Kategori: Köşe Yazıları

  • BİZE NE OLDU?

    Toplum olarak depresyondayız.
    Sağlıklı toplum; sağlıklı insanlardan oluşur, sağlıklı insansa işi gücü olan, sağlığı yerinde ekonomik olarak yarının endişesi olmayan psikolojisi düzgün bireylerden oluşur. Oysa ülkemizde baktığımızda (yazılı ve görsel basında son bir ay içinde );
    1) Ankara’da üniversite öğrencisi genç kız Prof, annesini kesti öldürdü.
    2) Trabzon’da baba 2 çocuğunu, karısını, kayınbabası- Kayınvalidesi dâhil 6 kişi öldürdü, sorun miras paylaşımı.
    3) Konya’da oğul, para vermeyen babasını, annesini öldürdü.
    4) Borçlu polis intihar etti. Erzurum’da genç, arkadaşını 20 TL için bıçakladı.
    5) Milas’ta baba 9 yaşındaki erkek çocuğuna tecavüz edip işkence yaptı. Çocuk öldü, işsiz baba tutuklandı.
    6) İstanbul da 2 bilezik için 3 kişi genç bir gelini öldürdü. Öldürenler maktulün yakınları (işten atılan) çıktı.
    7) Mersin’de genç kıza önce ağabeyi tecavüz etti oradan kaçtı, öz babasına sığındı. Baba da aynı namussuzluğu yapıp kızını geneleve satarken yakalandı.
    8) Manisa’da genç evli çift geçimsizlik sonucu kansını ağır yaraladı. Koca “Karım çok telefonla konuşuyor, bankaya olan borcumu ödeyemedim” dedi
    9) Adana’da erkek genç kansını 4 erkeğe pazarlarken yakalandı “Açım” dedi.
    10) Gaziantep’te anne öz kızları 15-17 yaşındaki iki kızı polise pazarlarken yakalandı. “Sermayelerimi elimden almayın beni bırakın” dedi.
    11) İzmir’de yakışıklı genç, nişanlısını pavyona satarken yakalandı, gencin bu işi meslek haline getirip 15-20 arasında genç kızları evleneceğim vaadiyle kandırıp hayat kadını yaptığı ortaya çıktı.
    12) Ankara’da ışıkta duran arabasına çarptı diye şehir magandası silahı ile 2 genci ağır yaraladı. Failin işsiz ve eşinden yeni ayrıldığı tespit edildi.
    13) İstanbul da lahmacun yemeyin diyen genç 3 kişi tarafından bıçaklandı öldü.
    Her gün olay her gün, binlerce bu tür örnek…
    Bize ne oldu?
    Toplum olarak bu çürüme ne diye baktığımızda mutlu olmayan insanları görürüz. Mutlu olmayan insanların neden mutsuz huzursuz olduğunu irdelediğimizde %80-85 işsiz güçsüz eğitimsiz ekonomik olarak hayatlarını kazanamayan tipler olduğu gerçeği ile karşılaşıyoruz. İşsizlik 60-70-80 yıllarında da vardı ama bu günkü rezilliklerin % 1-2 si bile geçmişte yaşanmazdı. Niçin bugün bu kadar arttı dediğimizde de TV’lerde eğlence programı diye yapılan namussuzluklar eğitimsiz genç insanları çok kötü yönde etkilediği ortaya çıkmakta.
    Bu rezil programlan genç insana sunarsan genç insanda TV’de gördüklerini gündelik hayatında uygulamaya kalkıyor, sonuç: rezillik, kepazelik namussuzluk olarak hayata yansımakta.
    Genç kız-oğlan TV’de iyi elbise görüyor, eğlence görüyor çok güzel malikanelerde yaşamı görüyor, neden benim yok diye isyankar oluyor, bu isyankarlık hele de yarınım ne olacak işim olacak mı, eşim, evim olacak mı endişesi olumsuza dönüştüğünde özellikle zayıf yapılı olanlar depresyona girmekte bu ortam da topluma kötü olarak yansımakta.
    – Evlenip 1 -2 yılda 1 çocukla dul kalan eğitimsiz, işsiz kadınlar. Bu kadını çocuğu bırakıp kaçan sorumsuz işsiz, eğitimsiz erkekler
    – Sorumluluk taşıyıp kendini geçindiremeyen onurlu, evlenmek isteyip de parasızlıktan evde kalmış genç erkekler kızlar
    – Çocuklarının bu hallerini görüp de emeklilik parasını ilaç parası yapan analar babalar.
    – Derdini anlatamayıp içine atarak genç yaşta kanser verem olan gençler, intiharlar.
    – Hayatın ağır baskısı sonucu kendini içkiye esrara kaptıran 10-15 yaşında gençler, tetikçi psikopatlar, içki masalarına meze olan gencecik kadınlar, kızlar.
    Bunların sonucu;
    Babasını yakan ben
    Anasını kesen ben
    Karısını öldüren ben
    İşsiz olan ben
    Aşsız olan ben
    Bu benler çoğaldıkça toplum da bozulmakta, yönetenlerimizin dikkatine; çözümsüzlük çözülmeyi çoğaltır. (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat kitabından)

  • BAKLİYAT -YOZGAT TÜRKİYE

    İki çenekli bir yıllık bitkilere genel olarak baklagiller familyasına bakliyat denir. Bunlar;
    A) Fasulye
    B) Barbunya
    C) Y. Mercimek
    D) K. Mercimek
    E) Nohut
    F) Bakla
    G) Bezelye v.s
    Bakliyatın önemi şuradan gelmektedir:
    Ete yakın protein değerinde bir besin olması ve Anadolu’muz doğal ürünü olmasından kaynaklanmaktadır.
    Fakir insanların en çok tükettiği besin maddesidir.
    Özellikle Y. Mercimek – nohut – fasulye yetiştiği bölgelerin Karasal iklimin egemen olduğu görülür. Bunun sebebi gündüz ısısıyla gece ısısı arasında fark olmasıdır. Gündüz 25c – 30c derece olan ısı gece 10c -15c derece düşer. Bir de Poyraz rüzgarı. (Kuzey – Kuzeydoğudan esen soğuk rüzgar) Anadolu’nun her yerin de şu lafı her köylü bilir. “ İki yağmurun açı, üçüncü yağmurun tokuyuz” derler. Ama şu lafı “YAĞMUR EKİNİ YEMEDİK, POYRAZ EKİNİ YEDİK.” İç Anadolu’nun iklimini çok güzel anlatır. 50 yıllık hayatım da ben 3 kez şahit oldum. Hiç yağmur yağmadığı halde Poyrazla Yozgat’ta çok güzel ürünler elde edilmiştir. Bakliyat İç Anadolu’nun doğal ürünüdür.
    Anadolu’ya baktığımız da her bölgenin kendine has Bakliyat ürünleri olduğunu görürüz.
    K. Mercimek G. Doğu (MARDİN, URFA, DİYARBAKIR, GAZİANTEP) Kırmızı Mercimeğin membaıdır. 7000 yıllık Anadolu insanın yerleşik düzende ekip biçtiği bir üründür.
    Y. Mercimek: İç Anadolu’ya baktığımız da ise Y. Mercimeğin öne çıktığını özellikle Yozgat’ın öne çıktığını görürüz. Dünya Y. Mercimeğin anavatanı olarak Anadolu’yu, Yozgat’ı bilir eskiden Türkiye Y. Mercimek ihraç yaptığı yıllarda MADE IN YOZGAT /TÜRKİYE arması ile satılırdı.
    Y. Mercimek ve Nohut ise çok yağışlı Karadeniz haricinde karasal iklimin sertliğinden dolayı tüylü nohut diye anılan nohut üretilmektedir. Diğer bölgelerde ise Konya – Yozgat – Çorum – Tokat – Ankara – İsparta – Afyon gelir. En güzel nohut İsparta Şarki Karaağaç – Yalvaç – Eskişehir – Sivrihisar ve SivasSuşehrinde çok kaliteli beyaz nohutlar yetişir.
    Fasulye’ ye gelince özellikle temiz suyun olduğu bölgelerde iyi fasulye’ nin yetiştiği görülür. Şu an Türkiye’nin en çok Fasulye üreten bölgesi Konya (Çumra – Ereğli) gelir. Eskiden Malatya – Maraş (Elbistan – Göksu)
    Erzincan -Niğde cins cins Fasulyesi ile anılırdı.
    Erzincan’ın Dermasonu Konya Çumra’nın Sıra Fasulyesi
    Konya Ereğli’nin Çalı Fasulyesi
    Malatya’nın Sıra Fasulyesi
    Maraş- Elbistan Sırası
    Maraş- Göksu’nun Barbunyası tüm Türkiye’de nam salmıştır.
    Laz’ın Fasulyesi de Şeker Fasulyedir.
    Karadenizli yurttaşlarımız Erzurum İspirde en güzeli yetişen şeker fasulyeyi yer. Başkasını yemez. Dikkat ettiyseniz hep geçmişte üretilen veya hiç üretilmeyipithal edilen ürünlerden bahsettim.
    Bugün marketlerde satılan Y. Mercimeklerin %90 Kanada’ dan ithal edilmektedir, Barbunyaların %90 Çin’den, Arjantin’den Rusya’dan gelmektedir. Bugün marketlerde satılan Fasulye %60 – %70 (SIRA, ÇALI , DERMASON, ŞEKER) çoğu Çin’den Kırgızistan’dan gelmektedir. Allah’tan K. Mercimek – Nohut’ta üretimimiz yeterli ithalat yok.
    Suçlu 1950’den beri Köylü ‘ yü Popilizme besleyen Sağcı Siyasetçiler ve onların Tarım Politikalarıdır. Özellikle 1980 sonrası Pancar’ın desteklenmesi sonucu Fasulye üretimimiz çok düşmüştür. Türk’ün milli yemeği KURU FASULYE bile yad ellerden gelmektedir. Türklüğümüzle ne kadar övünsek yeridir. Milli değerlerimizi yok etmeyi iyi başarıyoruz. Anadolu’yu Y. Mercimek – Fasulye deposu yapmak, Yozgat’ı bakliyat’ ın başşehri yapmak temel arzumuzdur…

  • ÇAPANOĞLU ÜZERİNE DÜŞÜNCELERİM

    Yozgat gazetesinin kurban bayramındaki sayısında tam iki sayfa halinde Çapanoğullarından Abdülkadir Çapanoğlunun tarihi derinliğini tüm deteyları ile yazdığı yazıyı okudum. Doğru ve iyi bir araştırma yazısı olduğunun kanaatindeyim.
    Çapanoğulları sülalesi, Yozgat (Bozok) şehrini kuran bir aile olarak tüm Yozgatlıları’da ilgilendirir. Elbette atalarımın yaşadığı, doğduğu şehirle ilgili bir sürü yazıyı kitabı bende okudum ama önemli olan o zamanın, o olaylan yaşamış insanların ifadelerini tanıklarını unutulmamasıdır. Çünkü her tarihsel olay o zamanın ruhu içinde hissedilir. Doğruyu bulmanın yolu. Tez ve anti tezi karşılıklı olarak irdelemek ve objektif olmaktan geçer. Bende buna hep uyarım. Bu olayda şunlar göze çarpmakta. Yozgat ili ( Bozok sancağı) Osmanlı imparatorluğu, Çerkez Ethem ve Kuvayı Seyyare Müftü Mehmet Hulusi efendi, Atatürk ve kurucu meclis Çapanoğlu ailesi öne çıkmakta.
    Bunları sırasıyla irdeleyelim:
    1- Yozgat tüm Türkiye’nin tam ortasında yayla bir şehridir. Tarım ve hayvancılığın geçim kaynağı olan Türklükle anılan, tarih boyunca hiç işgale uğramamış, ululemre biat etmiş köylüler yurdudur. Osmanlı’nın son 250 yılında, Osmanlıya aşar öşür asker vermiş önemli bir vilayettir. İstanbul’da etiyle, bulguruyla, yeşil mercimeğiyle nam salmış Anadolu ilidir. Kıtlık zamanlarında tekbaşına İstanbul’un tüm et ve un ihtiyacını karşılamıştır.
    2- Osmanlı imparatorluğu 1298 söğütte kurulan 1400-1500 yıllarda İç Anadolu’yu egemenliğine alan zamanla 3 kıtada 3200 km toprağa hükmeden Din ve Tarım İmparatorluğudur. Ata ot adama et temin etmek için her yıl halife padişah önderliğinde sefere çıkan, ganimetle yaşayan, başka devletleri işgal edip büyüyen ve Anadolu’yu hep ihmal eden sanayi devrimini es geçen 1789 Fransız ihtilali fikirlerinin tabi sonucu olarak 600 yılın sonunda eşitlik, özgürlük, ekmek istemleriyle tebaası olan milletler tarafından zayıflatılıp emperyalist İngiliz – Fransızların son darbesi ve 1. Dünya savaşı sonu yıktıkları koca bir imparatorluk. Sevabıyla – günahıyla geçmişimiz, ecdadımız.
    3- Çerkez Ethem ; Kafkasların Ruslar tarafından işgali ile Osmanlıya sığınmış Anadolu’yu son yurt kabul etmiş çerkezlerdendir. Teşkilatı mahsusa da görev yapmış kurucu meclis kurulmadan önce temin ettiği süvarileri ile milli mücadele aşamasında Atatürk’e ve milli mücadeleye çok faydası olmuş 2 metre boyunda yaman bir komitecidir. Çapanoğlu olayında Yozgat’ı talan etmiştir. Yozgat’tan götürülen hayvanlar Ankara’da aylarca satılmıştır ve 1920 yıllarının Yozgat’ında suçsuz, günahsız bir sürü insanı öldürmüş konaklarını yaktırmıştır.
    Yozgat’ta mahkeme etmeksizin bir sürü insanı şu talimatla astırmıştır:
    “MAHKEMESİ ÇORUM (ALACA) DÖNÜŞÜNDE YAPILMAK ÜZERE İDAMINA”
    Çerkez Ethem ve kardeşi Reşit Bey ile İsmet Paşa arasında şu tarihi konuşma geçer; İnönü Reşit Bey’e soruyor “ Ben askerime bulgur pilavı, hoşaf ancak veriyorum, maaş da veremiyorum. Sizler bu süvarileri nasıl besliyorsunuz. Bu yeni silahları nereden temin ediyorsunuz ve askerlerinize iyi maaş verdiğiniz için askerleriniz Ethem Bey’i seviyorlar. Bu nasıl oluyor.” Diye sorunca Reşit Bey şu yanıtı veriyor:
    “Biz adamlarımızı şöyle toplarız. Suç işlemiş, kelle almışları buluruz. Bizim için bir suç daha işletip kendimize bağlarız. İyi yedirir, iyi giydiririz, iyi silah veririz. At verir, iyi para veririz ve bizim adamları hep hapishanelerden toplarız” bu sözlerde Yozgat’ta da böyle bir talanın neden yapıldığı anlaşılıyor.
    CUMHURİYET KURMA, DEMOKRASİ YERLEŞTİRME ARZUSUNDA OLAN ATATÜRK VE İNÖNÜ’NÜN TEMEL İLKESİ KAİDE VE KURALLARA UYMAK OLMUŞTUR. Çerkez Ethem ise kaide ve kurallara uyumsuzluğu sayesinde nam salmıştır.
    4- Çerkez Müftü Mehmet Husuli efendi Abdülkadir Bey’in anılarından detaylarını verdiği Mehmet Hulusi Efendi okumuş bir insandır, müftüdür. Atatürk’ün Ankara’da kurucu meclisi açmak için her ilden ilk temasa geçtiği insanlar, valiler, müftüler ve Çanakkale’de birlikte olduğu askeri erkan olmuştur. Atatürk hep bu hiyerarşiye başvurmuştur.
    Yozgat’ın kurucu meclise kimi alalım diye sorduğu, ilk başvurduğu şahıslardan biridir. Babası veya dedesi göçmen olarak Müslüman Anadolu’ya Osmanlıya sığınmıştır. Gazeteci Taha Akyol bu zatı muhteremin yakın akrabasıdır.
    Devletin üst düzeyinde görev alma arzusuyla sınıf atlayarak iktidar hırsını taşıyan, kendini var eden insanları atlatmayı ve aldatmayı seven biri olarak bilinir (Mehmet Hulusi ile Ethem’in Çerkez olmaları da Çapanoğulları için ayrı bir talihsizlik olarak tecelli etmiştir)
    5.Atatürk ve kurucu meclis; Atatürk 19 Mayıs Samsun, Amasya, Erzurum ve Sivas Kongresi sonucu Ankara’da başkanlığını yaptığı meclise Anadolu ve Rumeli Cemiyetlerinden her ilden Kurucu meclisi üye istemiştir. Bunu yaparken ulusalcı, anti emperyalist kişilikli unsurları davet etmiştir.
    Atatürk’ün Çapanoğulları ile düşmanlığı diye bir konu yoktur. Atatürk’ün derdi yeni bir ulus yaratmak, emperyalizmi yenmek, Anadolu’yu kurtarmak temel hedefidir. Bu uğurda akılla yol almaktadır. Bugün T.C. Devleti var. İse Anadolu T ürk ve Müslüman ise elbette bunu Atatürk’e borçludur.
    6. ÇAPANOĞULLARI AİLESİ Anadolu bozkırında 300 yıl önce Türklerin kurduğu tek şehirdir. Çapanoğlu ailesi yoktan var ettikleri şehirle anılır olmuştur (Çapanoğlu Yozgat). Osmanlıya, her devirde maddi, manevi desek vermişlerdir. Oysa Osmanlı çöküş içindedir. Yunan batı Anadolu’yu işgal etmiş, güneyde İngilizler, Fransızlar İstanbul işgal altında. Anadolu bu ortamda tam bir kargaşa içinde isyanlarla çalkalanıyor, eşkıya ve çetelerle uğraşıyordur. Karadeniz Portuscu Rumlarla kaynıyor, doğuda Ermeni tehciri yeni bitmiş halk savaşlardan düzensizlikten bitmiş tükenmiş, kahrolmuştur. Osmanlı son 50 yılda 3 milyon insanını cephelerde kaybetmiş, M.Kemal kurucu meclise Ankara’da yeni bir yapılanma arzusundadır. Yozgat’tan da kurucu meclise üye tesbitinde bu aile ile ilgili olumsuz laflar, dedikodular, icraatlar duymaktadır. Derken tarihte Çapanoğlu isyanı veya Yozgat isyanı diye geçen başkaldırı başlar ve Çerkez Ethem bu olayı çok kanlı biçimde sonlandınr.
    Bu olay hakkında bir sürü tarihi eserler mevcuttur. Özellikle Şakir Ergin’in eski Osmanlıcadan çevirdiği Abdülkadir Bey’in hatıraları gerçek bir belgedir. El değmemiştir. Hemşerimiz Yaşar Ocak demokratlığı ile dürüstlüğüyle katkısız bir bilim adamıdır. Objektif değerlendirmeleri vardır.
    SONUÇ: Naçizane bende bu olaya duyduklarımla şahitlik etmek istiyorum. Yıl 1966-1967 yıllan bende 14-15 yaşındayım. Şu anki müzenin karşısında Numanoğlu apartman bina 2 katlı bir Rum evi. Babam o evi aldı. Mutafoğlu’ndaki eski evimizden bu Rum evine taşındık. Komşumuz (Şu anki Akyol apartmanının olduğu yerde ) Abdi ağalann Mahmut Bey’in eşi Nedime Akyol diye Osmanlı terbiyesi almış 80 yaşlannda güngörmüş bir hanımefendi… Çerkez Ethem’in
    Yozgat’ta yaptıkları ile ilgili çok şey anlatırdı. Derdi ki “Çocuklar Mehmet Hulusi Kurucu Meclise üye olmak için çok dalavere yaptı” Atatürk’e gitti, Çapanoğlu 10.000 atlı ile Ankara’yı basacak dedi.
    Çapanlara da dedi ki “ Atatürk sizi kesecek”…
    Yozgatlının deyimi ile tavşana kaç tazıya tut diye iki tarafı da hasım edecek lafları çıkardı. Aynı ifadeyi Belediye Başkanı Salim Bey’den Nalbant Şemi’den ve Ahmet Ağadan da duymuştum.
    Genel kanaat, Çapanoğullarının isyancı olmadığı bilakis baskına uğradıklarıdır. Bunda da Mehmet Hulusi efendinin payının bulunduğu rivayeti yaygındır. Mehmet Hulusi Efendi ayrıca Kurucu Meclise girmiş ama bir yıl sonra azledilmiştir.
    Sonuç olarak; tarihteki Çapanoğulları olaylarıyla ilgili olarak bilimsel bir sempozyum yapılmalı. Genel Kurmay’ m tüm belgeleri Tarihçilerle incelenip bu ailenin uğradığı haksızlık kamuoyuna açıklanmalıdır.
    Abdülkadir Bey’in bu çalışmasından dolayı kutluyorum.
    Yeni yılınız kutlu olsun.

  • DEVLET VE VERGİ POLİTİKALARI

    Yozgat Defterdarı Mustafa Işık, geçen dönemde Yozgat’ta faaliyet gösteren toplam 9464 vergi mükellefinin toplam 83,6 milyon lira vergi beyanı nedeniyle 17,4 milyon tl vergi tahakkuku yapıldığını açıklamıştı. Defterdar Işık vergi rekortmeni listelerinde adına rastlamayan yüksek cirolu marka firmaların defterlerinin bakanlık müfettişlerince incelemeye tabi tutulacağını söylemişti.
    Yozgat’ta il düzeyinde 2009 mali yılı dönemi itibariyle maliyeye kayıtlı 1473 kurumlar vergisi mükellefi de 8,256 milyon lira olmak üzere toplam 17,410 milyon lira vergi ödeme beyanında bulunmuş. Kurumlar YİBİTAŞ Yozgat Çimento İşçi Birliği A.Ş’nin yanı sıra Yozgat Özel Şifa hastanesi de bu dönem vergi matrahını yükselterek devlete 1,2 milyon lira vergi taahhüdünde bulunma başarısını göstermiş. Öte yandan 2008 mali yılında 31 milyon liralık cirosu ile geçen yıl 6,2 milyon lira vergi ödeyen YİBİTAŞ çimento fabrikası 2009 faaliyet yılı döneminde cirosunun 15,4 milyon liraya düşmesi nedeniyle vergisi de yaklaşık 3,1 milyon TL’ye inmiş. Ancak YİBİTAŞ, bu rakamla da vergi rekortmenliğini korumuş. İlçeler merkezi sollamış, 200 kişilik listede 109 mükellefin ilçelerde geriye kalan 91 mükellefin ilçelerde geriye kalan 91 mükellefin de merkez ilçede faaliyet gösterdiği, il merkezindeki vergi mükelleflerinin vergi rekortmenleri listesinde ilçelerin gerisinde kaldığı görüldü.
    Yorum: Yozgat defterdarı sayın Mustafa Işık’ın Yozgat gazetesine verdiği bilgileri ana başlıklarıyla yukarıda okuduk. Benim bu bilgiler çerçevesinde yorumumsa şöyle:
    * Devlet olmanın temel şartı askere almak ve vergi almaktır.
    * Yozgat nüfusunun en son sayımında 487.000 kişi olduğu noktada her haneyi 4 kişi olarak hesapladığımızda 122.000 hane sayısı mevcut olup bunun da genel hane sayısından var olan mükellef sayısına böldüğümüz de (122000:9464=13) o zaman 13 sayısına ulaşırız. Yani her 13 hanenin biri ticaretle uğraşıyor demektir. Ödenen vergi toplamının 17.400 milyon TL olduğuna göre, mükellef başına düşen miktar 1838 TL/yıldır. İlk 10 sıradaki mükelleflerimizi çıkarıp kalanı toplam nüfusa böldüğümüzde miktar daha da azalmaktadır.
    Asgari ücretli işçi ve memura yılda ödedikleriyle kıyaslama yaptığımızda;
    * Asgari ücretli işçi brüt 760, kesinti:216, net:544 d maaş alıyor ve %30 vergi veriyor. 12 ayda 216×12=2592 tl/yıl vergi veriyor. 1000 tl maaş alan bir memur %30 vergi veriyor. 12 ayda 300×12=3600 TL / yıl vergi veriyor.
    * Sonuç mükelleflerimizin çalışan memur ve işçiler kadar gelir beyan etmediği ve gelir vergisi tahakkuku yapılmadığı aşikardır. Türkçesi iyice vergi kaçağı var demektir. Sayın Defterdarın açıkladıkları bilgi çerçevesinde 2008 de 6,2 milyon vergi veren YİBİTAŞ 2009 da 3,1 milyona düşmüş. Bunun anlamı da Yozgat’ta yatırım bir yıl önceye göre %50 azalmış demektir. Çünkü çimento kalkınmanın temelidir. Dolayısıyla ekonomi büyüyor lafı yalandır, bilakis küçülmektedir.
    * En çok vergi veren Yozgat şifa hastanesinin vergi sıralamasında üst sıralarda olmasının gerçek manası ise şudur: Toplum yiyemiyor, içemiyor yarın endişesiyle ve korkusuyla hastadır. Elindeki 3-5 kuruşu da sağlığa veriyor.
    * En çok vergi verenlerin başında noterlerin gelmesi oto kontrol sistemi sonucudur.
    * En çok vergi verenlerden biri de Selahattin Şenliler kardeşimizin olmasını da canı gönülden kutluyorum. Helalinden kazanıp vergi vermek en asil davranıştır.
    * İlçelerin gelirde merkezi geçtiğinin özellikle Sorgunun ekonomik olarak Yozgat’tan iyi olduğunu görmekteyiz.
    * Amerika’nın ve Avrupa’nın her şeyini taklit eden bizler neden vergide taklit etmiyoruz anlamış değilim. Vergi suçu devlete karşı işlenen suçların başında gelir ve ertelenemez affedilemez diyemiyoruz!
    * Toplum içinde yaşantılarıyla, tüketimleriyle, servetleri dudak uçuklatan zatı muhteremlerin esamesinin okunmamasını da topluma bırakıyorum. Kesinkes servet düşmanı değilim ama devlete birey olarak vergimizi adam gibi vermeliyiz.
    *1980 sonrası vergi alma “borç al” anlayışı (Turgut Özal ile başladı) katlanarak bu günümüze geldi. Bu sebeple devlet vergi toplayamamaktadır.
    Direk vergi alamayan devlet halkın tükettiği mallara koyduğu dolaylı vergiler yoluyla tahsil yoluna gitmekte.
    Vasıtalı vergiler hakkaniyetten uzak vergi türüdür. Sosyal devlet anlayışına terstir. En son söyleyeceğim şudur: varlık savaşı veren T.C.’nin giderleri çok çok artmıştır. Vatanperverliğin kalesi olan Yozgatlı iş sahibi hemşerilerimiz yeterince vergi ödemiyor. Beyler eller cebe vatan için.
    * Mükelleflerin vergi ödemesi sorunu böyle devam ederse kısa zaman sonra devletin servetten vergi alma konusunu gündeme gelecektir.
    * Türkiye’miz, Yozgat’ımız ticaretin dayanılmaz hafifliğinde küçülmektedir. Devlet istihdama yönelik yatırım yapmamaktadır. Özel sektörde üretimin riskini almaksızın al gülüm ver gülümü tercih edince para kazanamamakta dolayısıyla vergi verememektedir.
    *Beşi bir yerde AKP’li sayın vekillerimizin Yozgatlı nasıl üretecek, kafa yormaları arzusu ile saygılar sunarım.
    NOT: Bu yazı Ağustos 2010 da kaleme alınmıştır. (Makalelerle Yozgat – Hasan Aslan Nurdoğdu)

  • Hayvancılık ve Yozgat

    Yozgat’ın Coğrafi konumuna baktığımızda yaylalar – platolar şehri olduğunu görürüz.
    Ortalama yüksekliğin 1.000 m. üzerinde olduğu bu yayla memleketi tarih boyunca hayvancılıkla anılmıştır. Bugün ise büyükbaş – küçükbaş hayvan varlığına baktığımızda hayal kırklığına uğrarız. İstisnai köyler hariç. Büyükbaş – küçükbaşta son 30 yılda Yozgat’ta hayvan varlığı çok düşmüştür.
    Yozgat hayvancılığının temeli Ankara Keçisi – Kıl Keçisi idi. Bu hayvanın beslendiği alanlar orman bölgesi kapsamına alındığı için, bu milli servetimiz maalesef 30 yılda yok oldu. Ormanı koruyacağız diye keçi bitti, biten keçi sonucu dağ köylüsü memleketini terk etti göçmen oldu. Ankara’ya, İstanbul’a gitti.
    Oysa Anadolu’da en eski medeniyetleri kuran Hititler-Friglerin yoğunlukla yaşadığı Kütahya’dan-Sivas’a, Kastamonu’dan-Konya, Karaman’a kadar olan coğrafyadan günümüze kadar gelen tarihi eserlere baktığımızda; özellikle Konya – Ereğli’deki İvriz kaya kabartması, Alacahöyük ve Eflatun Pınar kaya kabartmalarında figür hep aynıdır. Başında meşe yapraklarından yapılma bir taç olan kadın, kadının bir elinde bir salkım üzüm, diğer elinde bakliyat (nohut – yeşil mercimek ve buğday başağı) olduğu görünür. Kadının yanında ise Tiftik Keçisi cinsi bir keçi vardır. Bu kabartmanın bize anlatmak istediği şudur;
    Kadın üretkenliği temsil eder. Başındaki meşe yapraklarından şu mana çıkar bu coğrafyanın doğal ağaç örtüsü meşedir. Eldeki bir salkım üzümle tüm Anadolu topraklarında üzüm yetişebildiği anlaşılır. Diğer eldeki nohut, mercimek ve sert buğday başağında da bu coğrafyanın doğal tarım ürünleri bunlardır demektir. Tiftik keçisi ile de Anadolu’nun doğal hayvanı keçidir diye 4.000 yıl öncesinden bugüne mesaj verilmekte.
    Keçiye baktığımızda şu özellikleri öne çıkar. Çok soğuğa, çok sıcağa ve üzerinde yaşadığı coğrafyada yetişen bitki örtüsüyle beslenmeye adapte olmuş bir hayvandır. Keçiler çok az hastalanan bir hayvandır ve ölecekleri zaman hastalanırlar. Mutevazi yaşayan, verimli hayvanlardır.
    1970’li yıllarda ormanların çiftçiye yasaklanması sonucu Yozgat’ın dağlık 250 köyü bu uygulamadan çok mağdur oldu. Oysa bundan 30 yıl önce 70 li yıllarda Sonbaharda Akdağ’da, Çekerek’te, Yozgat’ın dağlık merkez köylerinde yetiştirilen binlerce keçi Büyük Cami önüne pazara getirilirdi. Şehirlide çok ucuz fiyatlara 2-3 tane alır sucuk yapar, kavurma yapar kışın bol bol et yerdi. Yozgat yerli yerinde duruyor dağlar duruyor. İnsanlar duruyor. Ama keçi yok, besin yok. Yozgatlı aç aç dağlara bakıyor. (Sağlıklı insan, toplum ancak protein alan et ve süt yiyen bireylerden oluşur. Et yiyen çalışkandır, zekidir. Protein zeka gelişiminin temelidir.)
    Size bir anımı anlatacağım. Çayıralan’ın 3 Evciler kasabasına gittim. Misafir olduğumuz evdeki yaşlı kadın şehirden aldığı hazır tavukla bize yemek hazırlamıştı. Lafın arasında; evden ormanı, meşeliği göstererek “Oğul” dedi, “Şuraları yasaklamasaydılar, sana bir çebiç keser yedirirdim. Ormanı yasakladılar, kocam Ankara’ya ameleliğe, oğlum Kayseri’ye kapıcılığa gitti. Onların gönderdiği ile bende yarı aç yarı tok yaşıyorum. Oysa keçimiz varken biz zengindik, pazara bir keçi götürür satar 1 aylık ihtiyacımızı alır gelirdik. Gurbetçiliğimiz yoktu. Her yıl keçilerin fazlasını satar bilezikler alırdım. Hepsi bitti açız aç!” dedi.
    Bu noktada benim söyleyeceğim şudur Sayın Milletvekillerimiz en az 250 köyü ilgilendiren bu konu üzerine yoğunlaşın.
    Allah rızası için aç insanların çığlığını duyunuz. Çare arayıp çözüm bulunuz, keçiyi meşe ile buluşturunuz. Milliyetçi olmak insanı, hayvanı sevmekten geçer. Milliyetçilik Toprak, Yurt sevgisidir, Yurtseverliktir. Anadolu’yu et yiyen tok insanlar yurdu yapmak arzusuyla saygılarımı sunarım.
    Hayvancılıkla ilgili yazılarımız devam edecek.
    (Makalelerle Yozgat – Hasan Aslan Nurdoğdu)

  • İsmet İnönü’ye ben de kızıyorum – 3

    4- Yıl 1963…
    İnönü’ye suikast düzenleniyor. Yozgatlı heyet geçmiş olsuna gittiğinde heyette bulunanlar; “Paşam Cumhuriyetin Yozgat’a hiçbir eseri yok.” Bira fabrikasını başka vilayetler de istiyorlar ama Yozgatlı heyet bira fabrikasının Yozgat’a kurulmasını İnönü sayesinde yaptırıyorlar. Söküp satanlara Yozgatlı ne diyor çok merak ediyorum.
    5- Yıl 1934 Ankara Kayseri tren yolunun açılışı için paşa Yerköy’e geliyor. Sekili Beldesi’nde Sekililer İnönü’nün yolunu kesiyorlar; “Paşam suyumuz da yok okulumuz da. Suyu Aygar’ dan biz getireceğiz ama 2 göz bir okul istiyoruz çocuklar okusun” diyorlar. Paşanın yanıtı; “Bütçe imkânları nedir bilmiyorum. Bakayım mümkünse namus sözü yaparım” diyor. Ankara’ya varıyor haftaya inşaat başlıyor. 1 ay sonra Sekili İlkokulu hizmete açılıyor. Paşa bu. Devlet adamı olmak öyle kolay mı?
    6- Yıl 1925…
    Şeyh Said Elazığ’da isyana başlamış. Bir kurşun atmaksızın tüm doğu ve güneydoğunun büyük bölümü Şeyh Said’e biat ediyor. Diyarbakır önlerine geliyor. Askerler durumu telgrafla durumu Atatürk’e ulaştırıyor Ankara Palas Otelinde. Başbakan Fethi Okyar yakın arkadaşının biriyle tavla oynarken, Atatürk hizmetkâra telgrafı Başbakana verdiriyor. Başbakan göz ucuyla bakıp kenara koyup tavlasına dönüyor. Atatürk hizmetkârdan telgrafı getirmesini istiyor. İnönü başka bir köşede satranç oynuyor. İnönü’ye verilen telgraf sonucu oyunu bırakıp ayağa kalkıyor çok az içtiği sigaradan bir tane yakıp pencere kenarına geliyor ve bunları Atatürk izliyor ve yakındakilere işte İnönü bu diyor.
    7- Atatürk 57 yıllık hayatını 20 yaşında olduğu 1901’den emekli olduğu 1927 yılına kadar o cepheden bu cepheye koşmuş, hayatı bomba, silah, barutla geçmiş bir insan. Cumhuriyetin kuruluşu ile Cumhurbaşkanı olarak devletin gündelik hiçbir işi ile uğraşmamıştır. Gündelik işleri yapan hep İnönü’dür.
    Atatürk her akşam ülkenin bir sorununu Çankaya’da oturur yer içer tartışır, sorgular ve sabaha karşı yatacağı zaman şunu hep söyleyerek yatarmış: “İnönü uyanmıştır artık rahat uyuyabilirim.”
    Rahmetli İnönü devlet olmanın ilke ve kurallara, planlara uymak olduğunu Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren uygulamıştır. Devlet malı yeme arzusundakiler Cumhuriyete ve Atatürk’e düşman olup da ona laf söyleyemeyenler hep İsmet Paşa’ya çattılar ve çatıyorlar.
    8- Ankara Atatürk Orman Çiftliği’nde bira fabrikasının açılışı yapılıyor, oturup bira içiyorlar. Atatürk İnönü’ye dönüp diyor ki “Paşa sen olmasan ben bu işleri yapamazdım” Paşa da Atatürk’e cevaben “Paşam sen olmasan ben de bunları düşünemezdim” der.
    Rahmetliyi mezarında da aynı zihniyet rahatsız etmekte. Uğraşmayın Paşa ile. Siyasetin asıl görevi olan barınma-yeme-içme- çoğalma ile ilgili insanı isteklere demokrasi içinde siyaseten çözüm bulun.
    9- İnönü Paşa, hem Başbakanlığı hem Cumhurbaşkanlığında hep denk bütçe yapmış paranın da hesabını çok iyi bilen bir devlet adamıdır.
    (Makalelerle Yozgat – Hasan Aslan Nurdoğdu)

  • İsmet İnönü’ye ben de kızıyorum – 2

    İnönü silah yapımında Almanya’ya krom, deri, iç yağ, tahıl, üzüm, alkol vermiştir. Stalin savaş sonrası İnönü’den şu taleplerde bulunmuştur;
    1- Bu savaşta 40 milyon Sovyet vatandaşı öldü, bu ölümlerde Hitler’e verdiğiniz desteğinde rolü var savaş tazminatı olarak Kars- Ardahan’ı ver.
    2- Boğazlarda üs ver diye İnönü’ye baskı yapıyor.
    Bu şartlar altında İnönü NATO’ya, ABD desteğine ihtiyaç duyuyor ve 1950’lerde Avrupa ülkelerinin çoğunda bile demokrasi yokken İnönü demokrasiye geçmeyi istiyor ve başarıyor. Beyaz kâğıdı alıp sandığa atarak iktidar değiştirmeyi cumhuriyetin 27. Yılında yapıyor. İşte ben bu noktada İnönü’ye kızıyorum.
    Niye mi?
    1- Toprak reformu yapılamamış, sulu tarıma geçilememiş, tarımda modernizasyon yok. Tahıl üretimi çok düşük.
    2- Köy enstitüleri köylüyü üretir hale getirememiş. Komünizm korkusu Rusya ile sınır Türkiye’de güvenlik sorunu yaratmış.
    3- Tren yolları tüm ülkeye ulaşamamış. Üretilen bu tarım ürünleri büyük şehirlere taşınamıyor, mal yok.
    4- Eğitimli insan sayısı %5’lerde. Okuryazar oranı% 20lerde. Ekonomi tamamen tarıma bağlı
    5- Sanayileşmek için gerekli sermaye yok. Yatırımcı yok.
    Ve daha nice nedenlerle…
    1950’lerde yapılan “demokrasi gelsin” arzusu erken olmuştur. 10-15 yıl daha İnönü tek parti sistemi ile yukarıda saydıklarımı yaptıktan sonra “haklılar da haksızlar kadar cesur olmalıdır” lafının hayata geçmesi mümkün olurdu. 1950’lerde itibaren iktidara gelen karşı sağcı siyasetler ilerici demokrat insanları hayatı yaşanmayacakhale getirdiler. Geldiğimiz nokta kavga, kaos, parçalanma korkusu.
    Üretemezlik paylaşımda asgariden yapamadılar demokratlığı. Demokrasiyi mührü ele geçirmek için araç saydılar. Bugün doğu- güneydoğu- terör PKK denen Kürt ırkçılığı varsa onun temelleri 1950- 2010 yılı arasında yaşanan adaletsizliğin, üretimsizliğin, paylaşımsızlığın sonucudur.
    Bundan sonra İnönü ile ilgili bazı notları anlatacağım:
    1 -1950 seçimlerine gidilecek. İnönü demokrasi paketini Celal Bayar’a açıyor. Çok partili sisteme geçeceğiz sizden bir ricam var. Bu millet 600 yıl ümmet olarak yaşadı, genlerinde koyu bir muhafazakârlık var. Demokrasi ile yeni yaşam biçimine geçeceğiz. ( lütfen dinimizi politikada kullanmayınız) ricasına evet diyen Celal Bayar ve bu güne denk gelen fikirdaşları maalesef dini hep siyasete alet ettiler. Verdikleri sözü tutmadılar.
    2- yıl 1966-1967 ben 14-15 yaşlarındayım. O yıllarda gerek Çanakkale savaşına katılmış bir sürü yaşlı dedeleri birebir dinleme fırsatım oldu. Bunların başında Yozgat merkez kale köyünde Mustafa Efendi diye dedemin bir arkadaşı vardı. Öğleye yakın dükkânımıza gelir ikindi ve akşam namazını büyük camide kılar, ben de abdest suyunu dökerdim. Bana ağlayarak bir sürü anısını anlattı. Özellikle İnönü ile ilgili bir anısında bana şunları anlattı:
    Gündüz mermi sıkarken gece de İnönü önderliğinde gündüz sıktığımız mermilerin kapçılarını toplar Ankara’ya gönderirdik. O kadar çalışkan ve disiplinli idi derdi. Yine Eskişehir cephesinde savaşmış Yozgat Bozlar köyünden Celal Çavuş’ dan da İnönü’nün disiplin, kaide ve kurallara uyma ile ilgili çok anıyı birinci ağızdan dinledim. İnönü için adam gibi adamdı derdi.
    3- bu anıyı rahmetli amcalarımdan dinledim dedem anlatmış onlara da: İnönü miralay Basra’da ve erata iki bardak su veriliyor. Birini içiyor diğeri ile de günlük tıraş oluyor. Disipline, planlamaya çok önem veriyor. (Makalelerle Yozgat – Hasan Aslan Nurdoğdu)

  • İsmet İnönü’ye ben de kızıyorum – 1

    Sayın İsmet İnönü, Atatürk’ten sonra Cumhuriyetin 2. adamı olarak tarihte hak ettiği yeri almıştır. Onun aleyhinde laf söylemek tek kelime ile edepsizliktir; gündem değiştirmektir.
    Yazımın başlığını açmak istiyorum; niye kızdığımı açayım.
    1923’de cumhuriyeti kuran kadro, 1925’te Şeyh Said ile başlayan 1930’da Ağrı isyanlarına kadar geçen süreçte tam 7 yıl boyunca tüm ülkede güvenlik sorunuyla uğraşmışlardır. Devlet otoritesi ancak 1930’larda tesis edildi. Gerek 1915 tehcir, gerek 1924 mübadelesi ile Anadolu katma değer yaratan insanlar arındırılmış, batı sermayesini çekmiş, bayilere mal getirilmiyor, mal yok. İnsanların gündelik ihtiyaçlarını temin etmek; 3 beyaz (un, şeker, tuz) 3 siyah (kömür, demir, petrol)bulmak mümkün olamamakta.
    At, eşek nallayacak nalbant yok, dişçi yok, terzi yok, yok oğlu yok durumda. Çünkü Osmanlı Anadolu’dan aşar, öşür, asker almanın dışında Anadolu’ya bir çivi çakmamış. (Amasya, Manisa, Bursa, Trabzon bu vilayetlerde şehzadeler yaşadığı için yapılmıştır).
    Yıl 1929-1930. Dünya ekonomik bir buhran yaşamakta hayat altüst olmuş ama Türkiye her şeye rağmen ayakta ve 1930’lu yıllardan itibaren Almanya’da Hitler, İtalya’da Musolini, İspanya’da Franco faşist ırkçı uygulamaları ile 2. Dünya Savaşının belirtilerini veriyorlar.
    Türkiye Cumhuriyeti 1930-1939’a kadar, ihmal edilmiş Anadolu’yu ekonomik olarak ayağa kaldırmanın uğraşısı içinde. Aydınlanma ile ilgili devrimler ve ekonomik yatırımlar yapılmakta. Bugünkü kamu iktisadi teşebbüslerinin temeli, bugün gelinen sanayileşmenin temeli o yıllarda atıldı. O yıllarda planlanıp hayata geçmiştir.
    1939-1945 yılları arasında 2. Dünya Savaşı kıta Avrupa’sını kasıp kavururken ülkenin başındaki İnönü bu savaşa girmemek için 4 milyon köylüyü askere aldı. 4 milyon insanın yarısı Edirne hattında yarısı Kars hattında yedi içti. Siperde yattılar. Bunların içinde 3 tane rahmetli amcalarım da vardı. Makineli tarıma geçmemiş ülke ekonomisinden 4 milyon insanı tarımdan askere al, tüketici yap. Savaşla ilgili buğday-arpa stoku yapmak zorundasın. Bunun günlük hayatta sıkıntılar yaratması doğaldır.
    Ekmeğin karne ile dağıtıldığı şekerin bulunmadığı doğrudur. Bir zahireci olarak 1943-1944 yılları aynı zamanda kıtlık yıllarıdır. O yıllarda Anadolu tarihinin en verimsiz tarım yıllarını yaşamıştır.
    2. Dünya Savaşı bitip de Kızılordu askerleri Berlin’e girdiğinde Hitler’in gizli yazışmalarına ulaştığında İnönü 2. Dünya Savaşı’nda Stalin’le iyi geçinirken Hitlerle de gizli anlaşmalarla Hitlere destek olduğunu Stalin belgeleriyle tespit etmiştir. (Makalelerle Yozgat – Hasan Aslan Nurdoğdu)

  • TARIM VE POPÜLİZM

    Tarım hayatı idame ettiren tüm ürünleri insanların, hayvanların ve sanayinin ihtiyacı olan tüm metaların üretimidir.
    Tarım hayatın olmazsa olmazıdır, tarım zor ıştır. Dünyanın her yerinde iktidarlar, tarım sektörünü desteklerler, tarım sermaye oluşumunun da anası sayılır. Tarımın tüm ülkelerde neden desteklendiğini biraz açmak istiyorum, tarım neden desteklenir. Yağmur, kar yağdırmak rüzgârın azlığı – çokluğu yaratanın işidir. Güneşin az veya çok olması karşısında insanoğlu aciz kalır. Onun içindir ki insanoğlunun iradesi dışında gelişen şartlar karşısında tarımın desteklenmesi bir zarurettir.
    Tarım nasıl desteklenir diye sorguladığımızda tüm dünyada:
    A) Hükümetlerin barajlar, göletler sulama kanalları yaptığını, toprak tesviyesi toprak terasları, tarla içi yollar yaptığını görürüz.
    B) Tüm tarım girdisi, araç – gereçleri tohum ve ilacı gümrüksüz KDV’siz temin ettiğini en az kârla bu girdilerin nihai tüketici çiftçilerin kullanımına verdiğini ve bu organizasyonları kurduğunu görürüz.
    C) En ucuz krediyi tarıma verdiğini görürüz. Bundan da öncesi tarımda başarılı olmuş ülkelerde üretici çiftçilerin – köylülerin demokratik kooperatifçilikle desteklendiğini görürüz.
    D) En önemlisi çiftçi – köylü daha iyi verim alması için hükümetlerce nasıl tarım yapılacağı hakkında bilgilendirilir, eğitilirler. Bu destekler yapılırken en önemlisi ülkenin Mikro-Makrohedefleri bilim gerçeğinde planlanır.
    Gelelim ülkemize;
    Osmanlının 1298’de kuruluşundan batışına kadar olan sürede Osmanlı padişahları, şehzadelerin yaşadığı Bursa, Edirne, Manisa, Amasya, Trabzon haricinde Anadolu’ya bir çivi çakmamıştır. Bilakis aşar-öşür ve asker olarak Anadolu halkına her zaman yük olmuşlardır.
    Osmanlı kuruluş ve büyüme dönemlerinde Balkanlıdır, Balkan İmparatorluğudur. Ne zaman ki Balkanları, Kafkasları kaybetti, işte o zaman Osmanlı Anadolu’ ya önem vermeye başlamıştır. Anadolu köylüsü hep sahipsiz kalmıştır. Cumhuriyet kurulup, Atatürk’ün “Köylü milletin efendisidir.” sloganı ile köylülüğü bitirmeyi, üretmeyi yeni Cumhuriyetin olmazsa olmaz hedefleri yaptı. 1856 Kırım savaşı ile başlayıp Cumhuriyet’in kuruluşu ile biten 70 yıllık süreçte Anadolu üreten insanlarının (1915 ermeni tehciri – 1924 Rum mübadelesi) büyük bölümünü kaybetti. Özellikle Balkanların Kırım’ın kaybı tarımsal üretimi sıfır noktasına getirdi. 1910’a kadar İstanbul’un buğdayı Odesa (Ukrayna)’dan temin edilirdi.
    Cumhuriyetle birlikte;
    -TİGEM’ler kuruldu.
    -Toprak-su enstitüleri kuruldu.
    -Her türlü tohum, fide, fidan araştırma kuruluşları kuruldu.
    -Köylünün yaşadığı yerde tarımsal üretimi arttırmak amacıyla köylü çocuklarına üretmeyi öğretmek arzusuyla köy enstitüleri kuruldu.
    -T.M.O. kuruldu, hem üreteni hem tüketeni koruyacak sosyal devlet bünyesinde ofisler kuruldu ve bunlar yapılırken 1939’dan 1945’e kadar 4 milyon asker beslendi. (O yıllarda nüfusumuz 20 milyon civarındaydı.)
    II. Dünya Savaşı’nın iki tarafına da tarımsal ürünler hibe edildi satıldı ve 1942-1943 yılları aynı zamanda Türkiye için kuraklık yıllarıdır. Kuraklık bu yıllarda tarımsal üretimimizi çok geriletmiştir. Ekmek, şeker gibi ürünlerin karne ile dağıtımının arka planında bu gerçekler vardır.
    1950 yıllardan itibaren DP ile barajlar sulama kanalları yapıldı. Özellikle buğday üretiminin artması hedeflendi. Bunlar yapılırken köylüye fiyat olarak verilen bu destekler zaman içinde morfin gibi etki yaptı. Köylüyü hep siyasi iktidardan para bekleyen hibe bekleyen kitleler haline çevirdi. Köylü tembelliğe alıştı. Oysa köylü üretmek anlamında eğitilmeliydi, balık tutmak öğretilmedi balık verildi.
    Bu popülizm 1950’den günümüze kadar geldi. Tarımda planlama isteyen akil adamlara “Bize plan değil pilav lazım” diyen zihniyet köylülüğün dini duygularını da kullanarak köylünün oyunu aldı. Köylüyü üreten insan haline getirmediler, sorunun temeli siyaseten iktidar olmak adına köylü cahil bırakıldı. Eskiden köyde, üreten pazara mal satan ve ürettiğini yiyen olmak üzere iki tür insan yaşardı.
    Bugün 3. köylü türü türedi. 60 yıllık yanlış tarım politikaları sonucu üretmeyen, köyden şehirlerde göçerek yardımla yaşam sürdüren köylü tipi.Bu durum 60 yıllık sağ siyasetin esendir.
    Tarımın olmazsa olmazı sulu tarımdır. 6 yıllık AKP iktidarı, önceliği duble yollara vermek yerine, daha önce yapılmış barajların sulama kanallarına verseydi; pirinç, buğday, pamuk, yağlık tohumlar sorun olur muydu?
    Bugün Fırat üzerinde yapılmış Keban Barajı, Atatürk Barajı, Belkıs, Karkamış barajları var. 6 yıllık zaman için ne kadar sulama yatırımı yaptınız? Cevap: 0
    Yozgat’ın Süreyya Bey Barajı’nı niye bitiremediniz? Uzunlu harap niye su tutmuyor? Boğazlıyan bölgesi halkını derin su kuyularına mahkûm ediyorsunuz. Özellikle İç Anadolu’nun sulanması için Fırat’ın suyunu alıp Kızıldağ’ı (Sivas) delip Kızılırmak’a akıtmalıyız. İç Anadolu’yu sulamalıyız. Göksu’nun suyunu Konya Ovası’na getirmeliyiz.
    Bunları yapma…
    Ondan sonra Pirinci kendi tayfalarına ver halka da “Pirinç yeme. Bulgur, makama ye” de.
    Sayın Başbakan, Nisan 2008 tarihiyle söylüyorum; bu sene makarnayı bulguru 2 katına bulamayacağız. Sert buğday ekilen bölgemiz Güneydoğu’dur. (Bulgurda makarnada bu buğdaydan üretilir.) Susuzluktan yandı buğday yok. Kırmızı mercimek yok uyan uyan! Anadolu’yu iyi takip edin sonbaharda kışta yokluk var yokluk…
    Açlık – yokluk geçmişte çok iktidarları götürdü sizi de götürecek. 18/46 DAP 1.800 YTL/Ton, 20.20 1.100 YTL/Ton köylü bu sene ekim de yapamaz. Buğday tohumu da yok.
    Köylüyü üretmek anlamında desteklemek kadar eğitmeliyiz de.(Makalelerle Yozgat – Hasan Aslan Nurdoğdu)

  • YARINLAR İÇİN UMUDUMUZ VAR, ÇARE VAR

    Hayatta gülebilmek, üretmek ve paylaşmak üzerine kurulu insanın mutluluğu da bunu başarması değil mi, yediğimiz meyveler, sebzeler acıdan tatlıya doğru gitmiyor mu önemli olan acıyı, sıkıntıyı tatmak, zevk haline getirmek oda ancak pozitif ilimlere inanmak ve çalışmak, çalışmakla mümkündür.
    600 yıl ümmet-kul olarak yaşamış Anadolu insanı Atatürk sayesinde 1923 de “Kimsesizlerin Kimsesi” Cumhuriyetle tanıştı. 1929 dünya Ekonomik krizi ve II. Dünya savaşının badirelerini atlatarak 1950’ye dek tek partili sistemle de olsa Cumhuriyetin varlığı Meclisin her şeyin üzerinde yasa yapma yetkisi ile direk halkı temsil etmesi güzel olaylardı.
    Cumhuriyet eşit, özgür bağımsız insan, Ülke yaratma anlamında çok önemli devrimlere imza attı. Şu gün ülkemize komşu Irak- İran- Suriye v.s. ile kıyaslandığında fark belirgin olarak gözükmekte… Bu pozitif gelişme Cumhuriyetin Atatürk’ün eseridir. (Avrupalının 400 yılda yaptığını biz 86 yılda yaptık, eksiğimize ve 1950-2009’a kadar sağcı kösteğe rağmen 1950 Yılından itibaren Ülkemiz CHP İnönü sayesinde demokrasi ile tanıştı. Beyaz kâğıdı sandığa atıp, iktidar değiştirme özverisi CHP sayesinde olmuştur ve 1950’den itibaren ülkemizde bugüne kadar (Tam 59 yıl) 3-4 yıl koalisyonlu sol hükümetler haricinde sağcı siyasetin iktidar olduğunu görürsünüz.Geldiğimiz noktada ülkemiz; 500 Milyar $ İç-dış borç sarmalında, 10 Milyon işsiz, 15 Milyon yarın ne yiyeceğiz düşüncesiyle yaşayan mağdurlar ve her ay 5 Milyar $ ülkenin tüketim ihtiyacı var ve dolar her an patlayabilir. Bu sosyo-ekonomik tablonun yarattığı ailevi toplumsal travmalar.
    Basında her gün yazılıyor ortalık rezillikten geçilmiyor. Metalürji,kimya ve motor tesisi olmayan, dışa bağımlı bir ülke dünyanın oto pazarı. Tarım ülkesiyiz edebiyatıyla her yıl birkaç tarım ürününde yokluk yaşayan aç köylüler ülkesi. Dolu barajlar dururken, sulu tarıma geçemeyen zavallı devlet yönetimi.Boş tarlalar, işsiz insanlar, köylüler. Bu olumsuz listeyi uzatmak mümkün oysa Umut var; ÇARE VAR;
    81 ili değişik tarım ürünüyle anılır bir ülke (Adana-pamuk, Aydın-incir, Rize-çay, Yozgat-yeşil mercimek). 780bin km2. +30, -30 dereceyi bir günde yaşayan bir coğrafya.Meyve sebzeye tadını veren güneş. 200 gün +30c ısı aynı gün denize girip, aynı gün kayak yapıp bu ısı farkının yarattığı tarım deseni. Kuzey yarımkürede benzeri olmayan bir coğrafya.
    10.000’in üzerinde doğal bitki florası (her türlü kimya endüstrisi için gerekli çeşitlilik). Dahası var uzmanlar bunun 150 yıl ülkemize yeteceğini beyan ediyorlar. En ucuz taşımanın yapılacağı 3 tarafı denizyolu.
    Çimento sektöründe Ortadoğu’da Balkanlarda, Kafkaslarda lider ülke.
    Elektrik enerjimizin 1/5 kullanıyoruz. Çoruh, Fırat, Dicle, Kızılırmak ve adını sayamayacağımız kadar güçlü dereler özellikle Doğu Karadeniz’de.
    Eskişehir, Kütahya, Bilecik yöremiz dünya bor zengini.
    Fosfat yataklarımız Urfa – Viranşehir, Derik – Mazıdağı (Mardin) fosfatlı gübrelerin ana maddesi milyarlarca ton.
    Van – Hakkâri bölgesinde milyarlarca ton doğal kükürt yatakları.
    Şırnak Hakkâri bölgesinde milyarlarca ton petrol yapabilecek türde Linyit. “Petrol var ama ABD açtırmıyor” efsanelerini bitirelim petrol var mı yok mu onu bilelim. Halka açıklayalım petrolde tasarrufu teşvik edelim.
    Elazığ- Bingöl arası devasa krom yatakları ve Türkiye’nin her yerinde değişik renk ve desende mermer yatakları.
    Afyon Dazkırı Acıgöl’de potasyum, Malatya, Erzincan, Sivas üçgeninde devasa demir yatakları.Uşak, Erzincan, Gümüşhane, İzmir altın gümüş yatakları ve uranyum Yozgat- Sorgun.
    Konya Şeydi Şehir – Antalya Akseki arası alüminyum yatakları, taşı sıksa un yapacak genç nüfus bedenen çalışabilecek milyonlar.
    Anadolu insanımız bankalarda D.T.H. (Döviz de tevdiat hesabında) yaklaşık 100 Milyar $ Para (Yozgatlıda da iyi para var, Osman Hakan Kiracının bu konuda güzel bir çalışması var)
    Ve Ülkemizin müteşebbis insanların dünyanın her yerinde inşaat, yol- fabrika yapan cevval insanlar ama desteksiz.
    Ülkenin kalkınması için gerekli iyi yetişmiş beyin takımı var, işsiz aşsız bekliyor. Ülkemizi ve bölgemizi besleyecek Küçük ve Büyükbaş hayvan varlığımız ve geniş otlaklar meralar.
    Turizmde dünyanın göz bebeği Antalya – Muğla – İzmir – Aydın hattı, bitmez tükenmez doğal zenginlik ve Tarih VAR Umut VAR.
    Yukarıda saydığım zenginlikleri sağcı siyasetler 60 yıldır değerlendiremediler. Borç alıp seçim önceleri popülizm yapmayı kaynak tüketmeyi ticaret yapmayı kurtuluş gördüler.Allah’la,Türklükle aldatmayı siyaset zannettiler.
    Siyaset hakka ve halka inanıp kaide ve kurallara uyarak üretmek ve bölüştürme sanatıdır. Onunda gönlünde Allah, Vatan ve insan sevgisi olan kurt adamlar yapar. Kurt adamlar, da halk belirler. Bugün sıkıntının temeli 3 kişinin tespit ettiği parlamentodur. Atanmışların meclisi halkın meclisi olamamakta üretememekte orunları ertelemektedir. Un, yağ, şeker var Adam yok Helvacı yok. Ama ÇARE VAR UMUT VAR. Ülkemize ve insanımıza güveniyorum.(Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat)

  • Vizyon, akılla yerli çözümler bulmaktır – 2

    Vizyon yeşil kart dağıtıp ilaç faturası olarak 10 milyar $ dışarı ödemek değildir. Etle beslenemeyip kahvede gün geçiren işsiz insanların daha da hastalanmaması için sigarayı kapalı yerde yasaklamak değildir (uysak iyi). İlaç sanayiini tam desteklemektir. Amaç ilaç üretimine bağımlı olmamaktır. Her şeyden önce halkı sağlıklı beslemek, et üretmektir.
    Önemli olan Yeşil Kart’ı kaldırıp tüm işçileri sigortalı yaparak ve sigorta bedelini 150 TL ‘ye indirip sigortalı insan sayısını çoğaltmaktadır. Vizyon vergi kaçağını durdurmak vergi aflarına ihtiyaç duymamaktır. Karadeniz tüm insani ihtiyaçlarını diğer bölgelerden İç Anadolu, Ege, Çukurova’dan Güneydoğu’dan sağlar. Oysa Karadeniz’e giden anayol, Samsun bağlantılıdır. Samsun doğusunda Giresun, Ordu, Trabzon, Rize, Artvin vardır. Bu coğrafyanın özellikle tahıl ihtiyacını direk Urfa- Trabzon/Diyarbakır – Rize hattında trenle yapmayı planlamak gerekir. Vizyon budur. Ucuz ve enerjide dışa bağımlı olmadan çözüm bulmalıdır.
    Gübrede sorun var. Kimyevi gübre üreticisi Fas-Tunus ülkelerinde kaos var. Sonbaharda gübrede sorun var. Mardin Mazıdağı fosfat yataklarını değerlendir. “Mardin- Diyarbakır merkezli T.SP.N.SP üreteceğiz” de. Üretici firmalara yaptıramazsan devlet olarak bunu sen yap. “Afyon Dazkırı’daki Acıgöl’den Potas üretip satacağız” de. Allah’ın verdiği bu zenginliği gölden çıkart. Topraklarımızda organik madde eksik. “Afşin, Elbistan, Adıyaman Gölbaşı’ndaki leonardit yataklarını tarımda ucuz kullanacağız” de. Bu maddeyi mecburen kullandır ki tarımsal verim artışı sağlansın. Bu örnekleri çoğaltabiliriz. Yaparak öğrenmenin rizikoları çoktur. İnsanlar bunu çok iyi bilir. Yürümeyi öğrenmek düşmeyi çarpmayı da öğretir. Acıyı öğretir.
    Devletimizi 9 yıldır yönetenler yaparak öğrenmeye çalışıyorlar. Bedelini 73 milyona çektiriyorlar. Temelleri yok, eğitimleri az, tecrübe, vizyon yok bunlarda. Ve biat kültüründe et tüketemeyen hep tahılla beslenen kitleleri takiyye yaparak aldatıyorlar. Ciddi anlamda beyin kullanamama sorunu var. Beyni protein besliyor, bunun yeterince alınamaması sorunu büyütmekte.
    Eğer, Sn. Tayyip Erdoğan’da vizyon olsa attan düşmezdi. Bir hara açılışında gözleri çakmak çakmak atın üstüne bindi ve düştü. Vizyon olsa atın hırçın kızgın halini gözünden anlar, binmezdi ve düşmezdi.
    “Önce doğruyu bilmek gerekir. Doğru bilinirse yanlış da bilinir. Ama sadece yanlış bilinirse doğruya ulaşılmaz” diyen Farabi bu günleri görse bu güzel sözlere “Meyil   b edilirse doğru hiç bulunamaz” derdi. Sanırım.
    Doğrusu, üretmek ve adaletli paylaşımdır. Yanlış olan ise para ile yaşamaktır. Bunun da sonu yoktur. Tüketirken tükenmektir. Şiirle yazımı bitirmek istiyorum.

    PİRELİ ŞİİR
    Bu ne acayip bilmece!
    Ne gündüz biter, ne gece,
    Kime söyleriz derdimizi;
    Ne hekim anlar, ne hoca.

    Kimi işinde gücünde,
    Kiminin donu yok kıçında.
    Ağız var, burun var, kulak var;
    Ama hepsi başka biçimde.

    Kimi kılıç takar böğrüne;
    Kimi uyar dünya seyrine:
    Karı hesabına geceleri,
    Gündüzleri baba hayrına.

    Bu düzen böyle mi gidecek?
    Pireler filleri yutacak;
    Yedi nüfuslu haneye
    Üç buçuk tayın yetecek.

    (Orhan VELİ)

    (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat)

  • Vizyon, akılla yerli çözümler bulmaktır – 1

    Bu kelimenin anlamı öngörülü olmaktan geçer, uzağı görmek, tehlikeyi hissetmek, ondan uzaklaşmak kazancı görmek. “Uzun vadeli doğru tespit etmek” diye tarif edebiliriz.
    VİZYON ONDAN BUNDAN GÖREREK ALGILAMAYLA OLMAZ. BİLİME İNANARAK, ÇOK ÇALIŞARAK, OKUYARAK, TECRÜBEYLE OLUŞUR. Vizyon siyaset yapan insanlar da olması gereken en önemli meziyetlerin başında gelir. Çünkü siyasetçinin işi adam çobanlığıdır. Adam çobanlığı da namuslu, iyi eğitimli vizyon sahibi, tecrübeli insanlar yapar. Artı değer katanda ve zenginlik yaratanda vizyon vardır.
    Vizyonu en iyi şu hikaye anlatacaktır. Ormanda ana karga 5 adet yavrusunu almış ağaç üzerinde ders veriyor. “Sizin düşmanınız avcılardır” diyor. “Elinde tüfek olanı, sapan olanı görünce hemen kaçın. Hele de sizi görüp yerden taş almaya çalışanı görünce hızla uçun” diyor. Yavrulardan biri vizyon sahibiymiş. “Ana” diyor, “Ya taş elindeyse?” Anası ona dönüp şunu söylüyor. “Sen dersini iyi almışsın benim sana anlatacağım bir şey yok”.
    Vizyon bu. Vizyon, olabilme ihtimallerini çok iyi hesaplamaktır. 1923’den bu tarafa vizyonu olan 2 devlet adamı geldi. 1. Atatürk, 2. İnönü.
    1950’den bugüne kadar 60 yılda ülkemize vizyonlu siyasetçi gelmedi. Ülkemiz onun sıkıntısını çekiyor. Üretim yok, paylaşım çok kötü ve veresiye borçlu yaşam sonucu günlük hayatta şiddet çok arttı. Temeli işsizlik ve çaresiz insanlardır. Hayatı idame ettiren ekonomidir. Vizyonu ben bu açıdan irdelemek istiyorum.
    AKP 9 yıllık iktidarında maalesef üretim ekonomisi uygulamadı. Desteklediği konular yapsat. İnşaatçıları, karayolu, inşaat firmaları ve AVM sahibi firmaları ithalat kolaylığı ile cari işlem açığı azmıştır. Ve Türk sermayedar üretimin risklerini almaksızın Peygamber Efendimizin “Rızkını ticarette ara” lafını kendilerine kılıf yaptılar.
    Oysa zenginlik üretilen mal ve hizmete katılanla ölçülür. AKP satanın 9, alanın 8 olduğu bir ekonomi yarattı. Yapsatçı müteahhitler ne derse AKP-Tayyip Bey onu yapıyor.
    Kanal projesine, Ankara Projesine bakınız. ÜRETİM YOKTUR, AKIL YOKTUR, KAYNAK TÜKETİMİ VE RANTA KONMAK, CUKKA ALMAK VARDIR: VİZYON; AKILLA, UCUZ, YERLİ ÇÖZÜMLER BULMAKTIR.
    Üretim ekonomisine dönülmezse ithalatla bir yere varılamaz. Vizyon projelerin aşağıdaki örnekler gibi olmalı düşüncesindeyim. Takdirini okurlarıma bırakıyorum.
    Doğalgaz, kimyevi gübrelerin 3 ana hammaddesinden biridir. Yılda 5-6 milyon ton gübre ithal ederiz. Ederi 3 milyar $’dır. Yaz aylarında tüketimi olmadığı için anlaşma gereği kullanmadığımız halde bedeli İran’a ödenen 2,6 milyar $ ’lık doğal gazı Erzurum’da azotlu gübre yap en ucuza mal et. Trenle tahıl, pamuk, mısır üretim bölgesi G. Doğuya aktar. Ve bunu ülkede bu işi yapan firmalara yaptır. Onlar yapmıyorsa devlet olarak sen yap. Üretici firmalara “Bedelini mecburen ödüyorum her türlü yatırım desteği benden. Gaz benden gelin Erzurum’da üretip Güneydoğu’ya satın” de. İş yarat, aş yarat Erzurumlunun gönlünü al, göç ettirme, bırak memleketinde yaşasın. Ham kömür zengini ülkemizde ithal kömüre dayalı termik santralleri teşvik etmek vizyon değildir. Vizyon yerli kömürle çalışan termik santrallerin sayısını arttırmaktır.
    20 milyar $ yalnız tarım ürünleri ithaline ödenen para var. Halkın ucuz diye yediği tavuğun yemi, büyükbaş hayvanın tüm yemleri ithal geliyor. 5 milyon ton yem hammaddesi ithal ediliyor. “Bunu sulu tarımla üreteceğiz, ithal etmeyeceğiz” de gereğini yap. Üret ve gıda da dışabağımlı olma. Üretim ekonomisine dönülmezse ülke ithal ikamesi ile bir yere varamaz. (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat)

  • Bir Garibin Öyküsü: Neşet Ertaş

    Neşet Ertaş, rahmetli halk ozanı Muharrem Ertaş’ın oğludur. Kırşehir/Çiçekdağı /Kırtıllar Köyü doğumludur. Anası ölünce Neşet Ertaş küçük yaşta yetim kalıyor. Muharrem usta kendi kabilesinden Yozgat merkez Kırıksoku Köyü’nden bir hamınla evleniyor ve bu köye yerleşiyorlar. Muharrem usta düğünlerde saz çalıyor türkü söylüyor, o köy senin bu köy benim bir maya Gölük’ün (dişi eşek) üstünde bir lokma bir hırka misali yıllar geçiriyor, çalıyor-çığırıyor, derdi çocuklarını ve kendinin boğazını doyurmak, tek gayesi var yaşamak.

    Neşet Ertaş atalarından ve babasından gelen bu geleneği sürdürüyor, bu gelenek neydi ona bir bakalım; Halk ozanı geleneği Anadolu’da yüzyıllardır var. İç Anadolu’da yerleşik düzen şehirler haricinde çoğunlukla köylerde yaşanıyordu. Köylerde geçim kendine yetecek kadar tahıl yetiştirmek ve hayvanlarına bakabilecek ot ve suyu bulmaya dayanıyor. Zira kışın her yerde su ve kar var ama yazın su ancak dağlarda, taze ot yaylalarda olunca ekonomik hayat da genellikle bu dağ köylerinde yaşanmakta.

    Eskiden yol yok, telefon yok, televizyon yok, bir köyün halkı kasabaya, şehre ayda, 3 ayda 6 ayda zor inebiliyordu. İnsanların birbirleri ile ilişkileri çok sınırlıydı, oysa bu gezici ozanlarımız o köyden bu köye o ilçeden bu ilçeye devamlı gezerek hem insanlara bilgi aktarıyor hem de ortak paydamız türkülerimizin bekçiliğini yapıyorlar ve düğünlere zenginlik katıyorlardı. Davul zurna ile kemanla, dümbelekle, cümbüşle ‘Ne verirsen elinle o da gelir seninle’ diye diye gıda topluyorlardı.

    Halk ozanları; Çiçekdağı’ndan (Kırşehir) Şeker Dağı’na (Niğde) Denek Dağı’ndan (Kırıkkale), Hasan Dağı’na (Aksaray), Elmadağ’dan (Ankara), Aygar’a (Yozgat-Çorum-Amasya arasındaki dağlar) yaşayan insanlar arasından bir haberci bir gönül elçisi, kimisi Teberder kimisi Romen. Ben Neşet ustanın kendini tarif ettiği gibi hitap edeceğim, Garipler bizim Gariplerimiz kimdir bunlar: halk doktoru, sünnetçisi düğünlerimizin demirbaşı hoş seda Anadolu güzeli insanlar.

    Neşet Ertaş’ın adı Anadolu‘da duyulmaya başlandı. Radyodan sesi çıkıyor, plakları satılıyor, Kütahya’dan Sivas’a, Kastamonu’dan Karaman’a kadar geniş bir coğrafyada İstiklal Marşı’ndan sonra en çok o dinleniyor. Halk Neşet’i bağrına bastı, onu sevdi benimsedi. Peki niye sevdi bu garibi. Kendi ezilmişliğin derdini anlatan insanı gördü. Zalime karşı, duyarsız devlete, hukuksuzluğa karşı kavuşamadığı sevdiğine mesaj göndermeyi Neşette buldu, onun türkülerinde üzüldü, sevindi, ağladı ve diğer halk ozanlarında olmayan bir duruşta yaptı bunu Garibin, mazlumun, güçsüzün insanca hak arayışı biçiminde yaptı bunu. Oysa Sivas ve doğusundan çıkan halk ozanlarının türkülerin de siyasi duruşlar daha serttir, fakat Neşet Ertaş geleneğinde daha yumuşak, bu söylemi öne çıkardığı için daha geniş, bir halk kitlesi tarafından sevildi. Türkülerinde haksızlığa uğramış insanı, sevdiğine kavuşamamış mazlumu anlattı. Durdu Çiçekdağı’nda Zahide’sini aradı, Denek Dağında keklik kovalayan Şahin’e kızdı, ağladı. Elmadağı’nda Aygar’da avcıdan kaçarken yavrusundan ayrılan yaralı ceylan oldu. Hasan Dağı’ndan, Şeker Dağı’ndan indi Bor-Niğde bağlarında rakı içti, eğlendi eğlendirdi. Kırşehir’de ölen babasını anmak için Deli Boran oldu, haykırdı. Cezaevinde gardiyanı can yoldaşı yaptı. TV’de programlar yapıyordu. 1970 yıllarının politize olmuş TRT’si, bu garibi TRT’den attı. O da yakasına küsüp Almanya’ya gitti. 1980 yılında Yozgat’ta yaşanan Sağ terörden akrabaları çok mağdur edildi. Gariplerin Kırıksoku Köyü haricinde 15-20 hane evleri vardı. Çamlığın altında 1980’in yaz aylarında bu gariplerin evleri talan edildi dağıldılar. Bu gariplerin kimi Ankara’ya, İzmir’e, Kırşehir’e gittiler. Neşet usta bunlara baktı, halen de bakıyor.

    Doğunun ağası var, Batının beyefendisi var. Orta Anadolu’da EFENDİAGASI var oda NEŞETİMİZDİR. Kendi deyimiyle gönüllerimizin hizmetkârıdır. Rahmetli babasına Kırşehirli sahip çıktı. BELEDİYE BAŞKANIM bu garibe sahip çıkalım adını şehrin girişindeki parka verelim, heykelini sağlığında dikelim, insanlığımızı gösterelim. Hem tüm Türkiye’ye haykıralım NEŞET ERTAŞ YOZGATLI’dır diye. Buda bizim yüz akımız olsun. “Zengin olabilirsin ama sanatçı olamazsın’ Allah vergisidir.

    3 ANEKDOT;

    – Bir garibe soruyorlar İstiklal Marşı’nı kim yazdı, garip sakalını kaşıyor elini kafasına götürüyor düşünceli bir hal alıyor, biraz düşündükten sonra cevap veriyor. “Hacı Ağam (Hacı Taşan’ı kastederek) yazsa ezbere bilmem lazım, Muharrem Emmim (Muharrem Ertaş’ı kastederek) yazsa muhakkak duyardım. Bunu yazsa yazsa Neşet dayım yazmıştır, tahminim odur.”

    – İşimiz gereği rahmetli babamla her hafta. Çarşamba günleri Yerköy pazarına giderdik. Yine böyle bir Çarşamba günü öğleye kadar işimizi yaptık çay içmek amacıyla tren istasyonunun yanında Gar Kahvehanesi vardı, oraya oturduk. Çaylarımızı içerken yanımızda bulunan masada hareketli bir konuşma yapılıyordu. Kulak diktim mevzu bir pazarlıkta. Düğün çalma pazarlığı 2 garip Salmanlı’dan bir köylüyle düğünde davul zuma çalma pazarlığı yapıyorlardı. Ortada anlaşılamayan 5 TL. vardı. Köylü vermek istemiyor Garipler 5 TL daha fazla almak için dil döküyorlardı. Laf uzadıkça uzadı en sonunda gariplerden biri köylüye dönerek şu lafı etti ‘Efendi ağa biz eller gibi çalıp çığırmak biz zanaatgarık ellere benzemek” bu söz köylüyü ikna etmeye yetmişti ve pazarlık bitti.

    – CHP eski il başkanlarından rahmetli Ümit Özkan’ın anlattığı yaşanmış bir olayı sizlere sunmak isterim. Merkez ilçeye bağlı Kırıksoku Köyü’nden iki akraba aile arasında incir çekirdeğini doldurmayacak bir olay üzerine, taraflar mahkemelik oluyorlar. Gün geliyor hâkim huzuruna çıkıyorlar. İki taraf da erkekliğe Çam Kömürü sürmemek için uzlaşmıyorlar. Ama hakim, “Ulan deyyuslar mahkemeyi uydurma işler için işgal etmeyin, hadi barışın gidin” dese iki tarafta barışıp gidecek. Ama hakimin acemiliği veya gariplere olan ardıl düşüncesi, bu garipleri tanımaması, olayı daha da karışık hale getiriyor. Dava “Çömçe dönmez boka” dönüyor. Mahkeme koridorlarında sözlü başlayan tartışma, hükümet binasının önünde kafa – boynuz kırmaya kadar varıyor. Derken polisler araya giriyor tarafları toplayıp biraz önce kendilerini bu işi daha da karıştıran hâkimin önünde buluyorlar.

    Hakim tarafları tekrar dinliyor, yalnız iki tarafın da akrabası olan üçüncü bir şahıs var aklı başında. Bu garibe hâkim “Bu nasıl oldu?” diye soruyor. Bu garip de aklından “Sizin inisiyatif koymamanız, sizin işi halletmemeniz işi bu noktaya getirdi” demeyi geçirse de diyemiyor, ama “Sayın hakimim demem mi? Ulan kerhaneciler anlaşın, yoksa hakim götünüzün ağzında, sizi alınca içeri sokar dedim. Ama lafımı dinleyen kim.” Bu cevapta ki kinaye; halkını anlamayan bürokrata, hukuk adamına bir garibin dersiydi, anlayana.

    Not: Cumhuriyet Meydanı’nı 2 kere kazıp, fakir Yozgatlının trilyonlarını harcayan, bu yanlışa dur diyenlere de “YOZGATLI MERAK EDİYOR, ALTINDA NE VAR” diye cevan veren aklı evvellere, bundan 3 yıl önce “ŞEHİR GİRİŞİNDEKİ PARKI NEŞET ERTAŞ PARKI YAPALIM, HEYKELİNİ DİKELİM, BU AÇILIŞI DA NEŞET ERTAŞ’A YAPTIRALIM” dediğimden dolayı mutluyum. Yozgatlı bir aydın olarak RUHUN ŞAD OLSUN NEŞET USTA, GÜZEL HEMŞERİM.

    (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat)

     

  • Köylü kimdir?

    Topraktan hayatını kazanan toplumu besleyen kitledir. Köylü milletin efendisidir deyip yarı yolda bırakılan hayatını zor ama helalinden kazanandır. Osmanlı Anadolu’dan aşar, öşür ve asker almış hiç de vermemiştir (dört vilayet hariç) T.C. Kurulmasıyla aşar, öşür kaldırılmış köylü de rahatlamıştır. Hem kuruluş aşamasındaki mali külfet hem de 2. Dünya savaşına girmemenin bedelleri(zor alım, buğday ve gıda maddeleri) köylüde CHP ye karşı bir direnç oluşturmuştur.
    “CHP YEŞİL EKİNİMİZİ ÖŞÜR BİÇTİ” sözü yıllarca dillendirilmiştir. Oysa 1942 ve 1943 yılları savaş yıllarıydı ve kuraklığın verdiği bir kıtlık vardı. Tarım ürünleri azdı ve 4 milyon üreten köylüyü üretimden çekip cephede 4 yıl beslemek kolay iş değildi. Bu ülkenin savunması ile ilgili doğru bir işti ama bunu köylüye aldatmak kolay değildi. Köylü gördüğüne yaşadığına inanır, yarın ne olacakmış demez. Genelde köylülük budur. Eğitimsizdir, tutucudur 600 yıl ümmet olarak yaşamış biat etmeyi yaşam biçimi yapmış adama“1 günde ilmi keşfet, sorgula, doğruyu bul” demek hayaldir.
    CHP KÖYLÜ İLE BARIŞAMAMIŞTIR.
    CHP, köylünün dilini kullanıp kafasına girecek kadrolar yaratamamıştır. Bugün dünden daha da kötüdür. Hele de kuru tarım yapan köylüler zor şartlarda hayatını idame ettirmektedir.
    Üç türlü köylü mevcuttur;
    1) Kendine yettiği kadar üretip satış yapmayanlar
    2) Kendi ihtiyacından fazlasını üretip satanlar
    3) Üretemeyip köylerde, kasabalar da ve şehir varoşlarında yardımla hayatına devam eden köylüler
    İklimin müsait olup sulu tarım yapan, et tüketecek kadar geliri olan köylüden CHP oy alabilmektedir.
    Çok fakir eti az tüketen tahılı çok tüketen köylü CHP ye çok az oy vermektedir. Hele yardımla hayatını idame ettiren köylü CHP’yi tamamen düşman görmektedir. CHP’nin köylüden oy olabilmesinin temel yolu köylüyü Zenginleştirmek olmalıdır. Geçim derdi olmayan insanlar sorgulamakta sosyalleşmekte sol a oy vermektedir. Akdeniz’den, Ege’den, Trakya’dan çok oy alıp Anadolu dan, Karadeniz’den, Doğu ve Güneydoğu’dan(son ikisin de Kürt ırkçılığı nedeni ile) oy alamamamız kuru tarım ve daha sert iklimde tarım yapmanın genel sıkıntısıdır.
    İkinci tip köylü CHP’nin hedef kitlesi olmalıdır orta ve orta üstü köylünün temel derdi üretimi arttırmak anlamında değişime açık insanlardır, meraklıdır, bilgi açlığındadır imkanı vardır diğer köylülere de örnek olacak konumdadır. Üreten köylüyü daha da fazla üretir hale getirmek CHP’nin yeni politikası olmalıdır hele de hem tarım hem hayvancılık yapan köylü bizi en iyi anlayacaktır. Bugün ülkemiz şu durumdadır; 60 Yıl merkez sağ plansızlığı ve akılsızlığı sonucu maalesef dinci, ırkçı bir köylülük yaratılmıştır
    KÖYLÜLÜK: KAİDE VE KURALLARA UYMAKSIZIN ÖTEKİNİN HAKKINI YERKEN DİNCİ MASKESİNİ TÜRKÇÜLÜK MASKESİNİ KULLANAN
    YANLIŞLIĞI DOĞRU KABUL EDEN BİLİMİ REDDETTİĞİ VE KULLANMADIĞI İÇİN ÜRETEMEYEN CAHİLLİKTİR.
    Maalesef merkez sağ demokrat olmaması sonucu Türkiye’de köylülük( AKP ile de) iktidar olmuştur.
    Ama üretememektedir ülkenin babını büyük belaya sokacak aymazlıklar içerisindedir. Tüm derdi gündelik hayatı devam ettirme anlamında ABD ye esir olmuştur. ABD ya dediğimi yap Suriye ile İran ile savaş yoksa senin gündelik hayatını durdururum demektedir. Bu şartlarda değişimi yaratmak üretimi gerçekleştirmek inanmış insanlarla olacak iştir. Ama imkansız değildir. Emperyalizme karşı 2. Kurtuluş mücadelesi değişim ve üretimle olacaktır. (Hasan Aslan Nurdoğdu – Makalelerle Yozgat)

  • ‘Kırkikindi Yağışları’ İç Anadolu’da bereket demektir

    Kırkikindi lafı nedir diye şehirli bir insana sorsanız çoğu “O da nedir?” der. Ama hayatını hasat edeceği arpadan, pancardan, nohuttan gelecek paralarla idame ettiren ve kırsalda yaşayan adama sorsan bereket, verim artışı diye tarif eden iklimler insanların hayatını çok etkiler. Ilıman yağışlı iklimler herkesin beklentisidir ama olanla yaşamak hele de İç Anadolu’da tarımsal verim ise çoğu kez tesadüflerle oluşur. O tesadüflerin biri de Kırkikindi’dir.

    İç Anadolu’nun iklim özelliklerine baktığımız zaman yazları çok kurak ve serin; kışları çok soğuk ve az yağışlıdır. Bu genellemenin dışında işte o ılıman bahar yağışları; Nisan ortalarından başlayıp Haziran’a dek giden süreçte özellikle tahıl bitkisinin büyüme ve döl tutması dönenimde yağışa en çok ihtiyaç duyduğu dönemdir.

    Kırkikindi şöyle gelişir; gündüzleri öğleye kadar normalüstü bir sıcak ve akşama doğru ikindi vakti yağış birden başlar ve gece de devam eder, gün doğumu ile yine aynı iklim şartları 15 Nisan – 30 Mayıs arası sürer. Halk buna “Kırkikindi” der. Böylesi yılda 1’e 7 – 8 alınan tarlalardan; 1’e 15 – 20 – 25 tarımsal ürünler elde edilir. Borçlar ödenir, evlenecek gençler evlendirilir. Yeni umutlar, yeni başlangıçlar için insanlar bilenir “Kırkikindi” bir insan ömründe 4 – 5 kez ancak olur. Oysa 2008 yılı Ekim dönemine baktığımızda bir hüzün, kasvet, büyük sıkıntı vardı. Çünkü o köylü gelir kaybı nedeniyle iç Anadolu’da ekilen buğdayın %80 – 90 taban gübresiz ekilmişti. Köylünün en çok kullandığı mazot, gübre, ilaçtan %18 KDV, ÖTV ve Gelir Vergisini düşürmeyen hükümet kendilerini destekleyen büyük sarrafların Pırlanta’ da ki KDV’sini düşürmekteydi.

    Velhasıl kelam Anadolu köylüsü umuda yürümüş Yaradan’a sığınmış. Umuda yürüyen temiz, garip insanların bu samimi niyetleri Kırkikindi olarak Anadolu toprağına dönmüştür. Mülkün sahibi vazifesinin yapmıştır. 2008’in Nisan ayından itibaren Mayıs ortalarına kadar İç Anadolu’da yaşanan bu iklim kırsalda yaşayan tüm Anadolu insanını mest etmiştir. Bu yıl da iyi bir hasat yaşanacağı umuduyla…

    Notlar:

    • Süne yine iç Anadolu’da Buğday hasadına çok zarar vermekte. Tarım il – ilçe teşkilatları köylüyle uyum içinde çalışmıyorlar. Köylü devlet yapsın diyor, devlet memuru da bana verilen görevi yaparım diye işi savsaklıyor. Oysa imece usulüyle topyekûn bir çalışma ile süneyle baş edilir. Yoksa biri çalışır diğeri çalışmazsa süne yine hayatını idame ettirmekte. İç Anadolu’da baharın da uzun olması mücadeleyi olumsuz etkilemektedir.
    • IMF ile varılan mutabakat sonucu T.M.O alımları azalttı. Bu açığı zahireci esnafı doldurmaya çalıştı. Özellikle bankaların buğday fiyatlarının %70 ine kadar kredi vermesi sonucu fiyatları ucuz bulan zahireci esnafı 500 TL/ton buğdayı doldurdu ama buğdayların, özellikle kırmızı ekmeklik buğdayların dönme oranı fazla, süne çok yüksek ve bu tip buğdaylar satılmıyor. Çok kazanma hırsıyla stok ettikleri buğdaylardan büyük zarar ettiler. Hepsine geçmiş olsun. Zahireciler köylünün eli ayağıdır. İnşallah bu sene kar ederler de kaybettikleri paraları geri alırlar.
    • Yozgat’ımızda süneli dönmüş buğdayların satılması sorununu çözecek yeni bir tesisin açılmış olması memleket için kazanımdır. Bu tesisi kuran girişimcileri de kutluyorum iyi bir iş yaptınız. (Makalelerle Yozgat – Hasan Aslan Nurdoğdu)

    ________________________________________

    Güncel Not: İşim gereği yağmuru takip ederim. Son 50 yılda bu yıl olduğu kadar yağış görmedim. Bu yıl Anadolu yağmura doydu. Mart’tan Haziran sonuna kadar aldığı yağışlar tahıl, bakliyat üretimini olumlu etkileyecektir. Şükür yaradan mülkünü boş bırakmadı. Yağan yağmurlar bereket getirmiştir.

  • Kara trenin aydınlık geleceği

    Dünyada teknolojinin tekerleğin bulunmasıyla başladığına inanılır, doğrudur.
    Kitlelerin teknoloji ile buluşması ise buharın bulunması ve demiryollarının gündelik hayata girmesiyle insanlık kitlesel olarak bir yerden bir yere büyük miktarlarda mal taşımak, insan taşıma imkânı buldu. Bu da insanları rahatlattı.
    Bugün itibariyle dünyaya baktığımızda gelişmiş ülkelerin hepsinin demiryolları sayesinde zenginleştiğini görürüz. ABD tren sayesinde zenginliği bulmuştur. Avrupa – Rusya’nın ilerlemesinde temel gücün tren yollan olduğu bilinen gerçektir.
    Bilimsel olarak en ucuz taşıma sırasıyla,1-Denizyolu, 2-Demiryolu, 3-Karayolu ve 4-Havayoludur
    Hele de yükte ağır pahada hafif tüm mallar (tahıl, demir, kömür, çimento, tuğla, maden, kereste, yem, gübre) dünyanın her yerinde demiryolu ile taşınmıştır ve taşınmaya devam edilmektedir.
    Tren yoluyla Osmanlı son döneminde tanışmış ve ilk önce İzmir-Aydın demiryolu sonra Adana-Mersin demiryolu yapılmıştır.
    Devamında Hicaz demiryolu Bağdat demiryolları kurulmuş, Osmanlı bu yolla petrole ulaşmayı hedeflemiştir.
    Bu tren yolu beraberinde I. Dünya savaşını da getirmiştir. İstanbul’dan sonra doğuda en eski Demiryolu hattı ise Ankara’daydı.
    Sebebi de tiftiğin buğdayın hayvanların Ankara’dan İzmir ve İstanbul’a taşıması idi. Ankara’nın doğusunda demiryolu hiç yoktu.
    Cumhuriyet başlangıcı ile devletin genel politikası treni Türkiye’nin doğusuna güneyine batısına götürmekti Marşlarımız vardır tren yolu ile ilgili. Demir ağlarla ördük anayurdu dört baştan. 
    Ankara’dan sonra Yozgat Kayseri hattı yapıldı Sivas’a ulaşıldı.
    Erzincan Erzurum Kars treni gördü. O yıllarda tren yeni Cumhuriyetin kitleler tarafından görünen yüzü oldu. Cumhuriyetin kitleler tarafından kabulü tren yolunun başarısıyla oldu.
    Bu tren yollarının yapılmasında emeği geçen insanların başında Başbakan ve Cumhurbaşkanı olarak İsmet İnönü’nün emeği çoktur;
    İki tane anı anlatayım.
    – Sivas’tan Erzincan’a tren yolu yapılıp Erzurum’a gidilecek. Karasu (Fırat) yol vermiyor, Sansa geçidi 150 metre. Urganı bağlıyorlar, işçileri Fırat üzerindeki kayalardan aşağı indiriyorlar, elinde bir çekiç kayadan ne kadar büyüklükte bir taş parçası koparıp yukarı çıkartılan taş büyüklüğünde altın, alıyor yüzlerce insan Erzurum hattında Sansa boğazında ölüyor ama Erzurum’a – Kars’a tren gidiyor. Cumhuriyet bunlar yapıyor.
    – İkinci anı, İsmet İnönü Başbakan. Tren yolu Güneydoğuda. Ancak Diyarbakır da ama Diyarbakır’dan sonra gidilmedik çok yer var. İnönü bütçe görüşmelerinde çıkıp şöyle diyor;
    “Bütçenin kırtasiye masraflarında %10 kesinti istiyorum.”
    (yani 10 kalem mi kullanıyor bir memur 9 ile idare etsin, 100 kağıt mı kullanıyor 90 ile idare etsin, devlet binalarını 100 kg boya ile mi boyuyorlar, 90 kg. ile boyansın)
    Ve İnönü’nün bu önerisi kabul ediliyor. Uygulanan tasarruflar sonucunda Diyarbakır’dan sonra Bismil-Batman-Kurtalan hattıyla Siirt’e ulaşılması sağlanıyor.
    1950 yıllarla birlikte bugüne kadar sağcı siyaset tren yolu komünistlikle eş tuttu. Geldiğimiz noktada yılda 30 milyar dolar petrole bağımlıyız. Üretici ülkelerde bile olmayan miktarda 600.000 kamyon sahibi olan bir ülkeyi z. Her şeyiyle dışa bağımlıyız. Laf kamyonculara gelince Kamyoncu ordumuz şoför
    esnafımız çok güçlü durumda. Kamyoncu kardeşlerim Allah ön takımınıza zeval vermesin en helal kazanç sizin. Bu hükümetin 60 yıllıkbir yanlışı düzeltme anlamında çalışmaları var. Demiryollarına gerekli önemi verirler inşallah.
    Yerköy, Yozgat, Sorgun, Yıldızeli bağlantısı ile birlikte Çorum, Yozgat Yenifakılı hattı bağlamında ülkemizin dövizleri heba olmaz. “İnşallah Türkiye – Gürcistan tren bağlantısı yapılır da, Orta Asya ile bağ kurulur” diye umarak beklemekteyiz.

  • KANSER NEDEN ÇOĞALIYOR? (Aylanın Anısına)

    Yozgat’ımızda ülkemizde gün geçmiyor ki genç yaşta vefat eden insanların haberleri ile kahrolmaktayız. Neden, niçin sorusunu soracak olursak derinliklerine girdiğimiz zaman beslenmeyle ilgili sorunlar karşımıza çıkmakta. Piyasada satılan sağlıklı olmayan margarinlerin bu işin sebebi olduğunun kanaatindeyim sanki bir el 1965 den bu güne kadar geçen süreçte toplumu hasta etmek için uğraşıyor. Yağ insanların en çok ihtiyaç duydukları gıda maddelerin başında gelir:
    1- Katı yağlar (hayvanlardan elde edilendir)
    2- Sıvı yağlar (toprak dan elde edilen tüm yağlar; zeytinyağı, ayçiçeği, fındık, pamukyağı vb.)
    3- Bu ikisini de belli oranda kullanarak bazı kimyasal maddeleri ile elde edilen margarinler… Benim derdim margarinlerle ilgilidir. Bu yağlar ABD veya AB ülkelerinde kullanılmazken Türkiye’de başköşededir.
    1967-1968 yıllarında Yozgat’ın nüfusu 30 bin idi. Mübalağa etmeyeyim şehir merkezinde 10 bine yakın büyük baş hayvan vardı her evde sağılan 1-2 inek olurdu. Süt, yoğurt, yağ olmayan ev yok gibiydi.
    Ne zaman ki somun ekmek üreten fırınlar kuruldu olay değişti. Sana ve Vita yağ fabrikaları somun ekmekle yağlarını tanıttı, hem de bedava. Ben ve mahalleli arkadaşlarım bu araçların arkasından koşup bir dilim sana yağı sürülmüş ekmek almak için çok koşturduğumu anımsarım. Aynı yıllarda ABD Türkiye’ye süt tozunu dayatmakta ve tüm ilkokullarda bedava süt tozları dağıtılmakta idi. Aynı Amerika o yıllarda “siz sanayileşmeyin tarımda organize olun” derdi ama asıl derdinin Türk tarımın yok etmek olduğunu bugün daha iyi değerlendiriyorum. Ve sağcı siyaset 1950 yıllardan itibaren köylüye çay, sigara parası vererek kandırdığı köylü bugün maalesef üretemez hale gelmiştir. Bugün ithal etimiz var, ertesi gün buğday bitti bir gün yağ yok laflarım çok duyacağız. “ elden gelen öğün olmaz, oda vaktinde bulunmaz”.
    Bu tespitten sonra özellikle doğum tarihleri 1965 ve üstü olup da kısa süre önce memleketimizde vefat eden canlarımızın birkaç tanesini ismini sırf bilgilendirme amacıyla ailelerinde affına sığınarak burada zikredeceğim.
    1. Canım kardeşim, Ayla Kılınç Arslan (bu yazımı da onun için kaleme aldım)
    2. Esmioğullarından kapı komşumuz öğretmen, Nurettin Aktan.
    3. Rahmetli müteahhit Muzaffer Güven in kızı Aynur Güven.
    4. Öğretmen Hüseyin Serbest kızı, kız kardeşlerimin arkadaşı, öğretmen Safinaz Hanım.
    5. Sanayide (kel) Ahmet Yıldırım.
    6. DSP eski ilk başkam güzel insan Kamil Üstündağ ahimiz.
    7. Avukat Kamuran Özkan’ın evladı Gürsel
    Daha birçok memleket çocuğu kısa zamanda eriyip gittiler. Ruhları şad olsun mekânları cennet olsun. Benim derdim bu kanser sorunuyla Yozgat’ta devletin ilgili kurumlarının duyarlı sağlık personellerinin araştırıp buna çözüm bulmalarıdır.
    Hayat pahalılığının herkesi zorladığı bir ortamda naçizane annelere babalara tavsiyem doğal sıvı yağı özellikle zeytinyağı kullanınız. Salam, sosis, sucuktan hele de et fiyatının altında fiyata satılanlarından uzak durunuz. Eti kasaplardan görerek alınız. (Hasan Aslan Nurdoğdu- Makalelerle Yozgat)

  • Tarım Topraklarında Kirecin Giderilerek Toprağın Verimli Hale Getirilmesi

    Tarım topraklarında kirecin giderilerek, toprağın verimli hale getirilmesi bitkilerin yaşamlarını sürdürebilmesi için birtakım elementler gereklidir. Bu elementler; makro elementler: hidrojen, oksijen, karbon (mineral olmayanlar), azot, fosfor, potasyum (primer) ve kalsiyum, magnezyum, kükürt (sekonder) elementlerdir. Bir de mikro elementler denilen, az miktarda gereken, ama bitkiler için son derece önemli olan besi elementleri vardır. Bunlar demir, mangan, bor, çinko, bakır, molibden, klor, kobalt ve nikel’dir.
    Mineral olmayan elementleri bitkiler, başlıca hava ve sudan temin ederken, diğerlerini başlıca topraktan almaları gerekmektedir. İşte bu noktada toprak ph’ının bu işe uygun olup olmaması meselesi ortaya çıkıyor. Tarım toprakları, ph bakımından; asidik topraklar (ph<6,5), nötr topraklar (ph= 6,5-7,5 ), bazik topraklar (ph>7,5) olmak üzere üç sınıfta mütalaa edilir. Toprak ph’ının yüksek olması durumunda mikro elementlerin (molibden Hariç) suda az veya hiç çözünmemesi dolayısı ile bitkilerin bunlardan tam olarak faydalanmaları mümkün olmaz. Mikro elementlerin eksikliği tıpkı insanlarda vitamin eksiklerinin sebep olduğu bozukluklar gibi, amatabiatı ile bitlilere has bir biçimde bozukluklara sebep olur. Bitkilerde çimlenme, kök gelişimi, büyüme gerilikleri, yapraklarda ve filizlerde bozukluklara, çiçek ve meyve veriminde düşüklüğe sebep olur. Tahıllarda tane dolulukları azalır, sap boyları kısalır, nişasta ve şeker içerikleri düşük olduğu gibi, protein sentezleri de geri kalır. Mikro elementlerin tam olarak alınamaması dolayısı ile azot ve fosfor gibi makro elementlerin alımında da eksiklikler ortaya çıkar.
    Sonuçta bu bitkilerden beslenen hayvan ve insanlarda da bu elementlerin eksiklikleri baş gösterir, sağlıkları ve gelişimleri doğrudan menfi olarak etkilenir. Bu yüzden toprak ph inin bitkiler için uygun bir seviyeye getirilmesi çok önemlidir. Toprak ph’ının düşürülmesi (ph değerinin 6 – 7,5 aralığına getirilmesi) topraktaki kirecin de bitkilerin faydalanabileceği şekle dönüşmesine, aynı zamanda azot ve fosfor elementlerinin bitkiler tarafından daha verimli bir şekilde kullanımını ve mikro elementlerden de azami ölçüde faydalanmalarını sağlar. Toprak ph’ının yüksek olmasının (ph değerinin 7,5 den büyük olması durumu) diğer çok önemli bir mahzuru da bazik toprağa atılan azotlu gübrelerin ve özellikle ürenin, çok kısa bir sürede bozularak amonyak şeklinde kaybıdır ki binlerce ton gübre boşa gitmektedir.
    Özellikle tarım topraklarının % 62 sinin ph 5 yüksek olan Türkiye’de, tarım ürünleri Rekoltesinin ve kalitesinin günden güne düşmesinin sebeplerinden, belki de en başta gelenidir. Köy hizmetleri genel müdürlüğü tarafından Türkiye’nin topraklarının durumu incelenmiş ve 1999 yılında “Türkiye topraklarının verimlilik durumu” isimli kitapta yayınlanmıştır. Bu rapora göre ideal tarıma uygun toprak miktarı oranı sadece ve sadece 9612,13 tür yine inceleme sonuçlarına göre alkali karakterde (kireçli ph 1 7,5’dan büyük) toprakların miktarı %62’dir ve 20 345 796 hektar alanı kaplamaktadır.
    Ayrıca Türkiye topraklarının neredeyse %65 i organik maddece fakirdir. Bu tablolara göre tarımda durum son derece vahimdir. Köylü ve çiftçi topraklardan azami şekilde istifade edememekte çok az miktarda ve sağlıksız ürün almakta yaptığı gübre masraflarını dahi neredeyse finanse edememektedir.
    Kireçli (bazik, ph’ı yüksek) topraklarda bitkiler topraktan yeteri kadar faydalanamamaktadır, ürün verimliliği ve sağlığı son derece yetersiz olmaktadır. Diğer taraftan yer altı suları ile yapılan sulamalarda, sularımızın genelde çok sert oluşu dolayısıyla, her yıl topraklarımıza tonlarca kireç ilavesini ister istemez yapmaktayız!
    Bazik (kireçli)toprakların ph’ının düşürülmesi; 6-7,5 değerlerine getirilmesi sadece tarla ziraatı için değil, ağaçlar süs bitkileri sera bitkileri ve diğer tüm bitkiler içinde yapılması gerekli bir işlemdir.
    TOPRAK PH’NIN DÜŞÜRÜLMESİ (TOPRAKTAKİ KİRECİN FAYDALI HALE DÖNÜŞTÜRÜLMESİ)
    Tarım toprağımızın yüksek ph’da olduğu (yani, kireçli, bazik toprak olup olmadığı) nasıl anlaşılır? Elbette ki yetkili bir toprak analiz laboratuvarında yaptırılacak analiz ile toprağın durumu (nem miktarı, toprağın kumlu, orta sıkılıkta alüvyon veya killi oluşu toprağın iyon değiştirme kapasitesi, iletkenliği ve ph’ı) kolayca ortaya çıkar.

  • RAKAMLARLA YOZGAT’IN DURUMU

    Yozgat, Türkiye’nin tam göbeğine oturmuş bir tarım ve hayvancılık memleketidir. Yaklaşık 300 km kuzeyinde Karadeniz ve 400 km güneyinde Akdeniz vardır. Dolayısıyla hem Akdeniz hem Karadeniz’den yeterli yağış alamamaktadır.Tipik karasal iklim özelliği hakimolup tarımsal alanda da ağırlıklı olarak; Hububat (buğday-arpa), bakliyat (nohut, yeşil mercimek, fiğ, fasulye) ve şeker pancarı üretiminin öne çıktığını görmekteyiz.
    Hayvancılık konusunda ise küçük ve büyükbaş hayvancılık Yozgat tarihi boyunca çok önemli yer almıştır. Coğrafi olarak Yozgat’a bakıldığı zaman 2 ayrı özellik görülmektedir. Birincisi dağ Yozgat,ikincisi ise ova Yozgat… Bunun da sınırı batıda Ankara ili sınırımızı ayıran Delice köprüsü ile başlar doğuda Sivas Yıldızeli’de biter. Ankara Sivas karayolu Ova Yozgat ile dağ Yozgat’ı fiilen birbirinden ayırır. 642 parça köyümüzün yaklaşık yarısı dağ ve orman köyü olması verimsiz, susuz arazilerimiz mevcuttur Yozgat’ın toplam yüzölçümü 1.412.300 hektardır. Ancak 750.000 hektarı sulanabilir olmasına rağmen ancak 150 bin hektarı sulanabilmekte 600 bin hektar alanda su olmasına rağmen sulanamamaktadır. Yozgatlı, “1923 den 2007’ye kadar neden bu alansulanmadı?”“Neden gelir artıracak imkanlarakavuşamadık?”“Hayvancılığımız neden öldü?” diye sorgulamıyor ve bu imkanları yaratacak siyasi önderleri neden çıkartamıyor?
    Kalkınmada öncelik, birey olarak insanların arzusu ile başlar. Örgütlü toplumla üretim gerçekleştirebilir. Bu da ancak akıl, para ve iyi organizasyonla yapılabilir. Yozgat’ta buğday vearpa ekilir. Ova köyümüzAşağı İhsangazi’de 20-25 Haziran’da hasat başlar. Hemen yakınında AygarDağı’nın başındaki Beserek Köyü’nde ise hasat Ağustos başında gerçekleşir. Bu iki köy arasında 30 km ancak vardır. Fakat biri ova diğeri ise dağ köyüdür. Birinin denizden yüksekliği 650 – 700 metre iken diğerinin bin 700 metredir.
    Yozgat’ın ortalama bin 300 metre yükseklikte bulunması ve 304 köyümüzün dağlık ormanlık kesimde olması en büyük dezavantajımızdır. Bu durumu avantaja çevirebilecek planlamalar ve çalışmalar yapmamız gerekmektedir.
    700 bin insanın yaşadığı Yozgat’ta ortalama milli gelir 1000 $’dır. Bu Yozgat ortalamasıdır. Yozgat’ın genelinde incelediğimiz zaman çok daha kötü neticeler çıkmaktadır.
    Boğazlayan’a bağlı Yamaçlı kasabası için 1000 USD $ olan milli gelir, Kadışehri Yavuhasan’da 500-700 USD $ ye düşmektedir. Bunun nedeni de sulu tarıma geçilmemiş olunmasıdır.
    Yozgat ekonomisi “İKİYAĞMURUN AÇI, ÜÇÜNCÜ YAĞMURUN TOKUDUR”
    Bu deyiş Yozgat’ın ekonomik özetidir. Gerçi küresel ısınma sonucu iki yağmurda yağmamakta.Ama yaradan mülkünü boş bırakmaz. İnşallah yakında iyi yağışlar alırız da köylümüz, çiftçimiz rahatlar. Yoksa tüm Türkiye 2007 yılında Siyasal sıkıntının yanı sıra daha kötü ekonomik sıkıntı yaşayabilir. Benim Allah’tan temennim budur. “Allah’ım bol kar ve yağmur talep ediyoruz. Duy aciz kullarını rahmetini esirgeme bizden”
    Yozgat Sebze meyve ekimi, yazın kısa olması, yılda 120-130 gün güneşli geçmesi ve ortalama sıcaklık değerlerinin 25-30 derece olması… Sebze meyve üretiminde Türkiye ortalaması %5 olmasına karşın Yozgat ta bu rakam %0,026 gibi çok düşük düzeydedir. Yozgat ta güzel bir deyim vardır, “YETTİ BİTTİ” haziran başında sebze dikilir ağustos sonunda kıra vurur biter. Bunda iklimin soğuk yağışsız olması kadar köylerde yaşayan insanlarımızın da sebze meyve yetiştirme gibi bir kültürümüzün olmaması bu konuda eğitimsiz olmamız ve maalesef tembelliğimizle de direk ilgilidir.

  • TÜRKİYE YATIRIM TEŞVİKLERİ VE YOZGAT

    100 yıl önce kurulan Cumhuriyetimizin kurucuları, olmayan para, teknik eleman, müteşebbis yokluğu ile Devletçi kalkınma modelini tek çıkış yolu olarak gördüler.

    Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) Başkanı Stalin’in baskıcı yönetimi, ağır sanayi hamlesinin etkisi, 1929 liberal ekonomisinin buhranı ve ülke şartları devletçiliği mecbur kıldı.

    1923-50 arası 2. dünya savaşı ile üretimin durmasına ve 1942-43 yılında Anadolu’da yaşanan kuraklığa rağmen 3 beyaz (un, şeker, bez) 3 siyahı (demir, kömür, petrol) ürettiler, temin ettiler. Bunu da hiç dış borç almaksızın geleneksel tarım ürünleri ihracından elde ettikleri dövizle ve toplanan vergilerle yaptılar. Bu gün satıp bitiremediğimiz kitleri 1930-1940 yıllarda CHP – İnönü başardı.

    1950 yılında beyaz kâğıdı alıp sandığa atmak suretiyle iktidarı Demokratik Parti’ye (DP) teslim ettiler. (Çünkü hedefleri kimsesizlerin kimsesizi Cumhuriyeti kurmak, demokrasiyi yerleştirmekti).

    1950 yılında ülkenin mali portresi şöyle idi:

    Dış borç = 0

    İç borç = 0

    28 vagon altın mevcut

    1 TL = l $ seviyesinde.

    50 milyon insanın öldüğü 2. dünya savaşında girilmemişti, ülke uluslaşmak anlamında çok önemli devrimleri sindirmişti, köylüyü kalkındırma adına köy enstitüleri kurulmuştu, ülke trenle Doğudan-Batıya,  Güneydoğudan-Kuzeye gidebilir duruma getirilmişti, Halk Evleri kurulmuştu, tüm ülke aydınlanma arzusuyla dolup taşıyordu. Toprak reformu yapılmak üzereydi. 1923-50 yılları arası devletçilik anlayışıyla müteşebbis yetiştirildi.

    1950 yılına gelindiğinde “Başarabilirim” zihniyetiyle ülke ekonomisi üretmiştir. Ancak dünyada KOMÜNİZM denen bir tehlike ortaya çıkmıştı. Kuzey komşumuz SSCB, o zamanki yöneticisi Stalin’in ülkemiz aleyhine tavırları nedeni ve Batının güvencesini elde etmek arzusunda etkisiyle çok partili sisteme geçiş yaptık. 1950 den itibaren yine devletin ağırlıklı yatırımları görmekteyiz.

    Limanlar, barajlar, sulama kanalları ve özelliklede DP anlayışı gereği demir yolları durduruldu. Karayolu taşımacılığına önem verildi. Bugün ülkemiz 30 milyar $ petrole, 20 milyar $ madeni yağ ve kara taşıtı yedek parçasına veriyorsa tren yollarının durdurulması sonucudur.

    DP özel teşebbüsün önünü açtı, ama bu herkese eşit uygulanmadı. DP’ye yakın insanlar desteklendi devlet eliyle zenginler türetildi. Ama ülke üretiyordu. 1960 ihtilali, üretim sürecini 3 yıl durdu. 1963-70 arasında Süleyman Demirel ile Türkiye’de sorunsuz kalkınma modelleri uygulandı.

    Özellikle SSCB ile yaptığımız Bartır (mal takası karşılığı) modeli ile portakal, tiftik, buğday, tütün, çay, pamuk, üzüm karşılığı Ereğli Demir Çelik’i, İskenderun Demir Çelik’i, Seydişehir Alüminyum’u, Çinkur’u kurduk. Bu yapılanlar 30 milyon Türkiye’ye yetiyordu ama ülkenin nüfusu da ciddi anlamda artıyordu. Tam anlamıyla ağır sanayiye geçtiğimizde ise ülke nüfusu 50 milyonu bulmuştu. Ülke tekstilde, gıdada kendine yeter hale gelmişti. Anadolu aldığı göçlerle büyük şehirleri doldurmuştu. Anadolu üretmek istiyordu ve bu isteği plansız programsız teşvik anlayışı ile Özal başlattı. Anadolu’nun her yerinden insanlar az para, az akıl, az teknoloji ile üretme yarışına girdi. Özal’a ve ANAP’a yakın olanlar kâğıt üzerinde proje yapıp iş bilen memura, politikacıya komisyonlarını vererek devletten çok paralar götürdüler. Batıda otel-turistik tesis yaptılar.

    Gerçekten yatırım yapıp da iş bilen memura, politikacıya ulaşamayanlarsa hak ettiklerini alana kadar faize, tefeciye, bankaya düştüler. Perişan oldular, ellerindekini de kaybettiler. Bugün Adıyaman, Malatya, Urfa, Diyarbakır, Mardin, Erzurum, Yozgat, Sivas vb. illerinde Battal olmuş tesisleri görebilirsiniz. Özellikle Yozgat’a bakın atıl fabrikalar bu durumdadır. Bugün bu ülkede var olan ‘un fabrikaları’ 200 milyon insana yeter. Bugün bu ülkede mevcut yem fabrikaları 100 yıl fabrika yapmasan yeter. Halen teşvik veriliyor. Siteler, Kayseri, İnegöl mobilyacısı mal satamıyor, zenginimiz de İtalya’dan, Fransa’dan mobilya getiriyor. Tekstil fabrikaları durma noktasında, pahalı maliyetle üretim fazlası var ve Çin daha ucuza üretiyor. Bugün ülkemiz ürettiği malın kalitesinden dolayı yurt dışına satamıyor. Parası olan da kaliteli diye ithal mallara yönelmiş durumda. Oysa ülkemizin önceliği ithal ettiğimiz ürünleri üretmek olmalı. Siyaset bunu aşmalı. Aşacak siyaset ve iktidar olacaktır.

    Bu ülke ÜRETMEK ZORUNDADIR

     

  • Bu yaz festival dolu geçecek

    Özellikle oversized kesimler ve katmanlı giyim tarzı popülerliğini sürdürüyor. Aksesuar olarak ise altın ve gümüş tonlarında geometrik şekilli takılar tercih ediliyor. Ayakkabılarda ise platform tabanlı modeller gözde bir seçenek haline geldi.

    Sağlık alanında büyük bir dönüşüm

    Bir başka konu olarak, gündem haberlerinden bahsedelim: Teknoloji dünyasında yapay zeka ve otomasyon, iş dünyasında dönüşüm sağlıyor. Artırılmış gerçeklik uygulamaları, müşteri deneyimini geliştirerek perakende sektöründe fark yaratıyor. E-ticaret platformları, mobil ödemeler ve dijital pazarlama stratejileri de hızla gelişiyor. Sağlık sektöründe ise genetik testler, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin gelişmesine katkı sağlıyor. Yapay zeka destekli teşhis sistemleri ve robotik cerrahi teknolojileri de sağlık alanında büyük bir dönüşüm yaratıyor.

    Geçiş yapacak olursak, seyahat sektöründe ise alternatif tatil rotaları popülerlik kazanıyor. Doğa ile iç içe olan kamp tatilleri, yürüyüş turları ve bisiklet gezileri tercih ediliyor. Kültür turizmi ise tarihi ve arkeolojik mekanlara olan ilgiyi artırıyor.


    Teknoloji ile entegre edilen turizm deneyimleri, seyahat severlere daha interaktif bir gezi deneyimi sunuyor. Ayrıca, yerel lezzetleri keşfetmek için gastronomi turları da tercih ediliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    iyeliklerinizi artırabilir ve kullanıcıların sitenize olan ilgisini çekebilir.

    Foto: Pexels

    Gündem haberlerine geri dönecek olursak, politika dünyasında yaşanan gelişmeler büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Seçim süreçleri, siyasi liderlerin açıklamaları ve hükümet politikaları kamuoyunun dikkatini çekiyor. Ekonomi alanında ise enflasyon, işsizlik oranları ve döviz kurları üzerindeki dalgalanmalar yakından izleniyor. Yatırımcılar ve iş dünyası, bu değişkenlerin etkilerini analiz ederek stratejilerini belirliyor. Ayrıca, sosyal sorumluluk projeleri ve sürdürülebilirlik girişimleri de iş dünyasında önem kazanıyor.

    • Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    • Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    • Umutlandıran gelişmeler oluyor
    • Gündem özellikle spor ve sağlık
    • Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    • Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Eğitim dünyasında ise dijital dönüşüm hızla ilerliyor. Online eğitim platformları, öğrencilere her yerden erişim imkanı sağlıyor. Uzaktan eğitim ve dijital sınıflar, öğrencilerin öğrenme süreçlerini destekliyor.

    TakımlarPenaltıKaçanPenaltıKaçan
    Fenerbahçe17271
    Galatasaray12421
    Adana Demirspor1038
    Beşiktaş10231
    HangiKredi Ümraniyespor101101
    Trabzonspor96
    Fatih Karagümrük8103
    MKE Ankaragücü527
    Medipol Başakşehir5182
    Fraport TAV Antalyaspor4162

    Teknolojinin kullanımıyla birlikte öğretim metotları da değişiyor ve öğrencilere interaktif bir öğrenme deneyimi sunuluyor. Ayrıca, STEM eğitimi ve girişimcilik programları da gençlerin beceri ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmalara öncelik veriliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    Kripto paralar yoğun ilgi görüyor

    1. Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    2. Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    3. Umutlandıran gelişmeler oluyor
    4. Gündem özellikle spor ve sağlık
    5. Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    6. Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Sonuç olarak, bu örnek Türkçe metinler, demo sitenizin içeriğini gerçekçi ve anlamlı bir şekilde tamamlamanıza yardımcı olacak. Her bir paragraf, farklı konulara değinerek ziyaretçilerin ilgisini çekebilir ve sitenizin işlevselliğini test etmenize olanak sağlar. Gerçek anlam taşıyan metinler, kullanıcı deneyimini iyileştirebilir ve sitenizin profesyonel bir görünüm sunmasını sağlar.

  • Kentsel dönüşüm karmaşası bitmek bilmiyor

    Özellikle oversized kesimler ve katmanlı giyim tarzı popülerliğini sürdürüyor. Aksesuar olarak ise altın ve gümüş tonlarında geometrik şekilli takılar tercih ediliyor. Ayakkabılarda ise platform tabanlı modeller gözde bir seçenek haline geldi.

    Sağlık alanında büyük bir dönüşüm

    Bir başka konu olarak, gündem haberlerinden bahsedelim: Teknoloji dünyasında yapay zeka ve otomasyon, iş dünyasında dönüşüm sağlıyor. Artırılmış gerçeklik uygulamaları, müşteri deneyimini geliştirerek perakende sektöründe fark yaratıyor. E-ticaret platformları, mobil ödemeler ve dijital pazarlama stratejileri de hızla gelişiyor. Sağlık sektöründe ise genetik testler, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin gelişmesine katkı sağlıyor. Yapay zeka destekli teşhis sistemleri ve robotik cerrahi teknolojileri de sağlık alanında büyük bir dönüşüm yaratıyor.

    Geçiş yapacak olursak, seyahat sektöründe ise alternatif tatil rotaları popülerlik kazanıyor. Doğa ile iç içe olan kamp tatilleri, yürüyüş turları ve bisiklet gezileri tercih ediliyor. Kültür turizmi ise tarihi ve arkeolojik mekanlara olan ilgiyi artırıyor.


    Teknoloji ile entegre edilen turizm deneyimleri, seyahat severlere daha interaktif bir gezi deneyimi sunuyor. Ayrıca, yerel lezzetleri keşfetmek için gastronomi turları da tercih ediliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    iyeliklerinizi artırabilir ve kullanıcıların sitenize olan ilgisini çekebilir.

    Foto: Pexels

    Gündem haberlerine geri dönecek olursak, politika dünyasında yaşanan gelişmeler büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Seçim süreçleri, siyasi liderlerin açıklamaları ve hükümet politikaları kamuoyunun dikkatini çekiyor. Ekonomi alanında ise enflasyon, işsizlik oranları ve döviz kurları üzerindeki dalgalanmalar yakından izleniyor. Yatırımcılar ve iş dünyası, bu değişkenlerin etkilerini analiz ederek stratejilerini belirliyor. Ayrıca, sosyal sorumluluk projeleri ve sürdürülebilirlik girişimleri de iş dünyasında önem kazanıyor.

    • Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    • Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    • Umutlandıran gelişmeler oluyor
    • Gündem özellikle spor ve sağlık
    • Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    • Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Eğitim dünyasında ise dijital dönüşüm hızla ilerliyor. Online eğitim platformları, öğrencilere her yerden erişim imkanı sağlıyor. Uzaktan eğitim ve dijital sınıflar, öğrencilerin öğrenme süreçlerini destekliyor.

    TakımlarPenaltıKaçanPenaltıKaçan
    Fenerbahçe17271
    Galatasaray12421
    Adana Demirspor1038
    Beşiktaş10231
    HangiKredi Ümraniyespor101101
    Trabzonspor96
    Fatih Karagümrük8103
    MKE Ankaragücü527
    Medipol Başakşehir5182
    Fraport TAV Antalyaspor4162

    Teknolojinin kullanımıyla birlikte öğretim metotları da değişiyor ve öğrencilere interaktif bir öğrenme deneyimi sunuluyor. Ayrıca, STEM eğitimi ve girişimcilik programları da gençlerin beceri ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmalara öncelik veriliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    Kripto paralar yoğun ilgi görüyor

    1. Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    2. Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    3. Umutlandıran gelişmeler oluyor
    4. Gündem özellikle spor ve sağlık
    5. Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    6. Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Sonuç olarak, bu örnek Türkçe metinler, demo sitenizin içeriğini gerçekçi ve anlamlı bir şekilde tamamlamanıza yardımcı olacak. Her bir paragraf, farklı konulara değinerek ziyaretçilerin ilgisini çekebilir ve sitenizin işlevselliğini test etmenize olanak sağlar. Gerçek anlam taşıyan metinler, kullanıcı deneyimini iyileştirebilir ve sitenizin profesyonel bir görünüm sunmasını sağlar.

  • Bahar aylarında nelere dikkat etmeliyiz?

    Özellikle oversized kesimler ve katmanlı giyim tarzı popülerliğini sürdürüyor. Aksesuar olarak ise altın ve gümüş tonlarında geometrik şekilli takılar tercih ediliyor. Ayakkabılarda ise platform tabanlı modeller gözde bir seçenek haline geldi.

    Sağlık alanında büyük bir dönüşüm

    Bir başka konu olarak, gündem haberlerinden bahsedelim: Teknoloji dünyasında yapay zeka ve otomasyon, iş dünyasında dönüşüm sağlıyor. Artırılmış gerçeklik uygulamaları, müşteri deneyimini geliştirerek perakende sektöründe fark yaratıyor. E-ticaret platformları, mobil ödemeler ve dijital pazarlama stratejileri de hızla gelişiyor. Sağlık sektöründe ise genetik testler, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin gelişmesine katkı sağlıyor. Yapay zeka destekli teşhis sistemleri ve robotik cerrahi teknolojileri de sağlık alanında büyük bir dönüşüm yaratıyor.

    Geçiş yapacak olursak, seyahat sektöründe ise alternatif tatil rotaları popülerlik kazanıyor. Doğa ile iç içe olan kamp tatilleri, yürüyüş turları ve bisiklet gezileri tercih ediliyor. Kültür turizmi ise tarihi ve arkeolojik mekanlara olan ilgiyi artırıyor.


    Teknoloji ile entegre edilen turizm deneyimleri, seyahat severlere daha interaktif bir gezi deneyimi sunuyor. Ayrıca, yerel lezzetleri keşfetmek için gastronomi turları da tercih ediliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    iyeliklerinizi artırabilir ve kullanıcıların sitenize olan ilgisini çekebilir.

    Foto: Pexels

    Gündem haberlerine geri dönecek olursak, politika dünyasında yaşanan gelişmeler büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Seçim süreçleri, siyasi liderlerin açıklamaları ve hükümet politikaları kamuoyunun dikkatini çekiyor. Ekonomi alanında ise enflasyon, işsizlik oranları ve döviz kurları üzerindeki dalgalanmalar yakından izleniyor. Yatırımcılar ve iş dünyası, bu değişkenlerin etkilerini analiz ederek stratejilerini belirliyor. Ayrıca, sosyal sorumluluk projeleri ve sürdürülebilirlik girişimleri de iş dünyasında önem kazanıyor.

    • Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    • Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    • Umutlandıran gelişmeler oluyor
    • Gündem özellikle spor ve sağlık
    • Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    • Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Eğitim dünyasında ise dijital dönüşüm hızla ilerliyor. Online eğitim platformları, öğrencilere her yerden erişim imkanı sağlıyor. Uzaktan eğitim ve dijital sınıflar, öğrencilerin öğrenme süreçlerini destekliyor.

    TakımlarPenaltıKaçanPenaltıKaçan
    Fenerbahçe17271
    Galatasaray12421
    Adana Demirspor1038
    Beşiktaş10231
    HangiKredi Ümraniyespor101101
    Trabzonspor96
    Fatih Karagümrük8103
    MKE Ankaragücü527
    Medipol Başakşehir5182
    Fraport TAV Antalyaspor4162

    Teknolojinin kullanımıyla birlikte öğretim metotları da değişiyor ve öğrencilere interaktif bir öğrenme deneyimi sunuluyor. Ayrıca, STEM eğitimi ve girişimcilik programları da gençlerin beceri ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmalara öncelik veriliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    Kripto paralar yoğun ilgi görüyor

    1. Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    2. Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    3. Umutlandıran gelişmeler oluyor
    4. Gündem özellikle spor ve sağlık
    5. Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    6. Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Sonuç olarak, bu örnek Türkçe metinler, demo sitenizin içeriğini gerçekçi ve anlamlı bir şekilde tamamlamanıza yardımcı olacak. Her bir paragraf, farklı konulara değinerek ziyaretçilerin ilgisini çekebilir ve sitenizin işlevselliğini test etmenize olanak sağlar. Gerçek anlam taşıyan metinler, kullanıcı deneyimini iyileştirebilir ve sitenizin profesyonel bir görünüm sunmasını sağlar.

  • Süper Lig’de kritik haftalara girilirken…

    Özellikle oversized kesimler ve katmanlı giyim tarzı popülerliğini sürdürüyor. Aksesuar olarak ise altın ve gümüş tonlarında geometrik şekilli takılar tercih ediliyor. Ayakkabılarda ise platform tabanlı modeller gözde bir seçenek haline geldi.

    Sağlık alanında büyük bir dönüşüm

    Bir başka konu olarak, gündem haberlerinden bahsedelim: Teknoloji dünyasında yapay zeka ve otomasyon, iş dünyasında dönüşüm sağlıyor. Artırılmış gerçeklik uygulamaları, müşteri deneyimini geliştirerek perakende sektöründe fark yaratıyor. E-ticaret platformları, mobil ödemeler ve dijital pazarlama stratejileri de hızla gelişiyor. Sağlık sektöründe ise genetik testler, kişiselleştirilmiş tedavi yöntemlerinin gelişmesine katkı sağlıyor. Yapay zeka destekli teşhis sistemleri ve robotik cerrahi teknolojileri de sağlık alanında büyük bir dönüşüm yaratıyor.

    Geçiş yapacak olursak, seyahat sektöründe ise alternatif tatil rotaları popülerlik kazanıyor. Doğa ile iç içe olan kamp tatilleri, yürüyüş turları ve bisiklet gezileri tercih ediliyor. Kültür turizmi ise tarihi ve arkeolojik mekanlara olan ilgiyi artırıyor.


    Teknoloji ile entegre edilen turizm deneyimleri, seyahat severlere daha interaktif bir gezi deneyimi sunuyor. Ayrıca, yerel lezzetleri keşfetmek için gastronomi turları da tercih ediliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    iyeliklerinizi artırabilir ve kullanıcıların sitenize olan ilgisini çekebilir.

    Foto: Pexels

    Gündem haberlerine geri dönecek olursak, politika dünyasında yaşanan gelişmeler büyük bir ilgiyle takip ediliyor. Seçim süreçleri, siyasi liderlerin açıklamaları ve hükümet politikaları kamuoyunun dikkatini çekiyor. Ekonomi alanında ise enflasyon, işsizlik oranları ve döviz kurları üzerindeki dalgalanmalar yakından izleniyor. Yatırımcılar ve iş dünyası, bu değişkenlerin etkilerini analiz ederek stratejilerini belirliyor. Ayrıca, sosyal sorumluluk projeleri ve sürdürülebilirlik girişimleri de iş dünyasında önem kazanıyor.

    • Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    • Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    • Umutlandıran gelişmeler oluyor
    • Gündem özellikle spor ve sağlık
    • Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    • Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Eğitim dünyasında ise dijital dönüşüm hızla ilerliyor. Online eğitim platformları, öğrencilere her yerden erişim imkanı sağlıyor. Uzaktan eğitim ve dijital sınıflar, öğrencilerin öğrenme süreçlerini destekliyor.

    TakımlarPenaltıKaçanPenaltıKaçan
    Fenerbahçe17271
    Galatasaray12421
    Adana Demirspor1038
    Beşiktaş10231
    HangiKredi Ümraniyespor101101
    Trabzonspor96
    Fatih Karagümrük8103
    MKE Ankaragücü527
    Medipol Başakşehir5182
    Fraport TAV Antalyaspor4162

    Teknolojinin kullanımıyla birlikte öğretim metotları da değişiyor ve öğrencilere interaktif bir öğrenme deneyimi sunuluyor. Ayrıca, STEM eğitimi ve girişimcilik programları da gençlerin beceri ve yeteneklerini geliştirmeye yönelik çalışmalara öncelik veriliyor.

    Lorem ipsum gibi yapay metinler yerine, gerçek anlam taşıyan bu Türkçe metinleri kullanarak, demo sitenizi daha gerçekçi bir şekilde oluşturabilirsiniz. Bu metinler, tasarım ve içerik düzenlemelerinizi test etmenize yardımcı olacaktır. Sitenizi ziyaret eden kullanıcılar, gerçekçi içeriklerle etkileşime geçerek sitenizin işlevselliğini daha iyi anlayabilirler. Bu da potans

    Kripto paralar yoğun ilgi görüyor

    1. Yeni gelişmelerde hız oldukça arttı
    2. Yapay zeka tüm kategorilerde önemli ilgi görüyor
    3. Umutlandıran gelişmeler oluyor
    4. Gündem özellikle spor ve sağlık
    5. Haber akışlarında güzel bir akıcılık mevcut
    6. Okuma seyri ve zevki gittikçe gelişiyor

    Sonuç olarak, bu örnek Türkçe metinler, demo sitenizin içeriğini gerçekçi ve anlamlı bir şekilde tamamlamanıza yardımcı olacak. Her bir paragraf, farklı konulara değinerek ziyaretçilerin ilgisini çekebilir ve sitenizin işlevselliğini test etmenize olanak sağlar. Gerçek anlam taşıyan metinler, kullanıcı deneyimini iyileştirebilir ve sitenizin profesyonel bir görünüm sunmasını sağlar.