle olur. Zannediyoruz ki, gülümseyince saygı kaybederiz. Asık suratlı insanlar, arkadaşlıklar, çalışanlar ve yöneticiler hep bu yüzden… Adamın mizacı buysa yapacak birşey yok, geçmiş ola.

    Çok değerli Hocam Prof. Dr. Erol Özmen hocam bir gün derste demişti ki, yöneticiler iletişimi yönetmeli ilk. Ne kadar doğru bir cümle söylediğini şimdilerde daha iyi anlıyorum. İnsanoğluyuz başımıza gelmeden öğrenme tecrübesi de zor oluyor ister istemeden.

    Kimi kurumlara gidiyorsun güler yüzlü insanlar, kimi kurumlarda ise tam tersi. Sözüm yanlış anlaışmasın elbette birgünle denk gelerek yazmadım, belli başlı insanlardan bahsediyorum.

    Bir de ben yönetici olsam çalışanlardan önce ben selam verirdim… Ben kendim için değil, sizin ordayım derdim. Baki kalan sadece makam koltuğu, değişen isimler… Nasıl hatırlanmak isteyip, istemediğiniz de size kalmış.

     

    Ben Bir Bacaktan Daha  Fazlasıyım

    Dördüncü kez kansere yakalanan yaşam mücadelesi veren Neslican Tay aramızdan ayrıldı. Hepimiz üzüldük, güzel ve masum yüzü, mücadelesi bize ışık tuttu. Tedavi sürecinde bacağını kaybeden Nesli, “Ben bir bacaktan daha fazlasıyım” dedi ve yoluna devam etti. Yaşarken belki kimse seni bu kadar anmadı melek yüzlü kız, lakin bize çok güzel dersler verdin, yaşarken.

    Fazla kilolardan şikayet ettğimizden, evimizin arabamızın olmamasından yakınırken, hayatın kısa olduğunu ve doya doya yaşamamız gerktiğini son anına kadar bağırırak söyledin de , biz ne kadar anladık..! Sağlıcakla kalın ve sağlığınızın kıymetini bilin. Bu hafta bir güzellik yapın, aile hekiminizi ziyaret edin.

  • Metin Amca Nerdesin

    Metin Amca Nerdesin

     

    Bir yılbaşı gecesi çocuk hastalara kitap götürdüğümde haberi okuyan Metin Amca bana kaldığı huzurevinden mektup yazmıştı. Çaycuma’dan gelen mektup karşısında çok şaşırmıştım. Bu hikayeyi daha öncede köşemde de yer vermiştim.

    Gel zaman git zaman Metin Amca ile mektuplaşmaya başladık, sonra çağa ayak uydurduk ve telefonla iletişim kurmaya başladık. Huzurevinden sağlığı yerine gelince ayrılırak, İzmir’de bir köye yerleştiğini söyledi. Sonra iletşimimiz koptu gitti. Telefon numarasını da değiştirmiş, ulaşamıyorum. Arada internete bakma fırsatı olursa köşe yazılarımı ve Yeniufuk Gazetemizi okuduğunu söylemişti. Ben de bir ümit okursa diye yazmak istedim.

    Metin Amca çok merak ediyorum seni nerdesin, sağlığın nasıl. Bana ulaşman dileğimle..Metin Okan Amca…

    Bir haftasonu hal hatır sormak için aradığımda çok canlı bir şekilde telefonu açarak tam zamanında aradın, huzurevinde arkadaşlarla birlikteyiz ve ben onlara mini konser veriyorum kemanımla dedi. Vaktin varsa sen de dinle dedi. Ben de seve seve dinlemeye başladım. Dedim ki içimden ne cevherler var aslında ve bizler sadece birbirimizden habersiziz.

    Metin Amcanın hayat hikayesini yazmak burada etik olmaz. Ancak sağlık nedenlerinden dolayı huzurevine yerleştiğini anlatmıştı ve iyileşir iyileşmez ayrılacağını ve sırada ekleyen vatandaşların da hakkına geçmek istemediğini söylerdi. Öyle de yaptı yapmasına da, kayıplara karıştı. Yetmiş yaşlarına gelmiş Metin Amcamın sosyal medya hesapları da olmadığından ulaşamadım. Huzurevinden de sağlıklı bir bilgi edinemedim. Yozgat’ta bir arkadaşının telefonunu vermişti, kendisini aramamış ve yeni numarasını o da bilmiyor. Tek umudum bir gün köşe yazılarımı okurken denk gelmesi.

    Düzgün Türkçesi, kemenıyla ve giyim tarzıyla ben burdayım, yaşıma rağmen benim bir çizgim var diyen değerli bir insanla hayat bizi bir yerde kesiştirmişse, Rabbimin bir bildiği olmalı. Yollar ayrılmışsa, bir nedeni yine olmalı, yalnız sessiz beklenmemeli diye düşünüyorum.

    Ailelerimizin, komşularımızın, dostlarımızın kıymetini bilelim, dünya dediğimiz yerde zaman kavramı bir var, bir yok…Sağlıcakla kalın…

  • KADIN

    KADIN

    Kimimiz yazdı, kimimiz çizdi, kimimiz susup seyretti, kimimiz sesini duyarmak için yürüdü ve Emine Bulut unutuldu gitti. Bilerek biraz geç yazdım unutulmasın diye. Emine Bulut diye yazılır KADIN diye okunur diye bir kez daha vurgulamak istedim. Bu ülkede değil dünyada bile kadın olmak zor azizim. İşin en ilginç gelen kısmı da o erkekleri yine bir kadının yetiştirdiği gerçeğidir.

    * * * * * * * * * * * *

    Sen aslansın sen kaplansın elini hiçbir şeye sürme otur dedimiz erkek çocukları, büyünce pençelerini göstermeye başladı. Her isteği yerine gelen bir erkeğin evlenince de aynı şeyleri beklemesi normalleşti tabi ki, üzülerek söylüyorum. Temel gereksinimi olan yemek yapmayı öğretmedik de hazır getirdik önüne, içtiği suya kadar ayağına getirdik. Sonuç kendi temel ihtiyaçlarını kendi karşılamayan, emir verip hükmeden bir erkek yetiştirdik toplum olarak. Bağırmayı cesaret sanan, güç gösteri yapan bir nesilin içinde, ölen kadınlarımızın haklarını yine sesimiz cılız kalacak şekilde savunduk.

    * * * * * * * * * * * *

    Kadınlarımıza sesleniyorum, erkek çocuklarınızı aslansınız kaplansınız suya sabuna dokunma diye yetiştirmeyelim. Hayatta en temel ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yetiştirelim. Bir de aklıma gelmişken bizim Anadolu’da çok olur, oğlum pipini göster demeyelim çocuklara. Sıradanlaşan bir kavram haline getirip, birinci sınıf cinsiyet ayrımını böyle yapmayalım lütfen.

    * * * * * * * * * * * *

    Bir gün bu ülkede kadına ait tüm derneklerin gerek kalmadığı günü görecek miyiz bilmiyorum. İnsan olarak kendi hakkımızı savunmak zorunda kaldığımız bir dünyada yaşıyor olmak gerçekten çok üzücü.

    * * * * * * * * * * * *

    Geçen haftalarda bir yazarın facebook sayfasında denk geldiğim yazısından bir kesit paylaşmak isterim, sosyal medyada ünlü,şuan ismi aklıma gelmiyor. Oğlum evlenince düzelir diyen annelere sesleniyordu, çocuklarınızı siz daha iyi tanıyorsunuz, sorunlarını biliyorsunuz, tedavi ettirin, evlenmekle düzelmez ve evlendiği kadın da bir insan yavrusu diyordu. Ne de güzel söylemiş değil mi? Kadınlar bizlere de büyük işler düşüyüor.

    * * * * * * * * * * * *

    Çocuklarımızı kız ve erkek olsun sporla, sanatla mutlaka tanıştıralım. Onlarla kitap okuyalım, imkanımız dahilinde sinemaya gidelim, şehrimizde müze ücretsiz oraya götürelim. Çocuklarımız ne kadar sosyal faaliyetle tanışırssa, bakış açısı değişecek ve daha olumlu bir insan olacaktır. Biz ebeveny olarak ne yapıyorsak, çocuklarımız da onları yapacaktır. Acı bir gerçektir ki, şiddet gören çocuk, büyüdüğünde şiddet uygulayacaktır. Şiddeti sıradanlaşmış gördüğü ve öğrendiği için. Peki biz ne öğretiyoruz çocuklarımıza…

  • Sorgun’da Uçan Adamlar

    Sorgun’da Uçan Adamlar

    Evet  yanlış duymadınız geçen hafta Sorgun’da adamlar bildiğiniz uçtu. Bilenler biz biliyoruz dediğinizi duyar gibiyim, kulağım çınladı . Üçüncü kez düzenlenen Motosiklet Festivalinden bahsediyorum tabi ki. İlk gün festivale katılmak bize de nasip oldu. Oğlumu ve kuzenimi alıp yola düştük. Çocuklar farklı bir ortam görsün istedim. Giderken çocuklar sıkılır bir iki saat durur döneriz diye planlamıştım. Aman Allah’ım bir de ne görelim çol çocuk aileler hep orada…

    Dutluk Parkı gitmiş, yerini sanki kamp alanına bırakmış, cıvıl cıvıl insanlar… Çadırlarını kurmular, aileler sohbet ediyorlar, çocuklar oynuyor. Motosikler deryasına da düşmüş gibiyiz, bir yandan ağzımız açık gezerek bakıyoruz. Bizim çocuklar böyle bir ortamı görür de bırakır mı hiç. Nasıl yalvarıyorlar kalalım diye ancak hazırlıksız gittik çadırımızı almadık,  gece onbire kadar festival alanındaydık.

    Sorgun Sorgun değil de metropoldu benim için o gün, bir çok ilden gelen insanlar, saygılı, ileri görüşlü, keyfine düşkün, bildiğin sporcu insanlar hani… Yozgat’ta değil de neden Sorgun’da oluyor diye içimden geçirmediğim de olmadı değil, sonra baktım ki, ortam çok iyi, bunu Yozgat’ta yapacak alan, düşündüm bulamadım. Sanki burası daha tatlı geldi. Etkinliği organize eden Sorgun Motosiklet Kulubüne, destek veren Sorgun Kaymakamlığına ve Sorgun Belediyemize teşekkürlerimi sunmak isterim. Seneye biz de çadırımızı alıp geleceğiz, nasip olursa inşallah.

    Yozgat merkezden değerli arkadaşlarımız da ordaydı. Onlarla birlikte festivale katılanlarla tanışma şansımız da oldu. Yozgat ve Sorgun’da ciddi anlamda motosiklet kullanan ve tutku haline getiren insanlar var, hayran hayran baktım dinleyerek onları. En güzeli Yozgatlı dostlarımız da eşlerini çocuklarını alıp, çadır kurmuş, kamp yapıyorlardı. Vay be dedim helal olsun size, nihayet birileri öncü oluyor Yozgat’ta. O ailelerle sohbet ettikçe onlara olan hayranlığım katlanarak artmaya başladı yalan değil.

    Yozgat’a ciddi anlamda değer katan insanlar var. Destek ne kadar görüyorlar bilemiyorum. Tek korkum onların da bir gün Yozgat’tan gitmeleri. Yozgat’a hizmet etmek bir Yozgatlı olarak askerlik gibi vatani bir  borç benim için. İlk kendini seveceksin sonra kimi seveceksen derdi rahmetli annem. Senden sonra Yozgat’ı sevdim be annem, büyüdüğüm toprakları sevdim. Velhasıl Yozgat’ta güzel şeyler oluyor ve destek vermek gerek. Seneye ömrümüz yeterse festivalde görüşmek üzere…

  • Yozgat Çamlık Göl Kafe Servis Hızı ve Güler Yüzlü Hizmetine Tam Puan

    Yozgat Çamlık Göl Kafe Servis Hızı ve Güler Yüzlü Hizmetine Tam Puan

    Yozgat’ta çok elzem olmadığı zaman ne yalan söyeyim pek kullanmıyorum belediyelerin tesislerini.  Nitekim Göl Kafeye sırf manzarası için gittiğim doğrudur arkadaşlarla. Burayı çok beğendim, hızlı servisi ve yüler yüzlü, orada sürekli gördüğüm iki kadın görevli mekanı daha bi tatlı yapıyor. Ben ilk sipariş noktasında hassasım, ilk beş dakikada siparişi alsın, lakin geç getirsin sorun olmaz benim için. Tüm kriterlerime uygun olduğunu ve oturduğum yediğim içtiğimden zevk aldığım Yozgat’ta tek yer olmayı başardı Çamlık Göl Kafe.

    Hatta biraz dedikodu yapalım, kendi kendimi eleştireyim. Bir iki kere yormak zorunda kaldım arkadaşları. Sevmem böyle müşteri profilini de bu kez de zorunluluktan öyle oldu. Hiç mi yüzünüzü düşürmezsiniz, hep güler yüzle ve aynı hızla hizmet devam etti. Artık dayanamadım ve döktüm içimdekileri onlara da. Sizleri tebrik ediyorum, güler yüzlü olmanız ve hızlı servisiniz beni mest etti. Teşekkür ediyorum dedim, biraz şaşkın şaşkın baksa da mutlu oldu farkındayım.

    Ben hep derim ya teşekkür konusunda biraz cimriyiz. Ben de inadına teşekkür edeceğim lakin kolay kolay şikayetimi dile getirmem, tek yaptığım bir daha o mekana gitmemek olur o kadar. Böylesine başarılı bir hizmeti ne olursa olsun dile getirmek isterim.

    Bu sene göl başka güzel geliyor. Su seviyesinin artmasıyla mı oldu bilemem sanki ağaçların yansımasının da katkısı var, yeşil bir göl oluverdi. Manzara on numara. Umarım Çamlık Milli Parkımız daha da hareketlenerek hak ettiği yerini alır.

    Şemsiyeli Sokak ve Muhabbetin Dibi

    Cumartesi günü dışardayken arkadaşımın fotoğrafını gördüm şemsiyeli sokakta, çay yudumluyor. Az takılayım dedim gez anca sen diye, buyur gel dedi, aradı. İşlerimi bitirdikten sonra gittim. Esnaf bir iki masa ve tabure atmış, kendi demledikleri çayı yudumlayıp sohbet ediyor. Pek hoşuma gitti iliştim bir tabureye ben de . Başladı muhabbet. Bir de yaşlı bir amcamız var İbrahim Abi…Mazilere götürdü bizi, sanki biz de yaşamış gibi daldık hikayelerine, anılarına. Benim belli yerlerde pek fotoğrafım olmaz, bunlardan biri de şemsiyeli sokak nedense. Sokağı fotoğraflamak isterken, bir yer keşfettim. Çıktım üst kata, ne göreyim bir bağlama. Arkadaşım da ağlatır hani bağlamayı, al hele dedim çal biraz dertli dertli. Hem dinledik, hem seyrettik, hem video, hem fotoğrafını  çektik şemsiyeli sokağın. Ağlamadık da ağlamaya yakın kenardan geçti duygularımız. Velhasıl Yozgat’ı neden seviyorsun diyenlere doğal insanlar var diyorum burada. Bizim burada türküler bile başka söylenir azizim. Saygılar…