Kategori: Köşe Yazıları

  • FAYDASI DOKUNAN YASAKLARDA VAR

    FAYDASI DOKUNAN YASAKLARDA VAR

    Ülkemizde gelişi güzel kuralların aşırılığı sebebiyle toplum tepkisini sözüm ona yasaklara karşı her değişik şekillerde göstermiştir…

    Vatandaş kimi zaman yasak cümlesinden dahi rahatsız olur bir duruma gelmiştir. Toplumu yönetmek maksadıyla konulan kuralların bazen boyutu ulaşılmaz dahi olduğu zamanlar olmuştur.

    Özellikle siyaset söz konusu olduğu vakitler karşımıza çıkan yasaklar, bazen sokakta da aşayişi sağlamak maksadıyla çıkmaktadır…

    Toplumda kimi zaman denge unsuru olarak da ihtiyaç duyulan yasakların bazen faydası da bulunaktadır.

    Bu bağlamda doğada dengenin sağlanması için konulan yasaklara uymak, çizgiyi aşmamak faydalıdır. Dolayısıyla bu konuya en uygun bir örnekle devam edelim Geçtiğimiz günlerde Yozgat İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğü 1380 Sayılı Su Ürünleri Kanunu gereği, İl sınırları içerisinde bulunan bütün göl, gölet, baraj ve bütün su ürünleri avcılığının 1 Nisan 30 Haziran tarihleri arasında av yasağı kapsamın olduğunu duyurdu.

    İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürü Ziyaattin Özdemir, Yozgat sınırları dahilinde bulunan bütün göl, gölet, baraj ve bütün sucul alanlardaki su ürünlerini koruma kontrol görevinin kendi alanları kapsamında olduğunu belirterek, kanunda belirtilen koruma kontrolde görevli olan jandarma, emniyet, zabıta ve ilçe müdürlüklerinde görevli personeller ile ticari ve amatör avcılarıyla İl Müdürlüğü toplantı salonunda eğitim ve bilgilendirme çalışması yapıldığını ifade etti.
    Su ürünleri av yasağının 1 Nisan tarihi itibariyle başlayacağını vurgulayan Özdemir, “Yasağa uymayanlar hakkında 1380 Sayılı Kanunun 36 Maddesi gereği 388 TL ile 26.692 TL arasında suçun durumuna göre değişen idari para cezaları uygulanacaktır.

    Ayrıca yine suçun durumuna göre adli makamlara suç duyurusunda bulunulabilecektir. İlimizde işletmede olan 35 adet göl gölet ve baraj bulunmaktadır. Bu alanlarda 5 adet baraj su ürünleri avcılığı için kirada olup yıllık avlama kapasitesi ise Bin 300 ton yılın üzerindedir.

    Yetiştiricilik olarak ülkemizin 9. büyük barajı olan Süreyyabey Barajı işletmeye açılması ile her geçen gün yıllık alabalık proje ve üretim kapasitemiz hızla artmaktadır. 2017 Yılı alabalık üretimimiz 1000 ton yılı geçmiştir.”dedi.
    Su ürünleri av yasağına bütün vatandaşların uyması gerektiğini, aksi takdirde idari para cezası uygulanacağını vurgulayan Özdemir, “Sürdürülebilir su ürünleri avcılığı için bütün avcılarımızın gelecek nesillere korunmuş bir çevre iyi bir balıkçılık ortamı bırakmak için mutlaka av yasaklarına uymalarına gerekir.

    2018 yılında da bu kapasitemizin oldukça üzerine çıkılacağımızı düşünüyoruz. Üretim ve proje kapasitemizin artarak devam ediyor.

    Yurt dışına ihraç ürünü olan gümüş balığı avcılığı yakında avlama hakkı kiralık barajlarımızda başlayacak ve verimli bir gümüş avcılığı dönemi olacağını” vurguladı.

    Özdemir, su ürünleri avcılığı ve yetiştiriciliği yapan tüm vatandaşların mağduriyet yaşamamaları için bu yasağa riayet etmeleri gerektiğini ifade etti.

     

  • MADDE BAĞIMLILIĞI ÜZERİNE

    MADDE BAĞIMLILIĞI ÜZERİNE

    Madde Bağımlılığına karşı ülke olarak kararlı bir duruş sergilenmektedir. Bu konuda kurumlar ve kuruluşlar gerekli tedbirleri almak için ortak bir mücadele vermektedir.

    Bu konuda geçtiğimiz günler de düzenlenen etkinlik oldukça dikkatleri çekti. Buradaki amaç madde bağımlılığına karşı yapılan çalışmalara destek vermektir.

    Bu bağlamda  İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Nida Tüfekçi Güzel Sanatlar Lisesi işbirliği ile “bağımlılık” konulu sergi ve konferans düzenlendi. İl Kültür Turizm Konferans Salonu’nda gerçekleşen sergide, öğrenciler yaptıkları resimleri sergiledi. Ellerini ve yüzlerini de bağımlılıkla farkındalık için boyayan öğrenciler madde kullanımına vurgu yaptı. Serginin ardından bağımlılıkla mücadele konusunda öğrencilere konferans düzenlendi.

    Rehberlik Öğretmeni Ümit Altıkulaç, bağımlılıkla ilgili konferans düzenledi. Altıkulaç, “Türkiye’de ve dünyada hızla tütün, alkol ve uyuşturucu madde alım oranları artmakta, maddeye başlama yaşları gittikçe düşmektedir. Diğer bağımlılıklar gibi teknoloji ve kumar bağımlılığı da kişiye, aileye ve topluma psikolojik, sosyolojik ve ekonomik zararlara yol açmaktadır. Bağımlılık kişinin bedensel, ruhsal ve sosyal hayatını olumsuz etkiler. Toplumun felaketi sayılabilecek bağımlılıkları engellemek ancak iyi bir koruyucu halk sağlığı yaklaşımıyla mümkün olur. Fiziksel bağımlılık, kullanılan maddeye karşı bir adaptasyon gelişmesine bağlı olarak maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik bir istektir. Ruhsal bağımlılık ise kişinin duygusal ya da kişilik yapısı gereği, gereksinimlerini tatmin etme/giderme amacı ile o maddeye düşkünlüğüdür. Bağımlılık ciddi bir hastalıktır. Bağımlılığa ilişkin beyinde birçok nörokimyasal, nörofizyolojik değişimler saptanmıştır. Bağımlılık tedavisi, belirli şemaları ve ilkeleri içeren kapsamlı bir protokol ile sağlanabilir. Bağımlı kişiler bağımlılığın bir hastalık olduğunu kabul eder ve hastalıklarda uyulması gereken kurallar olduğunu bilirlerse tedaviye uyumları artmaktadır” dedi.

    Nida Tüfekçi Güzel Sanatlar Lisesi Müdürü Aytaş Şahin, yapılan etkinliğin önemine vurgu yaptı. Şahin, “Bugün burada Nida Tüfekçi Güzel Sanatlar Lisesi olarak günümüzde gençlerimizin olumsuz yönde etkilendiği teknoloji ve madde bağımlılığı ile ilgili afiş, resim ve farkındalık sergimizi gerçekleştirdik. Teknoloji bilinçli kullanıldığı zaman çok faydalı oluyor. Ama günümüz gençleri bunu bilinçsiz kullanıyor. Bağımlılık derecesine getiriyorlar. Madde bağımlılığı konusuna gelirsek il olarak Yozgat’ın geçiş güzergahı olmasından da kaynaklı istemediğimiz sayıda bağımlı gençlerimizin varlığını biliyoruz. Okul olarak, özellikle ergenlik döneminde olan ortaokulda okuyan gençlerimizin bu tarz alışkanlıklardan uzak durması için böyle bir çalışma yaptık. Hem resim sergisi ile hem de öğrencilerimizin yüzünü makyajlayarak bir görsel oluşturduklarını” anlattı.

    Milli Eğitim Müdür Yardımcısı Mehmet Tekin, bağımlılıkla mücadelenin devam ettiğini açıkladı. Tekini, “Günümüzde hem av var hem avcı var. Gençlerimizin bu avcıların karşısında durup ben av değilim insanım demesi gerekiyor. Çocuklarımızın özgür ve özgüvenli bir irade ortaya koyması gerekiyor. Bağımlılık ister teknoloji isterse madde bağımlılığı olsun zararlıdır. Telefon çok teknolojik bir alet. Ama biz onu kullandığımız zaman. Eğer telefon bizi kullanmaya başladıysa sıkıntı orada başlıyor. Biz bir av olmuş oluyoruz. Bağımlı olduktan itibaren biz olmaktan çıkıyoruz. Birilerinin kuklası birilerinin maşası oluyoruz. İşte tam bu sırada insanın kendini merkez olarak alması gerekiyor. Hiç bir şey bizim benliğimizden üstün olamaz” dedi.

     

  • KADIN DAYANIŞMASI ÜZERİNE…

    KADIN DAYANIŞMASI ÜZERİNE…

    Doç. Dr. E. Sare Aydın Yılmaz başkanlığında kısa bir süre önce kurularak İl’lerde dalga dalga yayılan ve kadınlar arasındaki dayanışmaya hız kazandıran “Kadın ve Demokrasi Derneği” Yozgat’ta da faaliyete başladı…

    Doç. Dr. E. Sare Aydın Yılmaz kaleme aldığı bir yazısında bu konuyu şu şekilde özetliyor:

    “Dalgalara karşı yüzmeye çalışan lider kadınlar kimi zaman başladıkları noktaya geri döndüler, kimi zaman da canları pahasına savaşmaya devam ettiler. Fakat en önemlisi diğer kadınlara yapılabileceğini gösterdiler. Bu yüzden yalnız değillerdi. Ne olursa olsun onların verdiği ilham ile kalabalıklar onlarla birlikte olmaya devam ediyor.

    Toplumsal değişim ve dönüşümler kendi doğal süreci içerisinde gerçekleşebildiği gibi bazen bu değişimler kadınlar tarafından azimle, mücadeleyle en önemlisi iktidarın cinsiyetçi ayrımcı politikalarına karşı durarak, arkalarından sürükledikleri kitlelerle toplumun, tarihin önünü açmaları sayesinde olmuştur. Bu kadınlara önden yürüyenler dediğimiz gibi kalabalıklarla yürüyenler de diyoruz.”

    Kadın dayanışmasına öteden beri tavır ve düşünceleriyle destek veren Türkiye İş Kadınları Dernek Başkanı Nilüfer Bulut kadını şöyle anlatıyor:

    – Türkiye’de kadın olmak nerede tamamlanacağını   öngöremediğin bir mücadeleyi her alanda sürdürmek zorunda kalmaktır.

    – Evde ev kadını olarak, okulda öğrenci olarak, iş dünyasında çalışan olarak, siyasette seçilmeyen olmaktır.

    – Yani hayatın her noktasında durup dinlenmeden “Ben de varım” diye haykırmak zorunda kalmaktır.

    – Çocukluğunu bir çırpıda geride bırakıp erkenden büyümeye mecbur olmaktır.

    – Babaevinde misafir sayılmak, iğreti yaşamaktır.

    – Ülkemde kadın olmak hep anlamak, ama hiç anlaşılmamaktır.

    – Hep ‘öteki’ olmak ne demekse, kadın olmak o demektir ülkemde.

    – Zordur velhasıl kadın olmak bu güzelim memlekette.

    Bu dayanışmanın bir ayağının da Yozgat’ta oluşmasında rol alan Yozgat İl Temsilcisi Fadime Solmaz gazetelere dün verdiği röportajda şunları diyor:

    Türkiye genelinde Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve eşleri hanımefendinin, Yozgat genelinde de Başbakan Yardımcımız Sayın Bekir Bozdağ’ın önderliğinde, Sayın Valimiz Kemal Yurtnaç ve eşlerinin başlatmış olduğu okuma yazma seferberliği kapsamında bizlerde KADEM olarak açmış olduğumuz dernek binamızda okuma yazma kursumuzu başlattık.

    İki haftadır kursumuz devam ediyor. Tabi Yozgat’ta okuma yazma bilmeyen teyzelere ulaşmak, onları ikna etmek kolay olmadı. Halk Eğitim Merkezinden aldığımız bilgiye göre Yozgat’ta 498 tane okuma yazmayı hiç bilmeyen kayıtlı insanımızın olduğunu öğrendik. Halk Eğitim Merkezi bu insanlarımızın büyük bir kısmına ulaştı. Bizlere de sivil toplum kuruluşu olarak bir kişide bulsanız Cumhurbaşkanımızın talimatıdır biz size mutlaka hoca göndereceğiz dediler. Bizde bu anlamda kendi arabamıza binerek araçla dolaştık, özellikle dernek binamızın olduğu İstanbulluoğlu ve Köseoğlu Mahallemizde sokakta oturan, köşe başlarında işlerini yapan okuma yazma bilmeyen teyzeleri davet ettik. Okuma yazma kursu davetimize sıcak bakmayarak bana ilk söyledikleri “bu saatten sonra okuyup ta ne yapacağım, doktor mu olacağız, mühendis mi olacağım” sözleri oldu. Bende onlara evet olabilirsiniz. Doktor, mühendis avukat’ta olabilirsiniz ama ola ki olamadığınızı farzedelim hiç değilse bu yolda bulunursunuz ve bir harf öğrendim dersiniz ve hepimiz Müslüman’ız Allah-ü Talanın bile ilk emri “İkra” oku diyor sende hiç değilse o yolda bir harf öğrendim diyerek böyle bir hesap verirsin dedik. Öyle deyince teyzeler ikna oldu. Şuanda 18 teyzeye ulaştık. Bu teyzelerimizle konuşurken de Yozgat’ımızın konuşma şivesini nörüyon gibi konuşarak sıcak samimi bir diyalog kurduk.”

  • KÜTÜPHANELERİN KAPASİTESİ ARTIRILMALIDIR

    KÜTÜPHANELERİN KAPASİTESİ ARTIRILMALIDIR

    Yılın büyük bir bölümünü içinde az sayıda insanların nefes almasıyla tamamlayan Kütüphaneler için kapasite artırılmasını teklif etmek, böyle bir konuyu gündeme getirmek biraz tuhaf olacak belki ama yılda bir hafta da olsa çok sayıda insanın ziyaret ettiğini unutmamak gerekiyor…

    Her ne kadar Yozgat’ta kitap okuma alışkanlığı ve kütüphane ziyaretçi sayısı az gibi görünse de ben yine de teklifimde ısrar edeceğim.

    Konuyu birkaç örnek vererek tamamlamak isterim…

    Avrupa’ya gidip-gelenler anlatırlardı; çay, çorba, kahve, internet ve fotokopinin ücretsiz olarak hizmet verdiği kütüphaneler…

    Şimdi yıllar sonra böyle kütüphanelerin ülkemizde de hizmet vermeye başladığını gelen bilgi notlarından ve haberlerden öğreniyoruz…

    Malum bu hafta kütüphaneler haftası olduğu için ziyaretçi sayısında gözle görülür derecede artış olduğunu karamsar düşüncenin kırılması için hatırlatmakta fayda görüyorum…

    Bu konuda mailime güzel bir haber düştü bu haberle devam edelim;

    Oxford Üniversitesi’nin “Sessizlik” kuralından sonra kütüphane kültürüne farklı bir soluk getiren Zeytinburnu Belediyesi çay, çorba, kahve, internet ve fotokopinin ücretsiz olduğu Merkezefendi ve Seyyidnizam Kütüphaneleri’nde 7 gün 24 saat boyunca tüm kitapseverleri misafir ediyor.

    Okuma alışkanlığını geliştirmek, kitap sevgisini artırmak, okuyucuların kitaplardan daha çok faydalanmasını sağlamak ve kütüphane kültürünü yaygınlaştırmak amacıyla yıllardır örnek projelerini sürdüren Zeytinburnu Belediyesi, ilçede bulunan Merkezefendi Şehir Kütüphanesi ve Seyyidnizam Kütüphanesi’nde kitap okuyan ya da ders çalışan herkese çay, çorba ve kahve ikramında bulunuyor. Günün her saati sıcak ve soğuk meşrubat ikramının yapıldığı kütüphanelerde öğle ve akşam saatlerinde ise çorba ikramı yapılıyor. Sessiz, sakin ortamı ve alışagelmişin dışındaki hizmetleriyle kitapseverlerin uğrak noktaları haline gelen kütüphanelerde vatandaşlar çaylarını yudumlarken huzurlu bir ortamda kitap okumanın keyfine varıyor.

    7 gün 24 saat hizmet veren bu 2 kütüphaneye ilçede en az onlar kadar rağbet gören Zeytinburnu Kültür Sanat Merkezi ve Bilgi Evleri’ndeki 8 kütüphane daha eşlik ediyor. Toplam 10 kütüphaneyi sabahın erken saatlerinde dolduran vatandaşlar çoğu zaman bütün günlerini burada geçiriyor. Kütüphanelere, üniversite sınavlarına hazırlanan öğrenciler dışında araştırma yapan ve kitap okumak için gelen okuyucular da yoğun ilgi gösteriyor.

    Kartlı üyelik sistemi ile işleyen kütüphanelerde okurlara yönelik hizmetler bununla da sınırlı kalmıyor. Okuyucular 10 sayfaya kadar ücretsiz dijital baskı ve fotokopiden yararlanabilirken kablosuz internetti de herhangi bir ücret ödemeden kullanabiliyor. Seminer ve söyleşilerin gerçekleştirildiği kütüphanelerde kitapseverler aynı zamanda birçok yazarla buluşma fırsatını da elde ediyor.Tüm bunların yanı sıra otomasyon ve akıllı kütüphane sistemi sayesinde katalog tarama, e-yayın bulma araştırmalarını yapabilen okuyucular dilediği takdirde 15 gün süreyle 2 adet ödünç kitap alabiliyor.

    Sosyal ve kültürel anlamda ev ve okuldan sonra üçüncü yaşam alanı görevini üstlenen kütüphaneler sessiz ortamı, ücretsiz hizmetleri ve 7/24 açık olmasıyla İstanbul’un en farklı kütüphaneleri arasında yerini almış durumda.

  • ÇİFTÇİYE HİBE DESTEĞİ

    ÇİFTÇİYE HİBE DESTEĞİ

    Tarım Bakanı Fakıbaba, çiftçiye pozitif ayrımcılık yapmaya devam ediyor, gün geçmiyor ki Bakanlık tarafından çiftçiyi yakından ilgilendiren bir açıklama yapılmasın…

    Türkiye’de tarım ve hayvancılığı geliştirmek, çiftçiyi yaptığı işte mutlu etmek adına atılan her adımın zamanla bu ülke faydasını görecektir.

    Yozgat, İç Anadolu Bölgesinde tarım ve hayvancılık alanında gerek toprak bütünlüğü ile gerekse pancar ve benzeri ürünlerin üretimi ile bir noktaya gelmek için gayret gösteren İllerden birisidir…

    Her ne kadar geçmiş dönemde çiftçinin dilinden anlamayan, emeğinin karşılığı verilmeyen politikalar yüzünden bugün Yozgat gibi birçok İl’de köyde çiftçi ve genç nüfus kalmadıysa, bunun sorumlusu yine siyasetçidir.

    Bugün yapılan projeler geçmişteki hataların izlerini silmek adına önemsiyorum. Bu bağlamda şimdi yeni bir projeden bahsedeceğim…

    Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Fakıbaba, Resmi Gazete’nin bugünkü nüshasında yayımlanan “Kırsal Kalkınma Destekleri Kapsamında Genç Çiftçi Projelerinin Desteklenmesi Hakkında Tebliğ” ile ilgili açıklama yaptı. Peki, 2018 Genç çiftçiye 30 bin hibe desteği başvuru şartları neler? Hibe desteği başvuru tarihi ne zaman?

    Bakanlar Kurulu Kararı gereği 2016-2018 yıllarını kapsayacak şekilde genç çiftçi projelerine 30’ar bin TL hibe verilmesini öngören Genç Çiftçi Projelerinin Desteklenmesi Programına bu yıl da devam ettiklerini ifade eden Bakan Fakıbaba, “2016 ve 2017 yıllarında yaklaşık 31 bin genç çiftçimize çeşitli projeleri karşılığı olarak 933 milyon TL’lik hibe kullandırdık.
    Bu hibenin 723 milyon TL’si büyükbaş/küçükbaş hayvancılık projeleri, 110 milyon TL’si arıcılık ve kanatlı projeleri ve 100 milyon TL’si bitkisel üretim projeleri için kullandırıldı. Hayvancılık projeleri kapsamında, 17 bin 698 genç çiftçiye toplam 104 bin 99 büyükbaş hayvan ve 6 bin 404 genç çiftçiye ise 240 bin 551 adet koyun/keçi teslim edildi” dedi.
    “16 bin 750 genç çiftçiye hibe desteği vereceğiz”
    2018 yılı programı kapsamında yaklaşık 16 bin 750 genç çiftçiye hibe desteği vereceklerini belirten Fakıbaba, “Bu sene de hayvanlar, geçen yıllarda olduğu gibi genç çiftçilere yine TİGEM tarafından temin ve teslim edilecek. Genç çiftçilerin bazı projelerde temin sorunu yaşamaması için çalışmalarımızı, TİGEM’in yanı sıra Koza Tarım Satış Kooperatifleri Birliği ve Türkiye Arı Yetiştiricileri Merkez Birliği ile koordineli bir şekilde yürüteceğiz. Bütçenin kalan diğer kısmını ise ana hatlarıyla arı ve arı ürünleri yetiştiriciliği, serbest sistem yumurta tavuğu yetiştiriciliği, ipek böceği yetiştiriciliği, meyve, bağ ve diğer üzümsü bitkilerden bahçe tesisi, örtü altı sebze ve süs bitkisi yetiştiriciliği, mantar (beyaz şapkalı/istiridye mantarı) üretimi, tıbbi ve aromatik bitki yetiştiriciliği ve coğrafi işaretli ürün yetiştiriciliği konularında vereceğiz” dedi.
    Fakıbaba sözlerine şöyle devam etti: “Bu yıl, diğer yıldan farklı olarak ‘çok yıllık yem bitkisi üretimi’ ile ‘arı sütü ve ana arı yetiştiriciliği’ de projeler içerisinde yer alacak. Projelerle ilgili başvurular 2-30 Nisan tarihleri arasında yapılacak. Prosedür olarak başvurularda izlenmesi gereken yol ve uygulamalar geçen yıl ile aynı olacak.
    Ön başvurular, web tabanlı ‘https://gencciftci.tarim.gov.tr’ uzantılı yazılım üzerinden, kesin başvurular ise yerleşim biriminin bağlı olduğu il/ilçe müdürlüklerine şahsen yapılacak. Başvurular, illerde vali veya vali yardımcısı başkanlığında kurulan komisyonlar vasıtasıyla değerlendirilecek. Başvurularda genç çiftçilerimizden hiçbir şekilde para almayacağız. Değerlendirme sonunda belirlenen genç çiftçilerle hibe sözleşmeleri, GTHB il ve ilçe müdürlüklerince imzalanacak ve projelerin uygulanmasına başlanacak.
    Hibe desteğinden faydalanacak çiftçilerde, ilgili Tebliğin yayımlandığı tarih itibarıyla 18 yaşını doldurmuş ve 41 yaşından gün almamış, ücretli çalışan, gerçek ve basit usulde vergi mükellefi, daha önceden Bakanlığın diğer hibe programından faydalanmamış olma şartı aranacak. Projeler, uygulamanın her aşamasında Bakanlığımızın ilgili birimleri tarafından takip ve kontrol edilecek.”

     

  • Yüksek hızlı tren rayları serildi

    Yüksek hızlı tren rayları serildi

    Yozgat’ın bir hayali daha gerçek olacak, genel kanat böyle konuda Yozgat’ta hafta sonu yoğun bir program vardı… Düzenlenen etkinliklere katılım bir hayli fazla oldu.

    Yapılan haberlerden de anlaşıldığı üzere Ankara-Sivas Yüksek Hızlı Tren (YHT) Projesinin ilk ray serim töreni Yozgat Yerköy’de Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Ulaştırma Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Ahmet Arslan ve Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz’ın katılımlarıyla gerçekleştirildi.

    Törenin açılış konuşmalarını gerçekleştiren Başbakan Yardımcısı Bozdağ, Türkiye’nin son 15 yılda büyük bir değişim dönüşüm yaşadığını ifade etti. Tren yollarının yenilenmesi yerine trenin hızının düşürüldüğü bir dönemde Türkiye’nin hızla gelişemeyeceğini aktaran Bozdağ, “Havada, karada ve denizde yapılan projelerle Türkiye’nin damarlarını açtık. Biz böylesi bir Türkiye ile iftihar ediyoruz. Biz bu ülkenin her yerine konulan taşla iftihar ediyoruz” dedi.

    Bakan Arslan ise, AK Parti hükümetleri döneminde hayata geçirilen projelerle Türkiye’nin deniz limanlarına erişmesi, deniz aşırı ülkelerle ticaret yapılabilmesi gibi büyük hedeflerin ortaya konulduğunu aktardı. Arslan, fabrika yapılan şehirlerden, üniversitelerin olduğu şehirlere kadar uçakla erişimi sağladıklarını, öğrencilerin o illerin üniversitelerini tercih edebilmelerinin önünü açtıklarını anımsatarak, “Havayolunu halkın yolu yapmak adına çok önemli mesafeler kat ettik. Bu ülke 2002 yılında 35 milyon yolcuya hizmet ederken, geçen sene 193 milyon yolcuya hizmet etti. Bu ülkede YHT hiç konuşulmuyorken, bin 213 kilometre YHT yaptık. Bu planı ortaya koyduktan sonra Türkiye’yi erişilebilir ulaşılabilir yaptık” şeklinde konuştu.
    Yozgat havalimanının ihlale süreçlerinin tamamlandığını ve sözleşmenin imzalandığını aktaran Arslan, “Bugünlerde inşallah başlıyoruz, kısa sürede Yozgatlı buradan ister İstanbul’a ister İzmir’e isterse de yurt dışına uçabilecek” müjdesini verdi.

    Projenin toplam uzunluğunun 405 kilometre olduğunu ifade eden Arslan, ayrıca projede 45 tünel ve 216 alt-üst geçit olduğunu kaydetti. Proje bedelinin yaklaşık 9 milyar lira olduğunu dile getiren Arslan, “Seyahat süreleri ise Ankara’dan Yozgat’a bir saat, Yozgat’tan Sivas’a bir saat yani Sivas-Yozgat-Ankara iki saat, Ankara’dan da İstanbul’a 2,5 saat olmak üzere 5,5 saatte Sivaslı, İstanbul’a gidebilecek. 4,5 saatte Yozgatlı İstanbul’a gidebilecek. Eskiden bunlar hayal edilmezdi. Yozgat’tan Ankara’ya biz 5 saatte gidiyorduk, şimdi Yozgat’tan İstanbul’a 4,5 saatte gidilecek” bilgisini verdi.
    Arslan, “Silahlı kuvvetlerimiz, güvenlik güçlerimiz bugün ülkemiz toprakları dışında şehadet şerbeti içiyorlar. Bize düşen de bu vatanı gelecek nesillere daha imar edilmiş bırakmak. 2019 seçimleri fırsat olarak önümüzde, bizler daha fazla hizmet etmek adına gecemizi gündüzümüze katacağız” dedi.
    Milli Eğitim Bakanı Yılmaz da, projenin bu aşmaya gelmesinde emeği geçenlere teşekkür edip, hayırlı olmasını temenni ederek, kervan göçmez kuş uçmaz yerlere yapılan projelerden duyduğu gururu dile getirdi. Yılmaz, “Bu ülkenin insanı dünyanın öbür ucuna gidebilsin. İmkansız denilen bir çok proje hayata geçirildi, kaynak ayırırsanız böyle projeler elbette yapılabilir. Allah nasip ederse bu projenin test sürüşünü de gelecek yıl gerçekleştirebileceğiz” dedi.

  • Tanıtım araçları iyi seçilmeli

    Tanıtım araçları iyi seçilmeli

    Konu tanıtım olunca Yozgat iki tepe arasına sıkışıp kalıyor… Bu konuda fazlaca şanlı olmadığımız konusunda hem fikirim ama hiç şansımız yok demek de yaşadığımız bu şehre haksızlık etmiş oluruz…

    Belki Kayseri, Çorum, Kırşehir ya da Nevşehir kadar tanıtım konusunda elimizde değişik alanlarda kullanacağımız son model araçlarımız olmayabilir ama bizim de tarihi yönden nostalji olarak kullanacağımız Sarıkaya ilçesinde, halk arasında “Kral Kızı” olarak bilinen, “Basilica Therma” adlı Roma hamamı bütün yönleri ile ele alındığında paha biçilmez bir değerimiz olduğunu görmezden gelmemeliyiz.

    Çünkü burası için özel ekipler tarafından başlatılan kurtarma kazıları tamamlanmasının ardından birkaç yıl içerisinde turizme açılması hedefleniyor.

    Sarıkaya Belediye Başkanı Ömer Açıkel, yaptığı açıklamada, “Kral Kızı” adıyla da bilinen Roma İmparatorluğu döneminden kalma hamamın, medeniyetin sanatsal ve tarihi özelliklerini bire bir yansıttığını söyledi.

    Kazı çalışmaları kapsamında bazı iş yerlerinin kamulaştırıldığını belirten Açıkel, “Kamulaştırmanın ardından sütunların altı ve yarı olimpik havuz ortaya çıktı. Bu havuzun içerisinde Romalılardan beri kullanılan Hıristiyanlığın ilk dönemine ait vaftiz taşı mevcut. Yine bu çalışmalarda arka tarafta iki küçük havuz daha çıktı. Şu anda kamulaştırma çalışmaları devam ediyor.” diye konuştu.

    Açıkel, Sarıkaya’da bulunan Roma hamamının dünya kültür mirası açısından çok önemli olduğunu, içerisinde sıcak jeotermal suyu bulunan dünyada iki yapıdan birisi olduğunu vurguladı.

    Roma medeniyetinin olduğu her yerde bu hamamlardan görülebileceğini ancak bunların sadece ikisinde jeotermal şifalı suyun bulunduğunu vurgulayan Açıkel, “Havuzdaki suyun sıcaklığı 48-49 derece. İçinde sıcak su olan ve ayakta kalan iki yapıdan biri ilçemizdeki Roma Hamamı, diğeri ise İngiltere’de.” dedi.

    Açıkel, Romalıların eserlerini yaparken kendi güçlerini simgeleyen bazı figürler kullandığına dikkati çekerek, şöyle konuştu:

    “Romalıların bütün eserlerinde boğa figürünü görürsünüz ancak Sarıkaya Roma Hamamı’nda dili dışına çıkmış yılan figürü de var. Hem Yunan hem de Roma mitolojisinde yılan figürü sağlık tanrıçasını simgeliyor. Burada yapılan kurtarma kazıları sırasında sağlık ve temizlik tanrıçalarının heykellerini bulduk. MS 140’lara ait, Roma imparatorunun bir sikkesi çıktı. Dolayısıyla insanlık tarihinin ulaşabildiği en eski termal tedavi merkezi olduğunu iddia ediyoruz. Belki bunun öncesi de vardır ama ulaşabildiğimiz tarih MS 100’lü yıllar. Biz buranın aynı zamanda dini bir merkez olduğunu da düşünüyoruz. Arka taraftaki kalıntılarda bilim adamları bir kilisenin olduğunu düşünüyor. Havuzun içerisinde de Hıristiyanlığın ilk döneminde kullanılan büyük bir vaftiz taşı var ve üzerinde haç işareti var. Bunlar da buranın aynı zamanda bir dini merkez olarak kullanıldığını gösteriyor.”

    Kazı çalışmaları sonrasında ortaya çıkan yarı olimpik havuzun içerisinde yaklaşık 48-49 derece doğal artezyen yollarla çıkan sıcak suyun olduğunu vurgulayan Açıkel, havuzda herhangi bir kanal veya sondaj çalışması yapılmadığını, havuz suyunun kendiliğinden dolduğunu ve yine yapıldığı dönemdeki tahliye kanallarıyla su seviyesinin korunduğunu aktardı.

    “Hıristiyan turistler buraya gelip ziyaret etmek istiyorlar”

    Açıkel, tarihi havuzun turizme kazandırılması konusunda ciddi manada çalışma yürüttüklerini, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Yozgat Valiliğinin hazırladığı projeler ve kalkınma ajanslarından aldıkları hibe destekleriyle tanıtım çalışmaları yaptıklarını belirtti.

    Hamamın ören yeri olarak gezilip, görülmesi gereken yerler sıralamasında Kültür ve Turizm Bakanlığının sitesinde birinci sırada yer aldığına işaret eden Açıkel, “Ancak kurtarma kazıları devam ediyor, o yüzden turist kabul edemiyoruz. Kazıların ne zaman biteceği de bilimsel olarak henüz kesinleşmiş değil. Özellikle yurt dışından kendi tarihlerini merak eden Hıristiyan turistler buraya gelip ziyaret etmek istiyorlar. Biz de bir an önce turizme kazandırılması noktasında çalışmalarımızı hızlandırıyoruz. Önümüzde ki birkaç yıl içerisinde inşallah turist kabul etmeye başlayacağız” dedi.

  • PROJE KARŞILIĞI MALİ DESTEK

    PROJE KARŞILIĞI MALİ DESTEK

    Gerçek şu ki, günümüzde bir kimse karşısındaki her kim olursa olsun durduk yere para vermediği gibi kredi dahi kullandırtmıyor…

    Bir destek ya da kredi kullanacaksanız mutlaka yapmayı planladığınız iş ya da çalışma ile ilgili ortada bir veri olmalıdır…

    Bugün ülkeler dahi üyesi bulundukları birimlerden talepte bulunurken, ortaya bir proje koymadan karşılık göremiyorlar.

    Dolayısıyla Türkiye’nin Avrupa Birliği kapsamında bulunduğunu unutmamak gerekiyor… Bu anlamda ülkemizdeki Sivil Toplum nezdinde yer alan kurumsal tabanlı kuruluşlar içerisinde ilk aklımıza gelen derneklerdir.

    Bu konuda Yozgat’ta İl Dernekler Müdürlüğü ciddi çalışmalar yapmaya devam etmektedir.

    Bu konuda İl Dernekler Müdürü Hakkı Yurtlu, İçişleri Bakanlığınca derneklere proje karşılığınca mali destek imkanı sağlayan PRODES uygulamasında başvuruların devam ettiğini söyledi.
    Yurtlu, Dernekler Dairesi Başkanlığınca belirlenen konularda hazırlanan projelerin, yine bakanlıkça oluşturulan bağımsız denetçiler tarafından değerlendirilerek kabul gören projelere mali destek sağlandığını bildirdi. Sarıkaya ilçesinde faaliyet gösteren 43 derneğin yöneticilerine PRODES ve diğer mevzuat konusunda bilgi veren Yurtlu, geçen yıl 5 derneğin proje karşılığında mali destek aldığını belirtti. Yurtlu,  Proje Destek Sistemi kapsamında yapılan mali destekler için 2018 yılı proje başvurularının devam ettiğini, derneklere proje hazırlamaları konusunda çağrısında bulundu. Yurtlu, ‘’Dernekler, tüzüklerindeki amaçları doğrultusunda, bakanlıkça belirlenen konularda proje hazırlayarak, Valiliğe PRODES üzerinden online olarak sunacak. İl Dernekler Müdürlüğü olarak, genel incelemenin ardından bakanlığa yine PRODES üzerinden sunarak, bağımsız denetçilerin değerlendirmeleri sonunda projelere uygun görülmesi halinde mali destek sağlanacaktır. Dernekler, dezavantajlı gruplar başta olmak üzere sosyal, kültürel, aile, tarih, eğitim, demokrasi, insan hakları ve karar mekanizmalarına katılım konularındaki projelerini yıl içerisinde PRODES üzerinde sunabileceklerdir’’ dedi.

     

  • BOZOKTA İKTİDARA MÜDAHALELER VE DARBELER KONUŞULDU

    BOZOKTA İKTİDARA MÜDAHALELER VE DARBELER KONUŞULDU

    Bozok Üniversitesi önemli bir sempozyuma daha ev sahipliği yaptı… Yoğun katılımcının yer almasıyla dikkat çeken sempozyumda “19. Yüzyıldan Günümüze Türkiye’de İktidara Müdahaleler ve Darbeler konunun uzmanları tarafından ayrıntılı şekilde anlatıldı.

    Sempozyumun ayrıntısına geçmeden bir tespitte bulunmak isterim hepimizce malum olduğu üzere toplumun büyük kesimi tarihe fazla merakı olmayandır. Kulaktan duyma ya da yazılanları bölük pörçük bilmekle yetindiğimizi düşünecek olursak, doğru yerden doğru bilgileri almak insan için doğru bir adımdır.

    Kaldığımız yerden devam edelim… Sempozyum, Erdoğan Akdağ Kampüsü Kongre ve Kültür Merkezi’ndeki açılış konuşmaları ile başladı. İki devam edecek sempozyumda Atatürk Araştırma Merkezi Başkanı Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e ne yazık ki iktidara pek çok askeri müdahalelerin olduğuna değinerek 18. yüzyılda, II. Mustafa ve III. Ahmet’in tahttan indirilmelerinin sebepleri üzerinde durulmadığını ve arka planında kimlerin olduğuna dair tarih kitaplarında yer verilmediğini belirtti.

    Yeniçerinin iktidara müdahalede başrolü oynadığını belirten Beyhan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Nizam-ı Cedid’in başlatıcısı III. Selim, iktidara müdahaleden nasibini alacak ve katledilecektir. 19’uncu yüzyılın en kapsamlı ve hakikaten de en kanlı ihtilali Sultan Abdülaziz’e yapılan darbedir. Yeniçeri Ocağı yerine ikame edilen ordunun; Asakir-i Mansure-i Muhammediye’nin yanında ilmiye ve bürokrasinin desteğiyle Abdülaziz’in iktidarına müdahale edilmiştir. Abdülaziz 15 yıllık saltanatı süresinde üç önemli hedefe yöneldi; ilki Rus Çarı Nikola’nın Osmanlı’ya biçtiği ‘hasta adam’ imajını bertaraf etmek için güçlü modern silahlarla donatılmış bir ordu için kolları sıvadı. Tarih kitaplarında değinilmese de Amerikan iç savaşında kullanılan değişik çaptaki 1 milyon silahı satın almıştı. 93 Harbi sırasında bu silahlar kullanıldı ve eksilen mühimmatı temin etmek mümkün olmadığından Tophane-i Amire’de ‘çakma mermi’ üretildi. Bunlar hem silaha hem de kullanana zarar verecekti. Sultan Abdülaziz’in ikinci hedefi eğitimdi. Yetişmiş insan gücüne dayanan millet ileriye doğru emin adımlarla yürüyebilirdi. Sultanın üçüncü hedefi ulaşım ve iletişimdir. 76 adet merkezi, telgraf hatlarıyla İstanbul’a bağlayacaktır. Tersanede üretim olamasa da satın alımlarla Osmanlı donanmasını dünyanın üçüncü büyük donanması haline getirecektir. Mevcut demiryolu hat uzunluğunu üç katına çıkaracaktır. Henüz 46 yaşında saltanatının 15’inci yılında Sultan Abdülaziz’in iktidarına müdahale edilmişti. Bu müdahalenin arkasında İngiltere veya Çarlık Rusyası’nın olup olmadığını tarih kitapları ne yazık ki irdelemez.”

    1. Abdülhamit dönemindeki müdahalelere de değinen Beyhan, bilhassa 31 Mart Vakası’nın isyan olarak değerlendirildiğini oysaki bunun bir darbe olduğunu vurgulayarak, 31 Mart Vakası’nı önlemek için İstanbul’a gelen Hareket Ordusunun aslında II. Abdülhamid’e müdahalede bulunduğunu belirtti. Beyhan, devrin hatırat kitaplarında Hareket Ordusu komuta kademesinin gerçekten Sultan II. Abdülhamid’in direnebileceğinden endişe ettiğini ifade ederek, “Şayet direnseydi hem iktidarını koruyacaktı hem de tarihin seyri farklı olacaktı” dedi.

    Cumhuriyet devrinde yaşanan 1960 darbesinde Menderes ve ekibi için “düşükler” tabiri kullanıldığını belirten Beyhan, 1971 Mart muhtırası, 1980 darbesi, 28 Şubat süreci, 27 Nisan e-muhtırası gibi hadiselerin, yakın tarihte iktidarlara müdahale olduğunu vurguladı.

    Beyhan, Atatürk Araştırma Merkezi olarak, 15 Temmuz darbe girişiminin hala canlılığını muhafaza etmesi nedeniyle 2018 yılının ilk ilmi etkinliğinin ‘iktidara müdahaleler ve darbeler’ üzerine olduğunu belirterek, iki gün boyunca sunulacak 50 bildiri ile bilim insanlarının darbeler konusunda kendi birikimlerini akademi dünyasıyla paylaşacaklarını belirtti.

     

  • Yatırımlar etrafından toplanabilecek miyiz?

    Yatırımlar etrafından toplanabilecek miyiz?

    Projelerin tamamlanması ile Yozgat daha çabuk gelişecek diyen Milletvekili Başer, yaptığı açıklamada Hızlı Tren ve Havalimanı projelerinin tamamlanması ile yakın bir gelecekte Yozgat’ın gözle görülür gelişme kaydedeceğini söylemiş…

    Yozgat’ta bir süreden beri devam eden projeler hakkında da bilgiler veren Milletvekili Başer’in açıklamasını bir okuyalım sonra üzerine konuşalım…

    Fatih Tabiat Parkı içinde yapımına başlanan “Kafeterya” inşaatının tamamlandığını, geçici kabulünün yapıldığını ve açılışa hazır hale geldiğini ifade eden Başer, kafeteryanın iskanı alındıktan sonra kiraya verilmek suretiyle işletileceğini ve kafeteryanın Fatih Tabiat Parkı içinde önemli bir ihtiyacı gidereceğini belirtti.

    Yakın gelecekte Yozgat’ın sosyal hayatının hareketleneceğini vurgulayan Milletvekili Başer, “Yozgat kadar Yozgatlı bulunan Ankara’dan hemşerilerimiz günübirlik Yozgat’a gelecek. Yurtdışında yaşayan gurbetçilerimiz yaz döneminde Yozgat’ta olacak. Şehrin ekonomik hayatının canlanması için turistik maksatlı şehrimize gelen insanlarımızı şehir içinde tutmamız gerekiyor. İhtiyacını Yozgat’tan tedarik eder hale getirmenin fiziki şartlarını meydana oluşturmamız gerekiyor. Bu nedenle İnsanlarımızı en nezih ve doğa harikası ortamda ağırlamanın fiziki şartlarını şimdiden hazır hale getirilmesi bir elzemdir “dedi.

    Başer, Türkiye’nin ilk milli parkı, Yozgat Çamlığı’nın Yozgat’ın gözbebeği olduğunu vurgulayarak Çamlığın ve Fatih Tabiat Parkı’nın Yozgat’ın gelişimine katkı sunacağını ifade etti.

    Bu yatırımlara ne bizim ne de bir başkasının asla itirazı olmaz. Fakat benim asıl merak ettiğim husus bu yatırımlardan hangisi Yozgat’ta göçü durduracak ya da işsizliği, istihdam alanlarındaki yetersizliği…

    Yozgat’ın başka bir sorunu daha var… Yozgat İlçeleri ile barışık değil. İnsanlar gibi karşılık olarak nefis mücadelesi yapılmaktadır…

    Bu yüzden söze başlarken,“Yatırımlar etrafından toplanabilecek miyiz?” diye sormak ihtiyacı duydum…

    Elbette her bir yatırım şehrin gelişmesini, kalkınmasını hızlandırır, yatırımlar kalkınmanın ve gelişmenin en önemli anahtarıdır.

    Fakat Yozgat’ın böyle ya da benzer yatırımlar dışında henüz adı konmamış başka şeylere ihtiyacı var.

  • EN HAYIRLI HİZMET FİDAN DİKMEKTİR

    EN HAYIRLI HİZMET FİDAN DİKMEKTİR

    Son günlerde sosyal medyada bir video dolaşıyor… Çamlık bölgesinde orman içinde yeralan fidanlık bölgede önemli bir alanda kimisi 50 yıllık kimi daha fazla, kimisi de körpe misali fidanlar kesilmiş (!)

    Daha öncede Yozgat’ın bazı bölgelerinde yeni konut alanları ve kurum binaları yapmak için kesilen çok sayıda ağaç oldu…

    Bütün bunları düşündüğümüzde ilk akla gelen soru şudur: Yozgat’ta ağaç kesmek moda haline mi geldi?

    İsmini şimdi hatırlayamadım ama bir kitapta okumuştum (!) Bu kitaptan küçük bir alıntı aktaracağım:

    “Dünyanın akciğerleri olarak gösterilen ağaçlar ve ağaç toplulukları dünyamızda insan yaşamının devamı için çok büyük bir öneme sahiptir. Her gün soluduğumuz oksijen ağaçlar sayesinde üretilmekte ve bizlere ulaşmaktadır. Bir ağacın yüksek seviyede oksijen üretebilmesi için belirli bir yaşa gelmesi gerekir. Uzun seneler doğa şartlarında büyüyerek yeterli oksijeni verebilecek seviyeye gelen ağaçların kesilmesi adeta bir cinayettir. Ağaç kesmenin zararları hakkında sürekli medya organlarında yazılar yayınlansa ve çeşitli bilgilendirmeler yapılsa da bu durumun önüne geçilememiştir. Ülkemizde belirli dönemlerde ağaçlar yüksek oranda katledilmektedir. Bunun önüne geçilebilmesinin tek yolu da bireylerin bilinçlendirilmesinden geçer.”

    Bu konuda geçtiğimiz gün iki güzel haber vardı… Bu haberlerle sohbeti sonlandıralım…

    Yozgat’ta 600 dekarlık alanda gerçekleştirilen fidan dikim programına Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç ve vali yardımcıları, İl Jandarma Alay Komutanı Bilgihan Yeşilyurt, İl Emniyet Müdürü Seçkin Çengeloğlu ve İl Müftüsü Salih Sezik katıldı. Düzenlenen etkinlikte fidanlar toprakla buluştu ve fidanlara can suyu verildi.
    Yozgat’ta her sene 5 milyon fidan dikildiğini hatırlatan Yozgat Valisi Kemal Yurtnaç yaptığı açıklamada “Erkoç tepesi 600 dekar bir yer. Buraya 700 fidan dikiliyor. Biz başlangıç yapalım istedik. Yozgat’tan ziyade iç Anadolu Bölgesi’nin geneli itibariyle bozkır bir görüntüsü var. Yozgat’ta her sene fidan dikimini artırmaya çalışıyoruz. Öğrencilerimizde farkındalık oluşturmaya çalışıyoruz. Nasıl Yozgat’ın Çamlığı varsa ve burada büyük bir ormanlık alan varsa bu yamaçlarda da büyük ormanlık alanlar olabilir. Toprağı çok uygun. Bu konu da herkesin duyarlı olmasını istiyorum. Yakın bir zamanda da öğrencilerimizle yüklü bir miktarda fidan dikme merasimi yapacağız” dedi. Vali Yurtnaç, Yozgat’ta yeşil alanları artırmak için Orman İşletme Müdürlüğü ile de planlı bir şekilde çalıştıklarını da söyledi.

    * * * * * *

    Akdağmadeni Ziraat Odası Başkanı Eyyup Elmalı, her yıl düzenli olarak başlattıkları sertifikalı fidan ve yonca tohumu satışların başladığını belirterek, “Getirdiğimiz sertifikalı meyve fidanlarını çiftçimize maliyet fiyatına satıyoruz. Ceviz, kayısı, armut, şeftali, dut, kiraz, vişne, ayva, erik, bodur elma gibi fidanların satışı başladı” dedi.
    Her zaman çiftçinin yanında olduklarını vurgulayan Elmalı, “Biz Ziraat Odası olarak köydeki çiftçimizin en az 100 meyve fidanı, 10 ineği ve 50 tavuğu olsun istiyoruz. Bu sayede, köyden şehre göçü yavaşlatmak, çiftçimizin köyünde geçimini en iyi şekilde sağlamasını istiyoruz. Bizim bütün çalışmalarımız bölge çiftçisine yöneliktir. Bölge çiftçisi kazansın, üretsin. Bu güne kadar 70 bin meyve fidanı toprakla buluştu. Hedefimiz yüz bin meyve fidanını toprakla buluşturmaktır” dedi.

  • Konya Ovası Projesi can suyu oluyor

    Konya Ovası Projesi can suyu oluyor

    Türkiye’nin ve Yozgat gibi İl’lerin olamazsa olmazı tarım ve hayvancılıktır. Bu konuda Hükümetin son dönemlerde atmış olduğu bazı olumlu adımlar tarımın gelişmesini hızlandırırken, bazı adımlar ise, çiftçiyi karamsar olmaya yöneltiyor…

    Olumlu gelişmelerden bahsedecek olursak, bir süre Yozgat’ın katıldığı Konya Ovası Projesi tarım ve hayvancılıkta çiftçi için umut bir proje oldu…

    Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı tarafından yürütülen kısa adı KOP KÖSİP olan ‘Küçük Ölçekli Sulama İşleri Programı’ kapsamında Aksaray, Karaman, Niğde, Konya, Nevşehir, Yozgat, Kırıkkale ve Kırşehir illerinde 667 sulama projesi ile 107 bin hektar alan sulu tarıma kavuştu.

    Kalkınma Bakanlığına bağlı KOP İdaresi Başkanlığı, 2011 yılından beri bölgede uygulanan KOP KÖSİP kapsamında projeleri değerlendirmek amacıyla bir dizi toplantı düzenledi. KOP İllerinden gelen yetkililerle yapılan toplantıda 2018 yılında uygulanmak üzere teklif edilen KOP KÖSİP projelerinin ‘Usul ve Esasları’ ile proje hazırlanmasında kullanılan‘Proje Hazırlama Rehberleri’ masaya yatırıldı. İki gün süren toplantılara Aksaray, Karaman, Yozgat, Niğde, Kırıkkale, Kırşehir, Nevşehir İl Özel İdareleri Genel Sekreterleri ile Konya Büyükşehir Belediyesi Tarımsal Hizmetler Dairesi Başkanlığı ve Konya İl Gıda Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğü temsilcileri katıldı.

    Toplantının açılış konuşmasını yapan KOP İdaresi Başkanı İhsan Bostancı, kısa adı KOP KÖSİP olan ‘Küçük Ölçekli Sulama İşleri Programı’ ile uygulanan sulama projelerinin özellikle kırsal-dağlık alandaki vatandaşlara can suyu olmaya devam ettiğini belirterek şunları söyledi:

    KOP Bölgesinin öncelikleri arasında yer alan tarım ve sulamaya özel bir önem veriyoruz. Bölgemiz için stratejik öneme sahip konuların başında gelen kuraklıkla mücadele, sulamada etkinliğin ve üretimde verimliliğin artırılması amacıyla mevcut sulama sistemlerinin rehabilitesi ve basınçlı sulama sistemlerinin yaygınlaştırılması amacıyla 2011 yılında Kalkınma Bakanlığımızın öncülüğünde başlatılan ve Başkanlığımızca yürütülen KOP KÖSİP, KOP İlleri Valilikleri İl Özel İdareleri ile Konya Büyükşehir Belediyesi ve Konya Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdürlüğümüz işbirliğiyle başarıyla uygulanıyor.

    2011-2017 yılları arasında KOP KÖSİP kapsamında Aksaray, Karaman, Niğde, Konya, Nevşehir, Yozgat, Kırıkkale ve Kırşehir illerinde toplam 667 sulama projesi hayata geçirilmiş ve toplamda 565 milyon liralık bir kaynak aktarılmıştır. Hayata geçirilen projeler sayesinde 30 bin hektarı yeni, 77 bin hektarı rehabilitasyon olmak üzere toplamda 107 bin hektarlık geniş bir alanın modern sulama sistemlerine kavuşturulmuştur. Uygulanan projelerle özellikle gelir seviyesi düşük kırsal-dağlık alanlarda çiftçilerimizin modern sulama imkânına kavuşması, katma değeri yüksek meyve ve sebze üretimine yönlendirilmesi sağlanmıştır. KÖSİP’in uygulandığı bölgelerde sulama problemi çözülerek, yöre halkının gelir seviyesi önemli ölçüde artmış, yoğun göçlerin yaşandığı köylerde göç durma noktasına gelmiş ve hatta bazı köylerde ise köylere geriye dönüşlerin yaşandığı gözlenmiştir” dedi.

  • ÇANAKKALE VE ŞEHİTLERİMİZ

    ÇANAKKALE VE ŞEHİTLERİMİZ

    Çanakkale üzerine ne söylense, ne yazılsa yaşananları anlatmak için kelimeler yetmedi, bundan sonra yetecek gibi değil…

    Çanakkale üzerine çok şeyler yazılabilir. Ama önce Çanakkale’yi görmek, toprakların kokusunu teneffüs etmek gerekiyor…

    Bu konuda yeni bir yazı yazmak yerine bir alıntı ile sohbete devam edelim… Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde, Çanakkale Savaşlarını anmaktayız.

    Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914 de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915 de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı Ordusunun karşı ateşi ile, tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.

    Çanakkale boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler, 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalar’a yapılan çıkarma harekatını, Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında, yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.

    Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir.

    18 Mart günü, 1915 Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümüdür. Bugün, 2002 yılından itibaren, Şehitler Günü olarak kabul edilmiştir.

    Şehit Allah yolunda canını feda eden, dinini, vatanını, bayrağını savunurken ölen, haksız yere öldürülen Müslüman’dır. Şehitlik, Allah katında peygamberlikten sonra en yüksek mertebedir. Şehitler, Allah’ın sevgili kullarıdır. Cennet’te onlar için sonsuz nimetler hazırlanmıştır. Arapça, Tanık” anlamına gelen şehit, inançlarını yadsımamak uğruna, Allah’a ya da kutsal saydığı değerlere tanıklık etmek ülküsüyle can veren kişidir. Kur’an, Allah yolunda öldürülenlerin, Allah’ın bağışını ve merhametini kazandıklarını bildirir.

    Kutsal vatan topraklarını canları pahasına koruyarak şehitlik onuruna erişen aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyoruz.

  • ÇANAKKALE VE  ŞEHİTLERİMİZ

    ÇANAKKALE VE ŞEHİTLERİMİZ

    Çanakkale üzerine ne söylense, ne yazılsa yaşananları anlatmak için kelimeler yetmedi, bundan sonra yetecek gibi değil…
    Çanakkale üzerine çok şeyler yazılabilir. Ama önce Çanakkale’yi görmek, toprakların kokusunu teneffüs etmek gerekiyor…
    Bu konuda yeni bir yazı yazmak yerine bir alıntı ile sohbete devam edelim… Çanakkale Savaşları, yüzyılımızın en büyük savaşlarından birisidir. Birinci Dünya Savaşı’nı galip bitirmek isteyen düşman devletler, gemileriyle Çanakkale Boğazını geçip İstanbul’u almak istiyorlardı. Osmanlı ordusu, İngiliz ve Fransız donanmalarına karşı Çanakkale Boğazı’nda aylar süren bir dizi deniz ve kara savaşı yapmıştır. 300.000 askerimizin şehit olduğu bu savaşlar sonucunda, düşman donanmaları ağır kayıplar vererek geri çekilmişlerdir. Çanakkale Savaşlarının denizle ilgili bölümü, 18 Mart 1915 tarihinde, düşman gemilerinin geri çekilmeleriyle sonuçlanmıştır. Bu nedenle, her 18 Mart gününde, Çanakkale Savaşlarını anmaktayız.
    Çanakkale Boğazını geçmek isteyen İngiliz ve Fransız gemileri, 3 Kasım 1914 de boğazın iki yakasındaki birliklerimize ateş açtılar. Birliklerimizin karşı ateşi ile geri çekilmek zorunda kaldılar. 19 Şubat 1915 de düşman donanması kesin hücuma başladı. Osmanlı Ordusunun karşı ateşi ile, tekrar geri çekildiler. 18 Mart 1915 de İngiliz ve Fransızlar 16 harp gemisi ile büyük bir hücum daha başlattı. Üç gemisi sulara gömülen düşman donanması, tekrar geri çekilmek zorunda kaldı.
    Çanakkale boğazını gemilerle geçemeyeceklerini anlayan düşmanlarımız, topraklarımıza karadan girmeyi denediler. İngiliz, Fransız, Avustralya, Yeni Zelanda ve diğer bazı sömürge ülkelere ait askerler, 25 Nisan 1915 günü karadan çıkarma yapmaya başladılar. Kara savaşları, 9 Ocak 1916 tarihinde son düşman birlikleri de geri çekilene kadar devam etmiştir. 6-7 Ağustos 1915 gecesi Anafartalar’a yapılan çıkarma harekatını, Mustafa Kemal komutasındaki birliğimiz durdurmuştur. 25 Nisan 1915 ve 9 Ocak 1916 tarihleri arasında, yaklaşık sekiz ay boyunca şiddetli kara savaşları olmuştur.
    Çanakkale Savaşları, Türk tarihinin belki de en önemli savaşıdır. Daha geniş ve ayrıntılı bilgi sahibi olmak için kaynakları mutlaka okumanızı öneriyoruz. Bugün özgür olarak yaşadığımız bu topraklara çok kolay sahip olmadığımızın bilinmesi gerekir.
    18 Mart günü, 1915 Çanakkale Deniz Zaferi’nin yıldönümüdür. Bugün, 2002 yılından itibaren, Şehitler Günü olarak kabul edilmiştir.
    Şehit Allah yolunda canını feda eden, dinini, vatanını, bayrağını savunurken ölen, haksız yere öldürülen Müslüman’dır. Şehitlik, Allah katında peygamberlikten sonra en yüksek mertebedir. Şehitler, Allah’ın sevgili kullarıdır. Cennet’te onlar için sonsuz nimetler hazırlanmıştır. Arapça, Tanık” anlamına gelen şehit, inançlarını yadsımamak uğruna, Allah’a ya da kutsal saydığı değerlere tanıklık etmek ülküsüyle can veren kişidir. Kur’an, Allah yolunda öldürülenlerin, Allah’ın bağışını ve merhametini kazandıklarını bildirir.
    Kutsal vatan topraklarını canları pahasına koruyarak şehitlik onuruna erişen aziz şehitlerimizi minnet ve şükranla anıyoruz.

  • HEMŞERİ DERNEKLERİ VE YOZGAT

    HEMŞERİ DERNEKLERİ VE YOZGAT

    Yozgatlıların, Ankara, İstanbul, Bursa, Kayseri başta olmak üzere diğer illerde kurduğu hemşehri dernekleri, dönem dönem Yozgat’ın gündemine geliyor…

    Hafızalarımızı kontrol ettiğimizde eskiden şenliklerle gündeme gelirlerdi, kimileri bulundukları bölgede, kimileri de köylerde, beldeler de…

    Ama son dönemlerde özellikle İstanbul’daki iktidar kavgaları tabir yerindeyse sokağın diline düştü…

    Bu kavgalar akla geldiğinde İnsan ister istemez soruyor ortada bizim bilmediğimiz bunların bildiği ne var?

    Şimdilerde görünen o ki,

    Yeni bir oluşum daha yapılıyor…

    Hepimizin bildiği ve kabul etmemiz gereken gerçek şudur Sivil toplum önemli…

    Hemşehri dernekleri de çok önemli bir işlevi üstlenebilir…

    Bunun en iyi örneklerini geçmiş yıllarda yapılan çeşitli etkinliklerden hatırlıyoruz, birlik, beraberlik, dostluk ve dayanışma gibi duygular eşliğinde yapılan çalışmalarda hep birlikte yaşadık ve görürdük…

    Ama onlar da son zamanlarda birilerinin ya da bir yerlerin etkisinde kalarak siyasete bulaşınca biraz tatları tuzları kaçtı diye düşünüyorum…

    Bütün bunlara rağmen hala iyi işler yapıyorlar…

    İl dışındaki Yozgat derneklerini bu şehir yeterince kullanamıyor… Bütün bunlar ortada yaşanırken, ortada Yozgat adına olumlu ne var ya da neler yapıldı!

    Kızmıyorum, gücenmiyorum, gönül koymuyorum ama bir Yozgatlı olarak şunu da sormadan edemiyorum… Bu derneklerin ön ayak olduğu kaç yatırım geldi Yozgat’a?..

    Ya da binlerce turist mi gönderdiler?.. Bu konuda Yozgat’ta yaşayanlar olarak noksanlarımız, eksikliklerimiz var…

    Yozgat’taki yerel yönetim ve bürokrasiyle görüşmeler ve ilişkiler gelişmeli ve hemşehri derneklerini bir potada birleştirip, bu gücü bu şehre katkı verir hale getirmek zorundayız…

    Katkı vermeyen yapıların belirli tartışmalarla sık sık anılan yapıların artık bizim gündemimizden de çıkması gerekiyor…

    Kim bu işi daha iyi yapıyor, kim Yozgat’ı temsil etmeyi daha çok hak ediyor tartışmasının merkezine,

    ‘Bugüne kadar Yozgat’a ne verdiler?’ veyahut ‘Yozgat’tan ne aldılar?’ı koymak artık şart…

    Yoksa Yozgat bu haliyle ne hemşeri derneklerine bir faydası olur… Ne de Yozgatlılara. Gelişmiş, kalkınmış büyük ve zengin bir Yozgat’ın herkese daha çok faydası olacağını herkesin bilmesinde fayda vardır.

     

     

  • Köylerimizde Kilit Parke Meselesini Çözmüş Olacağız

    Köylerimizde Kilit Parke Meselesini Çözmüş Olacağız

    Bu yıl seçim seslerinin her geçen gün biraz daha yaklaştığını duyacağımız günlerdir. Bu konuda özellikle AK Parti hükümeti iktidarda bulunduğu dönem içinde yapılan hizmetleri her fırsat bulduklarında vatandaşa anlatmaya devam ediyor.

    AK Parti hükümetini en çok destekleyen İl’lerden olan Yozgat’ta Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, geçtiğimiz günlerde katıldığı toplantı da yapılan ve yapılacak olan hizmetlerden bahsetti.

    Şehirlere yapılan hizmetlerin bir benzerinin kırsa bölgelerde de yapılacağını anlatırken, köylerinde planlanan hizmetlerle yaşam kalitesinin yükseleceğini vurgu yaptı.

    Yapılması planlanan bazı çalışmalar konusuna da açıklık getiren Bozdağ, “Şuanda 30 milyon TL, İller Bankası’ndan kredi talebimiz de var, oradan da kaynak aktaracağız, 30 milyon da gelecek sene kaynak aktaracağız ve iki yıl içerisinde kilit parke meselesini köylerimizde çözmüş olacağız. Köyün içine asfalt doğru bir şey değil, akan sular, bazı atıklar, oradaki hayvanın atıkları, oradaki asfaltı çabuk yiyor, çabuk tüketiyor. Onun için orayı kilit parke yapmak köylü için daha kalıcı bir formül olacaktır” dedi.

    Vatandaşımız köylerimizin pırıl pırıl olduğunu görecek… Bu cümlelerin devamında ise, Köylerde çöp alım hizmetleriyle ilgili tarihi bir adım attıklarına vurgu yapan Başbakan Yardımcısı Bozdağ, bütün köylere çöp toplama araçları geldiğini söyledi. Konteynır eksikliği olduğunu dile getiren Bozdağ, şunları aktardı:
    “Bizim 559 köyümüz var, dağıttığımız konteynıra baktığımızda bizim o konteynırın dağıttığımızın 3-4 katı daha fazlasını dağıtmamız lazım. Vali Bey ve Genel Sekterimiz çalışıyor, bu sene içerisinde konteynırları herkesin kolay ulaşacağı bir mesafeye koyarak her yerde köyün büyüklüğüne göre, bazısında 5 tane, bazısında 10 tane, bazısında 20 tane nüfusun mesafesi ve büyüklüğüne göre bunların adımını atacağız. Burada aksi takdirde bu çöp toplamanın bir anlamı yok. 2 tane konteynır koyup ondan sonra çöp topluyorum demek doğru değil. Biz aldanmayacağız, kimseyi de aldatmayacağız. Onun için bu sene konteynır meselesine Özel İdaremiz ayrı bir önem verecek kadınlarımız köyde şehirdeki kadınlar gibi çöpünün alındığını ve köylerimizin de pırıl pırıl olduğunu görecek, erkekler de bunu görecekler ve bu noktada da bundan sonra daha iyi bir adım atacak.”
    Hayvancılıkla Hem Devlet Kazanacak Hem de Millet
    Kazanacak
    AK Parti hükümetleri döneminde 5 tane, 10 tane, 1 tane, 3 tane, değişik şekillerde hayvan dağıtımı olduğunu anlatan Bozdağ, “Bizden önceki hükümetler döneminde de hayvancılığı desteklemek için çok değişik tedbirler alındı. Ama gördük ki, bu tedbirlerin az sayıda hayvan vererek aldığımız bu tedbirler başarılı olmadı. Yani bizim yaptığımız işin ticaretini biraz yapacağız. Hiç hayvanı olmayan verdiğimizde veya hiç para koymayan siz onu verdiğinizde adam satıyor düğün yapıyor, satıyor borç ödüyor, satıyor başka bir şey yapıyor hayvancılığı yapmıyor. Vatandaş hayvancılık yapmak istiyorsa, kendi de taşın altına elini biraz koysun, 10 lira devlet verecekse 10 lira da o koysun.
    Zarar ettiği zaman sadece devletten aldığı parayı kaybetmesin, kendi koyduğu parayı da kaybedecek olsun. Onun için bu işe ciddiyetle sahip çıksın. Ama her şeyi devlet verdiği zaman olmuyor. Bak şu anda hükümetimizin başlattığı projelerden bir tanesi, 500 büyükbaş hayvan projesi yapanların 250 büyükbaş hayvanını devlet hibe olarak veriyor. Muhtarlarımıza onun için diyorum ki, bizim Yozgat’ın köylerinde gerçekten hayvancılık için çok uygun imkanlar var, devlet de bu kadar destek veriyor, bu desteklerden Allah için istifade edin. Yozgat da kazansın, siz de kazanın ülkemiz de kazansın.” dedi.

  • Bugünün küçükleri, yarının büyükleri

    Bugünün küçükleri, yarının büyükleri

    Bu söz Atasözlerimiz arasında önemli bir yere sahip olduğu muhakkaktır… Dolayısıyla bugünün küçükleri aynı zamanda geleceğimizin teminatıdır. Bu cümleden hareket ile Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi sağlam nesillere teslim etmenin gayretini gösteren bir çalışmayla sohbeti sürdürelim…

    Şimdi sizlerle paylaşacağım bu çalışma Yozgat’ın en uzak İlçelerinden Çekerek ilçesine bağlı Beyyurdu köyü Şehit Ferhat Değerli İlk ve Ortaokulu Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Bu okulumuzda eğitim gören çocuklarımız; okulun koridorlarına, sınıf kapılarına, “geleceğin cumhurbaşkanı, valileri, savcıları, hakimleri bu sınıfta” yazısı asılarak, öğrenciler gelecek için motive ediliyor.

    Beyyurdu İlk ve Ortaokulu yönetici ve öğretmenleri, “Bugünün küçükleri, yarının büyükleri” atasözü ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün “Küçük hanımlar, küçük beyler! Sizler hepiniz geleceğin bir gülü, yıldızı, ikbal nurusunuz. Yurdu asıl nura gark edecek sizsiniz. Kendinizin ne kadar mühim ve kıymetli olduğunuzu düşünerek ona göre çalışınız. Sizlerden çok şeyler bekliyoruz.” sözünün mesajını öğrencilere aşılıyor.

    Okul yönetimi ve öğretmenler, koridorlara, sınıf kapılarına, “Bu sınıfta geleceğin cumhurbaşkanı, valileri, savcıları var”, servis minibüs camlarına ise “Bu serviste geleceğin valileri, kaymakamları var.” afişlerini asarak öğrencileri motive edip, farkındalık oluşturuyor.

    Bu konuda Beyyurdu Okul Müdürü Adem Şahin’in yaptığı açıklamayı aynen paylaşarak, dikkatleri çekmek istiyorum:

    Sınıf kapılarına, okul koridorlarına, hem meslekleri tanıtmak hem de öğrencilerin hedef belirlemelerini sağlamak amacıyla meslek isimlerini yazıp astıklarını anlatan Şahin, “Köyümüze 7 köyden taşımalı öğrenciler gelmekte. Minibüslere, bu afişleri asmak suretiyle de dikkat çekmek istiyoruz. Biz, geleceğin mimarları, doktorları, idarecileri, cumhurbaşkanlarının bu sınıflardan, bu köyden, bu öğrenciler arasından çıkacağına inanıyoruz” dedi.

    Burada bir başka önemli noktayı daha şu sözlerle vurguluyor: “Şu anda genel denemelerde Çekerek birincisi bizim okulumuz, Türkiye genelinde sınava giren 45 bin öğrenci arasında Türkiye üçüncüsü, Yozgat birincisi, Sorgun birincisi bizim okulumuzda eğitim görmektedir. Bu da öğrencilerimizin yapılan motive sonucu bilgilerinin arttığını göstermektedir.”

    Öğretmenlerden Tayfun Aplak da öğrencilerin motivasyonunu artırmayı, onlara umut vermeyi amaçladıklarını belirtti.

    Aplak, “Servis araçları olsun, okulumuzun duvar ve köşeleri olsun, kapıları olsun öğrencileri motive edici cümlelerle onlara verdiğimiz değeri gösterdik. Öğrencileri motive edici bir çalışma yaptık.” diye konuştu.

    Öğrencilerden Duygu Kaygusuz da uygulamanın, meslek seçiminde etkili olduğunu anlatarak, “Sınıfımızın kapısında ‘savcı’ yazıyor ama ben avukat olmak istiyorum. İkisi de hukuk olduğu için fark etmiyor.” dedi.

    Yazıları ilk gördüğünde çok hoşuna gittiğini anlatan öğrencilerden Melike Parlak da “Bizim sınıfımızda savcı yazıyor. Sınıfımızda savcı, hakim gibi meslekleri seçmek isteyenler var. Ben öğretmen olmak istiyorum. Bu, bize motive oldu, hedef belirliyoruz, hedefimize ulaşmak için de çok çalışıyoruz.”

    Öğrencilerden Bünyamin Demir de okul idarecilerinin bunun yanında hakim, savcı gibi meslek sahiplerini okula getirip, meslekleri tanımalarını sağladıklarını söyledi.

    Servis şoförü ve öğrenci velisi Ali Arslan ise minibüslerde bu şekilde yazıların bulunmasından gurur duyduğunu kaydederek, “Köylerde de var mı böyle bir gelecek diyorlar, inşallah vali de hakim de savcı da polis de çıkar, çocuklarımıza güveniyoruz. Vali de olurlar kaymakam da olurlar.” dedi.

    Yakup Aksoy da çocukların bu yazılardan çok etkilendiğini, çalışıp ileride, vali, kaymakam, polis, başbakan, cumhurbaşkanı olacaklarına inandığını dile getirdi.

     

  • Nişasta bazlı şekerin kotası şimdiye kadar daraltılmalıydı

    Nişasta bazlı şekerin kotası şimdiye kadar daraltılmalıydı

    Gündemin önemli konusu Şeker Fabrikalarının özelleştirilmesi olmaya devam ediyor, bu durum bir süre daha devam edecek, geçmişte yaşadığımız benzer konular gibi sonra gündemden düşecektir.

    Çünkü Türkiye’de gündem olmayı bekleyen sırada o kadar çok mevzu varki, bunların hepsi vakti saati geldiğinde bilerek bir numaraya çekiliyor sonra çöpe atılıyor

    Hafta sonu Yozgat bu konularla ulusal bazlı gündeme geldi… Ana muhalefet partisi lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun şeker fabrikalarının özelleştirilmesi kararı ile ‘nişasta bazlı şekerin kotasının artıracağı’ iddiası üzerine Yozgat’ta katıldığı toplantıda açıklama yapan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, “Ben buradan söylüyorum biz tam tersini yapacağız. Nişasta bazlı şekerin kotasını daraltan adımlar atacağız. Özelleştirme bitmeden önce bunu yapacağız” dedi.

    Başbakan Yardımcısı ve Hükümet Sözcüsü Bekir Bozdağ, Yozgat’ta partisinin 5’inci İl Kadın Kolları Kongresi’ne katıldı. Bozdağ kongrede yaptığı konuşmada özelleştirme kapsamına alınan şeker fabrikalarıyla ilgili açıklamalarda bulundu.
    Şeker fabrikalarının özelleştirilmesiyle ilgili hükümetin karar aldığını hatırlatan Bozdağ, “Yozgat Şeker Fabrikası özelleştirilme kapsamında. 14 tane şeker fabrikasını da hükümetimiz özelleştirme kararı aldı. Herkes bunu konuşuyor, tartışıyor. Eminim ki Yozgat’ta da bu konuşmalar ve tartışmalar yapılıyor. Bizim şeker fabrikalarını özelleştirirken hedefimiz bu fabrikaların daha verimli bir şekilde işletilmesini, bulundukları illere ülkemize ve çiftçimize daha faydalı hale getirilmesini sağlama hedefini taşımaktadır. Şeker fabrikalarının özelleştirilmeyeceğini AK Parti hükümetleri hiçbir zaman söylemedi.

    Biz her zaman özelleştirmeden yana olduğumuzu söyledik. Yozgat’ta da Sorgun Şeker Fabrikası’na gittiğimizde de biz işçilerimizin yüzüne de bunu söyledik, kimseyi aldatmadık, kimseyi kandırmadık. Biz ne yapacağımızı söyleyerek milletimizin arasında siyaset yapıyoruz, bundan sonra da öyle yapacağız” dedi.

    * * * *
    Şeker fabrikasındaki işçilerin tamamının kadroya geçeceğini ve mağdur olmayacağını ifade eden Bozdağ, “Hiçbir işçimizin mağduriyeti söz konusu olmayacak. Yozgat pancar üretiminde Türkiye’de en başta yer alan ilimizdir. Pancar üreticimiz mağdur olmayacaktır. Üretim alanlarında bir daralma yaşamayacak, azaltılmaya gidilmeyecek. Kotasını kullanmayan fabrika olduğu zaman o fabrikanın kotası iptal edilecek başkalarına verilecektir. Kim ki çiftçimizi mağdur edecek bir şeye giderse ona verdiğimiz hakkı alacağız. Çiftçimizin hizmet bedeline yansıtacağız. Çiftçilerimizin herhangi bir mağduriyeti kesinlikle olmayacak” dedi.
    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ‘nişasta bazlı şekerin kotasının artıracağı’ iddiasına cevap veren Bozdağ şunları söyledi:
    “Ana muhalefetin lideri geçen dile getirdi. ‘Nişasta bazlı şekerin kotasını artıracaklar, milletimizin sağlığıyla oynayacaklar. Anlaşmayı açıklayın’ böyle bir anlaşma yok. Nişasta bazlı şekerin kotasını artırmak diye bir şey yok. Ben buradan diyorum ki Kılıçdaroğlu, kiminle anlaştıysak lütfen anlaştığımız kişinin devlet varsa devletin, şirket varsa şirketin adını açıkla. Biz de öğrenelim. Bütün Türkiye’de öğrensin. Ben buradan söylüyorum. Başbakanımız da söyledi.
    Biz tam tersini yapacağız. Nişasta bazlı şekerin kotasını daraltan adımlar atacağız. Özelleştirme bitmeden önce bunu yapacağız. Bunun sebebi de şeker pancarı üretiminden şeker üretiminin daha fazla yapılmasını sağlamak. Şeker fabrikalarının saygın bir şekilde çalışmasını temin etmek ve pancar üreten çiftçimizi korumak ve halkımızın sağlığına daha büyük önem vermek maksadıyla bunu yapacağız ve bu adımı da atacağız.
    Ben merak ediyorum bu kotayı azalttığımızda milletin gözüne baka baka yalan söyleyenler hangi açıklamayı yapacaklar. Onun için biz ne yaptığımızı biliyor ve hangi adımlar atacağımızı çok iyi biliyoruz. Fabrikaların özelleştirilmesi hem bulundukları illere hem çiftçilere hem de ülkemize büyük yararlar sağlayacaktır. Onun için adımlar atacağız ve Yozgat’taki Sorgun Şeker Fabrikamızda özelleştirilenler arasında yer alacak ve çiftçilerimiz pancar üretimini artırarak devam edecek.”

     

     

  • EĞİTİMLİ GENÇLİK İÇİN PROJE YAPILDI

    EĞİTİMLİ GENÇLİK İÇİN PROJE YAPILDI

    Yozgat’ın genel sorunlarından birisi hatta bana göre en önemlisi hiç şüphesiz eğitim geldiğini düşünüyorum…

    Kaliteli ve iyi bir eğitimli toplumun bir kimseye zararı olmazken, eğitimli toplum aynı zamanda gelişmenin ve kalkınmanın anahtarıdır.

    Bu anlamda son dönemde Yozgat Milli Eğitim Müdürlüğünün ciddi çalışmaları olduğunu biliyorum… Şuan bu kurumun başında görev yapan İl Müdürü sayın Yusuf Yazıcı ile ilk geldiği günlerde yaptığımız sırasında sahip olduğumuz gençliğin aklı başında bir nesil olduğunu, küçük dokunuşlarla eğitimli ve kaliteli bir nesil yetişeceğini konuşmuştuk.

    Sayın Yazıcı, Bu konuda çalışmalarımız devam ediyor, düşündüğümüz projeleri hayata geçirdiğimizde faydasını göreceğiz demişti.

    Bu konuda İlçelerimizde başlayan ve devam eden çalışmalar olduğunu yakinen görüyorum. İşte bu çalışmalardan birisini örnek vereceğim…

    Yozgat’ın Akdağmadeni ilçesinde öğrencilere okuma alışkanlığı kazandırmak için Anadolu İmam Hatip Lisesi tarafından ’kitap okuma alışkanlığı kazandırma’ projesi düzenleniyor.
    Akdağmadeni Anadolu İmam Hatip Lisesi Müdürü Ahmet Özen, projedeki amaçlarının ortaokul ve ortaöğretimde eğitim gören öğrencilere kitap okuma alışkanlığı kazandırmak olduğunu söyleyerek,”öğrencilerin algılama, muhakeme etme, analiz ve kritik yapabilme, kendi tarihini tanıma ve güzel Türkçeyi inceliklerine göre kullanma yeteneklerini geliştirmeyi amaçlıyoruz.” dedi.
    Proje hakkında bilgi veren Özen,”projede görevli öğretmenler okul kitap okuma izleme ekibi olarak görev alacak. Projede öğrencilere okuma grupları oluşturulacak. Okunacak eser ve yazar olarak, Mehmet Akif Ersoy, Cengiz Aytmatov, Ekrem Şama, Murat Yeşil, İlhan Kurt ve Hasan Uzun gibi yazarlar tercih ediliyor. Öğrenciler güne kitap okuyarak başlayıp okul idarelerinin uygun görecekleri saatlerde ’kitap okuma saati’ olacak ve bu süre tüm öğrencilerin öğretmenleriyle beraber ferdi kitap okumalarına ayrılacak. Öğretmenler, öğrencilerin kitap okumaya isteklendirilmesi için eğitici konuşmalar ve davranışlar sergileyecekler. Okullarda, beşer kişilik okuma grupları oluşturulacak. Her gruptan sorumlu üst sınıflardan bir öğrenci başkanı seçilecek, her üç gruptan sorumlu bir öğretmen belirlenecek, her üç öğretmenden sorumlu bir idareci belirlenecek. Ayrıca öğrenciler, okudukları kitapları dönüşüm ve değişim yoluyla birbirlerinin yararına sunabileceklerdir. Kitap okuma alışkanlığını yaygınlaştırmak için veli toplantılarında veliler aydınlatılacak ve böylece öğrenci-öğretmen-veli işbirliği sağlanacaktır” dedi.

  • KADINLAR VE OLUMSUZLUKLAR

    KADINLAR VE OLUMSUZLUKLAR

    Yaşadığımız gezegene bakarmısınız ne tuhaf bir dünya oldu… Evvelsi gün Kadınlar Günü idi, çeşitli etkinlikler, yapıldı…

    Toplantılar düzenlendi, kadın profili yeniden tarif edilmeye çalışıldı… Kadına dair iyi ya da kötü her ne varsa hepsi bir bir ortaya geldi…

    Dikkat ettiniz mi? Ya da şöyle bir soru ile devam edelim… Kadınlar daha çok olumsuz olaylarla neden gündeme getirilir?

    Kadına yönelik bir şiddetin olduğunu görüyoruz, zaman zaman karşımıza çıkıyor… Fakat iyi şeylerde olmuyor değil, bunlar neden gündeme taşınmaz, konuşulmaz?

    Hâlbuki bugün birçok başarılı erkeğin arkasında muhakkak bir kadın vardır. Bu gerçekten yola çıktığımızda hayatta başarılı çok sayıda iş kadını olduğu görülecektir.

    Konuyu daha fazla uzatmayacağım ama dün gazetelere yansıyan bir örnekle bitirelim. Bakınız Yozgat’ın Sorgun ilçesinde girişimci üniversite öğrencisi Merve Akgül, Aşağıcumafakılı köyünde kurulan tam otomasyonlu mantar üretme çiftliği, 8 Mart Dünya Kadınlar Gününde hizmete girerek, 16 kadına istihdam sağladı.

    Mantar üretimine karşı bir ilgisi olduğunu, bunun için de araştırma yaparken TKDK’nın hibe desteğini duyduğunu belirten Akgül “Ben çiftçi çocuğuyum. Babam köyümüzde çiftçilikle uğraşır. Mantar üretimine karşı büyük bir ilgim vardı. Güzel ve modern bir tesis kurmak için önce bir proje hazırlatıp TKDK’ya sunduk. Projemiz kabul edildi. Uzun suren bir kurulum aşamasının ardından ilk ürünümüzü bu gün alacağız ve tesisimizin açılışını yapacağız. Şu anda 16 kadın işçimiz var. İlerleyen zaman içerisinde alacağımız erkek işçilerle bu sayı 30’a çıkacak. Günde 600 kilo civarında bir mantar üretimi gerçekleştiriyoruz. Pazarlama ve istihdam konusunda sıkıntımız yok. İşçilerimizi genellikle tesisimizin kurulmuş olduğu köyden temin ediyoruz” dedi.Akgül, tesisin hizmete girmesinin ardından iş için başvuruların arttığını ve çalışan işçilere kendi mutfaklarında pişirdikleri değişik mantar menülü yemekler verdiklerini de sözlerine ekledi.
    Tesis 200 bin ton kapasiteye sahip.
    Tesisin özellikleri konusunda açıklamalarda bulunan TKDK Yozgat İl Koordinatörü Selim Türker de, Yozgat’ta ilk kez bilgisayarlı tam otomasyon sistemiyle donatılmış bir tesisin açıldığını, yaklaşık 200 ton kapasiteli bu tesisin hizmete girmesinden büyük memnunluk duyduklarına işaret ederek “Kurulan bu tesiste hangi odadaki hangi bölümün ne kadar ısıya, karbondioksite, neme ihtiyacı var belirleniyor ve buna göre ısı ve nem veriliyor. Birer hafta arayla hazırlanan kompostlarımızda 60 ar gün mantar üretimi yapılabilecek. Bu da demek oluyor ki, burada sürekli üretim yapılacak.
    Tesisin diğer bir özelliği ise çoğu tesislerde kullanılamayan küçük parçaların, burada ki kurutma ve paketleme tesislerinde kurutularak otel, motel, lokantalarda satılabilecek olması. Kısacası oldukça modern bir tesis ve burada mantarın en küçük bir parçası bile ekonomiye kazandırılacak” dedi.
    Türker, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü nedeniyle çalışan kadınlara çiçek takdim etti. Bir milyon 600 bin liraya maal olan tesiste toplam 30 kişiye istihdam sağlayacağını belirten Akgül, toplam maliyetin bir milyon lirasını hazırladığı proje ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu’ dan (TKDK) aldığını, 600 bin lirasını ise kendisinin karşıladığını  söyledi.

     

  • Tüketici Bir Türlü Yakasını Kurtaramıyor…

    Tüketici Bir Türlü Yakasını Kurtaramıyor…

    Tüketici bir türlü yakasını kurtaramıyor… Vatandaş, yakasını neden ve nelerden kurtaramadığını birazdan anlatacağım hep unuttuğum bir mevzu ile başlayayım, bu konuda asıl anlatacaklarımıza kapı aralamış olsun… Şehrin birinde müteahhit hiç olmayacak bir yerden kılıfına uydurup bir şekilde aldığı arsaya planlandığı binayı yapmaya başlar…

    Belediyenin bu duruma müdahale etmesi beklenirken, ilgililer bırakın yapsın, o bize nasıl olsa gelecek derler… Bina biter, müteahhit belediyenin ilgili biriminin kapısını çalar, binayı bitirdiğini oturma ruhsatı alması gerektiğini anlatır…

    Müteahhit anlatır ama kimse dinlemez. Sonra bir yetkili; “bak müteahhit efendi, sen buraya yapılmayacak bir şey yaptın, bildiğimiz halde bir şey demedik, nasıl olsa bu müteahhit yanımıza gelecek, bizde geldiğinde konuşuruz dedik, şimdi sen buradan bize yani Belediyemize bir şeyler vermezsen ne ruhsat alırsın ne de başka bir şey” Müteahhit biraz düşündükten sonra “tamam ne istiyorsunuz” der…

    Bir süre devam eden pazarlıktan sonra müteahhit bir şeyler verir, mesele çözülür ama memleketin çarpık düzeni bozulmaya devam eder.

    Gelelim asıl konumuza… Bankalar bir yandan, Telefon operatörleri diğer yandan, İnternet şirketleri başka bir yandan, Hastaneler başka bir koldan… Derken daha neler sayabiliriz…

    Öyle bir sistem var ki birileri hata yapsın, bu hatalar da birilerince paraya döndürülsün isteniyor… Ne kadar çok zaaf varsa, O kadar çok tuzak kuruluyor…

    Tuzaklara düşen, hata yapan tüketici bedel üstüne bedel ödüyor… Biraz önce anlattım ya da bakın çevrenize bana hak vereceksiniz…

    Sizin de, çevrenizdeki onlarca insanın da karşılaştığı durum bu… Mevzuatta boşluk bulan tuzağı kuruyor…

    Devlet mevzuatı değiştiriyor bu kez de yeni tuzaklar hemen hazırlanıyor… Ticari zeka ile şark kurnazlığı karıştırılınca Ahlak da eksilince her şey mubah kabul ediliyor…

    Haksız yere alınan milyonlar artık ekonomide çok büyük bir paydayı oluşturuyor… Bunlarla karşılaşan tüketici de başka yollara sapmayı kendinde hak görüyor… Bakınız bu konudaki bir başka çarpıcı ve en iyi örnek elektrik faturalarındaki kayıp kaçak bedeli…

    O da ayrı bir ahlaksızlık örneğinin sonucu… Birileri hırsızlık yapıyor… Hırsızı yakalayamayan firmalar, Bedeli dürüst tüketiciden tahsil ediyor…

    Böyle bir ülkede dürüst kalabilen vatandaşların kıymetini bilelim… Dürüstlük artık ödüllendirilmeli… İyi örnekler gösterilmeli halka ki, bulaşıcı bir hastalık gibi hayatımızı saran bu illetlerden kurtulalım…

    Elektrik faturası dedim de konuyu tamamlamadım kısaca bir dip not düşeyim… Bu kurum geçenler tasarruf edenleri ödüllendirmiş, ayni şey doğru insanlar içinde pekala yapılabilir.

     

  • EKONOMİK DEĞERİ OLAN KURUMLARIMIZ

    EKONOMİK DEĞERİ OLAN KURUMLARIMIZ

    Bir şehrin sosyal ve kültürel yönden gelişmesine paralel olarak ekonomik yönden de kalkınmasına öncülük eden ve lokomotif görevi üstlenen kurum ya da kuruluşlar vardır…

    Yozgat aslında bu konuda oldukça şanslı olsa da, her ne sebepten dolayıdır bahsettiğim kurumlardan yeteri kadar faydalanamamaktadır.

    Tabi bunun sebepleri tek taraflı olarak düşünmüyorum… Yozgat’ta gerek hizmet sektörlerinde gerek ürünlerin fiyatları bakımından gerekse davranış yönünden bir takım sebepler öne çıkabilir…

    Ancak bu tür sorunların zaman içinde karşılıklı diyalog ve iletişim neticesinde olumlu yönde sonuç alınacağına inanıyorum. Burada önemli olan tarafların karşılıklı olarak birbirlerini anlamaları ve dinlemeleri önemlidir.

    Bu konuda Yozgat’ın ekonomisine katkısı oldukça fazla (!) olduğunu düşündüğüm Polis Meslek Eğitim Merkezi yeni dönem eğitim öğretimi başladı. Bu haberden devam edelim istiyorum…

    Yozgat Polis Meslek Eğitim Merkezi’nde polislik eğitimi alacak bin 40 öğrenci için intibak eğitimi başladı.

    Yozgat POMEM 21. Dönem eğitim öğretim yılında 4.5 aylık eğitim sonrası göreve başlayacak olan bin 40 öğrencinin 550’si bayandan oluşuyor.
    4 Mart itibariyle eğitimlere başladıklarını söyleyen Yozgat POMEM Müdürü Şaban Kütükoğlu, 21. Dönem eğitim öğretim yılını 15 Temmuz’da tamamlayacaklarını belirterek “4 Mart’ta öğrencilerimiz okulumuza geldiler. Yozgat Polis Eğitim Merkezi’ne bu yıl bin 40 öğrenci planlandı. Bunların 550’si bayan öğrenciden oluşuyor. Allah nasip ederse Temmuzun 15’inde 21. dönem eğitim öğretim yılını sonlandıracağız. Süre çok kısa ve hızlı bir şekilde eğitimlere başladık. İnşallah kazasız belasız bu dönemi atlatacağız” dedi.
    4.5 ay gibi kısa sürede POMEM öğrencilerine polislik mesleğini en ince ayrıntılarına kadar öğreteceklerini anlatan Kütükoğlu, “Öğrencilerimize 6-7 ayda görecekleri dersleri 4.5 ay gibi kısa bir zaman diliminde teorik ve pratikte hepsini vereceğiz. Her öğrencimiz burada bu zaman diliminde 800 mermi kullanacak. Dolayısıyla süre anlamında bir sıkıntımız yok. Eskiden olduğu gibi müfredat neyse tamamını alacaklar” şeklinde konuştu.
    21. Dönem POMEM’de ilk defa ön lisans mezunu öğrenci aldıklarını da belirten Kütükoğlu, Türkiye genelinde kontenjanın yüzde 20’sini ön lisans mezunu öğrencilerin oluşturduğunu de sözlerine ekledi.

    Bir diğer önemli kurum Bozok Üniversitesidir. Yozgat bu konuda kabuğunu kırdı… Her yıl belli oranda öğrenci artışı ile yeni birimlerin açılmasıyla ekonomik yön başta olmak üzere sosyal ve kültürel bakımından ciddi katkısı bulunmaktadır.

    Bundan sonra İlçelerimizde açılan ve açılacak olan Fakülte ve Yüksek Okullarla Bozok Üniversitesinin Yozgat’ı bütün yönleriyle kuşatacağını düşünüyorum…

     

  • GÜVEN VE BİRLİKTELİĞİ SAĞLAYAN BAŞKAN!

    GÜVEN VE BİRLİKTELİĞİ SAĞLAYAN BAŞKAN!

    Kimmiş bu Başkan? Diyenlere özetle anlatayım… Tabii ki Ömer Açıkel.

    Genç, dinamik, mütevazı, sevgi ve saygıyı her zaman ön planda tuttuğu gibi yaptığı hizmetlerle de bütün dikkatleri üzerine çeken Sarıkaya İlçe Belediye Başkanı Ömer Açıkel adam gibi duruşuyla örnek oldu.

    En İyi Başkan Ödül’üne layık görüldü… Hayatımızda O kadar çok kötü örnek var ki; bunları ortadan kaldırmak için Ömer Başkanın aldığı ödül teşvik edici olsun istiyorum…

    Yoksa Bir Belediye Başkanı sonuçta hepimiz gibi insandır. İnsani görevlerini yerine getirdiği için ödüllendirilmesi bence de tuhaf ama dediğim gibi bir tarafta kendi insanına sahip çıkmayan, esnafa olmadık sıkıntı verenler varken, bir tarafta da böyle güzelliklerin ödüllendirilmesi kadar doğry bir şey olamaz.

    Bu yarışmada birçok İlçe Belediye Başkanını geride bırakan Sayın Açıkel, çok sayıda İl Belediye Başkanlarını da geride bırakmasını bildi…

    Dolayısıyla Belediye Başkanları Birliği’nce sosyal medya üzerinden yapılan halk oylaması sonucunda seçilen “Türkiye’nin en beğenilen belediye başkanları” ödül töreninde Sarıkaya Belediye Başkanı Ömer Açıkel, Türkiye’nin en başarılı, en beğenilen ilçe belediye başkanı seçildi.

    Belediye Başkanları Birliği tarafından düzenlenen ‘1. Geleneksel Belediye Başkanları Ödülleri’ töreni ile Türkiye’nin en iyi belediye başkanları ödüllerini aldı. Ankara’daki MEB Şura Salonu’nda yapılan ve çok sayıda davetlinin katıldığı törende 61 belediye başkanı ödüle layık görüldü. Salonu dolduran yüzlerce vatandaş Başkan Ömer Açıkel lehine tezahüratlarda bulundu.

    Çanakkale, Ölümsüzler Platosunun açılışı ve Kur’an tilaveti ile başlayan programda Sarıkaya Belediye Başkanı Ömer Açıkel, ödülünü MHP Genel Başkan Yardımcısı Sadir Durmaz’dan aldı. Sarıkaya Belediye Başkanı Ömer Açıkel, Türkiye Belediyeler Birliği’nin düzenlediği en başarılı belediye başkanları ödül töreninde Türkiye’nin en başarılı, en beğenilen ilçe belediye başkanı seçildi.

    Törende açıklamalarda bulunan Açıkel “Türkiye’nin en beğenilen İlçe Belediye Başkanı ödülünü, gerçek sahipleri olan Sarıkaya halkına armağan ediyorum. İyi ki varsınız, iyi ki benimlesiniz. Bu ödülde bütün Yozgat halkının emeği var. Halkımızla aramızda mesafe yok. Şeffaf belediyeciliği önemsiyoruz. Benim onlara vermiş olduğum sevgi burada da karşıma çıktı. Yapmış olduğumuz bütün yatırımları halk odaklı olarak düşünüyoruz. İlçemiz daha geçen ay büyük mücadele sonucu doğalgazına kavuştu” ifadelerini kullandı.

    Açıkel, “Geçen günlerde uzun mücadelemiz sonuç verdi. Kalkınma Bakanlığı ve Oran Kalkınma Ajansı, Sarıkaya’mızı “Bölgesel Kalkınma Noktası” olarak belirledi. Turizmin geliştirilmesinden altyapı hizmetlerine kadar birçok alanda Sarıkaya projeler demeti ile desteklenerek, Orta Anadolu’da kalkınma modeli olacak. Bu uzun mücadelede destek veren Valiliğimize, ilçe Kaymakamımıza, Ajans yetkililerine, Bakanlık uzmanlarına ve Sayın vekillerimize bir kez daha teşekkür ederim. Bu vesile ile kısa orta ve uzun vadede hayata geçirilmesi planlanan projelerimiz için finans desteğimiz sağlanmış olacak. Belki de Sarıkaya’nın Merkezi Hükümet ve fonlardan bugüne kadar aldığı desteği tek bir senede alacağız. Devletimiz Sarıkaya’mıza sahip çıkıyor. Tüm Sarıkaya’ya ve hatta Yozgat’a hayırlı olsun” dedi.

     

  • HER ZAMAN SÖYLEMEDİK Mİ?

    HER ZAMAN SÖYLEMEDİK Mİ?

    Her fırsatta “Üniversite Yozgat için olmazsa olmaz” dedik… Bozok Üniversitesini Toplum olarak Yozgat’ın umudu, ümidi, geleceği olarak gördük, bundan sonra da görmeye devam edeceğiz…

    Çünkü Yozgat’ın elinde başka şansı yok. Ayrıca Üniversite bulunduğu yörenin sosyo-ekonomik olarak gelişmesini, kalkınmasını sağlayan en önemli değerdir.

    Bu konuda geçtiğimiz günlerde Yozgat’ta bulunan eğitim kurumlarında eğitim niteliği ile ilgili çalışmalar yapmak, yönetici, öğretmen ve öğrencilerin başarı seviyelerini yükseltecek eğitim hizmetlerinin niteliğini arttırmak amacıyla Bozok Üniversitesi ve Milli Eğitim Müdürlüğü arasında protokol düzenlendi.

    Bu Yozgat adına son günlerde atılan en önemli ve olumlu bir adım olduğunu baştan söylemiş olayım…

    Dolayısıyla Yozgat Valiliği Toplantı Salonu’nda düzenlenen protokolde konuşan Vali Kemal Yurtnaç, üniversitelerin bir şehir için şans olduğunu belirterek, “Hem ticaretin gelişmesi, hem sanayinin gelişmesi hem de eğitimdeki kalitenin artırılması ile alakalı bir şanstır. Bu çerçevede biz Bozok Üniversitesi ve Milli Eğitim Müdürlüğü arasında eğitimin daha kaliteli hale gelmesi, bir tecrübe paylaşımı olması açısından protokol hazırladık. Bu protokol çerçevesinde üniversitemizin öğretim üyeleri, öğretim görevlileri, alanda görev yapan milli eğitimdeki öğretmen arkadaşlarımızla beraber Yozgat’ta ki eğitim seviyesinin daha da artırılmasına yönelik çalışmalar yapacaklar. Her iki tarafta görev ve sorumluluklarını bilsinler ve bu çalışmaları devam ettirelim” dedi. “Üniversite bulunduğu şehre katkıda bulunur” Bozok Üniversitesi Rektörü Prof Dr. Salih Karacabey ise, “Üniversite bulunduğu şehre birçok açıdan katkıda bulunan kurumların başında gelir. Üniversite olarak şehrin birçok alanında, tarım, sanayi, hayvancılık gibi alanlarda şehre katkıda bulunabilecek birçok birimimiz var. Bununla beraber şehirle en fazla irtibatı bulunan kurumumuz eğitim. İlahiyat, eğitim ve mühendislik fakültelerimizle özellikle eğitimin birçok alanına katkıda bulunabilecek bir durumdayız. Öğretmenlerimizin hizmet içi eğitiminde özellikle katkıda bulunabileceğimizi düşünüyoruz. Ayrıca milli eğitimin okulları bizim okullarımıza öğrenci yetiştiren birer laboratuardır. Dolayısı ile biz öğretmenlerimize bu manada katkıda bulunurken öğrencilerimizin alan uygulamasında da milli eğitimin okullarından istifade etme imkanımız olacaktır.
    Bu noktada bizim milli eğitim müdürlüğümüzle birçok alanda işbirliğimiz olacaktır. Bunu bir protokole bağlamak suretiyle il ve ilçelerdeki birçok okulla işbirliği yapma imkanımız olacak. Hem üniversitemiz hem de milli eğitim camiası için hayırlı olmasını diliyorum” diye konuştu. “Eğitim bir bölgenin en önemli alanlarından biridir” İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Yazıcı da, “Eğitimin niteliğinin arttırılması yönündeki her türlü arayış ve uğraş, her düzeyde toplumsal ve ulusal bir sorumluluk olarak dile getirilebilir.
    Bu amaçla, eğitim alanında hizmet veren tüm kurumlar ile yükseköğretim kurumlarının işbirliği yapması, her iki düzeyde ortaya çıkan eğitim sorunlarının paylaşılması, bu iki eğitim kademesi arasında, karşılıklı işbirliği anlayışının gelişmesine imkân sağlayacağından; okullarımızdaki eğitimin niteliğini arttırıcı önemli bir stratejik girişim olarak düşünülebilir. Bu perspektifle, Yozgat ilinde eğitimin niteliğini daha da ileri bir noktaya taşımak, eğitim hizmet kalitesini geliştirmek ve yaygınlaştırmak amacıyla, Yozgat İl Milli Eğitim Müdürlüğü ve Bozok Üniversitesi Rektörlüğü işbirliği ile ilgili çalışmaların planlı ve koordineli bir şekilde yürütülmesi amaçlanmıştır” dedi.